Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

30 Kasım 2021

Kumrulular Pikniğinden İzlenimler (Arşiv Yazıları) /Bekir AKKAYA

Merkezi- İstanbul’da bulunan ve 1998 yılında kurulan Kumrulular Derneğinin Maltepe-Başıbüyük Köyü piknik alanında yapılan “Kumrulular Piknik Şöleni”nden söz etmiş ve şölene katılan Kumruluların sayısının da 25.000 kadar olduğunu söylemiştim. Önceki haftadan devamla izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya devam etmek istiyorum…

            Yılda bir kez yapılan piknik şöleni, katılan Kumruluların sayısı ile değerlendirilecek olunursa Dernek faaliyeti olarak mükemmel bir organizasyon. Derneğin kuruluş

amacı yönünden değerlendirilecekse, pek amaca yönelik bir piknik şöleni olduğunu söylemek mümkün değil. Neticede insanlar birey olarak vakit buldukça İstanbul ya da Ankara’da da olsa pikniğe çıkar kafasına göre çalar oynarda… Bu tür bir araya gelmelerde sadece insanlar tek tek değil toplu olarak bir araya gelip, toplu bir eğlence oluşturmuş olur. Bu toplu bir araya gelişi dernek üstlendiği için, dernek sadece ön plana çıkmış olur.

            İki dernek tüzüğü hazırlayarak, ilgili derneklerin kurulmasına kadar yoğun çaba gösteren biri olarak, tüzüklerde yazılanamaçların hayata geçirilmesinin o kadar kolay olmadığını yakinen biliyorum. İki kez de İstanbul’daki Kumrulular Derneğinin tüzüğünü okumak nasip oldu. Tüzük yazılır da neden hayata geçmez?

            Bunun bir çok nedeni var. Eğer “başkalarının varsa bizde de olsun” mantığı ile ne kurulursa kurulsun başarıya ulaşması mümkün değildir. Başta kurulacak dernek bir ihtiyaçtan kaynaklanmalı ve bu ihtiyaçların giderilmesinin de dernek vasıtası ile karşılanabileceğine inanılmalıdır. “Kendi aklınla ancak akıllı olunur, toplu akılla ise dâhiyane işler ortaya çıkar.” İnsanların kendi aralarında yardımlaşmaları, öğrencilere burs vermeleri elbette güzel şeylerdir. Bu tür insanların bir araya gelmeleri ancak teşkilatlanmak ya da dernekleşme ile mümkündür. Bunun için ise ortak bir yön ve ortak bir amaç belirlemek birliktelikteki başarının hazzını bireylere aşılamak gerekir.

            Dernekler kişilerin egolarını tatmin yeri olmamalıdır. Gizli amacı olanlar ya da derneği kullanarak bir yerleri hedefleyenlerin derneğe zarar vermemesi kaçınılmazdır. Dernekler paylaşmanın, birlikte hareket etmenin “birlikten kuvvet doğar”sözünün hayata geçtiği alanlardır. Bireyler ortak amaç doğrultusunda yeteneklerini birleştirerek aynı heyecanı yaşamalı, fert olarak yapılamayanları birlikte yapmanın hazzına varmalıdır.

            Kumru dışındaki dernek faaliyetleri ile ilgili pek bir bilgim yok. Kumru’da dernekçilik biraz zor. Bizim insanımız bireysel yaşamayı daha çok seviyor. Her tarlanın başında bir ev olan ilçede toplu yaşama alışkanlığı ve teşkilatlanma ya da dernekleşme nasıl mümkün olabilir? 1998 yılından bu yana İstanbul’da çok güzel hizmetlere imza atan Kumrulular Derneği şimdilik bizim için en başarılı bir dernektir. Buna rağmen 25.000 kişinin katıldığı Piknikte kimse kimseyi pek tanımıyor. Tanınanlar ise dernek yönetiminde de olsa, misafir koltuğuna oturup, davet ettiklerine bile oradan kalk diyebiliyor. Neticede bireysellikten ve öne çıkma hesaplarından olsa gerek 180 hanelik Başıbüyük köyde “muhtarı biz seçtik” öğünmesi ile yetinip, “muhtar Kumrulu” demenin hesaplarını yapamıyor. Küçük hesaplar düşüncesi ile 180 haneli bir köyde 180 haneden 180 Kumrulu muhtar adayı olabiliyor… Neticede 180 hane bir Kumrulu aza bile seçemiyor…

