31 Ocak 2008 Perşembe

İKİ FİZME BİRLEŞTİRİLSİN Mİ ANKETİNDE SONUÇ : EVET %76

İKİ FİZME BİRLEŞTİRİLSİN Mİ? Anketimiz dün itibari ile sonuçlandı. 30 günlük süre ile yapılan anketimizde site ziyaretcilerimize “İKİ FİZME BİRLEŞTİRİLSİN Mİ? Sorusu yöneltildi. Sorudan EVET ya da HAYIR cevabı istendi. Bir seçeneğe cevap veren kişi başka seçenek için oy kullanamadı. Ayrıca bir oy kullanan kişiye ikinci bir oy kullanma hakkı verilmedi.
Buna göre İKİ FİZME BİRLEŞTİRİLSİN Mİ? Sorusu için toplam 30 günlük süre içersinde 114 oy kullanıldı. Bu oylardan 83 oy %76 yüzdelik dilimi ile EVET’ için kullanılırken, 31 oy yani %28 ise İki Fizme Birleştirilmesin yönünde oy kullandı.
İKİ FİZME BİRLEŞTİRİLSİN Mİ?
SÜRE : 30 GÜN
TOPLAM OY : 114
EVET : 83 %76
HAYIR : 31 %28
*Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

30 Ocak 2008 Çarşamba

Promosyon İhalesi’ni, Kumru’da Şubesi Bulunmayan Ak Bank Kazandı

Başbakanlığın banka promosyonu genelgesi doğrultusunda Kumru Milli Eğitim Müdürlüğü , Kumru Müftülüğü ve ilçe Emniyet Amirliği tarafında oluşturulan bir komisyon aracılığı ile Fatsa’da şubesi bulunan dokuz bankaya Banka Promosyonu için teklif götürüldü. İhaleye ise Halk Bankası ,İş Bankası ,Garanti Bankası,Fatsa AK Bank Şubesi, ve Kumru Ziraat Bankası yetkilileri katıldı.
Kumru Milli Eğitim Müdürü Abdulkadir Hocaoğlu, Kumru Müftüsü Abdullah Pamuklu, Kumu Eğitim Bir Sendikasının Başkanı Harun Demir ve Kumru Müftülüğü Din Görevlisi Ramazan Yavru’nun yoğun çabaları sonucu 29 Ocak 2008 Salı günü Kumru Öğretmenevi toplantı salonunda beş banka teklif verdi. Oluşturulan komisyon teklifleri titizlikle inceleyerek en uygun teklifi veren Ak Bank’ın Fatsa Şubesi dört yıllığına teklifi kazandı.

15.02.2008 tarihinden 15.03.2012 tarihine kadar Kumru Milli Eğitim Müdürlüğü, Kumru Müftülüğü ve İlçe Emniyet Amirliği mensupları Ak Bank’tan maaşları alacaklar. Buna karşılık Akbank Kumru’da bulunan Milli Eğitim Mensuplarına 210.000YTL, Kumru Müftülüğü Mensuplarına 75,000YTL ve Kumru Emniyet Mensuplarına 25,000YTL verecek.
Kumru Öğretmenevinde yapılan İhaleye, Kumru Milli Eğitim Müdürü Abdulkadir Hocaoğlu, Kumru Müftüsü Abdullah Pamuklu, Kumru Din Görevlileri Adına Ramazan Yavru ve Kumru Eğitim Bir Şube Başkanı Harun Demir katıldı.

İhaleyi kazanan Fatsa Akbank Şubesi, Kumru’ya bir tane bankamatik kurmayı taahhüt etti. Yapılan sözleşmede oluşturulan diğer şartlar şöyle. Bu sözleşme ilgili kurumlarla dört yıllığına yapılmıştır. Ak Bank’la yapılan bu sözleşme doğrultusunda aşağıdaki şartları da beraberinde yerine getirecektir. Kumru’ya uygun bir ATM kurulacaktır. Üyelerin almış olduğu bankamatik kredi kartından aidat ya da diğer kesintiler kesilmeyecektir. Promosyon dahilindeki memurlar, maaşlarının %60’ı oranında avans kredi çekebilecek ve faiz oranı da banka çalışanlarıyla aynı olacak. Yani %5 oranından düşük olacaktır. Sözleşme dört yıllığına olacak. Yapılacak havalelerden komisyon ücreti alınmayacak. Bu sözleşmenin şartlarından yararlanan her personel alış- veriş yapsın ya da yapmasın kredi kartı olmak zorunda olacak.
Kumru’da şubesi bulunmayan Ak Bank’ın bu ihaleyi kazanması dikkat çekerken, Kumru’da Ziraat Bankası şubesinin dışında başka bir banka şubesi şimdilik bulunmuyor. Önceki yıllarda Kumru Halk Bankası Şubesi mevcutken şube kapatılmıştı. Önümüzdeki günlerde başka banka şubelerinin de açılacağı konuşuluyor. *Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

29 Ocak 2008 Salı

KUMRU İLÇESİ KAR ALTINDA---İŞTE FOTOĞRAFLAR

Bu sabah kalktık sokaklarda 50cm kar var. Ben de gurbetteki arkadaşlara bu görüntüleri çektim. 29 Ocak 2008 salı saat 11. 45 umarım beğenirsiniz arkadaşlar.
Elektrikler kesik,internet daha yeni geldi ve ben hemen resimleri size ulaştırıyorum.*Murat Yürekli/Kumru

Bekir AKKAYA'nın Notu: Bugün 29 Ocak 2008 Salı
Kumruya bu yıl ilk kez bu kadar kar yağdı. Sık sık elektrikler gitse de TEDAŞ görevlileri 24 saat görev başındalar. On gün öncesinden aldığım bir bilgiyi sizlerle paylaşmış olayım...Kumru'ya gelen elektrik hatları gerçekten zor yerlerden geliyor. Ama buna rağmen KUMRU TEDAŞ bir kaç hafta önce 10 personel daha geldi. Ve 24 saat gelen personel görevde...Yani daha önce bir kişinin yaptığı işi şimdi 10 kişi yapıyor...Bundan böyle Kumru'da pek elektrik ksintisi olmaz. Ümit edşiyorum olmayacak. Şimdi neden kesiliyor ya diyenlere : Böyle bir kar yağmasında çok sayıda direkler kar nedeniyle yıkılıyor. Bu nedenle elektirk kesilebiliyor. Ben bugün biliyorum, Tedaştaki görevliler Korgan'a yakın mıntıkada devrilen direğin yerine başka bir hat çektiler....
İŞTE KUMRUDA YAĞAN KARIN FOTOĞRAFLARI: MURAT YÜREKLİNİN OBJEKTİFİNDEN


























*BEKİR AKKAYA/MURAT YÜREKLİ/KUMRU HABER/KUMRU

28 Ocak 2008 Pazartesi

SÖZÜM VAR (ŞİİR) -İSMET KAYMAK

Bu alemde barış adına
Sevgilerde yarış adına
Ortamda müstakil duruş adına
Benliğinden kopup ayrılanlara sözüm var

Yaratan set tar uğruna
Haysiyet vakar uğruna
Üç kuruşluk çıkar uğruna
El ve etek öpenlere sözüm var

Karanlıktan korkanlara
Teröre destek verenlere
İnsanlık dışı davrananlara
Sonra insanız diye yaşayanlara sözüm var

Emanete hıyanetlik yapanlara
Sözünde durmayanlara
Kula kulluk yapanlara
Çok konuşup az yapanlara sözüm var

Sevgi ve barıştan yana olmayanlara
Temel hak ve hukuka karşı gelenlere
Azıtıp da yolundan sapanlara
Sonsuza kadar sözüm var

Adıma İsmet derler
Sizleri asla yemem irfanımı körler
Bu dünyada yaşayan yalancılara
Lüzumsuz şeylerle uğraşanlara sözüm var
28.01.2008 İsmet KAYMAK

27 Ocak 2008 Pazar

KUMRU BELEDİYESİ İŞÇİLERLE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALADI

Kumru Belediyesinde çalışan işçiler adına Belediye başkanlığı ve Hizmet iş sendikası arasında iki yıl süreli toplu iş sözleşmesi yapıldı.
Kumru Belediyesinde çalışan 38 işçi bu sözleşmeyle yıllık % 22 oranında maşlarına zam almış oldu.İki yıl boyunca çocuk yardımı,elbise yardımı ve ikramiye olarak işçilerin maaşına yansıyacak olan bu anlaşma ile işçilerin maaşı günün şartlarına göre iyileştirilmiş oldu.
Belediye Başkanı Ticabi Civelek seçildiği günden beri işçi ve memurların maaş dahil tüm sosyal haklarında elinden gelen gayreti göstermiş, bu son anlaşmayla da işçilere hak ettikleri ücreti vermiştir. İlçemiz Belediye Başkanlığı makamında yapılan imza töreninde Milletvekili Eyüp Fatsa,Belediye Başkanı Ticabi Civelek,Belediye Meclis Üyeleri,İl genel meclis Üyesi Hacı Emin Payat ve Hizmet İş Sendikası Trabzon Şube Başkanı İhsan Bülbül ,Sendika teşkilatlanma uzmanları Mehmet Gıran ve Hasan Salim ve İşyeri işçi temsilcisi Adem Derle ve İşçiler hazır bulundular.
Bu törenin bir diğer özelliği de 2007 yılında hazırlanıp ve yasalaşan kanun gereğince ülke genelinde geçici işçilere kadro verilmesinden dolayı bu 38 işçi de belgeleri tamamlandığından böylece kadroya geçmiş oldular.
İşçilerin Kadroya geçmesi ve Yapılan toplu iş görüşmesi hakkında bir konuşma yapan Milletvekili Eyüp Fatsa;Hükümetimizin bir uygulaması olan kadro olayının gerçekleşmesi ve toplu iş sözleşmesinin işçi arkadaşlarımıza hayırlı uğurlu olmasını dilerim dedi.

Belediye Başkanı Ticabi Civelek'te yaptığı konuşmada kadroya geçen işçilerimizin tüm haklarını eskiden olduğu gibi fazlasıyla ve elimizden geldiğince vereceğiz. Biz bugüne kadar tüm sosyal hakları maaşlarda dahil iyileştirmeye çalıştık. Çalışanlarımıza hayırlı uğurlu olsun diyorum' dedi.-Murat YÜREKLİ*Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

26 Ocak 2008 Cumartesi

Yarıyıl Tatili İçin Öğrencilere 5 Öneri

Yarıyıl tatilinde tempolu bir ders çalışma süreci olmamalı. Ama bu, tatilin bomboş, plansız, TV ve bilgisayar başında geçeceği anlamına da gelmiyor.

Basit bir planlama ve stressiz bir öğrenme süreci öğrenciyi yeni döneme ve hayata hazırlayabilir.


Yarıyıl tatili öğrenciler için dinlenme, yeni eğitim dönemine hazırlanma için çok önemli bir fırsat niteliğinde. 2 haftalık süre "boş zaman" gibi algılansa da kaliteli bir hayat için "boş zaman" olarak adlandırılan dönemlerin iyi değerlendirilmesi gerekiyor.


"Boş zaman" kişiliği geliştirme ve beceri edinme açısından hayati bir fırsattır. Bu zamanların iyi değerlendirilmesi, çocuklarımızın mutluluğu ve hayata bakışlarının güzelleşmesi olarak sonuç verir.


Ailenin yaşadığı yere ve imkânlarına göre, sportif, sanatsal, beceri eğitimleri gibi faaliyetlerle bu zaman dilimi değerlendirilebilir. Bu ara dönemi hem çocuk hem de anne baba olarak ele alıp, programlı ve planlı hale getirmekte fayda var. Plan ve programın yapımında genellikle, gönüllülük esas olmakla birlikte, ileriye dönük özellikleri elde edebilmek için bazen otoriter davranışlar da sergilenebilir.


Bu planlı dönemi bazı aşamalar şeklinde ele alabiliriz:


1. adım: Tatil planınız hazır mı?


Çocuğumuzun hangi davranışı kazanmasını, hangi konuda yoğunlaşmasını arzu ediyorsak, bunu birlikte belirlemeliyiz. Bunlar arasında güzel konuşma-yazma, girişkenlik, basketbol, masa tenisi, futbol, kitap okuma, ev işlerinden anlama, sayısal-sözel derslerde daha başarılı olma, resim yapma, müzikle ilgilenme, yabancı dilini geliştirme, kardeşleriyle anlaşma, kırıcı davranmama gibi birçok davranış sıralayabiliriz.


2. adım: Listeniz var mı?


Günlük mutat olarak yapılan, kahvaltı, öğle ve akşam yemek saatleri belirlenmeli. Ev içinde yapabileceği kitap okuma, test çözme, ev işlerine yardım gibi veya dışarıda gerçekleştireceği basketbol oynama, müzeye gitme, arkadaşlarıyla birlikte olma gibi etkinlikler bu saatler arasına yerleştirilmelidir.


3. adım: Ayrıntıları ihmal etme


Günlük yapılacak işin detayları ve niteliğinin belirlenmesinde gerekirse öğretmenlerinden veya uzman kişilerden yardım alınabilir. Okuyacağı kitabın, çalışacağı ders konularının ve çözeceği soru kaynaklarının belirlenmesi, bunların ne kadar zaman içinde bitirileceği kararlaştırılmalıdır.


Hangi film, tiyatro, spor müsabakası veya alışveriş ve eğlence merkezine ne zaman ve kimlerle gidileceği konuşulmalıdır. Bunlar bir ödül olarak sunulacaksa, hangi davranışların nereye kadar yapılması gerektiği açıklanmalıdır.


İngilizcesini mi geliştirmesini istiyorsunuz, kimden veya hangi kaynaktan yararlanacak? Günlük kaç kelime ezberlemeli? Mini çeviriler mi yapacak? İngilizce bilen biriyle mi pratik yapacak? Öğrenimini kolaylaştıracak cazip materyaller var mı?


Bilgisayar veya internette ne yapmak istiyor, siz ne yapmasını istiyorsunuz. Çocuğunuzdan sizin de bildiğiniz bir konuda internette araştırma yapmasını isteyebilir veya beceri oyunlarının olduğu sitelere yönlendirebilirsiniz.


Sabahtan akşama kadar bilgisayar veya televizyonun başında zaman geçirmek tehlikeli bir bağımlılıktır. Bunun için Tv'de ne seyredeceğini önceden planlayabilirsiniz.


Arkadaşlarıyla nasıl ve nerede beraber olacaklar? Siz arkadaşlarını ve ailelerini tanıyor musunuz?


Çocuğumuza güvenelim. Fakat güven kontrole mani değildir. Arkadaşları ile ne yapacaklarını bilmek en doğal hakkınız.


Siz hangi vakitlerde onlarla birlikte olup, hayatınızı veya beklentilerinizi paylaşacaksınız? Bu dönemde çocukla geçireceğiniz her an çok değerlidir. Nitelikli beraberlik sağlanmalıdır. Siz çalışıyor olabilirsiniz; ama onlar tatilde.


4. adım: Program işliyor mu?


Yapılan plan ve programın işleyip işlemediği, bir değişiklik yapmak gerekir mi, sorun var mı, işliyorsa takdir edilmesi, işlemiyorsa sürece müdahale edilmesi gerekebilir. Kısaca programın kâğıt üzerinde kalmaması sağlanmalı. Bütün aile fertleri üzerlerine düşeni yapmalı. Kontrol soru sorarak veya bizzat görerek ve dinleyerek olabilir. Bu aşamada çocuğumuzla iletişimimiz, yargılamaya, suçlamaya dönüşmemeli.


5. adım: Değerlendirme


Programlar günlük olarak veya faaliyetlerin değişik aşamalarında, özellikle bitiş zamanında değerlendirilmelidir. Sevinç, üzüntü, başarı veya başarısızlık ele alınmalıdır.


--------------------------------------------------------------------------------


Çocuğumda dikkat eksikliği var, ne yapayım? Çocuğumuzun dikkat eksikliği problemi varsa, hem odaklanma hem de hafızayı geliştirmek için şu faaliyetler bu dönemde daha sık yaptırılabilir: Sınıf seviyelerine göre, bulmaca, sudoku, satranç, kelime avı, varlık bulma, beceri oyunları, okuduğunu ve gördüğünü anlatma gibi faaliyetler programa yerleştirilebilir. Aziz


Yıldırım - Psikolojik Danışman

Bundan Kelli, İsimsiz Varlıklar Cehenneme Gönderilecektir(!)

Bir şeye inanılmıyor olması, o şeyin yok olmasına neden olmaz.
Her zaman ifade ettiğim gibi İlke ve duruş noktasında bir tutarlığı bulunmayanlar, rüzgarın önünde bir yaprak gibi rüzgarın yönüne göre ilke ve duruş sergilerler. Rüzgarın adını dahi bilmeden hayatlarının her alanını ilkesiz ve duruşsuz olarak bitirirler.
Biri çıkar bilerek kendince seviyeli dalga dubara muhabbetiyle “Bekir Hoca herkesi çennete sokacak” ifadesinin ardından “cennet” kelimesini bile “İslam Hususu” kelimesi ile sınırlayarak “bundan kelli” kelimeleri ile muhabbet ortamı hazırlarlar.
Kelime ve kavramları sokak diliyle ifade etmeye çalışarak “cennet”i, cennet abu mesafesine dünüştürerek “uzay araçları” ifadesini de kullanarak bizim bu yazıları neden yazdığımıza dair çeşitli sanaryoları akla getirirler.
Öte taraftan bir başkası da işi kendi kibrine ve heyheylerine ve dahi kişiliğine saldırı olarak görüp, gördüğü ve yediği fırçaları düşünerek kendini “cennet anahtarının sahibi” düşüncesiyle hoca-öğrenci kalıbı ile ilim ve bilim adamlığına soyumur. Kaş-göz hareketleri ile fısıltılı odaklar beslemesi ahlakıyla ilim ve irfan dağıtır. Suni ortamların beslemesi ile “fısıltılı ve karanlıklarda oluşturulan örtülü ilişkiler sonucu geldiği yerlerin ve aldığı hak edilmemiş ürünleri ile uzerine vazife olmayan konularda ahkam keser.
“Müfessir ayakları ile, adı ve sanı bilinmez uyduruk isimlerle basit bir muhabbetin bile içine etmeyi ihmal etmezler. Aynı pozosyonun adamları, güçlü gördüklerine ise kendilerinin tüm çıkıntılarını göstererek bir yer edinmeye çalışırlar. Bırak duruş ortaya koymayı“ geç yiğidim geç” mantığı ile yaşanması mümkün olmayan hayatı gerçek gibi algılatmaya çalışırlar.
Psikolojik bir hastalığın nedenidir isimsiz yazılar yazma gayreti. Ortaya çıksalar “ kabak gibi “ ayıplı uzantıları ortaya çıkacağını onlarda bilirler. Gizliklikte keramet aramaları “ kerametsizliklerindendir.”
İnternetin çıkması ile buldukları deliklerden yazı ve yorum yazarak kendilerini tatmin etmeye çalışırlar. Desteksiz ifadelerle bu toplumun önde tuttuklarının yanında yer bulma görüntüsü vermeye gayret gösterirler. Bir noktada özentidir. Çocuklar için bir geçiş dönemi, yetişkinler için ise tedavisi zor bir hastalık.
Psikolojik hastalıklarda en önemli husus hastanın hastalığını kabul etmesi durumudur. Eğer hasta bir problemin olduğunu kabul ederse tedavide mümkündür.
Eğer hasta bütün olumsuz durumlarını gerçek gibi algılayıp, hasta olmadığını düşünüyor ise doktor’un bu durumda yapabileceği pek bir şey yoktur.
Kalıbının adamı olmayanların en büyük özelliği, gerçeğe yakınlaştığınızda rahatsız olmalarıdır. Deli olmayana “deli” denilmesi pek anlam ifade etmez ama, az buçuk delilik emaresi bulunana, bırak “deli” kelimesini bu kelimeyi çağrıştıracak bir kelimeyi bile kullanmanız ortalığı birbirine katması için yeterli bir nedendir.
Tepki aslında gerçekle eş değerde bir kelimedir. Gerçeğe yaklaştıkça tepkiler artar. Hayal ise keyif verir ve gerçeği örter. Bu hal ise gerçekle karşı karşıya gelene kadar devam eder.
Bilinen bir durum ise şudur. Tepkinin en gerçek nedenini tepki gösteren bilir.
Dünyada gelişmişliğinde, bilgi ve birikiminde bir ölçüsü mevcuttur. Ruhsal dünya içinde bu ölçü pek değişmez. İlimde derinlik “alim” olunmasına, zulümde derinlik “ zalim” olunmasına vesile olur. Her gördüğünün şöhretine sulanma ve her uzun ağacın dibinde fotoğraf çektirme somut veya soyut düşüncede anlamsız ve boş olarak bir derinlik oluşturmaz.
Kişilik ölçümü için, kolay soru, kolay cevap. Gerisi fasa-fiso...
Paran var mı? –Yok. Malın Var mı?- Yok. Namın var mı? – Yok. Makamın var mı? – Yok. İlmin var mı? – Yok. Manevi Derinliğin var mı? –Yok. Bir ilken var mı? – Yok. Belirgin bir zekan var mı? – Yok. Herkesin dikkatıni çekecek ve seni ön plana çıkartacak bir meziyetin var mı? – Yok. Bir buluşun ya da bir icadın var mı? – Yok. Payandasız ve alevere –dalevere dışında hak ettiğin bir birikimin var mı? – Yok. Uzun vadeli ve hayata geçirmek istediğin bir planın ya da bir projen var mı? – Yok.
Bütün bu yokluklarda hala kendine bir yer edinme gayreti boşuna bir çabadır. Bu tür olanların en iyi davranış biçimi sabahleyin kendini sokağa atarak önüne çıkacak kısmetlerle idare etmesi olacaktır. Amaçsız sokak dolaşmaları bir risk olsa da, kısmette umulandan büyük bir dilim çıkması da bir ihtimal dahilindedir. Soyut ve somut kahramanlık ise risk almakta değil, yukardaki yokları “var”a dönüştürmekle mümkündür.
Buluşmak ümidiyle.
Bekir AKKAYA/KUMRU

Kumru’da "Kan Bağışı" Kampanyasına Yoğun İlgi

2007 yılı sonu Kızılay Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokol gereği yeni oluşturulan Kan Toplama Merkezlerinin tanıtımı ve insanlarımızı kan bağışına yönlendirmeye teşvik etmek amacıyla Kumru Kızılay Şubesi ile Kumru Müftülü birlikte Kumru Merkez Camii bitişiğinde bulunan Kumru Diyanet Vakfı’da Ordu Kızılay Kan Bankası ekiplerince 18-65 yaş arasındaki kadın ve erkek hayırsever Kumrululardan Gönüllü Kan Bağışı Kampanyası düzenlendi.
Kumru’da her yıl yapılan Kan Bağışı kampanyası 2007 yılı sonuna kadar Samsun Kan Merkezi aracılığı ile yapılıyordu. 2007 yılı sonunda ise Ordu’ya açılan Kan Bankası aracılığı ile bu kampanya düzenlendi. Ordu Kan Bankası Ekiplerinden Dr. Aslı Özcan başkanlığında Hemşireler Sibel Aydın ve Özlem Çoşkun Kumrulu gönüllü vatandaşlardan gün boyu kan aldı.
Kumru Müftüsü Abdullah Pamuklu kampanya ile ilgili şu açıklamayı yaptı. “ Kampanyamıza katılımın yüksek olması Kızılay görevlilerini, Ordu Kan Bankası görevlilerini ve bizleri son derece memnun etmiştir. Bu kampanya kızılayla birlikte her yıl yapılmakta idi. Bu yıl Ordu’da kan bankası açıldı. Bilindiği gibi biz bu kampanyayı her yıl “Kutlu Doğum Etkinlikleri” içersinde gerçekleştiriyorduk. Bugün ise Ordu’daki kan bankasını tanıtmak amacıyla yeni açılan Kan Bankası Merkezleri için bu kampanya gerçekleştirilmiştir. Asıl amaç vatandaşların “donür” olmalarını sağlamaktır. Yani kan vermeyi bir alışkanlık haline getirerek bu bilinçliliği yangınlaştırmaktır. Çeşitli sebeplerle bu kampanyamıza katılamayan vatandaşlarımıza şunu ifade edebilirim. Bu yıl yine Kutlu Doğum Etkinlikleri çerçevesinde Nisan Aynın 18’inde tekrar Kan Bağışı kampanyası düzenlenecektir. Şimdi olduğu gibi 18 Nisan’da da bu kampanyamıza vatandaşlarımızın katılımını bekliyor ve şimdiden teşekkür ediyorum” Dedi.
Kumru Kızılay Şube Başkanı Vekili Erol Başar ise şu bilgiyi verdi. “ Müftü Beyin ifade ettiği gibi bu kampanya Kızılay Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığının yapmış olduğu protokol doğrultusunda yeni açılan Kan Bankası Merkezlerinin tanıtımı amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Gönüllü vatandaşlarımızdan alınan kanlar Ordu Kan Bankasında değerlendirilip ( kan grubu ve kanda hastalık olup olmadığı) ilgililere tebliği edilmek üzere Kumru Şubemize gönderilecektir. Kan tahlillerinden olumsuzluk tespit edildiği takdirde gizli bir kurye ile ilgili vatandaşa bildirilecek ve Kızılayımız tarafından ücretsiz tedavi ettirilecektir. Kanın normal çıkması durumunda ise alınan kanlar fakir ve muhtaç hastaların ihtiyaçlarında değerlendirilecektir. “ dedi.
Kumru Şube Başkan Vekili Erol Başar açıklamasını şöyle sürdürdü. “Henüz kan verme devam ediyor. Şu anda vatandaşlarımız 96 ünite kan verdi. Son derece memnunuz.” İfadesini kullandı
Kumru Müftülüğü, Kumru Kızılay Şubesi ve Kumru Din Görevlileri Derneği daha önceki yıllara ait vatandaşların isimlerini ve kan grup listesini elinde bulundurarak darda kalmış hastalara kan bulma noktasında çok büyük yardımda bulunuyor.
İşte Ordu Kan Bankası Telefon Numarası : 0 452 225 17 35
Kumru Kızlay Şube Başkan Vekili Telefon Numarası : 0 452 641 20 30
Kumru Müftülü Telefon Numarası : 0 452 641 20 24
*Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

'Yiğidim İlhan’ım Neden Susuyor?'

"Her gün, neredeyse bir çete silahlarıyla, bombalarıyla, krokileriyle ve ölüm listeleriyle ele geçiriliyor, ama İlhan abide (ve tabii İlhan abinin patronajındaki gazetede) çıt yok."
Ahmet Kekeç/Star


Yiğidim İlhan'ım neden susuyor?


Başlıktaki 'Yiğidim İlhan'ım, 40 yıldır değişmeden, değişmemeyi marifet belleyerek yazan ve bazı ulusalcı gönüllerde taht kuran İlhan Selçuk ağabeyimiz... Hayır, 'Yiğidim İlhan'ım'da bir istihfaf yok.


Bu vesileyle hem rahmetli Uğur Mumcu'yu, hem de kıymetli sanatkar ve bestekar Zülfü Livaneli'yi anmış oluyorum. Hem de İlhan abi'yi yüceltiyorum işte. Bir düzeltme daha yapmama izin veriniz: Bugün milliyetçi çevrelere göz kırpması İlhan abinin değiştiğini göstermez. Değişmemiştir. Dönek de değildir. Dönek olabilmesi için geçmişte 'solcu' olması gerekmektedir ki, İlhan abi hiçbir zaman solcu olmamıştır. 'Solcuymuş gibi' yapmıştır ve biz de bunu yemişizdir...


Hadi bir düzeltme daha yapayım: Bu yazıyı okuyan kimi eşhas, 'Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Türkiye'de iktidar yapılan AK Parti üzerinden, 'Atatürk Türkiyesi'nin simgesi sayılan her kuruma belli bir plan dahilinde saldırılar düzenlendiğini', İlhan abiye yönelik eleştirilerin de bu sistematik saldırının bir parçası olduğunu öne sürecek.


Abartmıyorum... Böyle manyaklar var.


Vaktiyle Cem Uzan adına Ankara'da gizli-kapaklı işler çeviren ve kendince Baykal-Uzan uzlaşması sağlamaya çalışan gazeteci arkadaşımız, Hasan Cemal'in 'Cumhuriyeti Çok Sevmiştik' kitabından yola çıkarak buna benzer şeyler yazmıştı.


İlhan abi 'Atatürk Türkiyesi'nin simgesi midir? İlhan abiyi eleştirmek, Türkiye Cumhuriyeti'ni eleştirmek midir? Memlekette başka simge mi kalmadı? Ne yani, sırf birileri böyle değerlendiriyor diye, biz bu ismi konuşamayacak, tartışamayacak, yazdıklarını ele alamayacak mıyız? Hem eleştireceğiz, hem tartışacağız, hem de sorgulayacağız.


Merakımı mucip oldu: Bizi her konuda aydınlatan, mesela Kur'an'da faizin haram olduğunu saptayan, 'çok partili parlamenter sistemin Osmanlı gericiliği olduğunu' söyleyen, subayın siyasete müdahalesini meşru kabul eden ve 'Subay siyasete girmeli midir? Evet girmelidir!' diyen, 'buharlının icadı'yla bize eşsiz sosyolojik pencereler açan İlhan abi, neden 'çeteler' konusuna hiç girmiyor? Her gün, neredeyse bir çete silahlarıyla, bombalarıyla, krokileriyle ve ölüm listeleriyle ele geçiriliyor, ama İlhan abide (ve tabii İlhan abinin patronajındaki gazetede) çıt yok. Hatta, denilebilir ki, her konuyu 'derinlemesine' gören ve 'detaylarıyla' anlatan İlhan abi, bu olayı görmüyor bile... Baksa görecek. Bakmıyor...


Hiç böyle bir şey olmamış, ortada herhangi bir illegal yapılanma, herhangi bir çete faaliyeti, siyasi destablizasyonu amaçlayan herhangi bir sözümona 'ulusalcı gayret' yokmuş gibi...


Gazetesine atılan bombaların menşeini de merak etmiyor. O bombalarla 'Danıştay suikasti' ve 'Ergenekon' sözcükleri arasında bir irtibat kurmuyor.

Hani 'Tehlikenin farkında mısınız?' diye aylarca ortalığı yıkıp durmuşlardı. Ne oldu? Tehlike 'bomba' ve 'suikast' olarak gelip kapıya dayandı, hálá ses yok.


Bu suskunluğu görünce insanın aklına tuhaf şeyler geliyor... İlhan abi, bundan bir süre önce, 'Ziverbey'deki işkencecilerini affettiğini' ilan etmişti. Bombacılarını da mı affetti yoksa?

KAYANAK : STAR

Anıtkabir Ziyaretinin Anlamı Nedir?

"Anıtkabir ziyareti, şeytan taşlama, mason locası töreni, hu çekmek, satanistlerin kedi kesmesi..." Engin Ardıç'ın yazısı birilerini yine çok kızdıracak.
Engin Ardıç / Akşam
Bu kafayla işiniz zor
Karamanlis Anıtkabir'e gidince iki tür tepki gördü: Yunanistan'da “bizi mahveden o Kemal'in mezarına gidilir mi” diye kızanlar, Türkiye'de “gâvur mavur ama delikanlı adammış, helal olsun” diye sevinenler...
İnsanlar, “simgelere” aşırı önem verdikleri gibi, bu tür “gösterilere” de çok titizlikle yaklaşıyorlar. İnsanlar “ritüel” severler. Ritüel, ayrıntıları kalıplaştırılmış, değiştirilmesi çok zor, hatta imkânsız bir gösteriler bütünüdür.


Anıtkabir ziyareti de böyledir, şeytan taşlama da, mason locası töreni de, merasim kıtası denetimi de... Huu çekmek de, bölükiçtimaı da...


Katoliklerin pazar ayini de, satanistlerin kedi kesmeleri de...


Ritüelin ayrıntılı eylemleri, zamanla içeriklerinden boşalırlar, kendi başlarına varolmaya koyulurlar, biçim özün önüne geçer, onun yerini alır. Ve artık hiçkimse ritüeli sorgulayamaz.


Yenilik ve değişikliğin sözkonusu olmaması da, ritüeli uygulayanları rahatlatır, kalıba girmenin edilgin güvenini duyurur onlara. Bu yanıltıcı bir duygudur ama küçük insanların yanılmamaya ihtiyaçları yoktur ki! (Boğaziçi mezunundan garantili sosyal psikoloji ve sosyal antropoloji dersleri... Evlere gidilmez...)


Ritüelde en ufak bir aksaklık kıyamet koparır. Örneğin bir Afrika çocuğu Ankara'nın ayazında zağar gibi titrediğinden Anıtkabir'e kafasında “eşofman başlığıyla” gidince herkes sinir oldu. Çünkü Atatürk'ün huzuruna ancak takım elbise ve kravatla çıkılırdı!


Tıraş olmak ve ayakkabıları boyatmak da gerekliydi. Gömlek ütülü, pantalon çakı gibi olacaktı. Yakada altı oklu rozet bulunursa ona da kimsenin bir diyeceği olmazdı hani... Atatürk, huzuruna gelenlerin kılıklarına özen göstermediklerini yattığı yerden görünce üzülebilirdi...


