Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

17 Aralık 2021

İdris Bilgü Vefat Etti

Fizme Karapınar Mahallesinden rahmetli Halil Bilgü'nün oğlu İstanbulda oturan çok değerli Ağabeyimiz İdris Bilgü 17.12.2021 tarihinde bugün İstanbul' da vefat etmiştir. 
   Cenazesi yarın (cumartesi) öğle namazına müteakip Ümraniye Atakent Halilurrahman Camiinde cenaze namazı kılındıktam sonra Ihlamurkuyu mezarlığında toprağa verilecektir
   İdris Bilgü Ağabeye Allahtan rahmet ailesine ve sevenlerine rabiimden sabırlar diliyorum.. 
      Bekir Akkaya/17.12.2021/Kumru

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

İdris Bilgü Vefat Etti

Fizme Karapınar Mahallesinden rahmetli Halil Bilgü'nün oğlu İstanbulda oturan çok değerli Ağabeyimiz İdris Bilgü 17.12.2021 tarihinde bugün İstanbul' da vefat etmiştir. 
   Cenazesi yarın (cumartesi) öğle namazına müteakip Ümraniye Atakent Halilurrahman Camiinde cenaze namazı kılındıktam sonra Ihlamurkuyu mezarlığında toprağa verilecektir
   İdris Bilgü Ağabeye Allahtan rahmet ailesine ve sevenlerine rabiimden sabırlar diliyorum.. 
      Bekir Akkaya/17.12.2021/Kumru

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

16 Aralık 2021

Bizim dönem ya da Eyüp Fatsa (Arşiv Yazıları-2006)

Bizim yaşıtlarımız bir dönemin birikimleridir. Kibir ve gurur yapmadan ifade edeyim ki, 70’le 80’li yıllar arasında öğrenim görmüş ve o dönemi yaşamış kim olursa olsun birikimlidir ve düzeylidir. Çevremizde olup bitenlere baktığımızda o dönemin farkını bugün görmemiz mümkündür.

mezunu olmamdan bugün bile gurur duyuyorum. Bundan 30 yıl önce, her cuma akşamları bir dernek ya da teşkilatta konferans ve etkinliklere koşuşturmaktan, sayısız kitapları hatmetmekten ders çalışmaya bile fırsatımız olmazdı.

            Şahsen ben siyaset ve ticaretle hiç barışık olmadım. İnsanın en mükemmel oluşuna binaen insanlara ve özellikle insan kalanlara hep öncelik verdim. Üç bin öğrencili bir okulun

            Solculuğu da sağcılığı da o günlerde öğrendik. Bugünkü ilke ve duruşu da…O günün ne solcusuna ne sağcısına ne de İslamcısına bugün bir şey öğretmeye kalkışmak boşuna bir uğraştır. Çoklarının hayal bile edemediği bugünkü koşuşturmalar ya da birikimler o günün ürünleridir. Tuttuğumuz notlar bugün yazılsa üç beş ciltlik kitap olur. O günlerde boş vermişlerimiz, ya da bugünün cep telefonlu sarhoşları dolmuşa binmenin dışında bir varlık gösteremez. Paramız yoktu ama birbirimizle kaynaşmış on yıl kadar uzun sürelerle aynı yurt ve pansiyonları paylaşarak farkında olmadan dostluğun ve vefanın temellerini atmıştık. O günlerde vatan ve millet sevgisi her yer ve mekânda iliklerimize kadar işlemişti. Vatan topraklarına bir çakıl koymanın ya da bir taş döşemenin faziletini ve yüceliğini yeni değil ta o günlerde öğrendik. Yanlışta olsa, solcusu da sağcısı da birbirleri ile kavga etseler de tek arzuları vatana hizmet etmek olarak biliniyordu. Herkes kendi dönemini önemser. Ama seksen öncesi dönemlere bir göz atılırsa, farkın farkı ortaya çıkacaktır. Ayrım yapılmaksızın o günlerde şehit olanların niyetlerinin iyi niyet olduğuna yürekten inanıyorum.