            “Senin derneğin, benim derneğim” mantığı ile bir etkinliğin bile başarılı olmaması için uğraş veren anlayışın dernekten söz etmesi düşünülemez…

            Başarılı bulduğum piknik şöleninde “dernek yönetiminin” geçmişte hizmet veren dernek yönetimine plaket vermesini ve ödüllendirmeyi sadece burs verenlere indirgemesini pek anlamış değilim. Neticede böyle bir derneğin yelpazeyi daha geniş tutması ve özellikle de derneği “senli benli” duruma sokması pek yerinde bir durum değildir. Neticede Kumruya uzak-yakın kendi yetenekleri doğrultusunda hizmeti geçenler bu beraberlikte anılsaydı çok yerinde olurdu. Ya da bir vesile ile yeni dernek yönetimi takdim edilseydi, gelen misafirlere tanıtılsaydı… Büyük ihtimal bazı noksanlıkların ana nedeni “plansızlık ve görev dağılımının eksikliği” olsa gerek…

            İlgi ve alakalarından dolayı Dernek başkanı Celalettin Dervişoğlu’na, Mali Müşavir Mustafa Çaya’ya , Avukat Hakan Çetik ve Telekomcu Dostum Metin Dinç’e ve tüm dostlara teşekkür ediyorum…

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Kumrulular Pikniğinden İzlenimler (Arşiv Yazıları) /Bekir AKKAYA

Merkezi- İstanbul’da bulunan ve 1998 yılında kurulan Kumrulular Derneğinin Maltepe-Başıbüyük Köyü piknik alanında yapılan “Kumrulular Piknik Şöleni”nden söz etmiş ve şölene katılan Kumruluların sayısının da 25.000 kadar olduğunu söylemiştim. Önceki haftadan devamla izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya devam etmek istiyorum…

            Yılda bir kez yapılan piknik şöleni, katılan Kumruluların sayısı ile değerlendirilecek olunursa Dernek faaliyeti olarak mükemmel bir organizasyon. Derneğin kuruluş

Ben Adamın Gözünden Tanırım! /Bekir AKKAYA

Süreklilik arz eden ilişkileri kendim kurmaya çalışırım. Biriyle dost ya da arkadaş olmayı ya da tanışmayı arzu edersem kendim ölçüp biçerim. Bu noktada çok fazla seçiciyimdir. Acele ile yapılan ilişkiler birçok nedenden dolayı başarıya ulaştırmıyor. Sonuçta ya hayal kırıklığıyla ya da mahcubiyetle noktalanıyor. Bu konuda çok fazla ne hayal kırıklığı ne de mahcubiyet yaşadım.

            Birileri gelerek “ şu adam şöyledir, bu adam böyledir” gibi sözlerle kendi hayal kırıklıklarını ya da kuyruk acısı sonucu oluşan ön yargılarını size dayatmaya çalışsalar da ben bu tür kişilere hiç yüz vermem.  Çünkü bu tür insanların ortak

özelliği “hiçbir ilişkilerinin sağlam olmadığı” yönünde, bende bir kanaat çoktan oluşmuştur. Bu kanaate ulaşmak ise ya bilgelikten ya da tecrübe denilen kazıklardan oluşmadır…

            “Oturduğum yerden kalkmam ve kalktığım yere oturmam” sözünü prensip edinen birinin zaman zaman şok davranışlarla karşılaşması yine dostlarımız sayesinde oluşur. Bazı birliktelikler bazı olumsuz durumları da beraberinde getirir. Bu satırların yazarı bunun bilincindedir ve olabilecek duruma hazırdır. “Hoş geldiniz”i de biliriz ağırlamayı da…Neyin nerede yapılacağını da biliriz horlamayı da…Birliktelikte bir dostumuz varsa boynumuz kıldan incedir, bize kabalık yakışmaz. Mahcup etmedik ki, mahcupluk yaşayalım…