Hele, kendi etki ve yetki alanına girmeyen ülkelerin temsilcilerinin onun ilkelerini uygulamadıklarını görünce çok kızabilirdi!


(Sevgili dostum Mustafa Mutlu her yıl 10 Kasım sabahı Atatürk'ün öldüğü yer olan Dolmabahçe Sarayı'na giderken ne giyiyor, merak ederim. “Lacileri” mi çekiyor yoksa “şık spor” mu takılıyor?)


Bildiğim kadarıyla bu tür bir “kabir ziyareti” hiçbir ülkenin “resmi protokolunda” yok. Böyle bir protokol yok, çünkü hiçbir devlet “kendisini bir tek kişinin kurduğunu” iddia etmiyor.


Biz, Ankara'ya her gelen yabancı devlet yöneticisini, dini ve siyasi rengi ne olursa olsun, Anıtkabir'e zorla götürmekten özel bir zevk alıyoruz. İranlı ya da Suudi yöneticiler kendi felsefelerine yüzde yüz aykırı, taban tabana zıt olan Atatürk'ün mezarına gitmek istemeyince de çok bozuluyoruz.


Lenin de Kızıl Meydan'da yıllarca öylece yattı durdu ama başta Amerika olmak üzere hiçbir kapitalist ülkenin dışişleri bakanını oraya zorla götürdüklerini ben hatırlamıyorum...


Hayır, kim olursan ol, Anıtkabir'e gideceksin, saygı duruşunda bulunacaksın ve deftere de saçmasapan birşeyler çiziktireceksin. Atatürk kalkıp onları okuyamayacağına göre, gazeteciler hemen not edip ertesi gün yayınlasınlar diye...


Bu laflar da dostluk, barış, kalkınma, ilerleme falan gibi konularda genelgeçer birtakım yavanlıklar olacak ama bunlara çok önem verilecek...


Yerli ziyaretçiler de elbette “rahat uyu, yolunda yürüyoruz” falan gibi çok değişik, çok yeni, çok çarpıcı, çok yaratıcı laflar yumurtlayacaklar.


Sonra kelle hesabı yapılacak ve “geçen yıl Anıtkabir'i şu kadar kişi gezdi, eh, miting de yaptık, şu kadar kişi geldi, demek ki ilk seçimde bizim parti iktidarda” diye sevinilecek...


Sonra da üzülünecek, ve Ergenekon dağlarını eritmenin yolları aranacak!

AKŞAM GAZETESİ

16 saniye kitap, 4 saat televizyon- Hiç Okumayanlar Haberde Yok!

Uzun süre televizyon izlenmesinin beyin gelişimini engellediğini belirten İletişim ve Eğitim Uzmanı Serkan Duru, Türk toplumunun kitap okumaya 16 saniye ayırırken, televizyon seyretmeye 4 saat ayırdığını söyledi.

İletişim ve Eğitim uzmanı Serkan Duru 'Okumayı Sevdirme, Okuma Alışkanlığını Geliştirme' isimli seminerde yaptığı konuşmada kitap okumanın ve okuyarak kazanılan bilginin paylaşımının oldukça önemli olduğunu belirterek okumanın içten gelen bir istek olduğunu belirtti.Okuyarak edindikleri bilgiyi paraya çevirebiliyorlar

Okumanın öneminin, Osmanlı dönemindeki hızlı gelişmeler ve hizmetlerle ciddi şekilde fark edildiğini anlatan Duru, bugün dünyanın süper gücü olarak kabul edilen ABD'nin de okumanın önemini fark ederek, edindiği bilgiyi paraya dönüştürebildiğine işaret etti. Türkiye'de okumaya ayrılan süre 16 saniyeAncak günümüz Türkiye'sinde okumanın öneminin henüz anlaşılamadığını dile getiren Duru, "Türkiye'de kitap okumaya ayrılan ortalama süre 16 saniyedir. Bu süre Almanya'da 24 dakikadır. Fakat Türkler günde 4 saatini televizyon izleyerek geçirmektedir. Bu da ciddi bir beyin çürümesine sebep olmaktadır" diye konuştu.


Kitap ihtiyacı sırasında 265. sıradayızGelişmiş ülkelerde kitap ihtiyaç sıralamasında 23. sırada yer alırken, bu sıralama ülkemizde 265. sıralara kadar geriliyor.


Okumayı nasıl sevdirebiliriz?"


Geleceği Okuyan Kalemler" projesinden de bahseden Serkan Duru,

"Okumaya çok önem veriyoruz, ama çok fazla okumuyoruz. Burada sorulması gereken asıl soru şu: Bu çocuklara kitap okumayı nasıl sevdirebiliriz? 'Geleceği Okuyan Kalemler' Projesi bu sorunun cevabını bulmak için gerçekleştiriliyor.


İlköğretimde okuyan öğrencilerle birlikte bir kitap yazılıyor. Proje sayesinde geleceğin yazarları şimdiden keşfedilmeye çalışılıyor. Gönüllü proje kapsamında ilköğretim öğrencilerine çeşitli eğitimler veriliyor. Anlayarak hızlı okuma, etkili yazı yazma ve proje yönetimi gibi eğitimleri de alarak öğrenciler kitap yazıyor. İlköğretim 5, 6 ve 7. sınıfta okuyan öğrenciler yazdıkları yazıları birbirleriyle paylaşıyor, eksikliklerini tamamlıyor. Çocukların kitap okumayı, televizyon ve bilgisayara göre daha az tercih ettikleri bir gerçek. Ancak çocukların kendi yazdıkları yazılardan oluşacak bir kitap yazması onları kitap okumaya teşvik ediyorGeleceği Okuyan Kalemler Projesi'nde yer alan gönüllü öğrenciler, verilen konularda daha iyi ve güzel yazabilmek için sürekli kitap okuyorlar. Daha güzel yazı yazmanın çok kitap okumaktan geçtiğini bilen öğrenciler, sürekli yeni konularda araştırmalar yapıyorlar. Araştırmalarındaki bilgileri yazdıkları yazılarda kullanan öğrenciler, böylece yazı yazmanın aslında o kadar da kolay bir iş olmadığını bizzat kendileri yaşamış oluyor. Gönüllü öğrencilerin yazdığı kitap, yeni eğitim-öğretim yılında basılmış halde öğrencilerin elinde olacak.

Proje her gün yeni gönüllüler ekleniyor. Yazılan kitapta öğrenciler de yazılarının ve isimlerinin olmasını istiyor. Geleceği Okuyan Kalemler Projesi kapsamında basılacak kitap ihtiyaç duyan okul kütüphanelerine, eğitimle ilgili yerlere ve öğrencilere dağıtılacak.İHA*BURSA

MHP'li Şandır: Başörtüsü bir inanç değeridir

Bu işi kökünden çözmek için anayasa değişikliğine "Evet" dediklerini belirten Şandır, "Biz dinimiz İslam'ın ve kitabımız Kur'an-ı Kerim'in emri olduğu için insanlarımızın başını örttüğüne inanıyoruz" dedi.
MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, başörtüsünü siyasi rant olarak görenlerin önünü kesmek ve bu işi kökünden çözmek için anayasa değişikliğine "Evet" dediklerini belirterek, "Biz dinimiz İslam'ın ve kitabımız Kur'an-ı Kerim'in emri olduğu için insanlarımızın başını örttüğüne inanıyoruz" dedi.

"Bizim için bir inanç değeridir"


Erdemli Ülkü Ocakları'nın Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Topraksu Dinlenme Tesisleri'nde verdiği yemeğe katılan Şandır, burada yaptığı konuşmada, başörtüsü konusunu çözmek için Meclis'te 70 milletvekili ile iktidar partisi gibi çalıştıklarını ve çözüm yolları aradıklarını belirtti. Sorunların çözülmesi için Meclis'te davranış ahlakı ortaya koyduklarını ifade eden Şandır, "Başörtüsü meselesi MHP'ye göre bir inanç meselesidir. Biz dinimiz İslam'ın ve kitabımız Kur'an-ı Kerim'in emri olduğu için insanlarımızın başını örttüğüne inanıyoruz. Başörtüsü bizim için bir inanç değeridir" diye konuştu.


"Kızlarımız eğitimden yoksun bırakılmamalı"


İnsanların inançlarından dolayı başlarını özgürce örtebilmesi, başlarını örttükleri için hiçbir şekilde kamu hizmeti almaktan da kısıtlanmaması gerektiğini belirten Şandır, "Başörtüsü takanlar eğitim ve öğretim özgürlüğünden dışlanmamalıdırlar. MHP hem inancının hem ideolojisinin gereği bu milletin değerlerinin savunucusudur. İnancımız bu milletin en önemli değeridir. Dolayısıyla bize göre başörtüsü, bir inanç değeridir. Başörtüsünü siyasetin gereği takanları Allah'a havale ediyoruz. Bizim onlarla işimiz yok. Başörtüsünü kendi siyasetlerinin malzemesi olarak kullananlar, başörtüsünü siyasetin ifadesi olarak takanlar bizim konumuzun dışındadır" dedi.
Şandır, sözlerine şöyle devam etti:
"Biz başörtüsünü siyasetin simgesi değil, inancımızın değeri olarak görüyoruz. Başörtüsü takan genç kızlarımızın yüksek öğrenimde dışlanmasına kesinlikle karşıyız. Bu çocuklarımız inançları gereği başörtüsü takıyorlarsa yüksek öğrenim hakkından yoksun bırakılmamalıdırlar."


"Hem formülü buluruz, hem desteği veririz"


MHP olarak, başörtüsü konusunun çözülmesi gerektiğini eskiden beri söylediklerini kaydeden Şandır, "Milletimize bu konuda sözümüz var. 1999 yılında söyledik, ama gücümüz yetmedi. Provoke edildik.

Biz tek başına iktidara geldiğimizde bu konuyu çözeceğimiz konusunda halkımıza söz verdik. Ancak olmadı. 'Tek başına iktidar olmadan da fırsat bulduğu takdirde değerlendirmek ve sonuç almak yine bizim görevimizdir' diyerek bu günleri bekledik.

İşte şimdi bir fırsat doğdu. Madem başörtüsünü çözmek istiyorsunuz; MHP olarak biz size hem formülünü buluruz hem de desteğini veririz. Bizim teklif ettiğimiz çözüm başörtüsünden dolayı insanların mağdur edilmeleri ve özgürlüklerinin kısıtlanmasını ortadan kaldırmak içindir" dedi.
İHLAS HABER AJANSI/OKTAY İNCE - MERSİN

Öğrenciler ! Bulmacayı Çöz, Eğitimini Garantile

Samsunlu matematik öğretmeni Aydın Cerit'in hazırladığı bulmacayı çözebilen, eğitim hayatını garanti altına alacak.
Matematik alanında çalışmaları bulunan öğretmen Aydın Cerit, son bir yıldır bulmaca üzerinde çalışma yapıyor. Her sayıdan çeşitli bulmacalar hazırlayabilen Aydın Cerit'in, en son hazırladığı 'Hedef 19 Bulmaca' çalışmasını çözebilenler çeşitli hediyeler kazanabilecek. Çözümü zor olan ve iyi bir matematik bilgisiyle çözülebilecek çalışmanın içeriği 19x19 kare bulmaca, 361 sayıdan oluşuyor. Bunlardan 147 soru şeklinde yer alırken, diğerleri yer değiştirilmeden çözüm de kullanılıyor ve her satır, her sütün toplamı 19 olacak şekilde yerleştirilmesi gerekiyor. Samsun Kültür Dershanesi sponsorluğunda gerçekleştirilen bulmaca yarışması 15 Haziran'a kadar sürecek. Bulmacayı çözebilen herkes ömür boyu eğitim bursu kazanacak. Ayrıca ilk çözen 5 kişiye bilgisayar, ikinci 5 kişiye cep telefonu, hedef 55 adındaki bulmacayla birlikte çözene ekstradan 3 bin YTL verilecek. Bulmacanın, iyi bir matematik bilgisiyle çözülebileceğini belirten Aydın Cerit, bulmaca yarışmasında şehir ve ülke sınırlamasının olmadığını, herkesin katılabileceğini söyledi. Sayıların ayrı bir büyüsü olduğunu belirten Cerit, bulmacanın iyi bir beyin jimnastiği olduğunu kaydetti.İHA-MUSTAFA DÖVER - SAMSUN

Veliler Çocuklarının Karnelerine Ulaşabiliyor!

İşte çocuğunuzun karnesi
2007-2008 eğitim-öğretim yılının ilk dönemi, bugün sona erdi. Bu öğretim döneminin başka bir önemi artık e karne dağıtılacak olması.
Bu öğretim döneminin başka bir önemi artık e karne dağıtılacak olması. Öğrencilere, bugün, okulda bilgisayar çıktısı olarak elde edilen karneler dağıtılacak.
Milli Eğitim Bakanlığı, internet üzerinden bilgisayar ortamında tüm okullara ulaştırdığı yeni karne formatı sayesinde, velilerin karne parası şikayetleri ortadan kalkacak.

Ayrıca veliler internet üzerinden çocuklarının karnelerini de görebilecekler. İHLAS HABER AJANSI/İSTANBUL

23 Ocak 2008 Çarşamba

ADRESE DAYALI NÜFUS SAYIMINA GÖRE KUMRU 32 BİN 976 KİŞİYİZ

Adrese dayalı nüfus sayımı açıklandı. Buna göre, Kumru'nun köyleri ile birlikte toplam nüfusu 32.976. Bu nüfusun 16.594'ü erkek, 16.382'si kadın
Adrese dayalı nüfus sayımı açıklandı. Buna göre, Kumru'nun köyleri ile birlikte toplam nüfusu 32.976. Bu nüfusun 16.594'ü erkek, 16.382'si kadın
Kumru Şehir Merkezi'nin toplam nüfusu 11.856. Bu nüfusun 6.039'u erkek, 5.817'si kadın.
Kumru'nun Fizme Beldesi'nin Nüfusu ise 2.660. Bu nüfusun 1.343'ü erkek, 1.317'si ise kadınlardan oluşuyor.
Yukarı Damlalı Belde Belediyesi'nin ise toplam nüfusu 2.593 Bu nüfusun da 1.274'ü erkek, 1.319'u kadın.

:http://www.kumru.tv

22 Ocak 2008 Salı

Karne Parası İsteyen Okul Yöneticilerine Soruşturma Açılacak

14 Ocak 2008 günkü Yeni Şafak Gezetesi’nin Yakup Bulut kaynaklı haberine göre “Bu yıl ilk defa her okul kendi karnesini okuldaki bilgisayarında çıkartacak. Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet üzerinden tüm okullara ulaştırdığı yeni karne formatı sayesinde, velilerin karne parası şikayetleri de ortadan kalkıyor. Okulda ücretsiz olarak bilgisayar çıktısı olarak verilecek karneler için, ücret isteyen okul yöneticileri kakında soruşturma açılacak.” –14 Ocak 2008/Yakup Bulut/YENİ ŞAFAK/ ANKARA

27 Nisan Muhtırasının Mağdurları

27 Nisan muhtırası yayınlanınca bazı isimler "kazandık" diye çok sevinmişlerdi. Ama asıl o an kaybettiler. İşte muhtıranın tükettiği isimler..

27 Nisan'ın hedeflemediği hâlde 'mağdur' ettiği bir kitle var. İster vazife bilmiş, ister vaziyetlerine bakmış olsunlar, onlar e-muhtıranın doğal kaybedenleri oldular. Hem de, tam da 'kazandık' dedikleri noktada…


Sadece katillere özgü bir şey değildir olay mahallinde gezinmek. Tekrar tekrar o noktaya dönmek… Yapıp ettiklerimizle başımıza gelenler arasındaki görünmez bağı keşfetmek her zaman mümkün değilse de, bazen bu keşfin manası da olmaz. O nedenle 2007'de fitilin ateşlendiği 27 Nisan'a yani o âna dönmek pek çokları için kaçınılmazdır. Tıpkı, Demokrat Parti'nin sabık lideri Mehmet Ağar'ın aradan 6 ay geçtikten sonra "bizi 27 Nisan bitirdi" cümlesini kurması gibi.


'27 Nisan mağdurları'nı, adı hâlen tam konulamayan bir e-muhtıranın beklenmedik 'kaybedenler' listesi doğurduğunu ifade etmek için kullanıyoruz. Kaybetmesi, hatta haritadan silinmesi beklenenler değil de, 'sessiz kalmakla' o fiile ortak olanlar, dolaylı yoldan destek çıkanlar, bir şekilde beklenti duyanlar ya da basit söylem benzerliğinden ciddi zarar görenlerden söz ediyoruz. Mağduriyetin burada bir 'ironi' taşıdığını, haksızlığa uğramak manasına gelmediğini ifade etmeliyiz. Aşağıdaki mağdur listesinin daha da uzatılabileceğini de…


27 Nisan bumerangı, en çabuk ve en sert, meşruiyetini sivillikten ve demokrasiden alması gerekenleri vurdu. AK Parti'deki ikbal günlerini terk ederek ANAP'ı yeniden diriltmek için 'liberal demokrat' bir söylemle liderlik sahnesine çıkan Erkan Mumcu, 27 Nisan'ın ilk mağduru oldu. Söylemle eylem uyuşmamış, "Türkiye'ye özgü şartlara" ayak uydurulmuş, ancak bu tarihî ânın "Türkiye'ye özgü şartların" da değiştiği bir zamana denk geleceği tahmin edilememiştir. Bütün meşruiyetini Meclis'ten alırken, Meclis'e girmemenin faturası hızlı kesilmişti. Sadece Erkan Mumcu'nun değil, özgürlükçü söylemle siyasete soyunan; ancak 'bürokratik elit'le dirsek temasını eksik etmeyen siyasetin de sonu oldu bu.


Mehmet Ağar, kendisinin de ilan ettiği gibi şüphesiz bir 27 Nisan mağduru. 22 Temmuz öncesi meydanlarda en oturaklı siyasi portrelerden birisiydi; hitabeti güçlü, halkın dilinden ve hâlinden anlayan lider havasındaydı. Ancak meydanlarda bu 'hava'yı idrak edecek sayıda insanı bulmak mümkün değildi. 27 Nisan Mehmet Ağar için 'sonun başlangıcı' oldu. Ne "düz ovada siyaset", ne partinin demokratik geleneği, ne de karizma bu sonu durdurabildi. "Bizi 27 Nisan bitirdi" diyerek, mağdurlar listesinin de en açık sözlüsü o oldu.


KOVULDUK EY HALKIM!


Sabih Kanadoğlu, 27 Nisan sürecinin yargı ayağının ideoloğu gibi hareket etti. İlk başlarda kimselerin ciddiye almadığı 367 sayısının mucidi de aynı zamanda. CHP'nin bu meşhur rakamı sahiplenmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin paralel kararıyla Kanadoğlu tavan yaptı; ancak bu süreç de onun 'sönüşünün' öyküsü oldu. CHP'li muhalif Haluk Koç'un "367'de hata yaptık" itirafıyla birlikte artık Kanadoğlu'nun 'gün görmemiş' hukuk teorilerinin eski alıcısından yoksun olduğu açıkça söylenebilir. Referandumla ilgili söylediklerinin hüsnü kabul görmemesi buna delildir. Askerin nabzını iyi tutmasıyla bilinen Mehmet Ali Kışlalı, durumun farkında olmalı ki, "Sabih Kanadoğlu'nun sivil anayasa kriz olur" sözlerine kulak verilmesi çağrısı yaptı geçen hafta. 27 Nisan, Kanadoğlu'nun 'inişli çıkışlı' sessiz sedasız sahneden çekilişinin başlangıcı olmuştur, dileriz.


Emin Çölaşan'ın "Kovulduk Ey Halkım" anı-hatırat kitabını pekâlâ 27 Nisan'la iliştirmek mümkün. Kendisi de bürokrasiden gelen ve sesini daha gür çıkartmak için medyayı seçen, ne dersek diyelim basın tarihinin önemli röportajlarına imza atan Emin Çölaşan, uzun yıllar sürdürdüğü 'tek kale' köşe yazarlığı serüvenini 27 Nisan dalgasına yüklendiği bir anda kaybetti. "Kraldan fazla kralcı" olmanın bedelini, tam da zirvede olduğu bir anda, Genelkurmay basını bilgilendirme toplantılarının en ağır konuğu sıfatı taşırken ödedi. Bir yerel televizyonda acemi spikerin sorularına saygıyla cevap vermeye çalışan Çölaşan manzarası her ne kadar bize çok ters gelse de, onu ister istemez 27 Nisan mağdurları listesine eklememize yol açmıştır.


Abdullatif Şener, artık sadece bir üniversite hocası olmasına rağmen popülerliğinden bir şey kaybetmedi. Hocalık hayatında ün ve para kazansa bile, muhtemel 'aktif siyasete yeniden dönüş' hamlelerinde bir 27 Nisan mağduru olarak anılacaktır. Uzun süredir partisiyle bazı sıkıntıların varlığı bilinse bile, AK Parti'den kopuşunun tam da bu tarihlere denk gelmesi ve ayrılış nedenlerinin makul bir izaha kavuşmaması, farklılıkları kucaklayalım derken antidemokratik talepleri bütünüyle meşru görme eğilimi, şimdi olmasa da geleceğin 27 Nisan mağduru kılacaktır Şener'i.


NE İSTENDİYSE TERSİ OLDU


Şener Eruygur, Türkiye'de ve dünyada yılın olayı olarak anılan Cumhuriyet mitinglerinin belki mucidi değil ama hayat bulmasını sağlayan kişi olarak tanındı. Kürsüye çıkıp 'bağırıp çağırmasa' bile, konuşmacıların gözünün içine baktığı, kürsünün önündeki ağır konukların arasında yer alan zattı. Miting rüzgârını arkasına alıp CHP milletvekili kontenjanına dahil olmadı, belki olmak da istemedi. Ancak seçim havasının miting havasını darmadağın etmesiyle birlikte, mitinglerin yıllık almanağa mahkûm kaldığı 'fırtına sonrası sessizlik'te, o sessizliğe karışanlardan birisi oldu. Tartışmasız bir 27 Nisan kaybedeni; ne arzulanmışsa tersi oldu.


Eğer 27 Nisan'ı "Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olmasın mesajı" olarak ele alırsak, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'ı bu listeye ekleyebiliriz. Bu süreçte 'Gül Cumhurbaşkanı olmamalı' hareketinin en keskin sözcüsü olmakla kalmadı; hâlâ bu 'iddiasını' farklı düzlemde sürdüren ender kalemlerden. 27 Nisan olmasaydı Ahmet Hakan da kendi görüşlerini daha rahat ifade etmiş, en azından 27 Nisan'ın taşıdığı mesajla paralel hareket etmiş olma sıkıntısından kurtulmuş olacaktı. Dolayısıyla 27 Nisan "özgür kalemi" de tehdit etmiş, ağız tadıyla muhalefet etme şansını elinden almıştır! Yoksa o 'kekremsi tad'ın bir izahı olmalı. Ya da ölçüsü çoktandır kaçmış olan eleştirilerin ve yersiz övgülerin de…


BİR ÇİFTİN ÇİFTE MAĞDURİYETİ


Ali Müfit Gürtuna, 27 Nisan sürecinde AK Parti'ye alternatif siyasi hareketler bağlamında adı çokça zikredilmese bile sanki oralarda bir yerde bekliyordu. Muhtemel bir 'ara rejim'in muhtemel başbakanı pekâlâ Ali Müfit Gürtuna olabilir gözüyle de bakıldı. Hareketinin toplumsal, siyasi, entelektüel bir karşılığı olmasa bile... Hem 28 Şubat hem de 27 Nisan mağduru olan Reyhan Gürtuna'yı da bu arada zikredebiliriz.


Hulki Cevizoğlu, 'Devlet ebet müddet' misali varlığını her hâl ve şartta devam ettirecek isim olmasına rağmen 27 Nisan havası onu siyaset sahnesine taşıdı. Onca şöhrete rağmen CHP'den aday gösterilmedi. 'Bağımsız' olarak aldığı oy yabana atılır değildi; ancak yine de seçilemedi. Siyasete tevessül eden her gazetecinin uğradığı mesleki erozyonu hesaba katarsak, Hulki Cevizoğlu'nun düşük yoğunluklu 'ulusalcı' yayın çizgisinde ilerleyeceğini tahmin edebiliriz artık.


Şerif Mardin'in, bilim adamlığının getirdiği geniş çerçeveli konuşmalar bağlamında, her soruya, daha doğrusu her korku cümleciğine, "bakmak lazım, elbette korkacaksınız; ama araştırmak da lazım" tonlamalı cevapları "Türkiye Malezya olabilir" şeklinde yorumlanmış, 'mahalle baskısı' ile birlikte Mardin'i hiç arzulamadığı bir şekilde kamuoyu gündemine taşımıştır. 27 Nisan dalgası saygın bilim adamımıza kadar ulaşmış, yıkamamıştır nitekim.


27 NİSAN TURNUSOLU


Okay Gönensin'i (Haluk Şahin de diyebilirdik aslında), bir televizyon programında "Hükümet 27 Nisan'ın gereğini yapmalı, hiçbir şey olmamış gibi davranmayı bırakmalı" derken yakalamış olabiliriz. Bu sözlerinden önce ya da sonra, kendisinin ne kadar demokrat olduğunu ifade etmiş olması da muhtemeldir. 27 Nisan hem demokrat hem de 'darbeci' olmanın artık mümkün olmadığı noktaydı. Bir nevi turnusol kâğıdı… Zaten öyle değil miydi? Gönensin'i ve Şahin'i 'biz demokratız aslında…" söyleminin bitişi bağlamanda anabiliriz.


Süheyl Batum; genç, yakışıklık, profesör, anayasacı, rektör, demokrat, AB'ci.. Tabii bu özelliklerinin bir kısmını kaybetti; Türk insanının 'önce görüntüye sonra da öz'e bakan hasleti, hocanın 'halka rağmen halk için" ekolünden olduğunu geç de olsa fark etmesine yol açmıştır.


İlhan Selçuk'un, ilk gençlik yıllarında muvaffak olamadığı 'silahların gölgesinde siyaset' hayaline ulaşmayı hayatının son demlerinde yeniden denemiş olması onu 27 Nisan'ın doğal mağlubu saymıştır. 30 yıllık aşkı yine karşılıksız kalmıştır.


Süheyl Batum; genç, yakışıklık, profesör, anayasacı, rektör, demokrat, AB'ci.. Tabii bu özelliklerinin bir kısmını kaybetti; Türk insanının 'önce görüntüye sonra da öz'e bakan hasleti, hocanın 'halka rağmen halk için" ekolünden olduğunu geç de olsa fark etmesine yol açtı.
var

Türk Telekom'a Sabit Ücret Darbesi -Hakkınızı Arayın!

Sabit telefonda sabit 10 YTL ücrete son. Türk Telekom'a vatandaştan sabit ücret darbesi.
Birgün gazetesinin haberine göre, Telekom'un her ay "sabit ücret" adı altında abonelerinden aldığı ücreti ödememek için Beykoz Kaymakamlığı'na başvuran işçi emeklisi Salim Yılmaz açtığı davayı kazandı. Alınan kararla Telekom, Salim Yılmaz'ın parasını faiziyle birlikte ödedi. Bu karar uzun zamandır tartışma yaratan bu konuya da son noktayı koymuş oldu. Davayı açmaktaki asıl amacının parayı geri almak değil, vatandaşa isteyince hakkını alabileceklerini göstermek olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Ben kazandım ama mücadele daha bitmedi. Haksız uygulama sonlandırılana kadar mücadele edeceğiz, tüm vatandaşlara örnek olsun" dedi. YILDA 3.420 MİLYON YTL HAKSIZ KAZANÇ Paşabahçe Tekel İçki Fabrikası'ndan emekli 58 yaşındaki Salim Yılmaz Beykoz Kaymakamlığı Tüketici Sorunları İlçe Hakem Heyeti Başkanlığı'na başvurarak, iki adet sabit hatlı telefonu olduğunu, Türk Telekom'un bu hatlardan "sabit ücret adı altında ücret aldığını belirterek, her iki hattından alınan bu haksız ücretin kaldırılması talebinde bulundu. 5 kişilik heyet, Elektrik Mühendisleri Odası'ndan iki mühendisin verdiği Bilirkişi Raporu doğrultusunda, karar verdi. Raporda, herhangi bir hizmet tanımlanmadan "sabit ücret" adı altında bir bedel alınmasının teknik olarak açıklanamadığı kaydedildi. Kararda, "Telefon hatlarından konuşma bedelleri dışında belirsiz gerekçelerle sabit ücret adı altında her ay alınan ücretin iptaline, bu isim altında tüketiciden adı geçen firma tarafından alınan tüm ücretin, tüketiciye geri iade edilmesine karar verildi" denildi. Türk Telekom'un hiçbir hizmet vermeden "sabit ücret" adı altında her ay yaklaşık 19 milyon aboneden KDV ve Özel İletişim Vergisi de ilave edildiğinde 15 YTL'yi bulan bir ayda 285 milyon YTL, bir yılda ise 3.420 milyon YTL'lik haksız kazanç sağladığı ortaya çıktı. "HERKES HAKKINA SAHİP ÇIKSIN" TELEKOM'un haksız yere insanlardan para aldığını ifade eden işçi emeklisi Salim Yımaz, "Halk bu haksızlıklarla kendisi mücadele etmeli" dedi. 600-700 YTL arası emekli maaşı aldığını belirten Yılmaz, şöyle konuştu: "Maaşımız zaten elektrik, su telefon faturalarına gidiyor. Onların ise umrunda değil. Benim tek isteğim halk kendi kendine sahip çıksın, haklarını arasın. Halkı sömürmekten başka düşünceleri yok. Halkı aptal yerine koymasınlar" ZAFER TÜKETİCİNİN Salim Yılmaz'ın başlatmış olduğu mücadelenin tüketicilerin lehine sonuçlanmasıyla harekete geçen Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Beykoz Şubesi, Türk Telekom'a haciz işlemi başlattı. Beykoz İcra Dairesi'nde başlatılan haciz işlemi sonunda Yılmaz, toplam 659.00 YTL'yi tahsil etti. Böylece 19 milyon aboneyi ilgilendiren dava tüketicinin zaferiyle sonuçlanmış oldu. "HERKESİ HAKKINI ARAMAYA DAVET EDİYORUZ" TÜKODER Beykoz Şube Başkanı Mimar Aysel CAN EKŞİ, TÜKODER'in Evrensel Tüketici Hakları'nın korunması, geliştirilmesi ve tüketicilerin kendilerini koruyabilmeleri için gerekli bilinç ve örgütlülük düzeyine ulaşmak amacıyla çalışan bağımsız ve kamu yararına çalışan bir dernek olduğunu söyleyerek şunları söyledi: Evrensel Tüketici Hakları Açısından , Haberleşme; " Tüketicilerin Temel Gereksinimlerinin Karşılanması Hakkı'dır. " Satışa sunulan her türlü mal ve hizmetin yaşam ve sağlık açısından tüketicilere zarar vermeyecek kalite ve nitelikte olması bakımından Sağlık ve Güvenliğin Korunması Hakkı'dır. " Ekonomik çıkarların korunması hakkı (Mal ve Hizmetlerin Serbestçe Seçilmesi Hakkı) Tüketicilere sunulan ürün ve hizmetlerin nitelikli , kaliteli ve uygun fiyattan sunulması, satış sonrası hizmetlerin yeterli düzeyde ve yaygınlıkta olması yanında, sözleşmelerdeki haksız hükümlerin olmaması ve baskıyı yaratan satış yöntemlerine karşı korunma hakkıdır. " Bilgi edinme ve eğitilme hakkı Mal ve hizmeti satın alırken doğru karar vermeye yardımcı olacak bilgilerin edinmesi; yanlış, yanıltıcı reklamlar,etiket ile ambalaja karşı korunma ve sorumlu tüketiciler olarak bilincin gelişimi için eğitilme hakkıdır. " Zararların karşılanması hakkı ( Tazmin edilme hakkı) Satın alınan ürün yada hizmetin öngörülen nitelikte olmaması durumunda kusurlu malın geri alınması,değiştirilmesi kusurlu hizmetin yeniden görülmesi,zararın karşılanması hakkıdır. " Temsil edilme hakkı (Sesini duyurma hakkı) Örgütlü tüketicilerin, hükümetlerin ekonomik politikalarının oluşturulması dikkate alınması,kamu organlarında temsili, firmalarda özellikle ürün geliştirme aşamasında görüş alınması ve denetlemelerde gönüllü olarak bulunma hakkıdır. Haberleşme hakkı kamusal olup, evrensel tüketici haklarının neredeyse her maddesinde tanımlanmış ve her yurttaşın buna ulaşabilme hakkı olmasına rağmen yaklaşık on yıldır siyasi iktidarlar daha ucuzlayacağını ifade ederek 19 milyon abonesi, 55 bin çalışanı ve 21 milyon çalışmaya hazır hat kapasitesiyle Türk Telekomu 6.550MİLYON DOLAR karşılığında ve beş taksitle 14 kasım 2005 tarihinde tüm yönetim hakları kamudan çıkarılmak suretiyle %55'ini Oger Telekoma devrettiler. 23 Şubat 1995'de çıkarılan ve 4822 yasa ile değişik 4077 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanun açısından; Telekom'un hiç bir hizmet vermeden "Sabit ücret" adı altında keyfi olarak her ay yaklaşık 19 milyon aboneden ortalama KDV ve Özel İletişim de ilave edildiğinde 15 YTL. Bir ayda 15YTLx19milyon abone=285 milyon YTL. Bir yılda ise 3.420 milyon YTL. haksız kazanç sağlaması tam bir ayıplı hizmettir. Tüm ülke genelinde tüketicilerimizi, kendi yaşam haklarımıza sahip çıkmaya ve bu 2007 yılıyla birlikte sabit ücretten kurtulmak için mücadeleye ve son ayın faturasını 30 günü geçmeden en yakın Tükoder Şubesine başvurmaya davet ediyoruz.
KAYNAK : http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=151852

Öğrencilerden Öğretmenlerine Vefa Örneği

1983-1984 Kumru Atatürk İlkokulu mezunları 24 yıl sonra ilkokul öğretmenlerine sürpriz yaparak buluştular.
1983-1984 Kumru Atatürk İlkokulu mezunları 24 yıl sonra ilkokul öğretmenlerine sürpriz yaparak buluştular.Organizesini Özlem Akgün ve Hasan Arınlık ın yaptığı buluşma Ordu Öğretmenevi ve A.S.O lokalinde gerçekleşti.Girişte kameraları ve öğrencilerini gören öğretmen Ayla Köken ve eşi Muammer Köken şok oldular.
Organizeyi yapan Özlem Akgün; " Ben Adanalıyım,babam Kumruda polis memuru olarak görev yapmasından dolayı ilkokulu Kumruda okudum.6 aydırda Ordu İl Tarım Müdürlüğünde görevliyim.Kumruya giderek ilkokul arkadaşlarımı buldum.Sağolsunlar onlarda bu davetime icabet ettiler ve bu buluşma gerçekleşti" dedi.
Öğretmen Ayla Köken de; " Vefa İstanbul da bir semt ismi değilmiş.24 yıl sonra bu inanın benim için sürpriz oldu. Kumrunun hem benim hemde eşimin yanında ayrı bir yeri var. Öğretmenlik hayatımda bugünkü kadar beni duygulandıran bir olay olmadı.Öğrencilerim yanımda,çocukları(torunlarım) yanımda,duygularımı ifade etmek için inanın kelime bulamıyorum" dedi.
Ayla Köken in öğrencilerinden Kumru Temsilcimiz Murat Yürekli; "Bu buluşma ilk oldu.İnşallah yazın Kumru Erecek Yaylasında diğer sınıf arkadaşlarımızında katılımı ile daha güzel bir proğram yapacağız" dedi.
Proğram yemek yenmesi ve müzik ziyafeti ile son buldu.