            Ölenler aramızda değiller. Sağ olanlar bulundukları yerlerde ülke ve ülke insanları için gece gündüz durmak bilmiyorlar. İnsan denen varlık tezde yetişmiyor. Yapılanları ya da niyetleri görmek duyarlı insanların en önemli sorumluluklarıdır. Eğer bir konuda illa da laf olsun diye karşı olmak, olumlu ya da olumsuz iş ve eylemlere tepki göstermek doğru bir duruş değildir. Asıl olan yapılanları ve niyetleri doğru görüp doğru okumak, yapıcı ve faydalı eksiklikleri gözler önüne sererek ülke ve ülke insanına yarar sağlamak olmalıdır.

            Bizim dönemimizde yetişenlerin bir yerde olmaları tesadüf değildir. Ta lise yıllarında kendilerini ispatlamış ve gelecekte gerek siyaset ve gerekse ticarette başarılı olacaklarını o günlerde ortaya koymuş bir çok değer bugün iş başındadır. Liderlik vasıflarını ve topluma hizmet edeceklerinin sinyalini o günlerde vermişlerdir.

            Siyaset ya da bulundukları yerlerde hizmeti ibadet  olarak gören ve gerçekten kalıcı hizmetlere imza atan dostlarımızın, önemli hizmet makamlarında bulunmaları bizlere gurur verirken, haksızlık yapılması ya da haksız yere rencide edilmeleri huzur ortamına zarar verir endişesi ile duyarlı insanlar kadar bizleri de endişelendirmektedir. Bu tür yaklaşımlar gerçek manada olmasa da insanların çalışma şevkini de bir ölçüde aza indirgemektedir.  

            Kim kime ceza verecek,  kim kimi cezalandırılacak? Her birey kendi cezasını verecekse kurum ve kuruluşlar ne iş yapacak? Askerimiz bizim, vekilimiz de bizimdir. Ortada bir sorun olsa da kanunlar çerçevesinde demokratik yollarla çözüme ulaşmak varken şiddet kullanmak kime ne kazandır?

            Bir üretici olarak fındığa düşük fiyat verildiğini bilenlerdenim. Dün olduğu gibi bugünde durumun fındık üreticisi lehine düzeleceğine inanıyorum. Gürgentepe’de Ordu Millet Vekili Sayın Eyüp Fatsa’ya karşı yapılan saldırının çok yanlış bir durum olduğuna inanıyorum. Millet Vekili Sayın Eyüp Fatsa bu saldırıyı kesinlikle hak etmemiştir. Kendi doğup büyüdüğü ilçeden daha çok, bütün gücünü kullanarak diğer ilçelere hizmet verme çabası içersinde olan biri,  kim olursa olsun böyle bir olayla karşı karşıya kalmamalıydı. Üstelik fındık fiyatı kararını bir milletvekilinin tek başına alması da mümkün değildir. Perde arkasında olup bitenler gün yüzüne çıktığında, saldırı yapanların da üzüntü duyacakları kesindir. Eyüp Fatsa’nın fındık konusunda üretici yararına düşündüğüne kesinlikle inanıyorum. Neticede Karadeniz Bölgesinde ve Ordu’da kendisi ile birlikte çok sayıda milletvekili de mevcuttur.  Ne var ki, milletvekili de olunsa bakanda bir hükümet kararıdır ki, tek başına kimse sorumlu tutulamaz. Sorumlu tutulsa dahi, yasaların suç saydığı bir eylemin haklılık payı olamaz.

            Bir Kumrulu ve 30 yıllık geçmişe dayanan bir dostum olarak Eyüp Fatsa’ya Geçmiş olsun diyor, hizmete yönelik hayallerini gerçekleştirme çabasında başarılar diliyorum.

            Buluşmak ümidiyle…

            Bekir AKKAYA /23.09.2006 /Karadeniz Haber Postası Gazetesi

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Bizim dönem ya da Eyüp Fatsa (Arşiv Yazıları-2006)

Bizim yaşıtlarımız bir dönemin birikimleridir. Kibir ve gurur yapmadan ifade edeyim ki, 70’le 80’li yıllar arasında öğrenim görmüş ve o dönemi yaşamış kim olursa olsun birikimlidir ve düzeylidir. Çevremizde olup bitenlere baktığımızda o dönemin farkını bugün görmemiz mümkündür.