Kumru Müftülüğünden Kuran-i Kerim Ziyafeti

Kumru Müftülüğünce düzenlenen,organizesini Hafız Hacı Ali Perunun yaptığı proğramda ülkemizin ünlü hafızları Fatih Camii imamı Osman Şahin,Süleymaniye Camii İmamı Ekrem Nalbant ve Zeytinburnu Müftülüğü Vaizi D.r Kerim Buladı Kumrululara unutulmaz anlar yaşattılar.Kumru Merkez Karacalı Camiinde yapılan proğramda önce Kumru İlçe Müftüsü Abdullah Pamuklu söz alarak; "Öncelikli olarak hocalarımızın ilçemize gelmesine vesile olan Hafız Hacı Ali Peruya, Fatih Camii imamı Osman Şahine,Süleymaniye Camii İmamı Ekrem Nalbanta ve Zeytinburnu Müftülüğü Vaizi D.r Kerim Buladı ya ve siz Kumrululara teşekkür ediyorum" dedi.
Zeytinburnu Müftülüğü Vaizi D.r Kerim Buladı yaptığı sohbette; "Kuran-i Kerim her şeyi ile bizimle olmalı.En azından meali de olsa okunmalı.Bu teknoloji çağında Kuran-i Kerim i okuyamıyorum gibi bir bahane olamaz.Çocuklarımıza küçük yaşta Kuran-i Kerim okumayı öğretelim" dedi.
Daha sonra Süleymaniye Camii İmamı Ekrem Nalbant ve Fatih Camii imamı Osman Şahin güzel sesleri ile Kuran-i Kerim tilavet ederek Kumruluları manevi iklimlere götürdüler.Proğram Hafız Hacı Ali Perunun dua yapması ile son buldu.
Muharrem ayında olmamız sebebi ile camii çıkışı cemaate Kumru Müftülüğünce Aşure ikramı yapıldı. *Murat YÜREKLİ/KARADENİZ HABER POSTASI GAZETESİ/FATSA

Doğan CÜCELOĞLU'NUN, Eğitimindeki Katılımcılarla bir konuşmasından

Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

> Bir Katılımcı: Hocam Allah'a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok.

> Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

> Cevap: (neredeyse otomatik olarak çıkar: ÖLÜM

> Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

> Katılımcılar: (Burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlarlar)

> Cüceloğlu: Öleceğim belli ise, benim ölümcül bir hastalığım olduğuda açıktır... Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

> Katılımcılar: Hayır

> Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?

> Bir Katılımcı: Evet var.

> Cüceloğlu: Ya Yarın?

> Bir Katılımcı: Evet.

> Cüceloğlu: Ya 30 yıl sonra?

> Bir Katılımcı: Olabilir.

> Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

> (Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü; genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.)

> Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? , Var mıdır böyle bir garanti?

> Bir Katılımcı: Yoktur Hocam.

> Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

> (Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar) ve Bir Katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?

> Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

> Bir Katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

> Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma yada gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir 'Seni gerçekten çok seviyorum' demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

> (Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir)

> Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde 'Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim' diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?


*** ÖMER HAYYAM'IN DİZELERİ ***

> İNSAN yiyeceksiz, giyeceksiz edemez:

> Bunlar için didinmene bir şey denmez.

> Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış:

> Bu güzelim ömrünü satmaya değmez.


Ailemiz, Yakınlarımız, Sevdiklerimiz, İş arkadaşlarımız, Komşularımız ve Hayatı paylaştıklarımızla birlikte geçirdiğimiz her anı önemsemek ve asla ama asla kalp kırmamak gerek hiç şüphe yok, Zira Kalp Kırmanın hiç ama hiç Telafisi de yok...

Burası da benden olsun:
Dün geçti, yarın ne olacağımız belli değil, o zaman bugün var. Bu günü en güzel şekilde değerlendirmek lazım.İnsanlara insan oldukları için değer vermek lazım.
Şunu da unutmayalım insanı nazik eden muhatabıdır.
SAĞLIKLI VE GÜZEL GÜNLER GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE, ALLAHA EMANET OLUN.

MEHMET, MURAT, AHMET İSİMLERİ HALA GÖZDE

Murat ve Ahmet de vazgeçilmez isimler arasında yer aldı.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre,


Türkiye'de ailelerin son 20 yılda dünyaya gelen erkek çocuklarına en çok verdikleri isimlerin Mehmet, Mustafa, Murat, Ahmet ve Ali olduğu bildirildi.

Kurum istatistiklerine göre, 1980-1990 yılları arasında dünyaya gelen çocuklarda en çok kullanılan isim Mehmet.


Bu yıllar arasında ismi Mehmet olan çocuk sayısı 290 bin 997. Mehmet ismini 236 bin 261 ile Mustafa, 203 bin 340 ile Murat, 184 bin 228'le Ahmet ve 155 bin 423'le Ali izledi.Murat yerini Emre'ye bıraktı


Nüfus Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü rakamlarına göre,


1991-2000 yılları arasında en çok kullanılan isimlerde bir değişiklik oldu. Geçtiğimiz 10 yılda en çok kullanılan isimler sıralamasında üçüncü olan Murat, bu 10 yılda yerini Emre'ye bıraktı.


1991-2000 yılları arasında en çok kullanılan isim sıralamasında yine Mehmet 175 bin 507'le birinci olurken, 145 bin 626'yla Mustafa ikinci, 124 bin 491'le Ahmet üçüncü, 112 bin 926'yla Emre dördüncü, 94 bin 6'yla Ali beşinci oldu.


Kız isimlerinde durum ne?


1980-1990 yılları arasında kadınlarda en çok kullanılan isim ise 283 bin 188'le Fatma oldu. Fatma'yı 218 bin 649'la Ayşe, 193 bin 807'yle Emine, 184 bin 97'yle Hatice ve 132 bin 146'yla Zeynep takip etti.1991-2000 yılları arasında ise kadın isimlerinde büyük bir değişiklik yaşandı. 1980-1990 yılları arasında ilk sırayı alan Fatma ismi, bu dönemde yerini 155 bin 67'yle Merve'ye kaptırdı. 124 bin 971 isimle ikinci olan Fatma'yı 118 bin 466 kişiyle Büşra, 108 bin 693 kişiyle Elif ve 101 bin 244 kişiyle Kübra takip etti.
İHA-HASAN ATMACA - ŞANLIURFA

TÜRKİYE : 70.586.256 KİŞİ

Türkiye'nin nüfusu 70 MİLYON 586BİN 256 olarak açıklandı.

Türkiye'de yaşayan yabancı sayısı çıkarıldığında ise nüfusumuz; 70 MİLYON 487 BİN 915 kişi...


İlk kez 1927 yılında olmak üzere sonuncusu 2000 yılında olmak üzere 14 kez nüfus sayımı yapmışız. Ekonomik, sosyal ve demografik unsurların hızla değiştiği ülkemizde nüfus sayımı önemli veriler vermiştir.
Nüfusumuzun yüzde 70’i il ve ilçelerde geri kalanı köy ve bucaklarda yaşamaktadır. Ülkemiz nüfusunun yüzde 17.8’i İstanbul’dadır. Nüfusumuzda 8 yılda yüzde 4 bir artış olduğunu söyleyen Bakan Atalay, "2000 yılındaki nüfusumuz 67 milyondu" dedi.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2007 yılı sonu itibariyle Türkiye'nin nüfusunun 70 milyon 586 bin 256 kişi olduğunu açıkladı.TÜİK'ten yapılan açıklamaya göre, nüfusun 35 milyon 376 bin 533'ünü erkek nüfusu, 35 milyon 209 bin 723'ünü kadın nüfusu oluşturdu.Açıklamada şu bilgilere yer verildi:"Ülkemizde ikamet eden nüfusun yüzde 70.5'i şehirlerde yaşamaktadır. Şehir nüfusu (il ve ilçe merkezlerinde ikamet eden nüfus) 49 milyon 747 bin 859, köy nüfusu (bucak ve köylerde ikamet eden nüfus) ise 20 milyon 838 bin 397 kişidir. Şehirlerde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 92.7 ile Ankara, en düşük olduğu il ise yüzde 31.8 ile Ardahan'dır.Ülkemiz nüfusunun yüzde 17.8'i İstanbul'da ikamet etmektedir.İstanbul ilinde 12 milyon 573 bin 836 kişi ikamet etmektedir. Toplam nüfusun sırasıyla yüzde 6.3'ü Ankara'da, yüzde 5.3'ü İzmir'de, yüzde 3.5'i Bursa'da, yüzde 2.8'i Adana'da ikamet etmektedir. Nüfusu en az olan beş il ise sırasıyla Bayburt, Tunceli, Ardahan, Kilis ve Gümüşhane'dir. En az nüfusa sahip Bayburt'da ikamet eden kişi sayısı 76 bin 609'dur.Ülkemizde ortanca yaş 28.3'tür. Ortanca yaş erkeklerde 27.7 iken, kadınlarda 28.8'dir. Şehirlerde ikamet edenlerin ortanca yaşı 28.4, köylerde ise 27.9'dur. 15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus, toplam nüfusun yüzde 66.5'ini oluşturmaktadır. Ülkemiz nüfusunun yüzde 26.4'ü 0-14 yaş grubunda, yüzde 7.1'i ise 65 ve daha yukarı yaş grubundadır.Nüfus yoğunluğu olarak ifade edilen bir kilometrekareye düşen kişi sayısı, Türkiye genelinde 92 iken illere göre 11 ile 2 bin 420 kişi arasında değişmektedir. İstanbul 2 bin 420 kişi ile nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ildir. Bunu sırasıyla 398 kişi ile Kocaeli, 311 kişi ile İzmir, 238 kişi ile Hatay ve 234 kişi ile Bursa illeri izlemektedir. Nüfus yoğunluğunun en az olduğu il ise 11 kişi ile Tunceli'dir. Yüzölçümü büyüklüğüne göre ilk sırada yer alan Konya ilindeki nüfus yoğunluğu 50, yüzölçümü en küçük olan Yalova ilindeki nüfus yoğunluğu ise 215 kişidir.Türkiye'de ikamet eden nüfusun yüzde 0.14'ü yabancı uyrukludur. Yabancı uyrukluların en fazla bulunduğu ilk beş il sırasıyla İstanbul (42 bin 228), Bursa (11bin 495), Ankara (7 bin 166), İzmir (6 bin 707) ve Antalya (6 bin 343) illeridir."

İHLAS HABER AJANSI

BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNU ÇÖZME GİRİŞMİNİ DESTEKLEYECEĞİZ

Bahçeli: Başörtüsü sorununu çözecek girişimleri destekleyeceğiz
ANKARA,22.01.2008 11:34:42
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, başörtüsü sorununun çözümü için Meclis'te yapılacak her türlü girişimi destekleyeceklerini belirterek, "Bir çözüm önerisi TBMM'nin önüne geldiğinde, Milliyetçi hareket 70 milletvekili ile orada olacak ve bunu destekleyecektir" dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, önerileninin, sadece kamu hizmeti alanları kapsadığını kaydederek, "Kamu hizmeti verenler kılık-kıyafet düzenlemelerine uyacaklardır" diye konuştu.
Bahçeli, MHP'nin AK Parti'nin koltuk değneği olduğu iddialarına da sert bir şekilde cevap vererek, "Milliyetçi Hareket'in Ak Parti'nin koltuk değneği olduğunu söyleyebilmek, Türk milliyetçiliği düşmünlığıyla izah edilebilecek bir hezeyandır" dedi.
Bahçeli, Danıştay ve Yargıtay'ın açıklamalarıyla ilgili olarak ise "Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerine bağlılık ve bunları koruma iradesi bahsinde herhangi bir kurumla tartışmaya girmeyi gereksiz görüyoruz" diye konuştu.*İHA-YUSUF ZİYA ERARSLAN-ANKARA

-BİLGİSAYARINIZI TEMİZLEYİN (MÜKEMMEL)

Mükemmel bir temizlik aracý var ve bunu herkesle paylaþmak istedim.
Bilgisayarýnýzý online temizleniyor. ... Baþarýlý ve cokta güvenilir...Hoþunuza gidecek.
http://www.pcworld. com.tr/resim/ ekran_temizligi. swf

Vücudumuzda 24 saatte neler oluyor?

İnsanoğlu 24 saatte tam 24 kez değişiyor. Ruh hali, vücut ısısı, tansiyon, kalp atışı, hormonlar sürekli uğraş halinde oluyor.

Biyologlar, doktorlar ve farmakologlar bu olağanüstü duruma "Kronobiyoloji" adını veriyorlar.
İşte bedenin 24 saatlik faaliyet raporu...
06.00: Kortizon salgılamasıyla organizma uyanıyor. Bu uyanma vücut için kendini yavaşca kalkmaya hazırlama işareti. Metabolizma hareketleniyor, günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır oluyor.
07.00: Vücut hâlâ zayıf. Spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenirsiniz. Spor yerine kahvaltı edin, sindirim bu saatte mükemmel çalışıyor.
08.00: Fazla miktarda hormon salgılanıyor. Sigara tiryakileri için de durum aynı. Kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla daraltıyor.
09.00: Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saat. Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zaman. İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülüyor, vücut röntgen ışınlarına karşı daha dirençli oluyor.
10.00: Organizmanın kendine gelme, 'ben burdayım' deme saati. Fazla enerjik, vücut en yükes ısı seviyesinde. Verimliliğimiz de öyle. 'Kısa süre belleği' iyi durumda. Bir önemli ayrıntı: 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanıyor.
HAZIR CEVAPLIK SAAT
11.00: Vücudun tam formunda olduğu, verimli olmaya programlı bir saat. Kalp ve dolaşım o kadar zinde ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. Hazır cevaplık tavan yapar, özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan çözülür.
12.00: Dinlenme saati. Dikkat azalıyor ve insanı uyku basıyor. Midedeki asit miktarı fazlalaşıp, beyindeki kan akımı azalıyor. Zira kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafından kullanılıyor. Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktüse %30 oranında az rastlanyor.
13.00: Vücut formdan düşüyor. Verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısına iniyor. Bütün organlar en alt düzeyde çalışıyor, sadece safra öğle yemeğini hazmetme faaliyeti gösteriyor.
14.00: Bitkin oluruz. Çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşüyor. Diş doktorundan korkanlar için en uygun randevu saati. Çünkü bu saatte acı az hissediliyor. Lokal anestezi uzun süre devam ediyor (30 dk.).
HOŞ GELDİN ENERJİ
15.00: Enerji geri geliyor, bellek tam formunda. İkinci verimlilik dönemi başlıyor ama sabahkinden az.
16.00: Spor için en iyi saat. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumda.
17.00: Organların faaliyeti üst düzeye çıkıyor.Kuvvet artıyor, oksijen harcanıyor, böbrekler ve mesane çok çalışıyor. Tırnaklar ve saçın en çabuk uzadığı zaman. Midedeki asit miktarı fazlalaşıyor. 17.00'ye doğru mide kanaması geçirme riski artıyor.
18.00: Akşam yemeği için ideal saat. Pankreas bu saatte özellikle aktif.
19.00: Kan basıncı ve nabız tembelleşiyor. Bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlara dikkat, tehlikeli olabiliyorlar. Antidepresanları n tesiri de bu saatte daha fazla.
20.00: Karaciğerdeki yağ düzeyi düşüyor ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akıyor. Alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Etkisi hemen görülüyor. Antibiyotikler de az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde oluyor.
YEMEĞİ KESİYORUZ
21.00: Sindirim organlarının günlük görevi sona eriyor. Gelen herşey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalıyor ve bu çok tehlikeli. Kalan yemekler bağırsak sahasındaki mukozaya hücum ediyor.
22.00: Vücudun polisi akyuvarlar aktif hale geliyor. Sigara içenler dikkat! Bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri çok zor atıyor.
23.00: Organizma gün boyunca aktif faaliyet gösteren stres hormonunun salgılamasını durduruyor. Sakinleşip, rahatlıyoruz.
TATLI RÜYALAR
24.00: Uyurken deri hücreleri durmadan çalışıyor, gündüz olduğundan daha sık bölünüyor. İlk rüya safhası, yarım saat içinde rüya görmeye başlıyoruz.
01.00: Verim en alt düzeyde. Bu saatte çalışanlar hata yapabiliyor, dikkat azalıyor, çünkü vücut kendini uyumaya programlıyor.
02.00: Araba kullananlar dikkat: görme zayıflıyor, tepkiler yavaşlıyor, kazalar bu saatte çok oluyor.
03.00: Bedenin de ruhun da en karanlık safhası. Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapıyor. İntihar edenlerin sayısı fazlalaşıyor.
04.00: Stres hormonundan enerji kazanıyoruz. Enfarktüs krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında çok oluyor; çünkü kan basıncı oldukça yükselip, damarlar geriliyor. Doğum yapma olasılığının en yüksek saati.
05.00: Stres hormonu bizi faaliyete geçiriyor ve gündüz değerinin tam 6 katına çıkıyor. Vücudumuz harekete geçiyor kaybolan enerji yeniden geri geliyor. Gelsin, yeni bir gün başlıyor.

FARE'NİN DERS VEREN ÖYKÜSÜ

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine:İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü.Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı."Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:"Zavallı farecik...Bu senin sorunun benim değil.Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla koyunun yanına koştu ve,"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpındı. Koyun anlayışla karşıladı ama,"Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol"dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi.İnek ;Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor. " dedi.Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı. O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu.Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanınındangeliyordu.Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu.Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti.
Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor,zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi koyunu kesti.Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi.Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü.Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.Birisi, sizi ilgilendirmediğ ini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise tehlike bir gün hepimiz içindir unutmayalım

20 Ocak 2008 Pazar

Şepkee

Bir şapka aldım, giymeye çekiniyorum. Çünkü “modası” yok, gülünç olmaktan korkuyorum.
Heves ettim aldım, elimde kaldı.
Şuna “şapka giymek” mi yoksa “şapka takmak” mı demek gerektiğini de çocukluğumdan beri çözemedim ha... Bizde geçmişi ve geleneği olmadığı için belli bir deyim üzerinde uzlaşma sağlanamamış.
Şimdilerde Batı’da tek tük şapka kullanana rastlanıyor ama şapka, aşağı yukarı 1955-1956 yıllarında ortadan kalktı. Tövbe, hepten yokolmadı tabii, boyu kısaldı, kenarları küçüldü, altmışlı yılların başlarında artık ancak morukların, bazı Amerikan memurlarının ve Süleyman Demirel’in giydiği “arkaik” bir şey olmuştu.
O aralar bir de “Alamancı şapkası” modası çıkmıştı, kenarı tüylü “Tirol” şapkası hani, fakat bunu kullananlar genellikle ellerinde bir de, sesi dibine kadar açılmış, bangır bangır bağıran “transistorlu radyo” taşıyorlardı, yıllık izine gelirken getirmişlerdi... (Sonra bu görevi, bu kez müzik setini omuzlarına alıp dolaşan zencilere bıraktılar.)
Ben geniş kenarlı şapka severim. Otuzlu ve kırklı yılların iyice “rölöve” modeli olacak, şimdi “George Raft ya da James Cagney tarzı” desem bir tek Atilla Dorsay anlar ama “Humphrey Bogart şapkası” dersem belki daha geniş bir kitleye seslenirim.
Yumuşak fötr olacak, bulursan Borsalino marka, gangster tipi.
Hatta, bin dokuz yüz onların sonları, bin dokuz yüz yirmilerin başlarının iyice kalkık, iyice geniş kenarlı ressam ya da şair şapkaları da keyiflidir, ama onlar azıcık “mütareke” kokarlar.
Berikilere de “republican” tabir edilir, cumhuriyetçi yani!
Silindir şapkadan, melon şapkadan ayırdetmek için denilmiştir sanırım, her sıradan erkeğin giyebileceği “demokratik” serpuş. (Eee, söyle bakalım, cumhuriyetçi misin, demokrat mı, yoksa bu ikisinden birini seçmek ve ötekini reddetmek gerektiğini sanacak kadar hıyar mı?)
Yeni aldığım şapka o kadar geniş kenarlı değil ama kendine elverir. Fakat rengi siyah, şimdi keçi sakal da bıraktım, suratımı büsbütün karartıyor. Aslında “sıçan kuyruğu” alacaktım, bulamadım. Kahverengi de bana hiç gitmez.
Evde giyip deneyecek oldum, kedim korktu, koltuğun altına saklandı.
Sokakta giyersem “DYP seçmeni taşra taciri” gibi görünmekten korkuyorum ben de.
Fakat, fes giymenin yasak olduğu gibi, şapka “giymemenin” de yasak olduğunu biliyor muydunuz?
İlgili devrim yasasına göre bu böyle.
Yani bütün yetişkin erkekler, hepimiz her gün suç işlemekteyiz!
Bu konuda Atatürkçülük etsem, bu sefer de gülünç olma tehlikesi var.
En iyisi, doksan dokuz liraya 1935 modeli baklavalı kazak alıp onunla yetinmek mi acaba?
Kuzum geliniz, kazak kesmiyor, şu “avcı ceketi”, “golf pantalon” ve “iki renkli Sakson ayakkabı” modasını da yeniden ortaya atınız... Yok mu, Cemil İpekçi’yle başa çıkacak bir babayiğit modacı?
Ki ben de şapkamı gönül rahatlığıyla giyebileyim, görenler “dönem filmi çeviriyorlar galiba, şimdi arkadan tramvay da geçer” demesinler.
Hanımlara da oturak şapka, tilkili yaka kürkü, kalın ipek çorap, bantlı iskarpin, iki sıra inci gerdanlık uydurursak memleket kurtulur.
Birbirimize de, “bonjur bay, bonjur bayan, komantale vu, jö vuz an pri, mil mersi” diye sesleniriz, türbancılar şişer kalırlar.
O zaman oyumuz da elbette Kamubuyurum Tüz Bölemi’ne, kamutaya saylav seçmeye!
Sıkıysa verme, elin mecbur kalacak, çünkü ortalıkta başka parti bulunmayacak.

KUMRU DİN GÖREVLİLERİ DERNEĞİNİN RESMİ İNTERNET SİTESİ İLGİ UYANDIRIYOR!

İmam Hatip Fahri Gürgezoğlu!nun başkanlığını yaptığı Kumru Din Görevlileri Derneği’nin resmi internet sitesi olan http://url.bilgiportal.com/1707 internet sitesi gerek Kumru içersinde ve gerekse Kumru dışında ve özellikle Türkiye’deki din görevlilerince ilgi ile takip ediliyor. Günde 250 kişinin ziyaret ettiği internet sitesinde Kumru Din Görevlilerinin ve özellikle dernek faaliyetleri günlük olarak yer alıyor. Başkan Fahri Gürgezoğlu’nun yoğun gayretleri sonucu Kumru’da bulunan tüm camiler belgesi ve emekli imamların hayat hikayeleri video olarak internete taşınıyor. Kumru’da dini içerikli çok sayıda proğram yapması ile gönülleri feth eden dernek ayrıca günlük Kumru Müftlüğü’nün çalışmalarını da internete taşıyor.
Çok sayıda ziyaretcisi bulunan dernek sitesi Türkiye’de bir ilk özelliği taşıyor. *Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

19 Ocak 2008 Cumartesi

AKP'yi de MHP'yi de Kapatın

"AKP'yi de MHP'yi de kapatın! Bir tek CHP yeter! 1930'larda bir tek CHP yetiyordu da, şimdi mi yetmeyecek?! Hatta önce MHP'yi kapatın! Çünkü..."

Taha Akyol/Milliyet
AKP'yi ve MHP'yi kapatın!TÜRBAN yasağının kaldırılmasını istemek parti kapatmak için bir sebep teşkil ediyorsa, AKP'yi de MHP'yi de kapatın!Bir tek CHP yeter!1930'larda bir tek CHP yetiyordu da, şimdi mi yetmeyecek?!Hatta önce MHP'yi kapatın! Çünkü MHP sözlü beyanlardan öteye, anayasa değişikliği için harekete geçti!

Şaka bir yana;

başörtüsü yasağını MHP'nin önerdiği gibi, Anayasa'nın 10. maddesinde "eşitlik" vurgusunu güçlendirerek kaldırmak biraz zor gözüküyor. Çünkü hukukun "eşitlik, adalet, eğitim hakkı, kamu hizmetlerinden yararlanma" gibi evrensel ilkelerine öncelik verilseydi, zaten başörtüsü yasağı konulamazdı!Bu yasak 'üniversitede kılık kıyafet serbesttir' türü bir hükümle kaldırılabilir.


MHP'nin girişimi


Ancak MHP'nin anayasa değişikliği talebinin 'teknik' yönü ne olursa olsun, siyasi yönü önemlidir.Ünlü mitinglerde kürsüden konuşmalar yapılmıştı: Solcular CHP'ye, sağcılar MHP'ye oy versin diye...Evet işte, sadece AKP değil, MHP de bu yasağın kalkmasını istiyor; hatta yıllardan beri istiyor.
MHP'nin devlete ve laikliğe sadakati hakkında kimse bugüne kadar şüphe ifade etmedi üstelik.Kimse Bahçeli'ye "ov avcısı" falan da demedi!MHP, çok geniş bir kitlenin talebini karşılamak için yasağın kalkmasını istiyor.Demek ki sadece AKP değil!.. Daha önce ANAP ve DYP de yasağın kalkmasını istemişti. Halkın yüzde 76'sı üniversitelerde bu yasağın kalkmasını istiyor.Halkı "kapatma"nın bir yolu var mı?!Yoksa, bu talep elbette siyasete, Meclis'e yansıyacaktır.Burada en önemli husus, en zor husustur: Türban yasağının bir itikat haline gelmiş olması! Türbanlıları tehlike olarak gösterenler ve bu yasağı otoriter devlet kurulları yoluyla dayatanlar, hiçbir bilimsel araştırma gereği duymuyorlar; Türkiye'nin modernleşme düzeyi, din algısındaki değişmeler, türbanla modernleşme arasındaki ilişkiler...
Hiç araştırmıyorlar...Başörtüsü yasağı öyle bir husumetle uygulanıyor ki, bu konuda "en hakiki mürşit" bilim değil, 'laiklik itikadı'dır maalesef.Çözüm, yasağı sürdürmek değildir; toplumda gerginlik yaratmak da değildir. Baykal, Kemal Derviş kadar anlayışlı olmalı, "yasağın sadece üniversitelerde kaldırılması" gibi ortalama çözümler için mutabakat sağlanmalıdır.


2008, kritik yıl


Sayın Başsavcı'nın parti kapatma imasında bulunmasının hukuki dayanağı yoktur. Bu gerekçeyle, hukuki değere sahip bir iddianame bile yazılamaz!Sadece toplumsal gerilimi tırmandırır.Laiklikle başörtüsü yasağını eşitlemek hukuka ve siyaset bilimine aykırıdır. Yasağın konulduğu 1989'a kadar Türkiye laik değil miydi? Üniversitelerde kılık kıyafetin serbest olduğu Avrupa ülkeleri laik değil mi?
AİHM kararı yasağın "gerekli" olduğunu değil, "mümkün" olduğunu gösterir; yasağın kaldırılabileceğini AİHM hâkimi Rıza Türmen de açıkça ifade etmiştir.Fakat şunu da önemle belirteyim: Dünyada ve Türkiye'de ekonomi gittikçe sıkışıyor. Türban, hatta anayasa tartışmaları 2008'de rafa kaldırılmalı, Türkiye ekonomiye ve ekonominin gerektirdiği yasal ve anayasal reformlara odaklanmalıdır.

Cep telefonu çalınanlar ne yapmalı ?

Cep telefonu çalınanların, polise gitmesine gerek kalmadan Telekomünikasyon Kurumu'na bağlı ücretsiz ihbar hatlarını aramaları yetiyor.

Hırsızlık malı cep telefonu satın alanlar, cihazı açtıklarında, ekrana gelen SMS ile ikâz edilecekCep telefonu çalınanların, polise gitmesine gerek kalmadan Telekomünikasyon Kurumu'na bağlı ücretsiz ihbar hatlarını aramaları yetiyor. Farkında olmadan hırsızlık malı cep telefonu satın alanlar, cihazı açtıklarında, ekrana gelen SMS ile ikâz edilecek.


Hevesleri kursaklarında kalacak


Türkiye Gazetesi'nin haberine göre, hırsızların, kapkaççıların, dolandırıcıların ve gaspçıların hevesini kursağında bırakacak olan bir mekanizma var. Ancak birçok vatandaşın bundan haberi yok. Emniyet de, kendi birimlerini uyararak bu mekanizmadan haberdar olunmasını istedi.


Mekanizmanın işleyiş şekli şöyle:

Herhangi bir sebeple telefonunu çaldıran bir kişinin, daha karakola gidip şikayette bulunmadan önce, Telekomünikasyon Kurumu'na bağlı Bilgi ve İhbar Merkezi'ni hemen araması gerekiyor. Kısa adı BİM olan Bilgi ve İhbar Merkezi'ne ücretsiz olan 444 9 777'yi veya 0 (312) 232 23 23 numaralı normal telefonu arayarak ulaşabilirsiniz. Merkez, 7 gün 24 saat esasına göre çalışıyor.


Şu bilgileri yanınızda bulundurun


Telefonunuz çalındığında söz konusu ihbar hattını aradığınızda, ihbar ettiğiniz numaranın size ait olup olmadığını teyit etmek için bazı sorular soruluyor. Bu sorulara doğru cevap vermeniz halinde, telefonunun size ait olduğu kesinlik kazanıyor ve onay vermeniz halinde telefon, haberleşmeye kapatılıyor. Bunun için TC Kimlik Numarası, Cep telefonunun İMEİ numarası, ad ve soyadı, diğer kimlik bilgileri ve annenizin kızlık soyadını bilmeniz ve ilgiliye iletmeniz gerekiyor.


Eğer henüz hiç kullanılmamış telefonlarınız, satış mağazasında iken çalındı ise, çalan kişilerin, söz konusu telefonları satmasını ya da kullanmasını engellemek için, evrakla birlikte BİM'e doğrudan müracaat etmeniz gerekiyor. İhbarda bulunabilmek için firma yetkilisinin kimlik bilgileri, firmanın vergi numarası, çalınan cihazlara ait fatura nüshaları, kolluk kuvveti tutanağı belgelerinin bir dilekçe ekinde sunulması gerekiyor.


'Çalıntı cihaz' mesajı


Her iki durumda da, ihbar işleme konulur konulmaz söz konusu telefon cihazları bloke edilecek ve IMEI numarası sorgulamalarında 'çalıntı cihaz' mesajı gönderilecek. Böylece çalınan telefon hırsızın elinde kalacak!

KAYNAK : İhlas Haber Ajansı

"Kimsin sen ya, otur oturduğun yerde"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de milletin kılık kıyafetiyle uğraşmaya kimsenin hakkı olmadığını söyledi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de milletin kılık kıyafetiyle uğraşmaya kimsenin hakkı olmadığını belirterek, "Herkes kendi yerini, konumunu gayet iyi bilmeli, kimse kendini yasama veya yürütme organının üstünde göremez" dedi.

Başbakan'dan medya eleştirisi"


Özellikle kimse ihsası reyde de bulunamaz, yargı makamı ihsası rey makamı değildir" diyen Erdoğan ayrıca, "Bu AK Parti'nin nedense Ankara ile Atatürk'le derdi var" sözleri nedeniyle CHP Genel Başkanı Deniz Baykal hakkında dava açacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, partisinin Haldun Alagaş Spor Salonu'nda gerçekleştirilen Ümraniye İlçe Kadın Kolları Kongresi'ne katıldı. Erdoğan, partililerin yoğun ilgisi altında salona giriş yaptı. Konuşmasında medyaya yüklenen Erdoğan, başörtüsü konusunda yapılan haberleri eleştirdi. Başbakan Erdoğan, "Türkiye'yi nereden nereye getirdik ama medya bunları yazmaz. Yazarsa ne olacağını biliyorlar. Onların meşgaleleri farklı. Onların işi gücü başörtüsü. Bunu yazıyorlar, bunu çiziyorlar. Başka işleri yok. Türkiyenereden nereye geliyor, bunu yazsana kardeşim. Kendileriyle otur konuş 'şirketlerimizin değeri arttı' medya patronları bunu söylüyor. Elindeki imkanları bu iktidarla beraber yakalıyorsun da, bu ülkede kalkıp da bu milletin bir başörtüsüyle niye bu kadar uğraşıyorsun. Bu ülkede milletin kılığıyla kıyafetiyle kimsenin uğraşmaya hakkı yok, olmamalı. Bırak bu insanların bireysel tercihidir. Bireysel tercih olarak nasıl giyiniyorsa öyle giyinsin, sen ne karışıyorsun buna. Bu din ve vicdan özgürlüğüne girmezmiş. Ne özgürlüğüne girer?" dedi.


“Kimse kendini Meclis’ten üstün göremez”


AK Parti'nin amacının, Türkiye'yi Atatürk'ün ifade ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak olduğunu belirten Erdoğan, " Bizim önümüze sürekli Anayasayı çıkarmasınlar. Biz de onlar kadar bu Anayasayı biliyoruz. Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı prensibi varsa, bu ülkede yasama, yürütme, yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini konumunu gayet iyi bilmeli. Kimse kendini yasama veya yürütme organının üstünde göremez. Özellikle kimse ihsası reyde de bulunamaz, yargı makamı ihsası rey makamı değildir. Onlar da yine makamlarının gereğini, gerekli olan zamanda Anayasa'nın tayin ettiği şartlar içinde yapmaya mecburdur.
Başbakan Erdoğan, atılan bu tür adımlar sonucunda arzu etmedikleri bir hava oluştuğunun altını çizerek, "Bir tane rektör çıkıyor darbe çağrısı yapıyor. Kimsin sen ya sen önce yerini bil. Otur oturduğun yerde. Sen rektörü olduğun üniversitede yavrularımızı en iyi şekilde yetiştirmekle mükellefsin. Onlara ne vereceksen ver. Orduya akıl verme. Ordu ne yapacağını senden çok daha iyi bilir. Bu tür atılımlar, bu tür adımlar ülkemizde maalesef arzu etmediğimiz bir havayı oluşturuyor. Bunlara millet olarak zaten 22 Temmuz'ta gerekli cevapı halk verdi. Bazı köşe yazarları 'yüzde 47 ile AK Parti şımardı' diyor. Biz yerimizi gayet iyi biliriz. Bizim gösterdiğimiz tevazuyu siz gösterebilseniz ey kalemşörler, bu ülke bu hale gelmez. Daha once çırpınıyordunuz 'battık' diyordunuz, şimdi sermayeniz bu kadar katladı diye mi bu rahatlıkla böyle yazmaya başladınız. Kalkıp da AK Parti'nin yüzde 47 oyunu, bu tür adımları atmanın gerekçesi olarak göstermeyin" açıklamasında bulundu." dedi.


"Demokrasi ekonomiyle at başı giderse”


AK Parti'nin, Türkiye'de özgürlükler noktasında gereken mesafeyi almaya devam edeceğini ifade eden Erdoğan, bugün dünyada özgürlükler noktasında insanlık neyi yakaladıysa, Türk insanının da bunları yakalayacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:"Demokrasi ekonomiyle at başı gidecek ve o zaman başarı gelecek. Bugün demokrasiye sadakat göstermeyen veya orada sanal davrananlar, bilsinler ki bu bir gün onlara çok fazlasıyla gerekli olabilir. Türkiye aynı zamanda üst üste büyümesini sürdürüyor. 'Türkiye çok borçlu' diyorlar. Biz geldikten bu yana Türkiye'nin kamu net borç stoku 100 liranın içinde 78.3'tü. Göreve geldiğimizde 100 liranın içinde 40 lira oldu. Dünyanın en borçlu ülkesi Amerika ama hiç umurunda değil. Milli geliriyle borcunu karşılaştırdığı zaman önemli değil diyor.


“Baykal hakkında dava açacağım”


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu AK Parti'nin nedense Ankara ile Atatürk'le derdi var" sözleri nedeniyle CHP Genel Başkanı Deniz Baykal hakkında dava açacağını söyledi. Baykal'ı eleştiren Erdoğan, "Önce sen dön kafanın içini tezekkür et. Şu anda İş Bankası'nın yönetim kurulunda 4 tane CHP üyesi var. Sayın Baykal İş Bankası'nı Ankara'dan İstanbul'a niye götürdünüz? İş Bankası'nın kurucusu kim Atatürk. Niye İstanbul'a getirdiniz. Cevap veremez. Çünkü bunların akşam söylediği ile sabah söyledikleri farklıdır. Akşam farklı yatar, sabah farklı kalkarlar. Biz İstanbul bir ticaret merkezi, bunu dünyada herkes kabul ediyor. Türkiye'nin ekonomi merkezi İstanbul. Burada biz finansı daha da hareketli hale getirelim diyoruz. Hepsini İstanbul'da toplayalım dedik. İstanbul'da toplamak suretiyle finans sektöründe canlılığı artıralım dedik" diye konuştu. Partili kadınlara da seslenen Erdoğan, "Nüfusun yarısını dışlayan, kadınlarımızı, annelerimizi, kızlarımızı dışlayan bir siyaset, siyaset olamaz. Göstermelik bir temsil hakkıyla kadınların iradesine ipotek koyan ve onların sadece oylarını isteyen bir siyaset kurumuyla, gerçek bir demokrasi inşa edilemez" açıklamasında bulundu.


“Kadınlarımız geleceğin Türkiye’sinin mimarlarıdır”


Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Hanımların etkili olmadığı bir siyasi hareketi, sadece renksiz ve derinliksiz bulmakla kalmıyor, demokrasinin temsil kabiliyeti bakımından da sakıncalı ve sağlıksız buluyorum. Hanımlarımız sadece bu ülke nüfusunun yarısını teşkil etmiyor. Aynı zamanda Türkiye'nin yaşadığı bütün krizlerin aşılmasında en ağır yükü yükleniyor, en büyük fedakarlığı yapıyor. Hanımlarımızın engin fedakarlıkları olmasa bu toplum, bu büyük ekonomik depremlerin enkazı altından çıkamazdı. Yaşanan onca sıkıntıya, yokluğa, yoksulluğa rağmen çocukları karnı tok dolaştıran, eksikleri kapatmak için çırpınan kadınlarımız bugün ayağa kalkıp geleceğe yürüyen Türkiye'nin de mimarlarıdır.“ dedi.
İHA/ ESRA ŞİMŞEK - METİN BAŞAR/İSTANBUL

SİGARA YASAĞI RESMİLEŞTİ

Kanun, bugünden itibaren 4 ay sonra yürürlüğe girecek. Lokanta, kahvehane, kafeterya gibi yerlerdeki sigara yasağının uygulanması ise 18 ay sonra başlayacak.

Okul, dershane ve kursların açık alanları ile lokanta, kahvehane, kafeterya ve birahane gibi yerlerde sigara içimini yasaklayan “5727 Sayılı Tütün ve Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişlik Yapılması Hakkında Kanun” Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.


Kanun, bugünden itibaren 4 ay sonra yürürlüğe girecek. Lokanta, kahvehane, kafeterya gibi yerlerdeki sigara yasağının uygulanması ise 18 ay sonra başlayacak.

Yapılan yeni düzenlemeyle, 4207 sayılı Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunun adı “Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun” şeklinde değiştirildi.

Kamu binalarında, ticaret ve sosyal amaçlı yerlerdeKanunun yürürlüğe girmesiyle kamu hizmet binalarının, koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, ticaret, sosyal, kültürel, spor, eğlence ve benzeri amaçlı özel hukuk kişilerine ait olan binaların kapalı alanlarında sigara içilemeyecek.

Taksi hizmeti verenler dahil olmak üzere, kara yolu, demir yolu, deniz yolu ve hava yolu toplu taşıma araçlarında da sigara içme yasağı getiriliyor.

Okul öncesi eğitim kurumları, dershaneler, özel eğitim ve öğretim kurumları dahil olmak üzere ilk ve orta öğrenim kurumlarının kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında tütün ve tütün ürünleri tüketilemeyecek.

Lokantalar ile kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde de tütün ürünlerinin tüketimi yasak olacak.

Ancak, yaşlı bakım evlerinde, ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde, cezaevlerinde, şehirler arası ve uluslararası güzergahlarda yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının güvertelerinde tütün ürünleri tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulabilecek. Bu alanlara 18 yaşını doldurmamış kişiler giremeyecek.

Otelcilik hizmeti veren işletmelerde, tütün ürünleri tüketen müşterilerin konaklamasına uygun odalar tahsis edilecek.
Statlardaki düzenleme nasıl olacak?
Statlarda sigara içilmesine de sınırlama getiriyor. Buna göre, sigara içilebilecek bölümler, statların açık alanlarında da olacak.

Açık havada yapılan her türlü spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı yerler ile bunların seyir yerlerinde tütün ürünleri kullanılamayacak. Ancak, bu tesislerde tütün ürünlerinin tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulacak.

Tütün ürünleri tüketilmesine tahsis edilen kapalı alanların koku ve duman geçişini önleyecek şekilde tecrit edilmesi ve havalandırma tertibatı yapılması sağlanacak.

Kampanya ve reklam yasakTütün ürünlerinin ve üretici firmaların isim, marka veya alametleri kullanılarak her ne suretle olursa olsun reklam ve tanıtım yapılamayacak. Bu ürünlerin kullanılmasını özendiren veya teşvik eden kampanyalar düzenlenemeyecek.

Tütün ürünleri üreten ve pazarlamasını yapan firmalar, her ne suretle olursa olsun hiçbir etkinliğe isimlerini, amblemlerini veya ürünlerinin marka ya da işaretlerini kullanarak sponsorluk yapamayacak.

Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmaların isimleri, amblemleri veya ürünlerinin marka ya da işaretleri veya bunları çağrıştıracak alametleri kıyafet, takı ve aksesuar olarak taşınamayacak.

Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmalara ait araçlarda bu ürünlere ilişkin markaların tanınmasını sağlayacak bir uygulamaya gidilemeyecek.

Firmalar her ne amaçla olursa olsun tütün ürünlerini bayilere veya tüketicilere, teşvik, hediye, eşantiyon, promosyon, bedelsiz veya yardım olarak dağıtamayacaklar.

Tütün ürünlerinin ismi, logo veya amblemleri kullanılarak bildirim yapılamayacak, basın yayın organlarına ilan verilemeyecek.

Televizyonda yayınlanan programlarda filmlerde, dizilerde, müzik kliplerinde reklam ve tanıtım filmlerinde tütün ürünleri kullanılamayacak, görüntülerine yer verilemeyecek.

Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde tütün ürünleri satılamayacak.

Çocuklar istihdam edilemeyecek

Tütün ürünleri, 18 yaşını doldurmamış kişilere satılamayacak ve tüketimlerine sunulamayacak. 18 yaşını doldurmamış kişiler, tütün ürünü işletmelerinde, pazarlanmasında ve satışında istihdam edilemeyecek. Tütün ürünleri, paket açılarak adet şeklinde veya daha küçük paketlere bölünerek satılamayacak.

Tütün ürünleri, yetkili satıcı olan yerlerin dışında; otomatik makinelerle, telefon, televizyon ve internet gibi elektronik ortamlarda satılamayacak, satış amacıyla kargo yoluyla taşınamayacak.

Tütün ürünleriyle ilgili izmarit, paket, ağızlık, kağıt ve benzeri atıklar çevreye atılmayacak.

Tütün ürünleri, 18 yaşını doldurmamış kişilerin doğrudan ulaşacağı ve işletme dışından görülecek şekilde satışa sunulamayacak. Tütün ürünleri satış belgesi olmaksızın ve satış belgesinde belirtilen yerin dışında satış yapılamayacak.

Tütün ürünlerine benzer ürünlerHer türlü sakız, şeker, çerez, oyuncak, kıyafet, takı, aksesuar ve benzeri ürünler, tütün ürünlerine benzeyecek veya markasını çağrıştıracak şekilde üretilemeyecek, dağıtılamayacak ve satılamayacak.
Tütün ürünlerinin içilmesinin yasaklandığı yerlerde, yasal düzenleme ve buna uymamanın cezai sonuçlarını belirten uyarılar; salonlarda asgari 10 santimetrelik puntolarla, toplu taşım araçlarında 3 santimetrelik puntolarla herkes tarafından görülebilir yerlere asılacak. Ayrıca, tütün ürünlerinin tüketilmesine tahsis edilen alanlarda, tütün ürünleri kullanımının tehlikelerini anlatan sağlık uyarıları herkes tarafından görülebilir yerlere asılacak.
Tütün ürünlerinin satışının serbest olduğu yerlere en az 5 santimetrelik puntolarla, beyaz zemin üzerine büyük harfler ve siyah yazı rengi ile “Yasal Uyarı: 18 yaşını doldurmayanlara sigara ve diğer tütün ürünleri satılamaz; satanlar hakkında yasal işlem yapılır” ibaresi yazılarak, rahatlıkla görülebilen ve okunabilen yerlere asılacak.

Türkiye'de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri paketlerinin üzerine, en geniş iki yüzünden, bir yüzüne toplam alanın yüzde 40'ından, diğer yüzüne yüzde 30'undan az olmamak üzere özel çerçeve içinde tütün ürünlerinin zararlarını belirten Türkçe yazılı uyarılar veya mesajlar konulacak.

Uyarı yazıları, birden fazla paketi bir arada bulunduran tütün ürünleri kutuları üzerine de aynı şekilde yazılacak. Uyarı mesajları resim, şekil veya grafik biçimlerinde de olabilecek.

Uyarı mesajlarını taşımayan tütün ürünleri ithal edilemeyecek veya satışa çıkarılamayacak.

Tütün ürünlerinin paketlerinde ve etiketlerinde, bu ürünlerin özellikleri, sağlığa etkileri, tehlikeleri veya emisyonları ile ilgili yanlış ve eksik bilgi verilemeyecek, aldatıcı tanımlama, marka, renk, figür veya işaret kullanılamayacak.

Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmalar, ürün, üretim, pazarlama ve diğer aktiviteleri ile ilgili her türlü bilgiyi istenildiği takdirde 15 gün içinde Sağlık Bakanlığına ve Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumuna verecek.
Zorunlu eğitici yayınlar yapılacakTürkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan her kategoride televizyon ve radyolar, ayda en az 90 dakika tütün ürünleri alışkanlığının zararları konusunda uyarıcı, eğitici yayın yapacak. Bu yayınların 30 dakikası 17.00-22.00 saatleri arasında yapılacak ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak RTÜK'e teslim edilecek.

Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık 90 dakikalık süreye dahil edilmeyecek. Bu süreler RTÜK tarafından denetlenecek. Bu programlar, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, RTÜK, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu, bilimsel kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanacak veya hazırlattırılacak.

Programlar, Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü alındıktan sonra RTÜK tarafından yayımlanması sağlanacak.

Tütün ürünleri tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın oluşturduğu sağlık riskleri konusunda çocukları ve gençleri bilinçlendirmek üzere ilgili kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından müfredat hazırlanacak.

Tütün ürünleri alışkanlığının bırakılmasını özendirici programlar ve tütün bağımlılığının ilaç ile tedavisinin ulaşılabilir olması için gerekli çalışmalar Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak.

Her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün mamullerine ait ilan ve reklam giderleri, gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak gösterilemeyecek.
Cezalar ne kadar?Sigara yasağının uygulanması ve tedbir alınmasıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletmeler önce yazılı olarak uyarılacak. Bu uyarıya rağmen yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere belediye sınırları içinde belediye encümeni, belediye sınırları dışında ise mahalli mülki amir tarafından 500 YTL ile 5 bin YTL arasında ceza verilebilecek. Verilen bir önergenin kabul edilmesiyle kamu hizmet binalarının kapalı alanları bu hükmün dışında tutuldu.
Yasağı delenlere 50 YTL cezaSigara yasağı bulunan yerlerde sigara içenlere 50 YTL, sigara izmaritini ve paketini yere atanlara 20 YTL ceza verilecek.

Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmalar, ürünlerini bedelsiz olarak hediye vermeleri, indirimli satmaları, eşantiyon, promosyon veya yardım olarak dağıtmaları, ilan vermeleri, yetkili satıcı yerlerin dışında satış yapmaları halinde 50 bin YTL'den 250 bin YTL'ye kadar cezaya çarptırılabilecek. Ele geçirilecek tütün ürünlerinin kamuya geçirilmesine mahalli mülki amir tarafından karar verilecek.

Yayıncılara ne kadar ceza gelecek?Görsel yayın yoluyla film, dizi ve müzik kliplerinde tütün ürünlerinin reklamı yapılması halinde; yerel yayın yapanlara 1000 YTL ile 5 bin YTL, bölgesel yayın yapanlara 5 bin YTL ile 10 bin YTL, ulusal yayın yapan kuruluşlara ise 50 bin YTL ile 100 bin YTL idari para cezası verilecek.

Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde tütün ürünlerini satanlara, belediye sınırları içinde belediye encümeni, belediye sınırları dışında genel kolluk tarafından 1000 YTL ceza kesilebilecek.

Kanun, 4 ay sonra yürürlüğe girecek. Lokanta, kahvehane, kafeterya gibi yerlerde yasaklar ise gerekli hazırlıkların yapılması amacıyla 18 ay sonra uygulanmaya başlayacak.
KAYNAK : İHA/İSTANBUL

Eski Milli Piyango Talihlisi Sefalet İçersinde Öldü

Denizli'nin Sarayköy ilçesine bağlı Tırkaz köyünde oturan Mehmet Sarıoğlu'nun, 30 yıl önce Milli Piyango'dan aldığı yarım biletine büyük ikramiye çıktı. Kendisine ne kadar para çıktığı hiç öğrenilemeyen Mehmet Sarıoğlu, aldığı parayla oturabilecek kadar bir ev yaptı.

Hiç evlenmeyen Mehmet Sarıoğlu, büyük ikramiyeden çıkan parayı zamanla tüketti. Son dönemlerinde köylülerin yardımıyla yaşamını sürdüren Mehmet Sarıoğlu, devletten de 3 ayda bir yaşlılık maaşı alıyordu. Baraka görünümünde, bir tarafı yıkık tek göz bir odanın içerisinde sefalet içerisinde yaşayan yaşlı adam, geçen hafta 81 yaşındayken soğuktan donarak öldü.


Oturduğu barakada soba bulunmayan, içeride bulunan ocaktaki tamamen kararmış tencerede kendi pişirdiklerini yiyerek hayatına devam eden Mehmet Sarıoğlu'nun, yatağının altında 2006 yılına ait bir Milli Piyango bileti ile Milli Piyango sonuçlarını gösteren listeler çıktı.


30-35 yıl önce Mehmet Sarıoğlu'nun Milli Piyango'dan ikramiye kazandığını söyleyen komşuları, "İkramiye kazandıktan sonra aldığı parayla köye ev yaptırdı. Bugüne kadar da hiç evlenmediği için kardeşleri ve komşularının yardımıyla yaşamını sürdürdü. Parayı ne yaptığını kimse bilmiyor ancak köyden de hiç ayrılmadı. Hep köyde oturdu. Son zamanlarda sefalet içinde bir hayat sürdü. Başkasının yardımıyla yaşamını devam ettiriyordu. Bir süre önce oturduğu evde yangın çıktı ve evi büyük hasar gördü. Önceki gün de hayatını kaybetti" dediler.
-İHA-SONER KARABAŞ - DENİZLİ

Gizli numarayı nasıl engellersiniz?

İşte cep telefonunuzdan yapacağınız çok basit işlem..
Artık cep telefonlarından yapılabilen yönlendirmeyle gizli numara çağrıları engellenebiliyor.1 Ocak 2008 tarihi itibariyle GSM operatörleri üzerinden gizli numarayla arama dönemi sona erdi. Ancak, GSM abonelerinin bu konudaki şikayetleri bitmedi. Çünkü, yine gizli numarayla arama yapılabiliyor. Günümüzde numara gizlenerek yapılan aramalar hoş karşılanmıyor. Ayrıca, gizli numara yöntemiyle kişiler rahatsız edilebiliyor. İşte bu sorundan kurtulmak çok basit bir işlemle mümkün olabiliyor. Ancak, cep telefonlarından yapılabilen basit bir işlemle gizli numaralar deşifre edilebiliyor.Hangi GSM numarasını kullanıyor olursanız olun telefonunuzla (yıldız 253 kare) tuşlarına basıp arama yapın. Bağlı olduğunuz GSM operatörü size sesli cevap vererek gizli numaradan aranamayacağınızı bildirecek. Böylece, gizli numarayla sizi aramak isteyenler engellenmiş olacak. Yapılan bu işlemden sonra numarasını gizleyerek sizi arayan abonelere bağlı oldukları GSM operatöründen (Numaranızı gizlediğiniz için arama yapamıyorsunuz) mesajı iletilecek. İlgili abone gizleme işlemini iptal etmediği sürece de sizi arayamayacak.İHA

18 Ocak 2008 Cuma

KUMRU’DA BİR İLK : BELEDİYE HAMAM YAPACAK!

Kumru Belediyesi, Belediye binasının en alt bölümü olan Tahsin Hoca’nın mobilya dükkanı olarak bilinen yere hamam yapacak. Kumru’da bir ilk olacak hamam vatandaşlar tarafından çok olumlu tepki aldı. Konu ile ilgili tam bilgiye sahip olmamakla birlikte, söylentilerin doğruluğuna inanarak bu haberin gerçek olduğu ve çok yakında Kumru halkı belediyenin bir hizmeti olacak hamama kavuşacağı günü bekliyor.
Kumru’da çok büyük bir eksiklik olan hamam ihtiyacını vatandaşlar diğer uzak ilçelerde karşılıyordu. Bundan böyle kimse çevre ilçelere özellikle de Fatsa’ya bu amaçla gitmeyecek.*KUMRU HABER/KUMRU

Eğitim Bir Sen: Toplum Türban Sorununu Çözdü


Başbakan Erdoğan'ın başlattığı MHP'nin genişlettiği ve Yargıtay Başsavcısı'nın muhtıra gibi girdiği türban tartışmalarına sivil toplum kuruluşlarından ilk olarak Eğitim Bir Sen katıldı. İşte sendikanın açıklaması: Son günlerde Ak Parti ve MHP başta olmak üzere çeşitli partilerin, kanunsuz başörtüsü engellemesi sorununu aşmak için aktif bir arayış içinde olduklarını görmekten memnunuz. Gerçekten de hiçbir yasaklayıcı kanun olmadığı halde yıllardır kadınlarımızın çalışma ve eğitim gibi iki temel insan hakkını ihlal edip hayatlarını zindan eden bu zulüm, milletimizin vicdanını derinden yaralamaktaydı. Ve sokaklara, çarşıya pazara baktığımızda da sevinerek görüyoruz ki esasen toplumumuz bu sorunu çoktan aşmıştır. Toplum böyle bir yasağı tanımamakta, meşru veya gerekli görmemekte, fiili hayatıyla da böylesi anlamsız bir yasağı yok saymaktadır. Bugün TBMM çatısı altındaki siyasi partilerimizin de nihayet bu hukuksuzluğa dur demek için bir kararlılık içine girmiş olmalarını, ülkemizin özgürlük ve demokrasi yolunda yeni ve güçlü bir hamlesi olarak görüyoruz. Bu konuda mutlaka anayasal bir düzenleme yapılmalı, görüş veya öneri kimden gelirse gelsin, sorunu çözücü olması açısından değerlendirilmelidir. Uygulama, bazı kadınları başörtülü oldukları için eğitim ve çalışma hakkından telafisiz şekilde mahrum bırakmakta ve kadının toplumsallaşmasının, üretime katılmasının önünü kesmektedir. Çözüm amacıyla hazırlanacak hukuk metni de bu hak gaspını önleme amacını gözetmelidir. Eğitim-Bir-Sen olarak, yapılacak düzenlemede kadınların eğitim, öğretim ve çalışma hakkından mahrum edilemeyecekleri hususunun, tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklıkla yer alması gerektiği görüşündeyiz. İnanıyoruz ki bu sorunun çözümüne katkıda bulunan bütün kesimleri, bütün kişi veya kurumları kadınlarımız başta olmak üzere bütün toplumumuz minnet ve şükranla anacaktır.
KAYNAK : http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=151187

17 Ocak 2008 Perşembe

BEKİR HOCA ADALETİ!/HAŞMET UZAR

Bundan sonra herkes cennete gidecektir.
İslam hususunda benim bilgim Bekir hocanın uzay araçlarının yakıt tankları hakkındaki bilgisi kadardır. Bunun içinde herkesin cennete gideceği müjdesine ne yapacağımı bilmiyorum. Aslında bu yazının yanından köşesinden geçenlere sordum. “Bekir hoca herkesi eninde sonunda cennete götürüyormuş haydi hayırlısı” dediler. Cennet ve cehennem kavramının dinlerde olduğundan bilgim var, ancak: hangi dinde nasıl bir şekildedir bilememekteyim. Yoksa cennet kavramı günlük hayatta kullanıla gelmiş bir

deyimden ötelerde imayı içerir mi bilemiyorum. Cennet kelimesi öncelikle isim olarak kullanılıyor. Benim çocukluğumda bizim köyde sessiz sakin bir Cennet Abu’muz vardı. Allah rahmet eylesin ondan dolayıdır bende hep sessizliği ve sakinliği çağrıştıran bir kelime olarak kalmıştır. Bir yerin güzelliğine vurgulamak söylendiğini bilirim. “Cennet gibi yer” diye tanımlanır. Ayrıca geleneklerimizden ve çevremizden öğrendiğime göre başka bir yere gidişi olmayan iki çıkmaz sokaktan birincisi olarak bilirim. Ancak buralara ölmeden gidemezsin diye bilirim. Bir de kuran mektebinde öğrendiklerimizden aklımda kalan şekliyle “Salih amelli Müslümanların ebedi istirahatgahı” olarak bilirim. Ama öteki dünyada tabi. Bu dünya ile olan bağlantının ölüm yoluyla ya da ölüm denilen süreçle kesilmesi gerekmektedir tabii.

Bu bilgilerimizi tazeledikten sonra gelelim herkesi dolayısıyla bizi Bekir hocanın neden cennete göndermek istediğine.

1- Bekir hoca siyasete atılacaktır. Siyasette oy almak için herkesi cennete göndermek istemektedir. Böylece bir siyasi rant elde edecektir. Hatta eğer kalmışsa cennetten arsada satabilir.

2- Bekir hoca herkesi öldürmeyi planlamaktadır. Ölünmeden cennete gidilemez. Bunu söyleyip tehdit etmektedir.

3- Bekir hoca herkesin cennete gidebildiği yeni bir din kurmuştur.

4- Bekir hoca kendi dininde “bu zamana kadar bulunamayan” bir şifreye ulaşmış ve herkesin cennete gideceğini buradan iddia etmektedir.

5- Toplum çok gerilmiştir Bekir hoca insanları kolayca mutlu etmek için böyle yazmıştır.

6- Bekir hoca ölüm ve sonrasıyla ilgili takıntı içindedir. Bu konuda çok okuyup çok araştırmalar yapmaktadır.

7- Bekir hocanın yaşı gereği ölüm korkusu artmıştır ve bu dünyadaki eylemlerinden kuşkuludur, kendi ruhunu rahatlatacak felsefi çıkışlar aramaktadır.

8- Bekir hoca son okuduğu kitaptan çok etkilenmiştir. Kitapla paralellik içinde kendinin o kitaptan ne anladığını bize ifade etmeye çalışmaktadır.

Kendinizi nerede hissediyorsanız diyeceğim. Aslıda bu dünyaya ilişkin problemlerin üstesinden gelmekle öteki dünyaya ait problemleri de çözeriz gibi.

Ah hocam Allah sana uzun ömür versin. Ne kadar adilsin.

HAŞMET UZAR/KUMRU TV/KUMRU
KAYNAK : http://www.kumru.tv/yazar.asp?yazarid=79&yaziid=76

Kumru Atatürk İlköğretim Okulu Baştan Sona Yenilendi!

Bir süre önce Dünyaca ünlü uçak firması Boeing, Kumru Atatürk İlköğretim Okulu'na 22 bilgisayardan oluşan Laboratuar kazandırmıştı.
Boeing Firması Kumru Atatürk İlköğretim Okuluna tam donanımlı bilgisayar lobaratuvarı kurulması için maddi destek sağlayarak büyük katkıda bulunmuştu.


2000 yılından bu yana eğitim alanında sürdürmüş oldugu sosyal sorumluluk kapsamında 12 ilde 44 projeye imza atan, ülkemiz genelinde 15 bilgisayar laboratuarı ve ekipmanı sağlayan Boeing Firması İlçemiz Atatürk İlköğretim Okuluna 22 bilgisayardan oluşan tam donanımlı bilgisayar sınıfı kazandırmıştı. Yapılan törene Boeing firması Türkiye Başkanı Greg PEPİN, Kumru Kaymakamı Özgür KÖRÜKÇÜ, Kumru Belediye Başkanı Ticabi CİVELEK, Garnizon Komutanı Murat AYYARKIN, Daire Amirleri, öğretmenler, öğrenci velileri ve çok sayıda vatandaş katılmıştı.


Donanımlı Bigisayar Sınıfının oluşmasından sonra Okul Müdürü Necdet Cep, okulun tamamının yenilenmesi ve modern hale gelmesi için okul idaresi, öğretmenler ve velilerle birlikte yoğun bir çalışma içersine girdi. Okulun dış duvarları tamamen boyanarak okula yeni bir çehre kazandırıldı. Okul idaresinin bulunduğu bölümler ve okulun diğer sınıfları boyanarak bütün perdeler yenilendi. Öğrencilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla okulun uygun yerlerine kameralar yerleştirildi. İl Özel İdaresinden Tadilat kapsamında okul adına tahsis edilen ödenekle tüm okulun kapıları, tesisatı ve çatı onarımı yenilendi.


Taşımalı eğitim kapsamında çevre köylerden ve Kumru ilçe merkezinden toplam 950 öğrencinin eğitim ve öğretim gördüğü ve 50 öğretmenin görev yaptığı Kumru’nun en büyük okulu olan Atatürk İlköğretim Okulu Müdürü Necdet CEP katkı yapanlara teşekkür ederek Kumru Habar’e şu açıklamayı yaptı.