Abraham Lincoln ve Mutlak İrade

Geçen hafta sizlerle Paulo Coelho’nun “Simyacı”adındaki kitabın önemli cümlelerini paylaşmaya çalışmıştım. Şimdilerde ise “Bilinmeyen Bir Bilgi” adında Mehmet Ali Şadoğlu’nun bir kitabını okumaya çalışıyorum. “Bilinmeyen Bir Bilgi” adındaki 536 sayfalık kitap, bir Hıristiyan olan Paulo Coelho’nun “Simyacı”adındaki kitabın sayfa 86’daki şu cümlenin bir özeti gibi. “Kimse bilinmezden korkmamalı, çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir. Hayat hikâyemizle (korku) dünya tarihinin aynı el tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman bu korku uçup gider(Sahip olunan şeyleri yetirme veya gelecek korkusu)

            Amerikan Başkanlarından Abraham Lincoln eğitim ve eğitimciye çok önem veren, zamanında radikal birçok reform yapmış, insanların iyi bir eğitimle etkilenebileceğini düşünürdü. Oğlunun öğretmenine yazdığı mektup bütün dünyada elden ele dolaşır. Kendi düşünce yapısına göre kaleme aldığı mektup tamamen ahlaksal niteliktedir. İnsanın üstün yaratılmış olmasına binaen gerçekte nasıl bir insan olması gerektiğini özellikle mektupta vurguluyor. Ne gariptir ki, bütün önlemlere rağmen Abraham Lincoln’un dört oğlundan Edward dört yaşında, William on iki yaşında ve söz konusu ünlü mektubun muhatabı olan oğlu Thomas ise on sekiz yaşında tüberkülozdan ölüyor. Thomas çok haşarı, disiplinsiz ve başarısız bir çocuk olup, yoğun gayretlere, baskılara, telkin ve öğretilere rağmen, on iki yaşında bile yazı yazmayı beceremiyor. Ne başkan olan babası, ne mektup, ne öğretmenler ne de psikologlar kendisini etkileyememiş ve başarısızlığını engelleyememişlerdir. Ünlü ve güçlü insanların her türlü destek, imkân ve çabalarına karşın başarısız çocukları ile kimsesiz ve yoksul çocukların başarıları, mutlak iradenin bir sonucudur. Daha doğrusu hayat hikayemizle dünya tarihi denilen doğum ve ölüm dahil algıladıklarımız, korku, keder, sevinç ve mutluluklarımız aynı el ve aynı kalem tarafından yazılmıştır.  

            Bu uzun girişten sonra Abraham Lincoln'un oğlunun öğretmenine yazdığı ünlü mektuba birlikte göz atalım.
            "Öğrenmesi gerekli biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona: Her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya kendini adamış bir lider vardır.Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona.

            Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
            Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını... Eğer  yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği zamanlar da tanı...
            Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.
            Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi...Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona.
            Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.Tüm insanları dinlemesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret...
           Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.

            Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini...

             Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını, fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.

            Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret.

            Ona nazik davran ama onu  kucaklama. Çünkü, ancak ateş çeliği saflaştırır.

            Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.

            Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret.

            Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır... Bu, büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bakalım...

            O ne kadar iyi, küçük bir insan,  oğlum..."

            Buluşmak ümidiyle…

            Bekir AKKAYA /02.09.2006/Karadeniz Haber Postası Gazetesi
.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Abraham Lincoln ve Mutlak İrade

Geçen hafta sizlerle Paulo Coelho’nun “Simyacı”adındaki kitabın önemli cümlelerini paylaşmaya çalışmıştım. Şimdilerde ise “Bilinmeyen Bir Bilgi” adında Mehmet Ali Şadoğlu’nun bir kitabını okumaya çalışıyorum. “Bilinmeyen Bir Bilgi” adındaki 536 sayfalık kitap, bir Hıristiyan olan Paulo Coelho’nun “Simyacı”adındaki kitabın sayfa 86’daki şu cümlenin bir özeti gibi. “Kimse bilinmezden korkmamalı, çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir. Hayat hikâyemizle (korku) dünya tarihinin aynı el tarafından

Simyacı’dan Notlar-1

Çıktığında çok satanların en başında yer alan  Özdemir İncenin Türkçe’ye çevirdiği  Paulo Coelho’nun “Simyacı” adındaki kitabının 25. baskısını birkaç yıl önce okumuştum. İslam’ın Tasavvuf yönünden habersiz kesimlerce yere göğe sığdırılamayan kitabı dikkatli bir şekilde Okumakla kalmayıp, önemli bulduğum cümleleri not almıştım.  İslam Tasavvufunu az çok bilenler kitapta çok enteresan bir durumun olmadığını göreceklerdir. Kitap baştan sona benim anladığım kadarıyla Hıristiyanlığın mistik yönünü hayata yansıtmaya yönelik kaleme alınmış.   İslam’ın tasavvuf yönüne ve hayatına yabancı olanlar için kitapta ilginç cümleler mevcut.