“Boeing firmasıyla ilişkilerimiz devam etmektedir. İki öğrencimiz 03-08 Şubat 2008 tarihinde İzmir’de yapılacak olan uzay kampına davet edildi. Öğrencilerin tüm masrafları Boeing firması tarafından karşılanacak.
Daha önce yapılan Açılış törenimize katılarak bize destek veren ve okulumuzun modern bir hale gelmesi için yoğun çaba sarf eden başta kaymakamımız Özgür KÖRÜKÇÜ olmak üzere Garnizor komutanı Murat AYYARKIN’na, Belediye Başkanı Ticabi CİVELEK’e İl Milli Eğitim Müdür Mardımcısı Mehmet ARSLAN’na, Emniyet Amiri Okan ÇAKIR’a, İlçe Tarım Müdürü Vedat AYDOĞAN’na, Kütüphane Müdürü Osman KASIMOĞLU’na,Milli Eğitim Müdürü Abdul Kadir HOCAOĞLU’na Milli Eğitim Şube Müdürü Erol BAŞAR’’a Kaymakamlık Yazı İşleri Müdrü Niyazi TOMBAŞ’a, İl Genel Meclis Üyesi Cemal SALGUT ve İsmet ERÇAL’a, Emekli Öğretmen Adem İÇEDEN’e,Özellikle okulumuza bilgisayar sınıfının kurulmasına vesile olan Boeing firmasının taşeronu İş adamı idris İÇEDEN’ne ve okul idaresi arkdaşlarım ve öğretmenlerimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.” Dedi. *Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

16 Ocak 2008 Çarşamba

Avukat Cüneyt Torama'nın Annesi Hamiye Toraman(74) Vefat Etti

Ülkemizin tanınmış serberst avukatlarından Cüneyt Toraman ve Kuveyttürk Hukuk Müşaviri Mesut Toraman'ın anneleri Hamiye Toraman(74) vefat etti.İstanbulda oğlu avukat Cüneyt Toramanla yaşayan anne geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hakkın rahmetine kavuştu.İstanbul'dan Kumru'ya getirilen cenaze, Kumru Merkez camii'nde kalabalık bir cemaat tarafından kılınan namazdan sonra Akçadere Köyünde bulunan aile kabristanlığına defin edildi.-Murat YÜREKLİ-Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

15 Ocak 2008 Salı

KUTADGU BİLİG'den Güzel Sözler

Akıl senin için iyi ve yeminli bir dosttur. Bilgi senin için çok merhametli bir kardeştir.
Allâh'a sığın, onun emrine itaatsizlik etme!
Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü dil dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar.
Allah'tan ne gelirse ona râzı ol!
Anlayış ve bilgi çok iyi şeydir; eğer bulursan, onları kullan ve uçup göğe çık.
Bir insan bütün dünyaya tamamen sahip olsa bile, sonunda dünya kalır; onun kısmetine ancak iki top bez düşer.
Bu dünya renkli bir gölge gibidir, onun peşine düşersen kaçar; sen kaçarsan o seni kovalar..
Bu dünyanın kusuru bin, meziyeti ise birdir. İnsan bunu nasıl geçirirse, o öyle geçer.
Bütün halka içten gelen merhamet göster.
Bütün iyilikler bilginin faydasıdır. Bilgi ile göğe dahi yol bulunur.
Büyüklük taslayan, kibirli ve küstah adam, tatsız ve sevimsiz olur; kibirli insanın itibari günden güne azalır.
Eğer kendine candan bağlı birisini arıyorsan, sözün kısası, kendinden daha candan birini bulamazsın.
Dâima iyilik yap ki, kendin de iyilik bul.
Doğan ölür, ondan eser olarak söz kalır. Sözünü iyi söyle, ölümsüz olursun.
Dünya ve âhireti her ikisini birden elde etmek istersen, şu birkaç işi bırakma; muktedirsen bunları mutlaka yerine getir!
Elini uzatarak gökteki yıldızları tutsan ve başın göğe değse bile, sonunda sen yine yerdesin.
Ey asil insan! insanlığı elinden bırakma; insanlığa karşı daima insanlıkla muamele et.
İşi adaletle yap, buna gayret et; hiç bir zaman zulüm etme; Allah'a kulluk et ve O'nun kapısına yüz sür.
Hangi iş olursa olsun, sen onu tatlı dille karşıla; her işte tatlı dil kullanırsan saadet sana bağlanır.
Hiç bir işte acele etme, sabırlı ol, kendini tut; sabırlı insanlar arzularına erişirler.
Diline ve gözüne sahip ol, boğazına dikkat et; az ye, fakat helal ye.
Hangi işe girersen, önce sonunu düşün; sonu düşünülmeyen işler, insana zarar getirir.
Başkasının zararını isteme, kendin de zarar verme; hep iyilik yap, kendi heva ve heveslerine hakim ol.
Bak, doğan ölür; ondan, eser olarak, söz kalır; sözünü iyi söyle! ölümsüz olursun.
İnsanın bunca zahmet çekmesi hep boğazı ve sırtı içindir; mal toplar, yiyemez; öldükten sonra da vebali altında kalır.
Ey nimet sahibi olan kimse, şükret. Şükredene Tanrı nimetini artırır.
İnsan nadir değil, insanlık nadirdir. İnsan az değil, doğruluk azdır.
İnsanın bunca zahmet çekmesi hep boğazı ve sırtı içindir. Mal toplar, yiyemez; öldükten sonra da vebalı altında kalır.
Çok mal aç gözlüyü doyurmaz. Ecel gelince pişman olur, fakat artık işini yoluna koyamaz.
Akıl bir meşaledir. Kör için göz, ölü vücut için can, dilsiz için sözdür.
Kötülük edersen, kötülüğün karşılığı pişmanlıktır. Elinden gelirse, kötülüğün inadına iyilik yap.
Çok dinle fakat az konuş. Sözü akıl ile söyle ve bilgi ile süsle.
Fenalık cahillikten doğar, hastalıklar kötülükler hep aynı noksanlıktan ileri gelir. Fakat tedavi ile hastalara şifa verilebilir; terbiye ile kötüler iyi edilebilir; okumak yoluyla da bilgisizlere bilgi verilmiş olur.
Gönlünü ve dilini doğru tut!
Gurur faydasızdır, o insanları kendinden soğutur. Alçak gönüllülük ise insanı yükseltir.
Halka faydalı ol, onlara zarar verme!
Her mahlûk kendi nasibini alır. Yürüyenler yiyeceklerini ve uçanlar da yemlerini bulurlar.
Her sözü söz diye ağzından çıkarma. Lüzumlu olan sözü düşünerek ve ihtiyatla söyle.
Her bakımdan tam zengin olmak istersen, kanaatkâr ol. Böylece kendi nasibini elde etmiş olursun.
Huzur istersen zahmet ile birlikte gelir. Sevinç istersen kaygı ile birlikte bulunur.
İşe acele ile girme, sabır ve teenni ile hareket et. Acele yapılmış olan işler yarın pişmanlık getirir.
İnen yükselir, yükselen iner, parlayan söner ve yükselen durur.
İnsan süsü, yüz; yüzün süsü, göz; aklın süsü, dil; dilin süsü, sözdür.
İnsan, binlerce yaşasa, arzu ettiği şeylere kavuşsa bile, yine dileği bitmez.
İnsana insanlığı nisbetinde mukabelede bulun. Böyle mukabelede bulunduğu için, insana insan adı verilmiştir.
İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur. İnsanı dil kıymetten düşürür ve insanın dili yüzünden başı gider.
İnsanların seçkini insanlığa faydalı olan insandır. Halk nazarında muteber kimse, merhametli olan insandır.
İyi hareket et, kötülerin zararlarını ortadan kaldır!"
Kara toprak altındaki altın, taştan farksızdır. Oradan çıkınca, beylerin başında tuğ tokası olur.
Kimin sana biraz emeği geçerse, sen ona karşılık daha fazlasını yapmalısın.
Kötülük değersiz bir şey olduğu için, onu yapan da değersizdir.
Menfaat sandalyeye benzer; başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan seni yükseltir.
Öfke ve gazapla işe yaklaşma; eğer yaklaşırsan, ömrü heder edersin.
Söz ağızda iken sahibinin esiridir, ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esirdir.
Yalnız kendi menfaatini gözeten dosta gönül bağlama. Fayda görmezse, sana düşman olur, ondan vazgeç.

14 Ocak 2008 Pazartesi

Avrupa’nın Yolu Kütüphaneden Geçer!

T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığınca 18-30 yaş arası gençleri kapsayan Avrupa Gönüllü Hizmeti Projeleri kapsamında projesi kabul edilen Karadeniz Kitap Sevdalıları Grubu’nun TR-12-419-2007-R4 Referans No’su ile Karadeniz’de Eğitim Seferberliği Projesi’ni hayata geçirmek amacıyla Kumru-Fizme Beldesi’nden Akif Ağırbaşlı Ankara’da yapılan 10 günlük seminere katılarak, Projeleri olan “Karadeniz’de Eğitim Seferberliği Projesi’ni “Karadeniz Kitap Sevdalıları Grubu” adındaki grup arkadaşları ile hayata geçirmek amacıyla kolları sıvadı.

Grup Başkanı ve Ankara’da 10 günlük seminerden dönen Akif Ağırbaşlı Kumru Haber Haber ve Yorum Sitesi’ne şu açıklamayı yaptı. “İlgili Bakanlığımızın Avrupa Gönüllü Hizmeti Projeleri duyurusunu Eylül 2007’de öğrendiğimizde arkadaşlarla bir araya gelerek “Karadeniz Kitap Sevdalıları Grubu” adı altında “Karadeniz de Eğitim Seferberliği Projesi”ni hazırlayarak Gençlik Programları Başkanlığına baş vuruda bulunduk. Projemiz kabul edildi. Bu amaçla da Ordu’yu temsilen 10 günlük seminer için geçen hafta Ankara’da idim. Projenin hayata geçirilmesinin yanında bir çok şeyi de bizzat uzmanlarından öğrendik. Şimdi ilçemizde projemizin bir ayağını oluşturan kütüphane kurma çalışmalarına başladık. Avrupa’ya açılım kütüphaneden başlar düşüncesindeyiz. Hem ilçemize ve hem de bölgemize hizmet etmek ve hem de kabul edilen projemizi hayata geçirmek amacıyla ilk etapta Kumru’nun iki belde belediyesini barındıran Fizme’de modern bir kütüphane kuracağız. Projemiz hayata geçirildiğinde Kumru’nun tüm köylerine bir örneklik oluşturacaktır. Amacımız kütüphanenin 24 saat hizmet vermesini sağlayıp, okuma günleri düzenleyeceğiz.” Açıklamasında bulundu.

Projemizin hayat bulması için duyarlı insanlara çağrıda bulunan Akif Ağırbaşlı konuşmasını şöyle sürdürdü. “ Hep anlatırız ve deriz ki, gelişmiş ülkelerde insanlar otobüste bile okuyorlar. Bizde bu kadar olmasa da kitaba karşı bir ilgi ve sevgi uyandırabiliriz. İnanıyorum ki bu projemiz Kumru’da kitaba ve kütüphaneye karşı çok büyük bir ilgi uyandıracaktır. Herkes bilir ki, kitap okumak bir ayrıcalık ve kitap okuyan toplumda istisna ve özel bir insandır. Biz Kumru’da herkesin kitap okuyan istisna biri olmasını arzu ediyoruz.” *Bekir AKKAYA/Kumru Haber/KUMRU

13 Ocak 2008 Pazar

TESPİTLER- Prof.Dr.Abdullah ÖZBEK

Kumru'muzun Değerli İlim Adamı Prof.Dr.Abdullah Özbek'in özel sitesi olan http://www.abdullahozbek.org/'dan okuyup faydalandığımız kendi tespitlerini sizlerle de paylaşmak istedik. Buyurun birlikte okuyalım...
Dünyada en kötü şey, çirkinlikleri ayakta tutan güzelliklerdir...

Kendinden bekleneni yapanlar, robotlar gibidir. Siz daha iyisini yapmalısınız ki, daha hür ve mutlu olasınız…

Yetkililerin kendi arabalarıyla gezmediği şehirlerde, yollar bir türlü düzgün olmuyor. Yetkileri bittiğinde de onları kimse dinlemiyor…

Birbirinin baş olmasını çekemeyen iki akıllı, bir ahmağı baş yapmada kolayca anlaşır. Bu akla hep şaşarım!..

Yeni bir geminiz yoksa, boşuna eski geminizi yakmayınız…

Gençler!.. Büyüklerin sizi gaza getirmesine fazla kapılmayın… En iyisi mi siz, kendinizi iyi yetiştirmeye bakın!..

Ahmakları akıllandırmak istiyorsanız, ya cebine biraz para koyunuz ya da bir makama getiriniz. O zaman, nasıl hikmetler savurduğuna akıl sır ermez!..

Düzeltilmesi en zor olan yanlış, bir ideolojiye ya din’e dayandırılan yanlıştır….

Başkalarının kerâmetini anlatan bir sürü kerâmet tellalı gördüm… Aslında bunlar, çaktırmadan, kendi kerâmetlerini anlatıyorlardı…

Haklı olabilirsiniz… Ama her zaman işe yaramaz…

Hayatından din’i, istesen de atamazsın… Çünkü her alana nüfuz etmiştir… Öyleyse, doğrusunu öğrenmeye çalış…

Bir yerde kaliteli dindar yoksa orada kaliteli ateist de yoktur…

Kendi dilini iyi öğrenmeyenler, acaba neyi iyi öğrenirler?..

Ne kadar çabalasanız da saksıda çınar yetiştiremezsiniz!..

Herkes, yaptığı işin, “faydalı” olduğuna inanabilir. Bütün mesele, faydanın ne olduğunu iyi kavramaktır.

Ödün vererek ödül almaya kalkarsan, bir gün ödün patlayabilir…

Bir değere bağlanmayan insanlar, ipini koparmış danalara benzer. Sonra tut, tutabilirsen!..

Kimliğini başkalarına bakarak ve de kızarak belirleyen, bir gün gelir, kim olduğundan şüphe duyabilir…

Doğru çözümler üretmek için, mutlaka doğru teşhisler koymalısınız. Ama her doğru teşhisiniz, size, doğru çözüm üretme yetkisi vermez…

Bir zâlimin hakkınızı savunması, zulmü meşru görmenize yol açmasın!..

Bazı gerçekleri söylemeniz, bütün cihanı karşınıza almanıza yol açabilir. Ama değer…

Suçluyu saklayan, bir gün cıyaklayabilir…

Doğru söze kafa sallamak yetmez… Gereğini de yerine getirmek gerekir…

“Düşmanının düşmanını dost bilme anlayışı” ile kazanılacak bir dostluk, güven veren bir dostluk olamaz…

İnsanlara, yetenekleri doğrultusunda müspet güçlenme fırsatı veriniz. Yoksa onların nerede güç gösterisinde bulunacaklarını hesap edemezsiniz…

Yönettiği kişilerin arasını açmaya çalışan bir kişi, kesinlikle iyi bir yönetici olamaz…

İnsanlar, korktukları için size saygı duyuyorsa, biliniz ki çok kötüsünüz!..

Hırsızı bekçi yaparsanız, bekçi olmak isteyenleri hırsızlığa teşvik etmiş olursunuz…

Gözü etli sütlüden başka bir şey görmeyenler, pek etliye sütlüye karışmazlar…

Minnetsizlik adı altında kendi haklarını savunmayanlar, başkalarına büyük haksızlık yapmış olurlar…

Her kitap okuduğunuzda, “Ey vah!.. Bunu okumasaydım, mutlaka eksik kalacaktım.” diyebiliyorsanız, gerçekten okumuş sayılırsınız…

Eleştirilerin çok eleştirildiği bir toplumda, gereksiz takdirler fazla rağbet görür…

Çoğu kişi, gaza basılınca giden arabanın üstünlüğünü dile getirir. Siz bir de, frene basılınca durup durmadığına bakınız!..

Ülke ve insanlık yararına olan şeylere karşı çıkarak “aydın” olduğunu tescil ettirmek isteyen pek çok zavallılar, her zaman, her yerde görülür. Fakat asıl zavallılar ise, bunların peşlerine takılanlardır…

Sağlığında anne ve babasını üzenler, öldüklerinde mezarlarını öyle iyi yaptırıyorlar ki..

Adam sağlığında din’e, diyânete ve âhirete, aklına ne geldiyse verip veriştiriyor… Bu görüş ve davranışına ses çıkaran falan da olmuyor… Ama adam ölünce, öyle bir dinî tören tutturuyorlar ki… Namazlar, dualar, kırkıncı ve elli ikinci geceler… Hatta sene-i devriyesinde okutulan mevlitler, fatihalar, yasinler… Ve de verilen ziyafetler… Nasılsa itiraz edecek hali yok!.. Bu yapılan, haksızlık değil de nedir!..

Borç yiğidin kamçısıdır, diyorlar… Siz yine de yememeye çalışın…

Bu âlemde, hür olarak gezdiğine inanan nice insanlar vardır!.. Halbuki kafaları esirdir… Farkında olmasalar da…

Olmayanı varmış gibi gösterenler, bir gün, olanı yok gibi göstermeye başlar…

Bir konuyu tek bir kitaptan okursanız, yazar gibi düşünürsünüz… Ama çok kitaptan okursanız, kendiniz gibi düşünmeye başlarsınız… Tercih sizin...

Kendinizi övdürmek için, rast gele başkalarını övmeye kalkışmayınız!..

Sözüm hocalara… Dersinizi zorlaştırarak kaliteli olmaya çalışmayınız…

Kim bilir, adamların ve çevren sayesinde “büyük adam” unvanını elde etmişsindir. Ama siz kendinizi nasıl buluyorsunuz?... Kimsenin olmadığı yerde…

Eşeğin eşekliğine kızılmaz…

Gerçekleri her şeyden çok seviniz… Yalnız bile kalsanız…

Hiç yalan söylemeden, hayatını anlatabilecek kaç kişi vardır?..

Başkalarının akılsızlığından yararlanarak akıllı geçinmeye çalışanlar, aptalın ta kendisidir.

Sakın, kalabalıkta bir şey vaat etmeye kalkışma… Sonra, çok sıkıntı çekersin!..

İnsanları tümüyle sevmeniz gerekmez!.. Ama yaptıkları hayırlı işlere katılınız….

Toplum eğitilmiş olursa, iyi işlerin övülmesine gerek kalmaz…

İnsanların kavga etmelerinden çıkar umanlar, büyük bir vahşet içindedir…

İnsanı insanlıktan çıkaran hataları değil, hata tekrarlarıdır!..

İlim adamlarının ortak vasıfları, iyi gözlemci olmalarıdır…

En azla yetinmeyi göze alanlar, gerçekleri kolay söylerler!.. Ve de hür yaşarlar…

Kimi insanlar, toplulukta hakaret edip tenhada özür dilemeye kalkışır… Bu gibi kurnazları iyi tanımalısın…

Bana bir şey olmaz diyen kimse, o anda kendine neler olduğunu bir bilse!..

Eşinizi seçerken gözlerinizden çok kulağınızı kullanınız… Yaşlandığınızda bunu daha iyi anlayacaksınız!..

Yalan söylemek zor bir iştir. Çünkü devamlı hatırında tutmak zorundasın…

Para her şeyi yapar, diyenlere söylüyorum… Çok çok zengin bir adam, yana yakıla, hasta çocuğunu tedavi ettiremediğini söylüyordu… Hem de milletin ortasında…

Sıkıntılarınızı paylaşmak için değil, neşelenmek için anlattıran bir dost, asla dost değildir!..

Deve kendi gücünün farkında olsa, eşeğin arkasından gitmez!..

Bir kavramın ya da ideolojinin ne olduğunu anlamak için, onun ilk defa nasıl ortaya çıktığına bakmak gerekir… Yoksa insanlar, “bana göre, sana göre, ona göre” tartışmalarıyla boşuna yorulur.

Çoğu insan, çöpten ve çöplükten şikâyet eder. Ama, kimin çöpü ve çöplüğü olduğunu pek düşünmez…

Düşmanın silahıyla silahlanan, bir gün o silahın elinden alınacağını bilmelidir…

Kargaya kartal ismi vermekle onu kartal yapamazsınız!..

Ata bakarak eşeği anlatmaya çalışmayınız… Uzun süre kimseyi kandıramazsınız!..

İnsanları sevmenin en önemli yollarından birisi de, işe yaradıklarını ispat etmelerine yardımcı olmaktır….

Suç işleyenlerin yakalanmadıklarına bakıp da sakın suç işlemeye teşebbüs etme… Yoksa onların yükünü de sırtına vururlar!..

Yerli yersiz, doğum kontrolünün yüksek faydaları hakkında konuşan ilim adamlarına bir çift sözüm var… Şayet birileri, sizlerin gelişini önlemiş olsaydı, acaba dünyada neler eksik olurdu? Bir de bu açıdan düşünseniz!..

Hayvanat bahçesinde neler yeneceği konusunda maymunu yetkili kılıyorlar; herkesi fındık fıstık yemeye mecbur ediyor. Daha sonra, aynı görevi aslana veriyorlar; o da aynısını yapıyor. Alışmış bir kere!..

Kalitenin vize alamayacağı sınır yoktur…

Problemi çözemiyorsan, çözene engel olma!..

Söylenemeyecek doğru söz yoktur. Fakat, söyleyemeyecekler çoktur…

Eğer bir insan, zehri, kendisi de içerek satıyorsa, mutlaka alıcı bulur. Çünkü bu, bir samimiyet kanunudur!..

İyilik yaptığını zannettiğin insanlardan sana kötülük gelebilir. Sakın bunu, iyiliğin bir sonucu olarak yorumlama… Kim bilir, belki de “iyilik” yapmamışsındır!..

Ortalık yerde dolaşan, öyle yüzsüzler var ki… Bir zamanlar sövdüklerine, şimdi övgü yağdırıyorlar!.. Hem de gözümüzün içine baka baka!..

Amacı olmayan kişiye, hayatta her şey anlamsız gelir.

Mademki çukuru kapatamıyorsun; hiç olmazsa bir “uyarı levhası” koy!..

Suça teşvik etmenin en basit yolu, suçluları cezalandırmamaktır…

Herkes farklı açıdan baktığı için, bir nesnenin farklı fotoğraf kareleri ortaya çıkabilir. Ama bu karelerin sahipleri, kendisininkine benzemeyenleri tahribe kalkarsa, bir gün ortada ne çeken kalır ne de çekilen!..

Hiç spor yapmayan ve bu işten hiç anlamayan birisinin takım tutmasını, hiç mi hiç anlamış değilim… Câhilliğimi, lütfen bağışlayınız… Ya da bana birileri anlatsın…

Kimileri, “senin de hakkın var” diyerek, hem sofraya “buyur” eder, hem de yediğin lokmaları sayar!.. Aslında hiç yedirmeyecek de…

Hastalık nankör değildir. Sen onu ihmal etsen bile o seni ihmal etmez…

Bazı kişi ve çevreler, yaptığı işin basitliği ve kötülüğü anlaşılmasın diye, ona çok yüksek değerler yükler… Ondan sonra da sapla saman birbirine karışır…

Doğrularının ne olduğu belli olmayan kişiler ve toplumlar, işlerine geldikleri gibi birbirlerini suçlarlar.

Herkes, sevdiği şeyi korumak ve yüceltmek ister. Yalnız, yaptığı işin ne anlama geldiğini bilmiyorsa, sonuç felaket olabilir… Tıpkı, ayı ile arkadaş olan adamın hikâyesinde olduğu gibi… Uyuyan arkadaşının yüzüne konan sineğe sinirlenip kocaman taşı alır ve olanca kuvvetiyle indirir!.. Sonrası, malum…

Eğer bir yerde kurtlar, kuzu postuna bürünüp sürekli koyunları katlediyorsa, zamanla kuzunun anlamı değişebilir… Artık, lügatlerdeki kuzu tarifi, hiç bir işe yaramaz!..

Düşmanın silahından farklı bir silah bulmadıkça, mücadeleyi kaybedersin…

Bir çok yardım kuruluşları, fakir fukarayı, yiyeceğe ve giyeceğe muhtaçtan olmaktan kurtarıyorlar; ama kendilerine muhtaç yapıyorlar!.. Tıpkı kurttan kuzuyu kurtarıp sonra da kesmek gibi…

Eğer engeli aşma plânın ve gücün yoksa, dibine kadar varmanın bir anlamı yoktur…

Üstlerine dalkavuk olanlar, altlarına zâlimdir…

Kuralları oyun bittikten sonra konulacak olan bir oyuna, sakın girme!..

Tüccar ol; ama tüccar kafalı olma!..

Ne yapıyorsan, sonunu düşünerek yap…

Bir ateş yakmıyor, bir su boğmuyorsa, zâlimdir!..

Gül ile diken birbirinin simetriğidir. Sanatı bu bakış üzerine bina edersen, gerçek bir sanatkâr olabilirsin…

Bencil ve korkak kişiler, kendi isteklerini, toplumun da istekleriymiş gibi takdim eder.

İnsanı ve insanlığı aşağılarsanız, yüceltecek hiç bir değer bulamazsınız!..

Farklılıkların yüceltme ve aşağılama sebebi olduğu yerde, şeytana gerek yoktur… Ve burada kavga da hiç eksik olmaz…

Matematikte paydalar farklı ise, kolay hesap yapmak için, en küçük ya da en büyük ortak katı alınır. Peki, insanların ortak katının ne olduğunu hiç düşündünüz mü?

İnsanlar bağımlı olarak doğar, bağımlı olarak yaşar, bağımlı olarak ölür!.. Ama neye bağımlı oldukları hep tartışılır…

Bir işe adam almak istiyorsunuz. Sınavın sözlü bölümünde eline, “Yangında İlk Kurtarılacak” yazılı bir levha veriyorsunuz. Ardından,“Benim büroda nereyi uygun görürsen oraya yapıştır” diyorsunuz. O da gidip çöp kutusunun üstüne yapıştırıyor. Bu adamı işe alır mısınız? Tercih sizin…

Hak etmediği bir şeyi alan, bir gün, hak ettiği cezayı almak zorunda kalacağını aklının bir köşesine yazmalıdır!..

Gözünü sabun yakacak diye, hiç kimse çocuğunun kirli gezmesine müsaade etmez...

Kangren olmuş uzvu kesip atmazsanız, bir gün bütün vücudu kaybedersiniz…

Dünyada “başkası” dediğin şey, şu ya da bu şekilde, senin bir parçandır…

İnsanlar, farkında olmasalar da, birbirlerinin hizmetçisidir… İsimlere fazla takılmamak gerekir…

Bir fikir ne kadar yüce olursa olsun; eğer câhiller tarafından temsil ediliyorsa, hiçbir zaman hüsnü kabul görmez!..

Kendini küçük görme. Çünkü Yaratıcı küçük iş yapmaz!..

Hikmetler, tedavüldeki paraya benzer. Siz hiç, tedavülden kalkan para ile alış-veriş yapabilir misiniz?

Çoğu insan, savunduğu fikirlerin uygulamasını görse, en başta kendisi karşı çıkar…

Dışarıda büyüyen düşmanlardan korkma… Yalnız, kafanda büyüttüğün düşmanlar, seni mutlaka esir alır…

Öğrencilerime hep şunu söylerim… Ben hocalarımdan daha iyi yaptığımı düşünüyorum. Sizler de böyle düşünürseniz, mesele kalmaz!..

İşe birilerini alırken, mutlaka sizi geçebilecekleri seçiniz. Çünkü ilerde, taşıyacak gücünüz kalmayacak!..

Eşit olanlardan birini seçmede zorlanıyorsanız, size kolay bir yol söyleyeyim. Bilgide üstün olandan yana olunuz… Başınız ağrısa bile, fazla pişman olmazsınız…

Ayağını karaya basmadan, sakın gemileri yakmaya kalkışma…

Eğitim programlarında düşünmeye ağırlık verilse, kandırılacak insan az bulunur!..

Bindiğin araca kızarak enerjini boş yere tüketeceğine, o araçla iyi bir araç almaya git..

Birçok küçük işler, büyük isimler adı altında yapılır…

Kapasitesini kullanmayan insanlar, çok az bir yükle tıngır mıngır giden arabalara benzer…

Dostlarının zengin olmasını sakın kıskanma… En azından, senden bir şey istemezler…

Güvenilir olmak, zırhlı kafaları bile delen güçlü bir silahtır.

Haram yollarla belki hedefine ulaşabilirsin. Biraz sabırla, helal yoldan da aynı yere varabilirsin. Yalnız birincisinde yüzün kara; ikincisinde alnın açık olur… Tercih senin…

Tembelin bahanesi çok olur…

Kimi bilgiler, insanın bilgiye ulaşmasının önünde en büyük engeldir…

Soyunla değil, huyunla öğün…

Kötü insan yetiştirme formülüyle, iyi insan yetiştiremezsin…

Bir mecliste, yerini başkasına vereceksen ver; yalnız ondan sonra, bir başkasının yerini gasp etmeye kalkışma!..

Hak diye ortaya koyduğun şeylerin bir çoğu, belki de haksız oluşunun delilleridir!..

Komşularınla aran iyi değilse, sokağa bile rahat çıkamazsın!.. Bir de uzaklara gideceğini düşün!..

Hayat engelli bir koşudur…

Kız; ama yerinde!..

Eğer birilerinin yardımıyla yükseliyorsan, devamlı yükseklik korkusu çekersin!..

Elini yüzünü yıkamayacaksan, sabunu övmenin ne anlamı var?

En iyi eleştiri, daha güzelini ortaya koymaktır… Tabiî ki fırsat verirlerse…

Çamurdan çelik yapmaya çalışırsan, çamurdan çıkamazsın!..

Yalanın en korkunç tarafı, doğru söylediklerinizin de yalan hanesine yazılmasıdır.

Aynalar yalan söylemez, diyorlar. Öyle olsaydı, bazıları aynaya bakıp kızmazdı!..

İnsanların kendilerini beğendiğini sanırdım. Ama fotoğrafçılardaki gözlemlerim, yanıldığımı gösterdi.

Bir hastanın, kendisini tedavi eden doktora yalan söyleyeceğini, hiç düşünmezdim. Ama böyle olmadığını gördüm…

Toplumda, “Nefsin onda dokuzu kadındadır.” şeklinde bir ön yargı var. Benim araştırmalarım, tam tersini gösterdi.

Aile konusunda yaptığım araştırmalarda tespit ettiğim en dikkate değer sonuçlardan birisi şu oldu: Genelde, her ailede birisi, yemesini çok iyi biliyor!..

Bazen koyunlara dönüyoruz… Birimizi kurt kapsa, diğerleri otlamaya devam ediyor!..

Dilencilik çoğu kere, insanların merhamet duyguları kullanılarak yapılan bir hırsızlıktır…

Öyle bir dostluk kur ki, bozuştuğunda borcun olmasın!..

Yemeğe düşkünseniz, bir gün ava geleceğinizi aklınızdan çıkarmayınız!..

Dünyada güzel olarak görülen eserlerin çoğu, kötülerin eseridir. Çünkü bunlar, daha iyisini yapacak olanlara fırsat vermemişlerdir…

Her insanın, mutlaka, üstün bir tarafı vardır… Dünyaya, onun üstüne çıkıp da bakarsa, küçük dağları yaratmadığını anlar…

Söylüyorsan yap; yapmayacaksan söyleme!..

Bir şeyi istemeyebilirsin. Fakat neyi istediğini çok iyi bilmelisin…

Büyükler, neden hep hikmet buyururlar? Buyuracak başka şeyleri olmadığından mı yoksa?..

Tükürdüğünü yalayanlar, acaba çevreyi kirlettiklerinin farkına vardıkları için mi bunu yapıyorlar? Yoksa başkalarının işine yaramasın diye mi? Doğru şıkkı işaretleyiniz.

Kötülüklerin kalkmasını başkalarına havale edenler, bir gün gelir, havale geçirmekten kurtulamaz!..

İçinde kendin görünebileceğin elbiseleri giy…

En tehlikeli kalpazanlık, cinnetlerin sünnet diye piyasaya sürülmesidir.

Bazı kişilerin neden bu kadar saçmalama hakları var? Bilen varsa, bana da söylesin…

Toplum, birleşik kaplar gibidir. Bir taraf kel, bir taraf gül olmaz…

Gerçek sevgi, sevilen kişi için en iyi olanı istemektir…

Delikanlılık, delilik yapmak demek değildir.

Anne ve babalara sesleniyorum… Çocuklarınızı, bir sigorta olarak görmeyiniz.

Kapasitesini kullanmayan insanlar, yüksüz olarak tıngır mıngır giden arabalara benzer…

İnsan canından kurtulmakla, borçlarından da kurtulmuş sayılmaz…

Korkulması gereken şeyden kork…

Çocuklar!.. Ödevlerinizi yaparken ilgili kişilerden yardım alınız!..

Gece konanlar, gündüz uçacaklarını hesaba katmalıdır.

İnsanların şahsiyetlerini değil, yaptıklarını eleştir.

Başkalarını örnek alırken, sakın kendini unutma!..

İnsanlara, kullanmasını bilmedikleri hürriyeti vermek, onları daha çok köleleştirir…

Sadece oturacağın yer kadar yer işgal et…

İnsanlar suç işlediğinde, kanun namına yakalanıyor. Ya kanunlar suç işlerse?...

Yemek yemeyi problem etme; birçok sıkıntıdan kurtulursun…

KAYNAK : http://www.abdullahozbek.org/

Kumrulular Efit Genel Müdürü Murat Hatipoğlu’nu Ziyaret Etti

Fiskobirlik yönetiminin yeni seçiminden sonra,EFİT(Entegre fındık işleme tesisleri) genel müdürlüğüne Fiskobirlik müfettişlerinden Murat Hatipoğlu getirilmişti.Efit Genel Müdürü Murat Hatipoğlunu yeni görevinden dolayı hemşehrileri AKP Ordu İl Genel Meclis Üyeleri İsmet Erçal ,H.Emin Payat ve Cemal Salgut makamında ziyaret ettiler.
AKP Ordu İl Genel Meclis Üyesi İsmet Erçal ziyaretle alakalı olarak; "Yeni genel müdürümüz Murat bey Kumrulu.Biz bugün kumruluları temsilen hemşehrimizi yeni görevinden dolayı tebrik maksatlı olarak bu ziyareti gerçekleştirdik.Murat beye yeni görevinde başarılar diliyoruz " dedi.
Efit Genel Müdürü Murat Hatipoğlu da; "Kumrulu büyüklerimizin,ağabeylerimizin bizi ziyareti beni onurlandırmıştır.Bize bu görevi layık görenleri mahçup etmeyecek,çıtayı inşallah daha yükseklere çıkaracağız" dedi.*Bekir AKKAYA-Murat YÜREKLİ/KUMRU HABER/KUMRU

KUMRU ESNAF VE SANATKARLAR KREDİ VE KEFALET KOOPERATİFİ BAŞKANI NAMIK EVİN'DEN ESNAFA MÜJDELİ HABER

Başkan Namık EVİN yaptığı açıklamada esnaf ve sanatkara kullandırılan kredi limitlerinin 25.000YTLden 35.000 YTL'ye çıkartıldığını söyledi.35.000YTL’ ye yükseltilen kredilerin devamlı olarak kullandırılabilmesi için kredi kullanan ortakların ödemelerini gününde yapmaları sayesinde olacağını belirtti.Aksi takdirde takip oranın yükselmesi halinde kredi limitleri değişken olduğundan 25.000YTL ye geri dönülecektir dedi.Bu durum tamamen ortaklarımızın kredilerini gününde ödemelerine bağlı olduğunu aksi takdirde kredi taksitlerini gününde ödeyen ortaklarımıza haksızlık olacağını söyledi.
Gururla belirtiriz ki,kooperatifimiz Türkiye genelinde faaliyet gösteren 1.200 civarında kooperatiften 35.000YTL ortaklarına kredi kullandıran ilk 100 kooperatifin içindedir,bölgemizde ise ilk 3 kooperatiften biridir dedi.
35.00YTL kredi basel-2 sistemine göre bilançosu yeterli olan ve yeterli teminat verebilecek ortaklarımıza kullandırılacaktır.
Başkan kullandırılan kredi limitlerinin artırılmasında yönetim kurulunun ve personelin özverili çalışması ve kredi kullanan ortakların borçlarını gününde ödemesinden kaynaklandığını belirtti.Kredi limitlerinin arttırılmasından kaynaklandığını belirtti.Kredi limitlerinin arttırılmasında kooperatifin öz kaynaklarının verimli kullanıldığını söyledi.
Başkan Namık EVİN kredi kullanan üyelerin kullandığı krediyi zamanında ödemelerini ve kefil oldukları borçları iyi takip etmelerini aksi takdirde kefillikten dolayı ödenmeyen borçlardan mağdur duruma düşebileceklerini söyledi.
Yönetim kurulu olarak kredi kullandırılırken ortağın ödeme gücüne baktıklarını kefillikten dolayı takip de olup olmadığını araştırıldığını belirtti.
Ortaklardan özellikle kefil oldukları kişilerin ödeme gücü olup olmadığını iyi bilmelerini,önüne gelen herkese imza atmamalarını aksi takdirde müşterek borçlu sıfatıyla atacakları imzadan birinci derecede sorumlu olduklarını bilmeleri gerektiğini söyledi.
Kesinti oranlarının eskisi gibi çok yüksek olmadığını bir tane bile takibe intikal eden orağın bütün ortakların kullandığı krediye mani olabileceğini,bununda borcunu gününde ödeyen ortakların kredi kullanmalarını engellediğini hem kooperatifi hem de borcunu günüde ödeyen ortağı mağdur edebileceğini belirtti.
Başkan Namık EVİN esnafın Pazar ekonomisi içerisindeki yerinin iyi değerlendirilmesi,mevcut sorunlarının çözümlemesi kredi teşvik sistemlerinden etkin bir şekilde yararlanmasının bu kesimin gelişip,güçlenmesi bakımından büyük önem taşıdığını belirtti ve bu nedenle
bir an önce %13 olan kredi faiz oranlarının enflasyonun altına düşürülmesi gerektiğini aksi takdirde esnafın büyük işletmelerle rekabet gücünü kaybedeceği belirtti.Ayrıca halk bankasının ilçemizde şube açmasına yönelik çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam etmektedir.Bu vesile ile 2008 yılının tüm esnaf camiasına bol kazançlı günler getirmesini temenni etti.*Bekir AKKAYA-Murat YÜREKLİ/KUMRU HABER/KUMRU

12 Ocak 2008 Cumartesi

Fizme Karapınar Mahallesi’de Bugün Görevde Olan İmamlar

Bugün Feyza Ana (el-fark@hotmail.com) ‘nın gönderdiği bir liste aldım. Tespit ettiğim Fizme-Karapınar Mahallesinden bugün bir fiil aktif olarak diyanette İmam Hatip olarak çalışanları ‏şunlardır.” Şeklinde…
Emekli imam hatipler ve imam hatip lisesi mezunu olup ta başka görevde bulunanlar bu listeye dahil edilmemiştir. Yine bu listede Feyza’nın aklına gelmemiş imam-hatipler de mutlaka vardır. Bu haberi okuyup ta isim gönderilirse buraya mutlaka ilave edilecektir.
Fizme Karapınar Mahallesi Duman Köyü’nün komşusu, kumru’dan dört kilometre uzaklıkta 70 haneli bir yerleşim birimidir. Bugün bilinen isimlerden Prof.Dr.Abdullah Özbek, Fatsa Milli Eğitim Müdürü Yusuf Çaya, Ereğli Cumhuriyet Savcısı Zürkarneyin Kısık, Gelirler Genel Müdürlüğünde Kontrolür İşletmeci Abdurrahman Özbek, Kumru Milli Eğitim Şefi Ekrem Saygı, Kumru Öğretmenevi Müdürü Bekir Akkaya, Emekli İmam-Hatiplerden Mehmet Özbek, Mustafa Ağır, Cemal Çaya, Mali Müşavir Mustafa Çaya, Öğretmen Murat Saygı, Öğretmen Aydın Çaya,Emekli İmam Hatip Dursun Çaya, Mesudiye Müftüsü Faruk Ana, Veteriner Hasan Çaya, İlahiyatcı Kemal Akıl, Öğretmen Adnan Akıl, Polis Habip Akıl, İlahiyatcı Mustafa Ağır, İlahiyatcı İbrahim Ağır, Sağlık Memuru Mehmet Ağır, Emekli Memur Adem Dereköy, Memur Mustafa Dereköy, Sağlık Memuru Halil İbrahim Arş, İmam Ahmet Bilgü, Tarihçi Mustafa Bilgü, Edebiyatcı Ahmet Bilgü Emekli Memur Vahit Çaya ve Mustafa Çaya ve şu anda hatırlayamadığım bir çok isim bu Karapınar Mahallesindendir. Dikmeci Mahallesi ve bayan görevlilerimiz ve memurlarımızın isimleri buraya hiç alınmamıştır.
Bu haber sadece bana gönderilen aşağıdaki liste amacıyla yapılmıştır. Bu tür Bilgiler geldiği takdirde gönderenin adı ile Kumru’nun hangi yerleşim birimi olursa olsun yayınlanacaktır.
İşte Feyza Ananın Gönderdiği aktif görevde olan Karapınarlı İmamlar…*Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

KARAPINAR MAHALLESİ
(2008 YILINDA) AKTİF DİYANET GÖREVLİLERİ

SOYADI
GÖREV YERİ

1. VEYSELAĞIR -HAYRABOLU / TEKİRDAĞ
2. İBRAHİM AĞIR -MERKEZ / KIRKLARELİ
3. SALİH AHTİK KEMAH / ERZİNCAN
4 .AHMET ANA ÇARŞAMBA / SAMSUN
5. ATIF ANA ÇARŞAMBA / SAMSUN
6. ABDULLAH ANA ÇATALPINAR / ORDU
7. FARUK ANA MESUDİYE / ORDU
8. HACI BAYRAM ANA KARACABEY / BURSA
9 .AHMET ARŞ ALTINTAŞ / KÜTAHYA
10. MEHMET ARŞ KUMRU / ORDU
11. İSMAİL HAKKI ARŞ KUMRU / ORDU
12. NİHAT BİLEN BAŞKANLIK / ANKARA
13. İBRAHİM BİLEN URLA / İZMİR
14. VEYSEL BİLEN GÜLŞEHİR / NEVŞEHİR
15. HÜSEYİN BİLEN KUMRU / ORDU
16 .YUSUF BİLGÜ SAPANCA / SAKARYA
17. AHMET BİLGÜ MERKEZ / SAMSUN
18. MEHMET ÇAYA MERKEZ / KIRKLARELİ
19. YUSUF ÇAYA MENDERES / İZMİR
20. ABDULLAH ÇAYA SARAY / TEKİRDAĞ
21. MEHMET FAHRETTİN ÇAYA LALAPAŞA / EDİRNE
22. KENAN ELMA MAMAK / ANKARA
23. AHMET ELMA MERKEZ / ESKİŞEHİR
24. YÜKSEL ELMA URLA / İZMİR
25. ÜZEYİR ERDAL MAMAK / ANKARA
26. YUSUF ERDAL PERŞEMBE / ORDU
27 .BÜNYAMİN ERDAL HAYMANA / ANKARA
28. CENGİZ HİBE KUMRU / ORDU
29. HAYATİ SAYGI SEFERİHİSAR / İZMİR
30. NAİM SAYGI KUMRU / ORDU
31. HÜSEYİN SAYGI ARPAÇAY / KARS
32. MUHAMMET SAYGI/ARDAHAN
LİSTEDE AKLINIZA GELENİ GÖNDERİN BU SIRAYA KOYALIM...
BEKİR AKKAYA/KUMRU

11 Ocak 2008 Cuma

Ahmet Akkad’a İlahiyat Dersi : Felsefe ve Din Bilimleri-Bekir AKKAYA

Elinizde bulunan bu gazetenin bu köşesinde “Ölümden Sonrasına Yolculuk ve ruhsal alemle” ilgili sekiz bölümlük yazının en sonunda da cennet ve cehennem kavramı üzerinde durarak konuyu bitirmiştim. Çok sayıda olumlu tepkinin yanında birkaç kardeşim tarafından da sert eleştirilere maruz kaldım.
Eleştiri boyutundan da öte bu yazılarım nedeniyle yazılarım ve düşüncelerimden çok branşım ve eğitim düzeyim sorgulandı. Kısacası bu yazılarım benim uzmanlık alanım değilmiş. Eleştirenler daha çok ilahiyatçı meslek sahibi kardeşlerim oldu. Cennet ve cehennem noktasında farklı düşünsek de ben şahsen kendimi bir cennet sakini olarak görüyorum. Bizim bulunduğumuz yerde boş yerin çokluğunu da belirtmek isterim.
Ben yazılarımın özellikle kelime ve kavramlar noktasına dikkat ederim. Kelime ve kavramların orijinal halini kullanmaya ve öyle düşünmeye gayret gösteririm. Uzmanlık alanım olmasa da beni eleştiren ve hatta küfre kadar götüren birkaç ilahiyatçı kardeşime “İlahiyat” kavramı üzerine görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde İlahiyat; Tanrı bilimi, Felsefe olarak açıklanmaktadır.
Hayat Büyük Türk Sözlüğünde ise : 1. Felsefenin uluhiyetten ve Tanrı’ya ait meselelerden bahseden kısmı 2. Dini ilimlerim bütünü Fr=teologie-teoloji( bu mana Türkçe’ye mahsustur): İlahiyat Fakültesi –Sayfa : 573
Din konusunda bize ağır ithamlarda bulunan ve İslami konularda kendilerinin uzman olduğunu söyleyen kardeşlerimizin okudukları okulların en eskisi ve en köklü olanı Ankara İlahiyat Fakültesidir. (Benim bildiğim kadarıyla Ankara dışındaki tüm şimdiki ilahiyatlar Enstitü idi ve bir de Erzurum İslami İlimler Fakültesi vardı.) Ankara İlahiyat Fakültesi Internet Sitesinde hangi derslerin okutulduğuna baktım. Hiçte benim sözünü ettiğim uzmanlık bölümleri ve kardeşlerimizin sürekli sözünü ettikleri bir uzmanlık durumu söz konusu değil. http://www.divinity.ankara.edu.tr/tr/index.php# Internet sitesinin akademik bölümler bölümüne baktığınızda 1. Temel İslami Bilimler 2. Felsefe ve Din Bilimleri 3. İslam Tarihi ve Sanatları 4. İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği 5. Dünya Dinleri 6. Yaygın Din Öğretimi ve Uygulamaları olarak görülmektedir.
İlgili bölümlerden gördüğüm kadarıyla bir fakih ya da müfessir yetişmesi mümkün değil. Fakültenin de arkadaşların aksine böyle bir iddiası yok. Birinci madde olan Temel İslami Bilimleri bölümüne baktığımda şu açıklama mevcut “Temel İslam Bilimleri Bölümü, İslam düşünce tarihinde ortaya çıkan ve çok tanınan inceleme alanlarını, akademik düzeyde ele almayı ve öğretim konusu yapmayı amaçlayan bilim dallarından oluşmaktadır. İslam düşüncesinin çeşitli alanlarında sağlıklı dinî bilgi üretebilmek için akademik bakışı ilke edinen araştırmalara büyük ihtiyaç vardır. Bölümümüz, bu ihtiyacı karşılamak ve evrensel bilim ilkelerini de göz önünde bulunduracak başarılı çalışmalar ortaya koymak üzere Tefsir, Hadis, Kelam, İslam Hukuku, İslam Mezhepleri Tarihi, Tasavvuf ve Arap Dili ve Belagatı olmak üzere 7 anabilim dalından oluşmaktadır.” Açıklaması yer almaktadır.
Bu bilgileri verirken ben yorum yapmamaya gayret gösteriyorum. Geçen bir muhabbet esnasında söz konusu “boşanma” olunca, içimizden bir arkadaşımız “ bu konunun uzmanı benim ve bu konuda benden başkasının görüş ve düşüncesi yanlıştır.” Cümlesini kullanınca “teoloji” nedir? ya da Amerika’da da İlahiayat Fakültesi var mı? Demiştim.
Yukarıda iki sözlükten “ilahiyat” kelimensin Tanrı bilimi ve Felsefe anlamı taşıdığı ifade edilmektedir. Başka bir karşılığını bilen varsa onu da ben bilmiyorum. Tanrı ile bilimi bir arada tutmak ve savunmak Ahmet AKKAD’lara düşer. Uzmanlık dedikleri bu olsa da bundan İslami konuların ya da dini konuların uzmanlığı çıkmaz.
Sevgili Uzman Kardeşim Ahmet AKKAD,
Ekşi Sözlük (http://sozluk.sourtimes.org/) girdim ve “ilahiyat” yazdım. Belki buralardan bir şeyler kaparak uzmanlığını geliştirirsin. Bak neler çıktı, neler…
- En yüksek sözel puan !!
-Dinle ilgilenilen bilim dalı, tanrıbilim, teoloji,
-mistisizm
-Teoloji : Din bilimi, üzerinde tartışılan dini inanışları doğru varsayıp akla uygun biçime sokmaya ve savunmaya çalışır. Teolojiyi din felsefesinden de ayıran budur.
-Bilimin deneme yanılmayla bilgi edinme üzerine kurulu bir güzellik olmasından, tanrı kavramının da deneme yanılmayla işi olmamasından hareketle katıksız bir oksimoron= paradoks olduğunu düşündüğüm terim.
-Oksimoron =paradoks): iki birbiriyle çakışan özellik veya düşünceyi barındıran tamlama. Bundan dolayı bu tamlamalar imkansız diye nitelendirilir. İki zıt anlamlı kelimenin beraber kullanılması...(kör ressam, dilsiz vaiz, köşeli daire, özgür aşk, sessizliğin sesi, ateist imam, tanrı bilimi, dini meslek, meslek dersi vs.)
Bütün bu bilgilerden sonra bana tepki gösterenler kendi aldıkları eğitimle ve neyin uzmanı olduklarını bir düşünsünler. Biz yazılarımızda bilimsel bir düşünce sergilemedik. Ruhsal hayatın ve ölümün bilimle izah edilemez olduğunu, cennet ve cehennem kavramı ise bilimin konusu olmadığını ifade etmiştik.
İki zıttı bir arada tutmak ve onu gerçeğe dönüştürmek zor bir iş. Zaten kafa karışıklığı da burada ortaya çıkmaktadır ki, en azında bizim zihnimizde böyle bir yorgunluk yoktur. “UZMANLIK : Ahmet AKKAD: Maaşallah... Bekir AKKAYA her konunun uzmanı!. Müfessire! ihtiyaç yok.” Cümlesini yazmadan önce, şu uzmanlık alanını ve beyin hücrelerini masaya yatır.
Buluşmak ümidiyle…
Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

Gaye AKSU'nun sesinden "AKKUŞ'UN GÜRGENLERİ"

ALO HASTANE- 444 09 11-ÖNEMLİ


1 Ocak 2008 tarihinde Hastane ve hastane acillerinde önemli düzenlemeler devreye girdi. Bunlardan bir tanesi ise tüm hastanelerde telefonlar aynı numara ile aranılabiliyor. Yani Tüm hastanelere Türkiye'nin her yerinden ulaşılabilen tek bir telefon numarasında birleştiler.


Bu numara ise 444 09 11 dir.


Cep telefonunuzdan ararsanız bulunduğunuz ilin alan kodu ile aramanız gerekiyor. Mesela İstanbul' da 0212 444 0 911 veya 0216 444 0 911Bu telefonu aradığınızda en yakın Ambulans olay yerine gönderiliyor. Siz nerdeyseniz oranın alan kodunu ceple çeviriyorsunuz, normal telefonda ise sadece bu numarayı çeviriyorsuz.


TELEFONU BİR DAHA ETKARAR ETMEKTE YARAR VAR 444 09 11...DAHA DOĞRUSU EZBERLEMEK GEREKİR...KUMRU HABER/KUMRU

T.C.Adalet Bakanligi Duyurusu (Önemli)

Sent: Friday, January 11, 2008 10:43 AM

Subject: T.C.Adalet Bakanligi Duyusu Önemli


T.C.
ADALET BAKANLIĞI
BİLGİ İŞLEM DAİRESİ BAŞKANLIĞI
HALKIMIZA UYARI


Son günlerde karşılaşılan, sosyal sağlık tehdidi oluşturan, halka açık yerlerde kötü niyetli şahısların; Hepatit ve türevleri, AIDS; gibi bulaşıcı hastalık dağıtma girişimleri ile ilgili istihbaratlar alınmış ve bunların tüm yazılı, görsel basın ve Internet aracılığıyla en hızlı şekilde halkımıza iletilmesi zorunluluğu doğmuştur.
Bu nedenle;
Enfeksiyonlu iğne uçlarının vücudumuzun herhangi bir yerinde kana karışabilecek enfekte istemine karşı;

-Sinema, tiyatro,konser salonu gibi; kalabalık izleyici kitlesine sahip kapalı alanlarda, bizlere ayrılan koltuklara oturmadan önce, ışıklar henüz yanıyorken, koltuklarımızın üzerini kontrol etmemiz,

-Halka açık Telekom Ankesörlü Telefon’larını kullanırken jetonumuzu geri almamız sırasında jeton iade gözüne elimizi dikkatlice ve kontrol ederek sokmamız,

Restaurant ve benzeri yeme – içme mekanlarında kürdan kullanmamamız, en azından kapalı ambalajda kürdanları tercih etmemiz,

önerilmektedir.

Bu uyarı niteliğindeki dosya, tüm İlçe Emniyet Teşkilat’larına ve Internet
yoluyla siz ve sizin gibi etkin Internet kullanıcısı halkımıza bir ön bilgi olarak gönderilmiştir

Bu dosyayı kişisel iletişim dahilindeki tüm tanıdıklarınıza ve akrabalarınıza iletmenizi, halkımızın sağlığı ve refahı için zorunlu bir durum olarak görmekteyim.


Turan Açikmese Adalet Bakanlığı
Tetkik Hakimi
T.C. ADALET BAKANLIĞI
06659 KIZILAY / ANKARA
TEL: 90 (312) 417 77 70

10 Ocak 2008 Perşembe

BEKİR HOCA ADALETİ

Bundan kelli herkes cennete gidecektir. İslam hususunda benim bilgim Bekir hocanın uzay araçlarının yakıt tankları hakkındaki bilgisi kadardır. Bunun içinde herkesin cennete gideceği müjdesine, ne yapacağımı bilmiyorum. Aslında bu yazının yanından köşesinden geçenlere sordum. “Bekir hoca herkesi eninde sonunda cennete götürüyormuş haydi hayırlısı” dediler. Cennet ve cehennem kavramının dinlerde olduğundan bilgim var, ancak: hangi dinde nasıl bir şekildedir bilememekteyim. Yoksa cennet kavramı günlük hayatta kullanıla gelmiş bir deyimden ötelerde imayı içerir mi bilemiyorum. Cennet kelimesi öncelikle isim olarak kullanılıyor. Benim çocukluğumda bizim köyde sessiz sakin bir Cennet Abu’muz vardı. Allah rahmet eylesin ondan dolayıdır bende hep sessizliği ve sakinliği çağrıştıran bir kelime olarak kalmıştır. Bir yerin güzelliğine vurgulamak söylendiğini bilirim. “Cennet gibi yer” diye tanımlanır. Ayrıca geleneklerimizden ve çevremizden öğrendiğime göre başka bir yere gidişi olmayan iki çıkmaz sokaktan birincisi olarak bilirim. Ancak buralara ölmeden gidemezsin diye bilirim. Bir de kuran mektebinde öğrendiklerimizden aklımda kalan şekliyle “Salih amelli Müslümanların ebedi istirahatgahı” olarak bilirim. Ama öteki dünyada tabi. Bu dünya ile olan bağlantının ölüm yoluyla ya da ölüm denilen süreçle kesilmesi gerekmektedir tabii.
Bu bilgilerimizi tazeledikten sonra gelelim herkesi dolayısıyla bizi Bekir hocanın neden cennete göndermek istediğine.
1- Bekir hoca siyasete atılacaktır. Siyasette oy almak için herkesi cennete göndermek istemektedir. Böylece bir siyasi rant elde edecektir. Hatta eğer kalmışsa cennetten arsada satabilir.
2- Bekir hoca herkesi öldürmeyi planlamaktadır. Ölünmeden cennete gidilemez. Bunu söyleyip tehdit etmektedir.
3- Bekir hoca herkesin cennete gidebildiği yeni bir din kurmuştur.
4- Bekir hoca kendi dininde “bu zamana kadar bulunamayan” bir şifreye ulaşmış ve herkesin cennete gideceğini buradan iddia etmektedir.
5- Toplum çok gerilmiştir Bekir hoca insanları kolayca mutlu etmek için böyle yazmıştır.
6- Bekir hoca ölüm ve sonrasıyla ilgili takıntı içindedir. Bu konuda çok okuyup çok araştırmalar yapmaktadır.
7- Bekir hocanın yaşı gereği ölüm korkusu artmıştır ve bu dünyadaki eylemlerinden kuşkuludur, korkuludur, kendi ruhunu rahatlatacak felsefi çıkışlar aramaktadır.
8- Bekir hoca son okuduğu kitaptan çok etkilenmiştir. Kitapla paralellik içinde kendinin o kitaptan ne anladığını bize ifade etmeye çalışmaktadır.
9- Bekir hocanın saçmalama ihtimali olabilir mi diye de düşünmek lazım mı acaba bilemiyorum.

Bu maddeler çoktan seçmeli bir test olsaydı, hangi şıkkı işaretlerdiniz.Kendinizi nerede hissediyorsanız diyeceğim. Aslıda bu dünyaya ilişkin problemlerin üstesinden gelmekle öteki dünyaya ait problemleri de çözeriz gibi.
Ah hocam Allah sana uzun ömür versin. Ne kadar adilsin.

Abuzer KADAYIF
yunus KARA (sahici52@hotmail.com)

09 Ocak 2008 Çarşamba

Geçtiğimiz Yılın En Önemli Olayları-Sabah Gazetesinden Alıntı

Türkiye 2007 yılında kritik bir süreçden geçti. İşte 2007 yılında öne çıkanlar...
Aralık Cumhurbaşkanı seçimi, genel seçimler ve halk oylamasının yanı sıra Genelkurmay Başkanlığının açıklamaları, terörle mücadele, anayasa değişikliği tartışmaları Türkiye'de 2007 yılında gündemin üst sıralarında yer alan konular oldu.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Irak'ın kuzeyinde yuvalanan terör örgütünü etkisiz hale getirmek için 1 ve 16 Aralık'ta sınır ötesi operasyon gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin tartışmalar, yılın ilk günlerinden itibaren ülke gündeminin en önemli konusu oldu. Siyasilerin yaptığı açıklamaların yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da 12 Nisan'da düzenlediği basın toplantısında, ''Hem vatandaş hem de TSK'nın bir personeli olarak, Cumhuriyetin temel değerlerine sözde değil, özde bağlı olacak bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilecek olmasını umut ediyoruz'' dedi. Çeşitli sivil toplum örgütlerince mitingler düzenlendi, seçim süreci yargıya taşındı. 11. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin süreç 16 Nisan'da başladı. 59. Hükümet'te Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev alan Abdullah Gül, TBMM'de 27 Nisan'da yapılan ilk turda cumhurbaşkanı seçilmek için Anayasa'nın öngördüğü 367 oyu sağlayamadı ve ilk tur oylamaya 361 milletvekilinin katıldığı açıklandı. Oylamada Genel Kurul Salonu'nda yer almayan CHP tarafından, toplantı yeter sayısının 367 olduğu gerekçesiyle ilk turun iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açıldı. Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde gece yarısına doğru yayımlanan açıklamada, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorunun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumda olduğu belirtilerek, ''Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur'' denildi. Yüksek mahkeme, 1 Mayıs'ta ilk tur oylamayı Anayasa'ya aykırı bularak iptaline karar verdi ve yürürlüğünü durdurdu. Anayasa Mahkemesi'nin kararı sonrası Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin belirlenen yeni takvim uyarınca 6 Mayıs'ta yenilenen 1. tur oylamada toplantı yeter sayısında 367'ye ulaşılamaması üzerine Abdullah Gül, adaylıktan çekildiğini açıkladı. Konuya ilişkin tartışmalar sürerken 22 Temmuz'da erken seçime gidilmesi kararı alındı. Bu süreçte, cumhurbaşkanının halk tarafından da seçilmesini öngören anayasa değişikliği kabul edildi. Ancak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in TBMM'ye iade ettiği yasanın yeniden kabul edilmesi üzerine, Sezer, değişikliğin halk oyuna sunulmasına karar verdi. Söz konusu değişikliğin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru ise reddedildi. 22 Temmuz'da yapılan genel seçimde geçerli oyların yüzde 46,58'ini alan AK Parti, 341 milletvekili çıkararak yeniden tek başına iktidar oldu. TBMM'de, CHP ve MHP'nin yanı sıra seçime bağımsız adaylarla giren DTP de grup kurarak yer aldı. DSP, ÖDP, BBP de TBMM'de temsil edilen partiler oldu.

Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin yeniden başlayan sürecin sonunda, Abdullah Gül, 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi. Gül'ün 11. Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından anayasa değişikliğine ilişkin kanunun geçici maddeleri metinden çıkarılarak 21 Ekim'de halk oylaması yapıldı ve Cumhurbaşkanının 5 yıllığına halk tarafından seçilmesini, milletvekili genel seçiminin 4 yılda bir yapılmasını ve TBMM'nin seçimler dahil toplantı yeter sayısının 184 olmasını öngören değişiklik kabul edildi. AK Parti'nin bir grup bilim adamına hazırlattığı anayasa taslağı da tartışmalara neden oldu. AK Parti, kendilerine ait henüz bir anayasa değişikliği taslağının ortada olmadığını açıklarken, bazı sivil toplum örgütleri de anayasa değişikliğine ilişkin çalışma başlattı.

TERÖRLE MÜCADELE Terörle mücadele, 2007 yılında ülke gündemindeki konuların başında yer aldı. Yıl içindeki terör olaylarında asker, polis, köy korucusu ve vatandaşlardan yaşamını yitirenler ve yaralananlar oldu. Ankara'da Anafartalar Çarşısı önündeki patlamada 9 kişi öldü, 91 kişi yaralandı. Ankara'da Sıhhiye semtindeki katlı otoparkta patlayıcı yüklü bir minibüs bulundu ve güvenlik güçlerince patlayıcılar etkisiz hale getirildi. Son yıllarda genellikle mayın tuzakları kuran teröristler, 7 Ekim'de Gabar Dağı'ndaki bir askeri time saldırı düzenledi. 13 askerin şehit olduğu bu saldırının ardından 21 Ekim'de Hakkari-Dağlıca'da düzenlenen saldırıda 12 asker şehit düştü, 16 asker yaralandı, 8 askerle irtibat kesildi. Dağlıca saldırısı sırasındaki çatışma ve ardından gerçekleştirilen operasyonda 34 terörist etkisiz hale getirildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın 12 Nisan'daki basın toplantısında terör örgütüne yönelik olarak düzenlenmesinde fayda olduğunu vurguladığı ''sınır ötesi operasyon''a ilişkin, hükümet tarafından 17 Ekim'de TBMM'den yetki alındı. Başbakan Erdoğan, ''28 Kasım itibariyle sınır ötesi operasyona ilişkin Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkilendirildiğini'' açıkladı. TSK, Irak'ın kuzeyinde bulunan teröristleri etkisiz hale getirmek için kendisine verilen yetki çerçevesindeki ilk operasyonu, istihbari çalışmalar kapsamında, Aralık ayının ilk gününde düzenledi. 16 Aralık'taki ikinci sınır ötesi operasyonda ise Irak'ın kuzeyindeki Zap, Avaşin, Hakurk bölgeleri ile Kandil Dağı'nın Irak tarafında kalan kesimlerinde tespit edilen PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne ait hedefler, savaş uçakları ve uzun menzilli silahlarla vuruldu.

BAZI KURUM VE KURULUŞLARIN ÜST YÖNETİMİNDE DEĞİŞİKLİKLER
Yıl içinde bazı kurum ve kuruluşların üst yönetiminde değişiklikler oldu.Anayasa Mahkemesi'nde Başkanlığa Haşim Kılıç, Başkan Vekilliğine ise Osman Alifeyyaz Paksüt seçildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na ise Abdurrahman Yalçınkaya getirildi. Yüksek Askeri Şura'da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na Donanma Komutanı Oramiral Muzaffer Metin Ataç'ın Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu'nun atanması kararlaştırıldı. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'ne Büyükelçi Tahsin Burcuoğlu getirildi. Başbakanlık Müsteşarlığı'na Diyarbakır Valisi Efkan Ala, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ise İzmir Valisi Oğuz Kağan Köksal atandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanlığı'na Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ı seçti. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen, Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanlığı'na ise Ahmet Sever getirildi. TRT Genel Müdürlüğüne ise Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı İbrahim Şahin atandı.

SİYASET DÜNYASI Doğru Yol Partisi (DYP) ve Anavatan Partisi'nin ''Demokrat Parti'' adı altında birleşmesine ilişkin protokol, genel başkanlar Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu tarafından imzalandı. Ancak daha sonraki süreçte iki partinin birleşmesi gerçekleşmedi. Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun, Mesut Yılmaz'a yönelik sözlerinin ardından partiden istifalar başladı. Mesut Yılmaz ise Rize'den bağımsız milletvekili seçildi. DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, partisinin seçim barajını aşamaması üzerine, basın danışmanı aracılığıyla görevinden istifa ettiğini açıkladı. Daha sonra, Ağar'ın dilekçesinin işleme konulmadığı açıklandı. Partide yaşanan genel başkanlık tartışmaların ardından 6 Ocak 2008'de yapılacak olağanüstü kongrede Hüsamettin Cindoruk'un bu göreve aday olması konusunda uzlaşmaya varıldığı açıklandı. CHP'de ise yönetime muhalif gruptakiler kongre sürecinde çalışmalarını sürdürürken, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, kesin ihraç istemiyle yeniden disiplin kuruluna sevk edildi. Eski grup başkanvekili Haluk Koç ise kongrede CHP Genel Başkanlığı'na aday olacağını açıkladı.

YÜCE DİVAN'DAKİ YARGILAMALAR
Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlarından Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan'ın bazı enerji ihaleleriyle ilgili, Yüce Divan'da yargılandıkları dava sonuçlandı. Yüce Divan, Ersümer'i ''görevi kötüye kullanma'' suçundan 1 yıl 8 ay hapse mahkum etti ve cezasını erteledi. Çakan'ın ise tüm suçlamalardan beraatine karar verildi. Eski Bayındırlık ve İskan Bakanlarından Koray Aydın ise Yüce Divan'da yargılandığı davada, ''ihaleye fesat karıştırdığı'', ''görevini kötüye kullandığı'' ve ''haksız mal edindiği'' suçlamalarından beraat etti.

DTP'YE KAPATMA DAVASI
Öte yandan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, DTP'nin, ''devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla ''temelli kapatılması'' istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı. Yalçınkaya, 8'i milletvekili 221 DTP'liye de siyasi yasak getirilmesini istedi.