            Hıristiyanlığı kaynak olarak alan  batı kaynaklı bu tür kitaplar önemsenirken, kimsenin aklına İslam’ın Tasavvufla ilgili

asıl ötelerin ötesi söylemleri bütün kütüphanelerimizde yüzlerce olduğu halde kimsenin dikkatini çekmiyor.  Roman türünden İslam tasavvuf hayatını gerçek hayata yansıtma ve kitaba dönüştürme bizde pek yaygın değil. Gerçek hayattan uzak “veliler -evliyalar kitapları  ve filmleri bana göre İslami hayattan çok uzak bir yaşam öneriyor. Söz konusu bu tür yayınlar, tasavvufi hayatının, insanları dünya hayatından uzaklaştıran, eğlence ve dünya nimetlerinden uzak yaşamasının bir ibadet olduğu öneriliyor. Bu haliyle de İslam’la Hıristiyanlık dünya yaşamında bilerek veya bilmeyerek yer değiştiriyor. Bu durum ise kafa karışıklarından tutun da insanların aradıklarını, elinin altında olduğunu unutup başka yerlerde aramalarına neden oluyor.   Hıristiyanlığın mistik yönü önemsetilmeye çalışılıyor. İşte “Simyacı” adlı kitaptan benim dikkatimi çeken cümleler…Numaralar cümlelerin bulunduğu sayfaları göstermektedir.

            “Göl Narkisos’un güzelliğini fark etmez. Çünkü gözlerin derinliklerinde kendi güzelliğinin yansımasını görüyordu.11-12”

            “Koyunların yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yoktur.23”

            “Herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez. Tıpkı, düşleri gerçeğe dönüştürmeyi beceremediği halde düş yorumculuğuna kalkışan cadı gibi.29” 

            “Tarlalarımızı ve kadınlarımızı görünce burada yaşamak isterler.21”

            “Kişisel mankıbe, kişinin her zaman gerçekleştirmek istediği şeydir.34”

            “Gizemli güç, olumsuz gibi görünen güçlerdir.34”

            “Her şey bir ve tek şeydir. Bir şey istediğin zaman, bütün evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.34”

            “İnsanın düşlediği şeyi gerçekleştirmesi için her zaman olanak bulunduğunu bir türlü anlamadı.35”

            “Lutüf Kuralı: İlk kez kâğıt oynadığın zaman kesinlikle kazanırsın, Acemi Talihi. Çünkü hayat senin kişisel Mankıbeni yaşamını istiyor.41”

            “Tanrı, herkesin izlemesi gereken yolu yeryüzüne çizmiştir. Senin yapman gereken, senin için yazdıklarını okumak sadece.41”

            “Everenin harikalarını tanı.”Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.43”

            “ Mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.44”

            “Parası olan insanlar hiçbir zaman tamamen yalnız değildir.48”

            “Gerçekten bir şey yapmak istiyorsanız, bütün evrenin sizin yararınız için işbirliği yapacağını söylemişti.49”

            Simyacı’dan tuttuğum notları paylaşmaya devam edeceğim.

            Buluşmak ümidiyle…

            Bekir AKKAYA /26.08/2006 /Karadeniz Haber Postası Gazetesi

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Simyacı’dan Notlar-1

Çıktığında çok satanların en başında yer alan  Özdemir İncenin Türkçe’ye çevirdiği  Paulo Coelho’nun “Simyacı” adındaki kitabının 25. baskısını birkaç yıl önce okumuştum. İslam’ın Tasavvuf yönünden habersiz kesimlerce yere göğe sığdırılamayan kitabı dikkatli bir şekilde Okumakla kalmayıp, önemli bulduğum cümleleri not almıştım.  İslam Tasavvufunu az çok bilenler kitapta çok enteresan bir durumun olmadığını göreceklerdir. Kitap baştan sona benim anladığım kadarıyla Hıristiyanlığın mistik yönünü hayata yansıtmaya yönelik kaleme alınmış.   İslam’ın tasavvuf yönüne ve hayatına yabancı olanlar için kitapta ilginç cümleler mevcut.