UÇAK KAZALARI VE UÇAK KAÇIRMA
Yılın başında, Bağdat'ta, yılın sonuna doğru Isparta'da yaşanan uçak kazaları üzüntüye neden oldu. Adana'dan Irak'a Türk işçileri taşıyan Moldova tescilli uçak, 9 Ocak'ta, Bağdat'ta piste 200 metre kala yere çakıldı. Aralarında Türk işçiler ve uçak mürettebatının da bulunduğu 34 kişi öldü, 1 kişi yaralandı. İstanbul-Isparta seferini yapan Atlasjet'e ait uçak, 30 Kasımda, Isparta'nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düştü. Kazada 7'si mürettebat 57 kişi öldü. Öte yandan, 2007 yılında Türkiye'de iki ayrı uçak kaçırma olayı yaşandı. Diyarbakır-İstanbul seferini yapan Pegasus Havayolları'na ait yolcu uçağı, Mehmet Gökşin Göl adlı kişi tarafından kaçırılarak Esenboğa Havalimanı'na indirildi; hava korsanı daha sonra teslim oldu. Lefkoşa-İstanbul seferini yapan AtlasJet'e ait uçak ise iki hava korsanı tarafından kaçırıldı. Yakıt ikmali yapılmak üzere Antalya Havalimanı'na indirilen uçaktaki Momnen Abdül Talikh ile Mehmet Raşat Özlü adındaki iki korsan, yaklaşık 6 saat süren eylemin ardından teslim oldu.

TRAFİK KAZALARI
Trafik kazaları 2007 yılında da aralarında tanınmış kişilerin de bulunduğu birçok insanın yaşamına mal oldu, çok sayıda kişi de kazalarda yaralandı. Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ve Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu Osmaniye'de, eski bakanlardan Mustafa Taşar Afyonkarahisar'da, MHP'den milletvekili seçilen Prof. Dr. Mehmet Cihat Özönder Ankara'da geçirdikleri trafik kazalarında yaşamlarını yitirdiler. DSP Basın Danışmanı İsmail Aşçıoğlu, Ankara'da, bir otomobilin çarpması sonucu öldü. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu'nun birlikleri denetlemek için Ankara'dan İstanbul'a intikali sırasında konvoyundaki bir araç Kızılcahamam'da kaza yaptı; emir subayı Deniz Albay Birol Atakan şehit oldu. Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem, İstanbul'da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. İzmir'den Kapadokya'ya geziye giden öğrencileri taşıyan otobüs Aksaray yakınlarında kamyonla çarpıştı; kazada 33 kişi öldü, 34 kişi yaralandı.Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinde içinde çok sayıda işçinin bulunduğu kamyon dereye yuvarlandı; 9 kişi öldü, 33 kişi kurtarıldı. Sivas'ın Kangal ilçesinde, fındık işçilerini taşıyan minibüsün, bir kamyonla çarpışması sonucunda 24 kişi öldü. Şanlıurfa'da ise tarım işçilerini taşıyan kamyonet ve bir kamyonun çarpışması sonucu 16 kişi öldü, 14 kişi yaralandı.

CİNAYETLER
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Hrant Dink, İstanbul'da, gazete binasının önünde uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Saldırının ardından bir grup Taksim'e doğru yürüyüş yaptı. Hrant Dink'in öldürülmesi olayının zanlısı O.S. Samsun'da yakalandı. Malatya'da, Hristiyanlık ile ilgili kitaplar dağıtan Zirve Yayınevini basan saldırganlar, biri Alman 3 kişiyi boğazını keserek öldürdü. Saldırıyla ilgili açılan soruşturma ve davaya ilişkin haberler de uzun süre gündemi işgal eden konular oldu. Milli Piyango İdaresi Genel Müdürü İhya Balak, makamında silahla vurularak öldürüldü.

ÇALIŞMA YAŞAMINDAN Anayasa Mahkemesi'nce bazı maddeleri iptal edilen sosyal güvenlikle ilgili yasa da yıl boyunca gündemdeki yerini korudu. Kısmi iptal kararının ardından, yasanın yürürlük tarihi önce 1 Ocak 2008'e, daha sonra 1 Haziran 2008'e ertelendi. Çeşitli sektörlerdeki toplu iş sözleşmesi görüşmeleri de çalışma yaşamının gündemdeki konuları arasında yer aldı. THY ile THY Teknik AŞ'de alınan grev kararının ardından, taraflar grevin uygulanmasına az süre kala anlaşmaya vardı. Türk Telekom'da ise toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin ardından greve gidildi. 43 gün süren grevin ardından taraflar arasında anlaşma sağlandı. Bu arada, Türk-İş genel kurulunda, son yönetimde genel sekreterlik görevini yürüten Mustafa Kumlu genel başkanlığa seçildi. Eski Genel Başkan Salih Kılıç, sendikacılık hayatını noktaladığını açıkladı. Hak-İş genel kurulunda ise Salim Uslu yeniden genel başkanlığa seçildi. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyon (TİSK) Genel Kurulu'nda Tuğrul Kudatgobilik yeniden başkanlığa getirildi.

TÜRKİYE'DE SU SIKINTISI
Yağışların azlığı nedeniyle yurt genelinde yaşanan su sıkıntısı, ''Küresel Isınma'' kavramının yıl boyunca dillerden düşmemesine neden oldu. Ankara'da, barajlardaki doluluk oranının yüzde 5'lere kadar inmesinin ardından 1 Ağustosta su kesintilerine başlanacağı açıklandı. 1 Ağustos'tan itibaren kente dönüşümlü olarak su verilmeye başladı. Ancak Demetevler ve Batıkent'te kente su taşıyan ana borularda meydana gelen patlamaların ardından kent üç gün susuz kaldı. Vatandaşların tepkileri ve Ankara Valisi Kemal Önal'ın kentteki barajlarda 6 ay ihtiyacı karşılayacak su bulunduğunu söylemesinin ardından, kentteki su kesintisine son verildi. Kızılırmak suyunun Ankara'ya getirilmesi için Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan proje, su kalitesi yönünden tartışmalara yol açtı. Yaşanan kuraklık yüzünden bazı göllerin su seviyesi önemli ölçüde düştü, bazı göller kurudu. Yurdun pek çok yerinde ''yağmur duası''na çıkıldı. Muğla'da, Fethiye Hidroelektrik Santralindeki üretim baraj gölündeki suyun yetersiz olması nedeniyle durduruldu.

ARAMIZDAN AYRILANLAR
Siyaset, sanat, bilim ve medya dünyasından birçok isim bu yıl aramızdan ayrıldı. Rahatsızlıkları nedeniyle tedavi gören eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanlarından Prof. Dr. Erdal İnönü ABD'de, eski Dışişleri ve Kültür Bakanlarından İsmail Cem İstanbul'da, TBMM Başkanvekili ve CHP Bursa Milletvekili Ali Dinçer ise Ankara'da yaşamlarını yitirdiler. Eski bakanlardan Sabahattin Savcı, Ümit Haluk Bayülken, Yıldırım Aktuna ile eski Bakan ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarından Mehmet Altınsoy da siyaset dünyasının kayıpları arasındaydı. Medya dünyasından ise Yener Süsoy, Turan Yavuz, Ufuk Güldemir, Şakir Süter ve İsmail Sivri aramızdan ayrılan önemli isimlerdi. Tiyatro sanatçısı Lale Oraloğlu, Türk Halk Müziği sanatçısı Zehra Bilir, sinema sanatçısı Orçun Sonat, caz sanatçısı Nükhet Ruacan sanat dünyasından kayan yıldızlar oldu. 1961 Anayasası'nı hazırlayanlar arasında yer alan Prof. Dr. İsmet Giritli, anayasa hukukçusu Prof. Dr. Yavuz Sabuncu, ''iktisadın duayeni'' olarak tanınan Prof. Dr. Sabahattin Zaim, iş adamları Kadir Has ve Vitali Hakko da bu yıl yitirdiklerimiz arasında yer aldı.
Kaynak: Sabah gazetesi

İşadamı Cep'in Anamur'a davetini kabul eden Turizm Bakanı Günay, Nisan'da Anamur'a gelecek..

İşadamı Asım Cep, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'la görüşerek bölgedeki işadamlarının sorunlarını aktardı. İşadamı Cep'in Bakan Ertuğrul Günay'la Mersin'de ki buluşmasında Ak Parti'li İl Genel Meclis Üyesi Hacı Ahmet Güven ve işadamı Umut Cep'te hazır bulundu. İşadamı Asım Cep'in verdiği bilgiye göre, Mersin ve Anamur'un turizmde çok geri kaldığını söyleyen Bakan Günay, bu bölgenin bir an önce turizme açılmasını istediğini kaydetti.

Kültür ve Turizm Bakanı Günay, Mersin ve Anamur'a en yakın İlçe Alanya'nın 100 bin yatak kapasitesine sahip olduğunu ve turizme açıldığını, Mersin'in hali hazırda ancak 5bin yatak kapasitesine sahip olduğunu belirterek Anamur'da ise turizme açık yatak kapasitesi olmadığını kaydetti.

Bu bölgenin süratle turizme açılması için gerekli çalışmaları yapacağını kaydeden Bakan Günay, İşadamı Asım Cep'in Anamur'a davetini kabul ettiğini ve memnun olduğunu söyleyerek Nisan ayında turizm haftası münasebetiyle Mersin'e geleceğini, uzakta olsa bu ziyaret kapsamına Anamur'u da alacağını ve incelemelerde bulunacağını ifade etti.

Bakan Günay, turizm yatırımlarına verilen teşviklerin daha da hızlandırılıp kontrol edileceğini, turizm yatırımlarına kolaylık ve yardımcı olacağını söyledi. Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU
KAYNAK :Vedat Çelikbaş - vcelikbas@gmail.com

Çok faydalı 4 bilgi;

ULUSLARARASI ACİL NUMARA:
112 Eğer telefonunuz kapsama alanı dışıdaysa ve acil bir durum var ise, 112'yi çevirin. Varolan herhangi bir network bulunup, yardım isteyebilirsiniz. Daha enteresanı, tuş takımınız kilitli olsa dahi, 112
çevrilebilir.
EĞER UZAKTAN KUMANDALI ARAÇ ANAHTARINIZI ARACINIZDA KİLİTLİ UNUTURSANIZ:
Aracinizin yedek anahtari baska birinde varsa, aradaki mesafe ne olursa olsun, o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25- 30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf da yedek anahtarin acma dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede tutarak) basin. Kapiniz acilacaktir ve Bagaj icin de gecerlidir.
GİZLİ PİL GÜCÜ :
Eger cep telefonunuzun pil seviyesi çok düsükse ve acil bir telefon bekliyorsaniz; Nokialar, rezerve pile sahiptir. *3370# tuslarına basarak, telefonunuzu, rezerv pille çalisir hale getirebilirsiniz. Cihaziniz pil seviyesinde %50 artis gösterecek ve telefonunuzu sarj ettiginizde, rezerv piliniz de tekrar dolacaktır.
HASTANELERE TEK TELEFONLA ULAŞILABİLİYOR
444 0 911 Turkiye'deki tum hastaneler ayni numarada birlesti.Acil durumlarda 444 0 911 numarali telefon hattini arayan vatandaslar, en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek, ilgili hastaneden ambulans aninda yola cikacak.Cep telefonundan aranma durumunda ise oturulan sehrin alan kodu ile birlikte 444 0 911 numaralı hat aranacak. Ornegin cep telefonundan (0212) 444 0 911 numarayi arayan vatandas, Istanbul'da, kendisinin bulundugu noktaya en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek.Sabit telefonla aramada ise herhangi bir kod&n bsp;cevirmeden direkt 444 0 911 aranacak. Bu telefon arandiginda kisiye en yakın hastaneden ambulans olay yerine gönderilecek.

KUMRU HABER/KUMRU

06 Ocak 2008 Pazar

Son 50 Yılın Basın Fotoğrafları-İbretle İzle

Dünyada Son 50 Yılın basın fotoğraflarını izlerken ürpereceksiniz... Ve halinize binlerce kez şükredeceksiniz.

“Karadeniz Görme Özürlüler Derneği” Görev Dağılımı İçin Toplandı

Geçen hafta Genel kurulu yapılan Karadeniz Görme Özürlüler Derneği yeni yönetim kurulu üyeleri görev dağılımı yapmak üzere Kumru Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulunda bir araya geldi. Dernek Genel Başkanı Faruk Teber’in başkanlığında yeni seçilen yönetim şu şekilde oluştu.
Karadeniz Görme Özürlüler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanlığına Kurucu Başkan Faruk Teber getirildi. Genel Başkan Yardımcıları ise M.Ali Öztürk ve Nihat Mutlu isimlerinden oluştu. Kurucu Genel Sekreter olarak görev yapan Bekir Akkaya tekrar genel sekreterliğe getirildi. Mali Sekreter Zeki Serdar, Teşkilattan Sorumlu olarak Mustafa Karaoğlu ve Basın-Yayından Sorumlu ise Mustafa Alpyağal oy çokluğu ile göreve getirildi.
Dernek Genel Başkanı Faruk Teber yaptığı açıklamada Kumru Haber’e şu açıklamayı yaptı. “ Bildiğiniz gibi geçen hafta genel kurulu yaptık. Genel kurulda yeni yönetim kurulu oluştu. Bugün ise aramızda görev dağılımı nedeniyle toplantı gerçekleştirdik. Şu anda 45 görme özürlü üyemiz mevcut. Fatsa’da bir büro oluşturduk. İlgi ve alakasından dolayı Fatsa Belediye Başkanı Hüseyin Anlayan’a teşekkür ediyoruz. Yakında Kumru Belediye Başkanı Ticabi Civelek’in göstermiş olduğu yerde Kumru Belediye Başkanlık binasında tabelamızı asacağız. Amacımız başta görme özürlüler olmak üzere tüm özürlülere yardımcı olmak ve bir araya gelerek güzel şeylere imza atmaktır.
Yardım Severlerden yardım beklediklerini ifade eden Başkan Faruk Teber “ Kumru Ziraat Bankasındaki 48773737-5001 nolu hesap numarasına yardım yapılabileceğini belirtti. Yakında Dernek merkezine telefon bağlayacaklarını, bilgi almak isteyenlerin ya da yardım yapmak isteyen hayır severlerin 0 533 374 84 60 ve 0 543 609 54 22 numaralara ulaşabileceklerini söyledi. *Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

05 Ocak 2008 Cumartesi

GÖRME ÖZÜRLÜLER DERNEĞİNE ANLAMLI ZİYARET

Merkezi Kumru’da bulunan Karadeniz Görme Özürlüler Derneği Başkan Yardımcısı ve Ordu İl Özel İdare Müdürlüğünde Santral Operatörü olarak çalışan Ali Öztürk Karadeniz Görme Özürlüler Dernek Başkanı Faruk Teber’i ziyaret etti. Bilgi alış verişinde bulunan ve geçen hafta genel kongresini tamamlayan Dernekle ilgili yapılabilecek faaliyetleri görüşen M. Ali Öztürk “Kumru Haber”e şu açıklamayı yaptı.
Doğuştan görme özürlü olduğunu, bu nedenle de özürlülere her fırsatta yardım etmek için mücadele ettiğini belirten Ali Öztürk “ Ordu’da bulunan Özürlülerle ilgili tüm faaliyetlerde aktif yer alıyorum. Özürlü olmayanları her gün yardıma teşvik ediyorum. Özürlülerin dilenci konumundan çıkartılarak hayatın her alanında faaliyetlerde bulunması için yapılması gerekenleri anlatıyorum.” Dedi. Kendisinin müzisyen ve medikal tıp masörü olduğunu ifade eden Ali Öztürk iyi bir bilgisayar bilgisine de sahip olduğunu belirterek açıklamasını şöyle sürdürdü.
“ Altınokta Körler Rehapilatasyon Merkezinde 10 yıl müzisyenlik yaptım. Cerrah Paşa Fizik Tedavi Rahabilatasyon Merkezinde Madikal Tıp Masörü eğitimi alarak patagolojik masör unvanına sahibim. Kısmi felç, yüz felci, kast antrofilleri, romatizmel eklem propelleri, bel ve boyun fıtığı ve spor ve dinlendirici mesaj konusunda uzmanım.”
İl Özel İdare Müdürlüğünde memur olarak çalışan Ali Öztürk “Yaptığım tedavi hizmetlerini mesai dışında Ordu Fidan-Gör’de İlköğretim Okulu’nun yanında News Sti Mesaj salonunda randevulu olarak gerçekleştirdiğini” söyledi. Özürlü birkaç öğrencisi mezun olduktan sonra Ordu’da mezun olan öğrencilerimle birlikte modern bir tedavi merkezi açacağını” ifade etti.
Kumru’ya gelme nedenini ise “Kumru Haber”e şöyle açıkladı. Başkanımız Faruk Teberi ziyaret ve derneğimizin faaliyetlerini görmek amacıyla Kumru’da bulunduğunu özellikle de Karadeniz Görme Özürlüler Derneğine herkesi duyarlı olmaya çağırdı.*Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU
Merkezi Kumru'da Bulunan Bu Kardeşlerimize Yardım Edelim!
İşte Hesap Numarası: Kumru Ziraat Bankası
48773737-5001
DERNEK BAŞKANI FARUK TEBER
TELEFON : 0 533 374 84 60
0 543 609 54 22
GENİŞ BİLGİ İÇİN BU TELEFONU ARAYINIZ!

İKİ FİZME KESİNLİKLE TEK FİZME OLMALI! İsmet Kaymak Yazıyor!

Bizler yeni bir oluşumla geleceğimizi daha aydınlık daha güzel hizmetler beklentisi içindeyiz.Bu beklentilere cevap verebilecek gücü kendinizde buluyorsanız Birleşme kararına noktayı koymak gerekir.Tek Başkan tek FİZME olarak yola devam kararını Fizme halkına danışırsanız, buna herkes onay vermiş durumda.Siz iki başkan karar verdiyseniz ki biz öyle haber aldık...Vazgeçmeden bu işi tez elden bitirin...
Peki biz bunu anladık da diğerleri niçin anlamak istemiyor onu birlikte çözelim.Alan razı satan razı olduğu zaman bu bir alış veriş olur.İnsanlar yaşamları boyunca almasını da vermesini de istemesini de bilmişlerdir.Bu başlık altında insanların bazıları razı,kimileri rızadır.Rıza ile Razı dan yola çıkarak İlçemizin Beldeleri ile tarihi bir konuyu dile getirmek istedim.
Belde Belediyelerinin gücü azaldı.Kapanma safhasına gelmiş bulunmaktadır.Yok olmaktansa yeniden diriliş fırsatı doğmuştur.İşi sıkı tutarak,uyanık olmak zamanıdır.Eski adetleri,gelenek ve görenekleri bırakarak,yeni hamlelerle birleşme için zemin hazırlamanın tam zamanıdır.Kimse gücünün üzerinde güç görmek istemiyor.Ama gücünüzde yavaş yavaş azalıyorsa ne yapacaksınız.Gücünüz sermayeniz bu kadar deyip pes etmeniz mümkün değildir.Son hamlelerinizi iyi kullanıp kalıcı bir isabet ettirmeye var mısınız.Bizler yeni bir oluşumla geleceğimizi daha aydınlık daha güzel hizmetler beklentisi içindeyiz.Bu beklentilere cevap verebilecek gücü kendinizde buluyorsanız Birleşme kararına noktayı koymak gerekir.Tek Başkan tek FİZME olarak yola devam kararını bizler verdik,sizler bunun neresindesiniz.Vazgeçmeden,Mehter marşı gibi iki ileri bir geri hareket etmeden ,çizgimizi bulalım.Bu konuda öyle hassas bir noktaya gelindi ki,artık hata yapan,yada yanlış yapanlar Fizme’yi geriye götürür.Fizmeli o zaman asla da affetmez.Tüm fizme halkı en güzel hizmete layık olduğunu,iyi hizmetleri hak etmiş,Uluslar arası Arenada yerini alması gerekiyor..Sanal gündemleri,sanal senaryolarla gününü gün etme işi bitmiştir.
Günler,aylar ve yıllar gelip geçiyor.Sayısız eksik hizmetler bizi bekliyor.Ne tür projelerle,yada hangi yatırımlarınızla geleceğimize ışık olunacaktır.Diye sorsalar cevabınızı merak ediyoruz.Yaptıklarınızı bizler iyi değerlendiriyoruz.Fizmemiz için bir taş koyanlardan Allah razı olsun.Rızalarda razı olsun istiyoruz.Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır.Sözleri artık bizleri tatmin etmiyor.Gücünüzü yitiriyorsunuz.Mum sönüyor.Dibini de asla ışıtamıyor.Öyle mum yakalım ki,yeni atılımlarla,yeni projelerle Fizmeyi yaşanacak,özlemini duyacak bir Belde yapmaya ne dersiniz.Yetkisi olanlar o mevcut yetkilerini masa üzerine çıkararak,Birlikten dirlik doğar düsturu ile yola çıkarak,BİRLEŞELİM. Tek yumruk,tek Başkan Tek Belde…Güç bende artık” diyebilelim.
Tüm bunları söz üzerinde bırakmadan,içimizdeki fikirleri dışarı atarak gücümüzü göstermeliyiz.Yoksa değişen dünyada eriyip yok olup gidersiniz.Kıymetli zamanlar boşa gider.Birde bakmışsınız ki nefesiniz tükenmiştir..Ölümü tatmış olursunuz .Ondan sonra yetişen nesil ve gençlik hakkınızda ne derler.Sizleri hayırla mı anarlar yoksa şerle mi?Hayırla ve saygı ile anılmasını istiyorsak,Ne iyi adamdı denilmesini arzu ediyorsak,o sözleri söyletme işi bizim elimizdedir.
Rızalar bu arzulanan hedeflere ulaşmayı yeniliklere pencere açılmasını istiyor.Birlikten dirlik doğar.Güçlü iken hizmet gelir.Çağrısı yapıyorlar.A Belediyesini B Belediyesini ortadan kaldırma zamanıdır.Tek ve Güçlü Belediye istiyoruz.Kimsecikler buna alınmasın.Ben kayıp eder miyim.Falancı kazanırsa halim nice olur gibi ağıtlarla dövünmeye gerek yok.Kader zamanıdır.Oyalama,oyalanma zamanı değildir.
Cenab-ıAllah herkesin rızkını da veriyor.Çalışanlara daha çok veriyor.Öyleyse kendi menfaatlerimiz bizi halkın beklentilerine engel olmasın Gelecek nesillere iyi bir zemin hazırlama,daha güzel sosyal hizmetler bizi bekliyor.Lütfen buna engel olmayalım.Biz geleceğimizi aydınlık Fizmemizi güzel hizmetlerle görmek istiyoruz.Hizmetlerin vatandaşa en kısa zamanda ve en verimli bir şekilde gitmesi için çabalar göstermeliyiz.Devir artık toparlanma zamanıdır.Gelirlerin çok olması hizmetlerin bol olması zamanıdır.Tasarruf zamanıdır.Evimizde iki lamba yanıyorsa birini söndürme zamanıdır.Mevcut gelirlerin bir çoğunun personeller,yakıt,elektrik ve su gibi ödemelere gittiğini,Vatandaşa istenilen boyutta hizmet götürmekte zorlandıklarını hep birlikte görüyoruz.Kuru bir inatlaşma ile sen bu partidensin,ben bu partidenim diyerek tatlı bir rekabeti bitirdiklerini görmekteyiz.
Biz birlik dirlik ve düzen istiyoruz.Bizim için Beldemizin çıkarları ön planda olması lazımdır.İllaki benim rengim demeyi bırakarak,kaostan,çamur atma ortamından uzak durarak işimize bakalım.Ortak sinerji yaratmaya değil de bütünlük içinde enerji üretmek için çabalar sarf edelim.
Mahalli seçimlerin eli kulağındadır.Küçük Belediyelerin bir o kadarda küçücük Bütçeleri ile hangi önemli münferit yatırımlar yapabileceklerdir.Yaptıkları yatırımlar bir sonraki seçimlere kadar değilmi?Düşünün…..,Düşünelimki yenilik yaparak,fırsatı da ganimet bilerek İki Belediyeyi birleştirme zamanıdır.Keşkeler sonra fayda vermez .Kimse Fizmenin Kaderi ilede oynamaz.Diye iyi niyetlerimi taşıyorum.Birlik olalım.Dost kalalım.
Hoşca kalalım.
02.01.2008 İsmet KAYMAK

02 Ocak 2008 Çarşamba

KENDİNİ GELİN-GÜVEY SANANLARIN AKLI NE KADARDIR(1)

BU YAZI BİR CEVAP YAZISI DEĞİL, BİR DURUMA AÇIKLIK GETİRME YAZISIDIR. EĞER HAKSIZ YERE HAKARET VE İFTİRA SÜRDÜRÜLDÜĞÜ TAKDİRDE, KARŞININ DİLİ AYNEN KULLANILACAK TABİ Kİ CEVAP VERİLECEKTİR.

Bildiğiniz gibi bu site ve bir yerel gazetedeki köşemde haftalık olarak yazı yazmaya çalışan birisiyim. Yerel gazetede üst üste sekiz adet “ÖLÜM VE SONRASI” üzerine yazı kaleme aldım. Ayrıca bu yazılarım http://www.kumru.tv/ de yayınlanmaktadır. Bir gün Haşmet Uzar adına biri “Hoş Geldin Bekir” adında bir yazı kaleme almış.
Bu yazıdan sonra ben “Haşmet Name” adında bir şiir kaleme aldım. Daha sonra aynı Haşmet bize şiirle cevap verdi. Ve bu iş pek fazla sürmedi olduğu gibi bıraktık.

“Ölüm ve sonrası” adındaki son yazım üzerine yine Haşmet adıyla biri http://www.kumru.tv/ ‘deki köşesinde “Bekir Akkaya’nın Adaleti” başlığı ile bir yazı kaleme aldı.
Kumru tv’nin sahibi İlhan Tinci bu yazıları yazanı bildiğini söyledi. Ve yine aynı kişinin adı ile bir şiir geldi ancak bu şiiri ben yayınlamadım. Son yazdığım yazı da ise “İsimsizler Cehenneme Gönderilecektir!” başlığı ile bir yazı kaleme aldım. Şu kadarını söyleyeyim, Haşmet Uzar’ın yazısına hiç mi hiç takılmadım. Sadece son yazımın girişini süslemek amacıyla Haşmet’in adını vermeden “dalga dubara” muhabbeti yaptığını ifade ettim. Ancak benim yazdığım yazının altına deliklerden nemalanan Ahmet AKAD denilen densiz her zaman olduğu gibi bana atfen şu yazıları kaleme almış. Birlikte okuyalım.

ÖNCE BU YAZI

UZAMNLIKAhmetAKKADMaaşallah... Bekir AKKAYA her konunun uzmanı!. Müfessire! ihtiyaç yok.

SONRA BU YAZI
MUGALATA
Ahmet AKKADMugalata....İlimden yoksun, bilimden yoksun,cennet ve cehennemi anlatırken bir ayet veya hadis bile dayanak yapılamamış.Nasıl yapılsın. Sayın yazar,bi kere bu konuları bilmez. Ezberinde de bu konuları kapsayan orjinal bir tek ayet yoktur. Zaten kendisi de bu konuların ilimle ve bilimle izahı yoktur diyerek kıvırmaktadır ve bu konular ruh dünyası ile alakalıdır demektedir. Yani kısacası diyorki:Beni eleştirenler boşuna eleştirmesin, ben bunu kendi ruh dünyamdan ürettiğim vehimlerle yazıyorum. Yani bir türlü hezeyan! Ayrıca sayın yazar, baya yaşlanmış ve beyin hücreleri! epey yıpranmış anlaşılan.Bir de bu yaşa kadar yediği nanelerin, kırdığı testilerin, yaşamının büyük bölümünü masa! etrafında geçirmenin korkusuyla, hiç bir delile dayanmadan cennete herkes girecek diyerek kendini kurtarma yolunu aramaktadır. Malum yaş ilerliyor ve ölüm soğuk yüzünü biraz daha hissettiriyor.Yoksa biz onun masum çok insanlar için gözünde çöp var diye ''ila cehenneme zümeraaa'' dediğini çok duyduk.Yazara sevgilerimle...

DAHA SONRA BU YAZI
Ahmet AKKAD
Sayın Yönetici, Ahmet AKKAD müstear ismiyle yaptığım yorumların, farklı kişiler tarafından yapıldığı gibi bir yanlış anlamadan dolyı, bu yorumların tarafınızca kaldırılmasını arz ve talep ederim. Saygılarımla...http://www.kumru.tv/ ALINDIhttp://www.kumrutv.com/yazar.asp?yazarid=83&yaziid=72

Kıvırmaktadır, bu konular ruh dünyası ile alakalıdır. bir türlü hezeyan, Ayrıca sayın yazar, baya yaşlanmış ve beyin hücreleri epey yıpranmış, Bir de bu yaşa kadar yediği nanelerin, kırdığı testilerin, yaşamının büyük bölümünü masa etrafında geçirmenin korkusuyla kendini kurtarma yolunu aramaktadır. Malum yaş ilerliyor ve ölüm soğuk yüzünü biraz daha hissettiriyor. Yoksa biz onun……

Hiçbir neden yokken yukarıdaki yazıların bu şekilde bana karşı yazılmasına Haşmet Uzar bilinmeyen dahil kim rıza gösterebilir ki?

Ya da Haşmet Efendi kendi kendine bu sözlerin muhatabı Ahmet Akad denilen fısıltı odaklar beslemesi ahlaklı sözün sahibine yönelik sözleri kendi üzerine alabilir ki!
Elime bir yazı geçti. Yazarı Haşmet Uzar…Orada tehdit, hakaret ve küfür ve ben bu yazıyı bu siteyi takip eden herkesin huzurunda yukarıdaki sözlerin sahibi Ahmet AKAD’A aynen iade ediyorum.

Ayrıca yukarıda altını çizdiğim ve kumru.tv’de yayınlanan bu akad adındaki kişinin hakaretlerini sessiz sedasız geçiştirecek değilim. Gerekirse olayı yargıya da taşıma bir hakkımdır. Ama ben köşemde Ahmet AKAD’a cevap vermekle yetindim. Ve pekte hakaret içermeyen bir yazı ile cevap verdim. Yukarıdaki hakaretlere sessiz mi kalmalıydım.

İki isimsizi tanımıyorum. Durduk yere bana hakaret eden AKAD’a çok yazacaklarım var. Bu noktada Haşmet celallenmesin. Eğer İlhan Tinci’nin dediği doğruysa o kişi yazdıklarından en çok kendi pişmanlık duyacaktır. Avukata filan gitmesine gerek yok, bana yazılmış çok daha küfürlü yazılar olmasına rağmen bir yerlere ulaştırılmamıştır.

Yazsam bile aciz insanların dilini kullanmam. Süreklilik arz eden ilişkilerimiz varsa bundandır. Her duyduğumuzu ya da gördüğümüzü söylemeye ya da yazmaya kalkışsak Bu bizim için mümkün değil. Ve arkasından jurnalleme birilerine ihbar. Hep aynı şey ve aynı yöntem…Başkalarını da olayınızın içine çekme gayreti. Oysa hiç kimse mahcup olacağı bir şeyi yapmamalı. Üstelik söylenilenlerin asıl kahramanı söyleyenlerinde olabileceği ihtimal dahilindedir. Öyle ya bütün bunları sen nerden biliyorsun? Bu da sorulabilir.

Ahmet AKAD bundan böyle yazılarımın kahramanıdır. Bakalım bundan sonra Haşmet Uzar benim her yazdığıma bir cevap verecek mi? Haşmet’in gönül hatır dediği şeye riayet eden biriyim. Ama anlamadan dinlemeden Haşmet’in “mal” la başlayan kelimeleri kullanması çok büyük bir talihsizliktir. O konulara girersek çıkılması da çok zor olur. Her şey hafızalarda ve benim dışımda haksız yere mağdur edilenlerde olmuştur. Peki insanların haksız yere cezalandırılmaları, sebebiyet verenlerin hiç mi vijdanını sızlatmamaktadır. İyi ki bilinen ve yapılan bir durumumuz yoktur. Sözü edilen kişilerin bindikleri dolmuş sonucu bugün bile kafaları eğiktir. Kendileri de bizlerden defalarca özür dilemişlerdir. Bazı şeyler dışardan göründüğü gibi değildir. Öyle veya böyle 20 yıldır Kumru’da olan birisi olarak iyi veya kötü çok şeye şahit olmuşuzdur. Yanlışlarımızdan af dilemişiz, yanlış yapanları da af etmişizdir. Üçüncü şahısların bilmediği çok şeyler vardır…

Şimdi ben üç kişinin muhabbet ettiği ortamda, iki kişi birbirlerine kaş göz ve işmar hareketi çekmesini ahlaksız olarak değerlendirmeyecek miyim? Yazımda daha çok canlı şahit olduğum karı-koca muhabbeti üzerine kuruludur. Bunu da başkalarının bilmesi mümkün değildir. İlla da bu konularda isim vermemiz de gerekmez.

Ahmet AKKAD kesinlikle “Bir de bu yaşa kadar yediği nanelerin, kırdığı testilerin, yaşamının büyük bölümünü masa etrafında geçirmenin korkusuyla kendini kurtarma yolunu aramaktadır” sözündeki iddiaları ispat etmek zorundadır. Bu sözleri yazıp ispat edemeyen Ahmet Akad her kimse, terbiyesiz, karanlık odaklar beslemesi ahlaksız ve her türlü hakarete layık biridir. Eğer Haşmet Uzar yazılarda edep ve ahlak dersi vermeyi düşünüyor ise, bana değil yukarıdaki cümlenin muhatabına cevap vermelidir. Hiç Haşmet gibi geriye dönmek istemiyorum. Haşmetin yazdıklarını da üzerime hala alınmıyorum. Benim yazılarımın muhatabı çapsız ve kişiliksiz Ahmet Akkad’dır.

Bu yazı kimseye cevap değildir. Sadece önceki yazının neden yazıldığının ve hangi yazılara istinaden kaleme alındığının açıklamasıdır.

Sayın İlhan Tinci:

Bu tür isimsiz yazıları neden yayınlar anlamış değilim. Eğer illa da birilerine hakaret etmek için isimsiz yazıların cezai bir müeyyidesi yoksa ve isimsiz yazılarla iftira atmak suç değilse bize de o bilgi ve belgeleri iletiversin. 2000 yılından bu yana http://www.kumru.org/ yayın yaptığım halde böyle bir olumsuz duruma bugüne kadar imza atmadım. Ve atmam…

Sayın Haşmet Uzar ve İlhan Tinci önce bana yazılan yazının tam orjinalini okuyun.

MUGALATA
Ahmet AKKADMugalata....İlimden yoksun, bilimden yoksun,cennet ve cehennemi anlatırken bir ayet veya hadis bile dayanak yapılamamış.Nasıl yapılsın. Sayın yazar,bi kere bu konuları bilmez. Ezberinde de bu konuları kapsayan orjinal bir tek ayet yoktur. Zaten kendisi de bu konuların ilimle ve bilimle izahı yoktur diyerek kıvırmaktadır ve bu konular ruh dünyası ile alakalıdır demektedir. Yani kısacası diyorki:Beni eleştirenler boşuna eleştirmesin, ben bunu kendi ruh dünyamdan ürettiğim vehimlerle yazıyorum. Yani bir türlü hezeyan! Ayrıca sayın yazar, baya yaşlanmış ve beyin hücreleri! epey yıpranmış anlaşılan.Bir de bu yaşa kadar yediği nanelerin, kırdığı testilerin, yaşamının büyük bölümünü masa! etrafında geçirmenin korkusuyla, hiç bir delile dayanmadan cennete herkes girecek diyerek kendini kurtarma yolunu aramaktadır. Malum yaş ilerliyor ve ölüm soğuk yüzünü biraz daha hissettiriyor.Yoksa biz onun masum çok insanlar için gözünde çöp var diye ''ila cehenneme zümeraaa'' dediğini çok duyduk.Yazara sevgilerimle...

Sayın Haşmet Uzar ve İlhan Tinci Şu cümleleri tekrar bir daha okuyun…

Kıvırmaktadır, bu konular ruh dünyası ile alakalıdır. bir türlü hezeyan, Ayrıca sayın yazar, baya yaşlanmış ve beyin hücreleri epey yıpranmış, Bir de bu yaşa kadar yediği nanelerin, kırdığı testilerin, yaşamının büyük bölümünü masa etrafında geçirmenin korkusuyla kendini kurtarma yolunu aramaktadır. Malum yaş ilerliyor ve ölüm soğuk yüzünü biraz daha hissettiriyor. Yoksa biz onun……

Sonra da aşağıda yazılan ilginç cümle ve sözleri Ahmet AKKAD’ın münasip yerine koyun: Yazılanlar hoşunuza gidiyorsa üzerine siz de oturun. Zevkten kudurmanız dileğiyle yazdıklarınız ve yayınladıklarınıza buyurun…Bundan böyle de bizleri unutun…

“Ağzına geleni fütursuzca söyleyen, İnsanları eleştirmekle aşağılama arasındaki farkı bilmeyen bu aşağılık bakışı bozuk ……. kendini bir yerlere koymuş edepsizliğini görmemezlikten gelmemizden cesaretle belediye lağımı benzeri ağzından dökülenlerin farkında değil.”

“Bir söversin insan halidir derler. İkincisinde terbiyene verirler. Üçüncüde muhatap olmamak için çalıyı dolaşırlar. Hangi aşağılanmış ruh halinin tezahürüdür bu şiddet.”

özelliklede Kumru’da yaşanılan hangi haksızlığın karşısında seni gördük. Yâda şöyle söyleyelim. Seni bunların karşısında dimdik göremedik. Aç dediler açtırdın. Yala dediler yaladın. Yolda kalmışa mı yardım ettinde biz bilmiyoruz. Mafyayla mı uğraştın. Zalimlerle mi uğraştın. Hangi faizciye senin yaptığın kötü dedin Masasında kemik yalarken. Memleketin kanını emenlerle mi uğraştın. Karşındaki fuhuşu gördün. Ben senin bişi yaptığını görmedim. Zalimin sofrasındasın ve oralardan da ayrılmaya hiçte niyetlenmedin bile.

“ Adamsan, bir bildiğin varsa açıkça yaz.
Ne o öznesi belli değil.
Olay belli değil.
Karnından konuşmalar.
“Adama demezler mi? Dinime dahleden müselman olsa bari.”

“Şu yazdıklarını bir oku, bak ne kadar adamsın. Bir şey suç ise müstear isimle de olsa kendi isimi ile de olsa aynıdır. Be kuş bakışlı adam senden korkan mı var zannediyorsun. Evet, bir zorluk varsa insanlar edebini senin seviyene indirmekte zorlanıyor.
“İnsanların en doğrusu sen değilsin, hatta en ahlaklısı da değilsin. Senin kırdığın kırkı çoktan geçti. Ancak bu köy sahipsiz. Sende köpeksiz köyde çomaksız dolaşmaya alıştın. Attın tuttun. Okuyor sanda okumuyorsan da kendine be ukala herif. Sen tanrı olsan tapmam. Seni inkâr ederim.

“Ağır yazı yazmakla edepsizlik etmeyi çok karıştırıyorsun. Ama insanların ahlakının kaynağına bakmak lazım diye bilirim. Anlaşılan sen bir edepsizin ahlakıyla alaklanmışsın. Senin alıştığın üslup mahalle karısı üslubu. Buradan da senin ahlakının kaynağı anlaşılıyor. Bundan dolayı seni yadırgamıyorum. Sana acıyorum.
Neymiş ilkesizlik bir bakalım mı var mı cesaretin. Haşmet Uzar’ın yazısından…
…….
ŞİİR, MANİ YA DA YAZI HEPSİ AYNIDIR…
Bir ölçü vardır.
Ve bir kurala göre yazılır…
Erik diyenin yanında ağzınız sulanmıyorsa hormonsal bir bozukluk ya da o nesneyi tanımama söz konusudur…
Bana yazılan yazıya karşılık, ben Akad’a böyle bir yazı yazmak isterdim ama, bir türlü beceremedim. Sağ olsunlar yazmışlar…
Allah için söyleyin!
Bana yazılan Akkad hakaretine edebi bir lisan(!) ve ölçü(!) ile yukarıdaki yazı ne güzel kaleme alınmış.
Yazarına Teşekkürler…
Bekir AKKAYA/KUMRU/

AHMET AKAD'TAN BİZE İNCİLER

UZAMNLIK
Ahmet AKKAD
Maaşallah... Bekir AKKAYA her konunun uzmanı!. Müfessire! ihtiyaç yok.


MUGALATA
Ahmet AKKAD
Mugalata....İlimden yoksun, bilimden yoksun,cennet ve cehennemi anlatırken bir ayet veya hadis bile dayanak yapılamamış.Nasıl yapılsın. Sayın yazar,bi kere bu konuları bilmez. Ezberinde de bu konuları kapsayan orjinal bir tek ayet yoktur. Zaten kendisi de bu konuların ilimle ve bilimle izahı yoktur diyerek kıvırmaktadır ve bu konular ruh dünyası ile alakalıdır demektedir. Yani kısacası diyorki:Beni eleştirenler boşuna eleştirmesin, ben bunu kendi ruh dünyamdan ürettiğim vehimlerle yazıyorum. Yani bir türlü hezeyan! Ayrıca sayın yazar, baya yaşlanmış ve beyin hücreleri! epey yıpranmış anlaşılan.Bir de bu yaşa kadar yediği nanelerin, kırdığı testilerin, yaşamının büyük bölümünü masa! etrafında geçirmenin korkusuyla, hiç bir delile dayanmadan cennete herkes girecek diyerek kendini kurtarma yolunu aramaktadır. Malum yaş ilerliyor ve ölüm soğuk yüzünü biraz daha hissettiriyor.Yoksa biz onun masum çok insanlar için gözünde çöp var diye ''ila cehenneme zümeraaa'' dediğini çok duyduk.Yazara sevgilerimle...

Ahmet AKKAD
Sayın Yönetici, Ahmet AKKAD müstear ismiyle yaptığım yorumların, farklı kişiler tarafından yapıldığı gibi bir yanlış anlamadan dolyı, bu yorumların tarafınızca kaldırılmasını arz ve talep ederim. Saygılarımla....

WWW.KUMRU.TV'DEN ALINDI
http://www.kumrutv.com/yazar.asp?yazarid=83&yaziid=72

PROFESYONELLİK ÖDÜL GETİRDİ

Kumru’da profesyonelce başarılı ticaret gerçekleştiren Kenan Bellici bayiliğini yaptığı firmalar tarafından plaketle ödüllendirildi.
Konu ile ilgili sorduğumuz soruya Kumru KEN-PA’nın sahibi Kenan Bellici şu açıklamayı yaptı. “Türkiyede bundan sonra iş yapmanın yolu profesyonellikten geçiyor. Aksi takdirde dükkan ya da firmanızın kapısına kilit vurmak zorunda kalırsınız. İşin doğrusu ben daha önce uzun süre gazetecilik yaptım. Defalarca profesyonel firmanın pazarlama kurslarına katıldım. Şimdi geçmiş yıllarda olduğu gibi bedavadan para kazanma devri bitti. Profesyonelce hareket ederek müşterilerinize gereken ilgiyi göstererek uygar ülkelerin satış tekniğini halkımıza da yansıtmak gerekir.” Dedi.
“Tüketicileri kendinden biri olarak algılatmak en önemli bir husustur. Firmalar bana mal verme yarışında ve benim müşterilerim de bilinçli benden mal alıyorlar. Bizde müşteri her zaman haklı olur ve arızalı malı derhal değiştiririz, ya da kısa bir zamanda servisine tamir ettiririz. Müşteri memnuniyeti bizi de memnun eder ve satışlarımız da sürekli bu nedenle artıyor.”açıklamasını yaptı.
KEN-PA olarak Kumrululara teşekkür eden Kenan Bellici “profesyonellikten taviz vermeyeceklerini” söyledi. *KUMRU HABER/KUMRU

HASET-Faruk Ana-Mesudiye Müftüsü/www.kumrudingordernegi.org

Haset; Bir nefsin, başkalarının sahip olduğu (sağlık, zenginlik, güzellik, beceriklilik, saygınlık, başarı gibi) bir nimeti, mevkii, makamı, üstün sayılabilecek bir vasfı çekemeyerek, o özelliğin, o özelliğe mazhar kişiden alınmasını ve yok olmasını istemektedir. Haset, dilimizde kıskançlık, çekememezlik, gözü götürmemezlik olarak ifade edilir. Haset, insanları mutsuz ve huzursuz eden manevi bir hastalıktır. Mekânı kalptir. Kalbe kor gibi düşen bir ateşe benzer. Bu ateşe gönlünü kaptıran kimse hem kendi rahatını bozar, hem de başkalarını rahatsız eder, hem de Allah’ın takdirine rıza göstermediği için günahkâr olur. Kıskanmak, çekememek, başkasında olan sağlık, zenginlik ve benzeri nimetlerden dolayı rahatsız olarak o kişiden o nimetin gitmesini istemek; kalpte bulunan ve insanı kötülüklere sürükleyen en önemli ve gayri ahlâkî özelliklerden, hastalıklardan birisidir. Haset, bilgisizlik ve tamahkârlığın birleşmesinden, kaynaşmasından doğar. En çok da dost, tanıdık ve akrabalar arasında kendisini gösterir. Haset, çirkin huyların en zararlılarındandır. Herkeste bulunmakla birlikte dereceleri farklıdır. Kimi insanda haset duygusu bir an için gelip gider, kiminde ise iyice yerleşir, bütün benliğe hâkim olur ve gittikçe artar. İşte asıl üzerinde durulması gereken ve tehlikeli olan haset sonuncusudur. Haset, yani başkasının elinde bulunan bir nimetten hoşlanmayarak onun yok olmasını istemek haramdır. Ancak bir fâcir veya kâfirde bulunup fitne uyandıran, insanlar arası ilişkilerin bozulmasına, herkese eziyet edilmesine neden olan nimetin ortadan kalkmasını istemek, bundan hoşnut olmamak haram ve günah değildir. Çünkü onun yok olmasını istemek bir nimeti çekemeyerek yok olmasını istemek değil; bir fitne ve zulüm aracının ortadan kalkmasını istemek demektir. Yüce rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde, sevgili peygamberimiz de hadis-i şeriflerinde Mü’minlerin birbirlerine haset etmelerini yasaklamaktadır. Hasedin haram olmasının sebebi Allah’ın kullar arasında yaptığı taksim ve takdire razı olmamayı, teslimiyet göstermemeyi ifade etmesi ve Kur'ân’da ifade ettiği gibi kâfirlerin özelliklerinden birisi olarak sayılmasıdır: "size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır," size bir kötülük dokunsa, ondan ötürü sevinirler" (âlu imran, 3/120). Ehl-i kitabın içlerindeki hasetlerin kendilerini nasıl bir yola sürüklediği de şöyle anlatılmaktadır: "kitap sahiplerinin çoğu, gerçek kendilerine belli olduktan sonra sırf içlerindeki hasetten ötürü sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler" (el-bakara, 2/109). Kendilerine kitap ve ilim geldikten sonra insanların birbirlerine düşmelerinin sebebi de haset olarak ifade edilmiştir: "onlar kendilerine ilim geldikten sonra sadece azalarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar (azabın ertelenmesi hakkında) rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di" (eş-şurâ, 42/14). HASEDİN SEBEPLERİ
Hasedin ortaya çıkmasına birçok sebepler vardır. Bunların başlıcaları şunlardır:1. Düşmanlık ve kin gütme: Bu, hasedin en önemli sebeplerinden birisidir. Kur'ân'da şöyle buyrulmaktadır: "onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" derler. Kendi başlarına kaldıkları zaman size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki, "öfkenizden ölün. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilir" (âlu İmran, 3/119). Böyle kin ve düşmanlık sebebiyle ortaya çıkan haset çok kere çekişme ve kavgalara da yol açar, hayat boyunca devam eder, hileli yollarla nimetin izalesine gidilir, insanın şerefi ile oynanır ve gizli işlerinin açığa çıkarılması için çaba harcanır. 2. Teazzuz: Bir kişinin üstünlük taslaması karşısında diğer bir kişinin ağırına gitmesidir. Kişinin, emsallerinden, mevki, ilim veya servet sahibi olan birisinin kendisine karşı kibirlenmesi halinde bunu hoşgörü ile karşılayamadığı için haset etmesidir. 3. Kibir, Büyüklenme: Doğrudan doğruya kendisinin kibirlenmesinden, karşısındaki insanı küçük görüp onu kendine hizmet etmesi ve bütün arzularında kendi emrinde olması isteğinden kaynaklanan haseddir. Müşriklerin "Kur'ân iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi" (ez-zuhruf; 43/31), demeleri böyle bir hasedin ifadesidir. 4. Şaşkınlık ve Hayranlık: Kur'ân, geçmiş ümmetlerden bahsederken, onların kendileri gibi bir insanın risâlet, vahiy ve Allah’a yakınlık gibi bir mevkiye ulaşmasına şaştıklarını ve bunun sonucu olarak haset ettiklerini anlatır: "siz de bizim gibi birer insansınız" (yâsin, 36/15); "bizim gibi iki insana mı inanacağız?" (mü'minun, 23/47) ve "kendiniz gibi insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızdan hiç şüphe yoktur" (mü'minun, 23/34). 5. Amacına Ulaşamama Korkusu: Kişilerin belli bir amaca ulaşmak konusunda birbirine üstünlük sağlama arzularına dayanır. Diğerinin amacına ulaşmasına yardımcı olan her nimet, diğeri için bir haset kaynağıdır. 6. Makam ve Mevki Sevgisi, Önderlik İsteği: Sözgelimi bir kimsenin bir ilim dalında parmakla gösterilen tek adam olmayı istemesi, bu konuda kendisine rakip olabilecek veya göz diktiği yere ulaşmış kimselere haset etmesinin başlıca nedenidir. Sürekli övülmek ve üstün gelmek isteğinde olan kimse, "işte bu adam kendi sahasında zamanın en büyüğüdür, eşi ve benzeri yoktur" denildiğinde nasıl sevinirse, başka bir kimsenin kendisine ortak gösterilmesi, yerini alması hafinde de kıskançlık duyar, haset eder. 7. Kötü Huyluluk ve Allah'ın Kullarına Verdiği Nimetlere Karşı Cimrilik: Kişinin mal, önderlik sevgisi ve derdi olmamakla birlikte; ona Allah’ın nimetler verdiği, iyi huylarla donattığı bir kimseden söz edilince bundan rahatsız olur, haset eder. Buna karşılık birisinin içinde bulunduğu zorluk ve çektiği sıkıntılardan söz edildiğinde de sevinç duyar. Böylesi kimseler başkalarının kötü durumda olmalarını sever ve Allah’ın lütuflarına karşılık cimrilik gösterirler.
HASEDİN DERECELERİ
Haset başlıca dört dereceye ayrılarak incelenir:1- Haset ettiğin kimsenin elindeki nimetin yok olmasını istemektir. Bu nimet ister kendi eline geçsin, ister geçmesin, yeter ki haset ettiği kişide bulunmasın. Hasedin en kötü olanı budur.2- Haset ettiği insanın elindeki nimetin, kendi eline geçmesini istemektir. Bunun isteği o nimetin kendi eline geçmesi, amacı o nimete kendisinin sahip olmasıdır.3- Başka birisindeki nimetin aynısının veya benzerinin kendisinde de olmasını istemesidir. Eğer kendi eline geçmeyecekse, onun elinde de olmamasını arzu etmesidir.4- Başka birisinde bulunan nimetin benzerinin kendi elinde de olmasını istemesi, fakat haset ettiği kişideki nimetin yok olmamasını istemesidir. İşte hasedin bu son derecesi eğer sırf dünyalık nimetler ise affedilmiştir. Eğer din hususunda ise tavsiye edilmiştir. Çünkü bu, hayırda yarışma buyruğunun kapsamına girmektedir.
HASEDİN FAYDALARI
1- İnsanı Hayırda Yarıştırır ve Hayra Teşvik Ederİnsanın şer gördüğü şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Bu sebeple Türkçedeki hasetle gıpta birbiriyle karıştırılmamalıdır. Çünkü bunlar farklı şeylerdir. Arapçadaki haset, Türkçedeki haset(çekememezlik, kıskanma) ve gıpta(imrenme) kelimelerini kapsamaktadır. Bu sebeple âlimler gıptayı dindeki hasedin 4. derecesi olarak sıralamışlardır. Çünkü haset, “başkalarının sahip olduğu bir nimeti, mevki ve makamı, üstün sayılan bir vasfı çekemeyerek, onun din kardeşinden alınmasını ve yok olmasını istemek” iken; gıpta, hayır işleyen ve iyilik yapan bir kimsenin elindeki nimetin yok olmasını düşünmeden, öyle bir imkâna sahip olmayı arzu etmektir.” Bu nedenle gıpta duygusu yasaklanmamış, aksine bu uğurda yarışılması istenmiştir. Dinimizde buna “Münafese” denir. Şu âyet de bu konudaki yarışı teşvik etmektedir.” “ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ “İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar “ (83 el-Mutaffifin: 26) Ayette sözü edilen yarış (münafese), başkalarının iyi haline imrenip, onlar gibi olmaya, hatta daha ileri gitmeye çalışmak demektir. Bunun ise Türkçedeki hasetle ilgisi yoktur. Yukarıda izah edildiği gibi bu durum haset değil, gıptadır. Abdullah İbni Mes'ûd (r.a.) 'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:"Yalnız şu iki kimseye (haset)gıpta edilir: Allah'ın kendisine ihsan ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse; Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse. " (Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, İ'tisâm 13, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 268. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 24; İbni Mâce, Zühd 2.)2- Haset; İnsana Zalimin Zulmünün Olmamasını Arzulattırır ve Dua Ettirir3- Haset; İnsanın Zulme Sabretmesini Sağlar‘Onlara (Kur'an) okunduğu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik, derler. İşte onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar. Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz, derler.’ (28 el-Kasas: 53-55)4- Haset; Mü’minin Ferasetini Artırır ve Allah’a Sığınmasını Temin Ederİlgili ayetler(12 Yusuf:1-18)‘De ki:"Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım, Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden,Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!’ (113 El-Felak: 1-5)‘De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine), İnsanların İlâhına. O sinsi vesvesenin şerrinden, O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler)fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım!’ (114 en-Nas: 1–6)5- Haset; Mü’mine Düşmanını Tanıtır İlgili ayetler(3 Alü İmran: 118–120; 7 el-A‘raf:10-25; 12 Yusuf:1-18)
HASEDİN ZARARLARI
1- Haset; İnsanın Zalim, Kindar, Düşman, Yalancı, Aç Gözlü Olmasına Sebep Olur ‘Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında "İnandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir. Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır’. (3 Alü İmran: 118–120)
‘Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir’. (4 Nisa: 32) “Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.” (4 Nisa: 54)
2- Haset; İnsanı Kardeş Düşmanı Ve Katili Yapar ‘Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:) "Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." "Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur." Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu’. (5 Maide: 27–30)
3- Haset; Dolaylı Olarak İnsanının Doğrudan Sapmasına Sebep Olur ‘Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz! .Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi. Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu. İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım! (Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz. Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti. (Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz. Allah: Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır, buyurdu. "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip) çıkarılacaksınız" dedi.’ (7 el-A‘raf:10-25 )
4- Haset; İnsanın Dürüstlük ve Güvenilirliğini Yok Eder ‘Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir. Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin. Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm. (Babası:) Yavrucuğum! dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır. İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya'kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır. (Kardeşleri) dediler ki: Yusufla kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir. (Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz! Onlardan biri: Yusufu öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün), dedi. Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz. Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu mutlaka koruruz." (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım. Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler sayılırız. Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik. Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın. Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Yakub) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır.’ (12 Yusuf:1-18)
5- Haset; İnsanın Elindeki Nimetlerin Kaçmasına Sebep Olur‘Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allah'a göre kolaydır. Sizden kim, Allah'a ve Resûlüne itaat eder ve yararlı iş yaparsa ona mükâfatını iki kat veririz. Ve ona (cennette) bol rızık hazırlamışızdır. Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin. Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır.’ (33 el-Ahzab:28-34)
HASEDİN AYETLERLE YASAKLANIŞI VE TEDAVİSİ
‘Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir’. (4 Nisa: 32)
‘Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. ’ (33 el-Ahzab:36)
‘Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.’ (49 el-Hucurat: 9–10)
‘De ki:"Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım, Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden,Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!’ (113 El-Felak: 1-5)
‘De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine), İnsanların İlâhına. O sinsi vesvesenin şerrinden, O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler)fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım!’ (114 en-Nas: 1–6)
HASEDİN HADİSLERLE YASAKLANIŞI VE TEDAVİSİ
“Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî (sav) şöyle buyurdu:"Haset etmekten sakının. Zira, ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi haset de iyilikleri yer bitirir. " (Ebû Dâvûd, Edeb: 44; İbni Mâce, Zühd: 22)
Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir: Ona haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işaret ederek) Takvâ buradadır, takvâ buradadır!” "Kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, namusu ve malı müslümana haramdır. ” "Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize kıymet verir. " Bir rivayette şöyle buyrulur: "Birbirinize haset etmeyin, kin tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyin, müşteri kızıştırmayın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun. "Bir rivayette de şöyle buyrulur: "Birbirinizle alâkayı kesmeyin! Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Haset etmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun!” (Müslim, Birr 30 Müslim, Birr 32; Müslim, Birr 28–34)KALPTEN HASEDİ ATMANIN YOLLARIHaset daha önce de ifade edildiği gibi kalbin en büyük hastalıklarındandır. Kalp hastalıkları ise ancak ilim ve amel ile tedavi edilebilir. Haset hastalığını tedavi edebilmek için öncelikle hasedin din ve dünya için getirdiği zararları bilmek, bu hususta ilim sahibi olmak gerekir. Üstelik haset, kendisine haset edilen kimseye zarar getirmez. Bu nedenle kişinin kendine düşman olması anlamına gelen hasetten kurtulmak için, hasedin şu zararlarını iyice anlamalıdır: Haset eden, Allah’ın yaptığı taksim ve takdire rıza göstermiyor, onun iradesine karşı geliyor demektir. O’nun bizce gizli olan hükümleri ile mülkünde gerçekleştirdiği adalete kızmak, onu çirkin bulmak anlamına gelmektedir. Bu ise, kişinin tevhidin özüne ters düşmesinden, dolayısıyla imanının zedelenmesinden başka bir şey değildir. hasedden vazgeçmek için onun bu zararını bilmek bile yeterlidir. Fakat bunun yanında hased eden kimsenin bir mü'mini aldatmak, ona nasihat etmeyi terketmek, mü'minleri sevmek yolundaki İslâm’ın açık emirlerini terketmek, mü'minlerin zarara uğramaları halinde bundan en çok sevinecek olan şeytan ve kâfirlerle birleşmiş olmak gibi hiç de küçümsenmeyecek suç ve günâhları işlemiş olacağı unutulmamalıdır. Bütün bu özellikleriyle kalbin saflığını ve temizliğini gideren bir pislik olan hased, ateşin odunu yakıp yok etmesi gibi insanın iyi huy ve amellerini giderir, yok eder (ebû dâvud edeb 44; ibn mâce, zühd 22). Haset Eden Kimsenin İçinde Sürekli Bir Ateş Yanar. Bu ateş onu yakar, yavaş yavaş eritir. `çünkü birisine haset edildikçe allah onun nimetini artırır`. Onun nimetinin artması da hasetçinin hasedini, dolayısıyla rahatsızlık ve sıkıntısını çoğaltır. Hasetçinin göğsü daralır, uykusu kaçar. Amansız bir hastalığa düşer. Bu ise ancak kişinin düşmanlarının isteyebileceği bir durumdur. Haset edilenin perişanlığı istenirken, hasetçi perişan olur. Bunun yanında haset edilen kimsenin durumunda bir bozulma, bir kötüleşme olmaz. O halde, kişi bir âhiret hesabı ve korkusu çekmese bile, aklın gereği olarak bu yararsız azaptan kurtulmayı istemelidir. Üstelik âhirette neden olacağı ceza da unutulmamalıdır. Öyleyse insanın âhirette Allah’ın gazabına çarpılmak istemesinden, azaba uğramak için çalışmasından daha akıl dışı ne olabilir? Hasedin amelle tedavi edilmesine gelince; amel ile hasedi tedavi etmenin yolu, onun isteklerini yerine getirmeyerek, hatta aksini yaparak ona hükmetmesini öğretmektir. Sözgelimi içindeki haset duygusu birisini kötülemesini istediğinde kişi, bunu şeytanın kendisi için hazırladığı tuzağa düşmek demek olduğunu anlayarak tersini yapmalı onu övmelidir. Kendisinden birisine karşı kibirli davranmasını istediğinde karşı koyarak tevazu göstermeli; vermemeyi fısıldadığında, vermelidir. Kişinin bu davranışları, karşısındaki insanı memnun eder ve onun tarafından sevilmesine neden olur. Bu şekilde karşılıklı sevgi başlar ve zamanla haset hastalığı yok olur. Baştan zorla yapılan bu davranışlar zamanla insanın kişiliği doğası hafine gelerek kökleşir. Doğal olarak şeytan bu gelişmeden hoşnut olmayacak, olumlu gelişmeyi engellemek isteyecektir. Bu davranışının güçsüzlüğünden, korkusundan ileri geldiğini öne sürerek onu iğfal etmeye çalışacaktır. Fakat mü'min şeytanın vesvesesine kendisini kaptırdığında sapacağım, ziyana uğrayacağını unutmamak zorundadır.
HASETTEN VE HASETÇİDEN KORUNMA YOLLARI
1-İslam’ın müminleri kardeş ilan ettiğini unutmamak ve kardeşçe davranmak2-İlim, amel, ihlâs ve takva sahibi olmak3-Allah’a sığınmak (Muavizeteyn surelerini okumak)4-Allah’ın emir ve yasaklarına uymak5-Sabırlı olup hasetçiyle çatışmamak 6-Hasetçiye düşüncesinde yer vermemek onu irşat ile ikna etmek7-Hasetçinin kendisine musallat olmasını bir musibet kabul edip, bu musibete sebep olabilecek günahlarından tevbe-istiğfar etmek8-İkram ve ihsanla hasetçiyi utandırmak9-Hasetçinin kin ve kıskançlık ateşini ona iyilik ederek söndürmek 10- İsraf, lüks ve gösteriş tüketiminden sakınarak insanların haset duygularını körüklememek
Not: Daha geniş bilgi edinmek isteyenler İmam Gazalinin İhyau Ulumid-Din adlı eserinin 3. Cildinden haset konusuna bakabilirler

01 Ocak 2008 Salı

KUMRU ORG VE FİZME COM SİTELERİ KAPATILIYOR

Kumru İlçesinin ilk internet siteleri olan Kumru Org (Kumru Haber) ve http://www.fizme.com/ siteleri bir hafta içersinde kapatılacak.
Site sorumluları kapatma gerekçesi olarak çok sayıda gelen olumsuz mesajların neden olduğunu bildirdiler.
Kurulduğu günden bu yana çok sayıda gelen mesajların özeti şöyle…
1.Siz çağa ayak uyduramamaktasınız…
2.Kimseden bir kuruş hiçbir ayakla ücret almamaktasınız…
3.Diğer sitelerin karizmalarını her gün çizmektesiniz…
4. Para ile ne reklâma ne de habere yanaşmamaktasınız…
5.Her türlü yazıyı özgür bir şekilde yayınlayarak, hiçbir kısıtlama getirmemektesiniz…
6. Sitenizi her gün güncellemektesiniz…
7. Yerel dili ve kültürü öne çıkartmaktasınız…
8. Hayır kurumlarını sürekli ön plana çıkartmaktasınız…
9. Kimseden bir beklenti içersinde olmamaktasınız…
10. Kumru şartlarında kafa karışıklığına neden olmaktasınız…
11. Reklam severlere yüz vermemektesiniz…
12. Bizim para ile yaptıklarımızı siz parasız yapmaktasınız…
13. Garibanları öne çıkartmaktasınız…
14. Her gün bizi siteye mahkum etmektesiniz…
Dolayısıyla siz kesinlikle kapanmalısnız…SİZİ KAPANMAYA DAVET EDİYORUZ…
Biz de bu nedenle gelen maillerin haklı olduğunu düşünerek bir hafta içersinde KUMRU ORG VE FİZME COM SİTELERİNİN YAYININI SÜRESİZ OLARAK DURDURUYORUZ…(Bugün Bir Nisan---Hayatınız şakalarla dolu olsun!)

Ses Sanatçısı Zafer Toprak Kumru’ya Geldi

2008 yılının ilk gününde Ses Sanatçısı Zafer Toprak Kumru’ya geldi. Geceyi Kumru Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulunda geçiren Zafer Toprak Arabesk Müziğinin Kralı Hakkı Bulutla birlikte bestelemiş olduğu Şair İsmet Erçal’ın şiirini düet yapacaklar.
Değişik TV kanallarında proğram yapan Ünlü Ses Sanatçısı Zafer Toprak Kumru Öğretmenevi’de yaptığı açıklamada “yakın bir zamanda Karadeniz Tv’de proğram yapacağını” ifade ederek “Kumru Erecek Yaylasında yapılan Yaban Çileği Şenliğine 2008 yılında yıldızların çıkarması olacağını” söyledi. Sponsorluğunu Erçal AŞ.’nin yapacağı şenliğe bu yıl Hakkı Bulut, Şükran Ay, Yelda Başaran, Gazeteci Savaş Ay ve kendisinin de katılacağını” belirterek “Şimdiden Kumrululara müjdeliyorum.” Dedi. *Bekir AKKAYA/Kumru Haber/Kumru

YASAL UYARI

http://www.kumru.org/ ve http://www.canik.org/ siteleri Bekir AKKAYA'ya ait olup 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Sitemizde yayınlanan yazı, fotoğraf ve dökümanlar başka bir site ya da dergi-gazetede yayınlanacaksa önceden yazılı izin gerektirir. Sitelerimizde yayınlanan diğer döküman veya belgeler , kaynak gösterilmek ve http://www.kumru.org/ ve http://www.canik.org/ sitesinin ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.