            Hıristiyanlığı kaynak olarak alan  batı kaynaklı bu tür kitaplar önemsenirken, kimsenin aklına İslam’ın Tasavvufla ilgili

Ozan Selami’yi Rahmetle Anıyorum! /Bekir AKKAYA

1956 yılında Kumru Kadıncık Köyünde doğan, Kumrulu Ozan Selami (Selahattin Sara) 1997 yılında Kumru için yazdığı bir şiirinin son dörtlüğünde  “İnsanları güleç yüzlü, Sevgi dolu şirin sözlü, Selami gibi Ozanı, Var bilinmez Yeşil Kumru.” Diyordu. Selahattin Sara bundan dört yıl önce genç yaşta vefat etti. Hayatta olduğunda kıymet görmemesinden ve tanınmamasından üzüntü duyduğunu, yazdığı şiirden anlıyoruz.

            Selahattin Sara(Ozan Selami) iyi bir dostumdu. İki günde bir, bir araya gelir sohbet ederdik. Gazete ve dergilerde çok sayıda yayınlanmış şiirleri vardı. Yayınlanmamış yüzlerce birbirinden güzel şiirlerin büyük bir kısmını sağlığında okuma fırsatım oldu. Yayınlanması için çok çaba sarf etmeme rağmen büyük ihtimal para nedeniyle sağlığında şiirlerini bir kitap haline getiremedik. Bugün sadece dergi ve gazetelerde yayınlanmış şiirleri bir araya getirilse çok kaliteli şiir kitabı ortaya çıkar. Hiçbir yerde yayınlanmamış Ozan Selami’nin şiirlerini, yazdığı defteri işin doğrusu ben merak ediyorum? Acaba hep mi kayıp oldu? Olmadıysa ve deftere ulaşılabilirse Ozan Selami’nin anısına basmanın çok faydalı olacağını düşünüyorum.

            Ozan Selami’nin birbirinden güzel bana getirdiği şiirlerden bir kaçı benim arşivimde mevcuttur. Kumrumuz için yazdığı şiirlerden birini sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Yeşil Kumru

 

İlim Ordu, İlçem Kumru

Ne güzeldir Diyarımız

Doğası var burcu burcu

Ne şirindir Yeşil Kumru

 

Yaylaları dağları var

Bahçeleri bağları var

Gezilecek yerleri var

Çok güzeldir Yeşil Kumru

 

Havadaki Kuşuna bak

Zemheride kışına bak

Lezzet lezzet aşına bak

Hoşsohbettir Yeşil Kumru

 

Hep dağları çiçek açmış

Boz bulanık sular coşmuş

Yavru maralların koşmuş

Yollarında Yeşil Kumru

 

Fındık, ceviz, kestanemiz

Meşe kayın ormanımız

Hem korumuz hem meyvemiz

Sanki candır Yeşil Kumru

 

Şu Elekçi akar nazlı

Akdanası, Düzobası

Düğünleri sazlı sözlü

Yaşar bunu Yeşil Kumru

 

İnsanları güleç yüzlü

Sevgi dolu şirin sözlü

Selami gibi Ozanı

Var bilinmez Yeşil Kumru 

            Yetenekli insanlarımızı sağlıklarında yeterince keşfedemiyor, keşfetsek de yeterince değerlendiremiyoruz. Vefatlarında ise hepten unutulup gidiyorlar. Asıl ismi Selahattin Sara olan Ozan Selami genç yaşta vefat eden çok değerli ve yetenekli Kumrulu bir şairimizdi. Kendisini geri getirmemiz mümkün olmasa da çok özen gösterdiği şiirlerini bir kitapta toplayarak bastırma imkânımız elbette mevcuttur. Söz konusu deftere ulaşılarak sağlığında bastırmayı çok arzu ettiği şiirleri ortaya çıkarmak duyarlı Kumruluların yapacakları en önemli bir husustur. Bu vesile ile Ozan Selami’ye fatihalar gönderiyor kendilerini rahmetle anıyorum.

            Buluşmak ümidiyle…

            Bekir AKKAYA / 26.08.2006 /Karadeniz Haber Postası Gazetesi ve Ordu Haber Gazetesi

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............