            Karadeniz Haber Postası bildiğim kadarıyla Öz madenlerin öz malıdır. Dolayısıyla burada oluşum Mehmetlerden, Muratlardan ve de Kürşatlardandır. Ve bu birliktelik sağlamdır ve düzeylidir. Bu tür ilişkilerde çok zor kurulan ve az bulunan ilişkilerdir.  Günlük yaşantılar sonucu oluşan ya da bir menfaate binaen kurulan beraberliklerle bizim işimiz olmaz. Kimse kimseye yol çizmeye ya da kul yapmaya kalkışmasın… Bu halimizle yelpazemiz çok geniş, kimse de gölge etmeye soyunmasın… Bizler dar mekânların ve kalıplaşmış cümlelerin sözcüsü değiliz… Dolayısıyla günü kurtarmak gibi bir düşüncemizde yoktur… 

            Merhabalar ve selamlaşmalar dost ve arkadaşlık göstergeleri değildir. Alışıla gelmiş bu sözlerden yola çıkılarak sağlam ilişkilerde oluşmaz. Tanıdık simalar için kullanılan bu sözcükler, tanımadık mıntıkalarda hiç kullanılmaz. Aynı sokakta da olsanız bazı tanıdıklar için bile bu sözlere hiç gerek duyulmaz. Eğer bir birliktelikten süreklilik ve sağlam ilişki düşünülüyorsa sabırla beklemek gerekir. Hele de yönlendirmeler sonucu oluşan olumlu veya olumsuz şartlanmışlıkları ortadan kalkmasını beklemek gerekir. Güven vermeyen kişilerde sağlam ilişki kurmakta mümkün değildir. Bu noktada da boş yere enerji tüketmekte anlamsız ve bi o kadar da tehlikelidir. Tehlike nedeni ilişkinizin sağlam olduğunu düşündüğünüz an, en uygunsuz davranış ve en beklenmedik sözün size aynı kişiden söylenmiş olmasından ve en ihtiyaç bulunduğu anda aynı kişinin ortadan kaybolmasındandır. Şok olur, çaresizleşir büyük bir sarsıntı geçirirsiniz.

            Aslında karşılaştığınız bu durumun tek nedeni sizsinizdir. Genelde suçlanan karşı olsa da bunun bu şekle ya da bu duruma gelme nedeni siz ve suçlu aranacaksa da asıl suçlu kendinizdir. Nedeni ise çok basit…

            İnsan ilişkilerinin bir başlangıcı mevcuttur. Hangi tür ilişki olursa olsun başlangıç ya da ilk göz göze geliş gelecekte olabilecek durumlarla ilgili çok net ip uçları verir. Bunun için illa da kazık yemek ya da hayal kırıklığına uğramak gerekmez.

            Konuşuyormuş gibi söylemlerin yanında umursamaz davranışlar bir emare oluşturmuyorsa çok yakında kazık yemeniz kaçınılmazdır. Mevcut durumda yerinizin sağlamlığına binaen yapılan iltifatlar, diğer insancık diye düşünülenlere gösterilmiyorsa gelecekte o zavallıcıkların konumuna düşmeniz ya da o şekilde muamele görmeniz kesin bir durumdur.

            Bazı insanlar buz gibidir ve yanına yaklaşanı güneşin yaktığı yerde üşütürler. Uzak durmak gerekir… Bazı insanlar derya gibidir, yüzseniz de sahilinde dursanız da rahatlarsınız. Yaklaşmak gerekir... Bazı insanlar sımsıcak yatak ya da liman gibidir, en fırtınalı anlarda onlara sığınır korunursunuz. Sığınmak gerekir…Bazı insanlar verimsiz toprak ya da meyvesiz ağaç gibidir, verdiğiniz emeği de alıp götürür…Uzaklaşmak gerekir….Bazı insanlar odun gibi, bazıları da bidon gibidir…Bazı insanlar cin gibi, bazıları şeytan gibidir…Bazı insanlar dağ gibi, bazıları çukur gibidir…Bazı insanlar tilki gibi, bazıları koyun gibidir. Fark, fark edilemiyorsa fatura da ağır olacaktır. Tercih bizlere aitse sonuçtan kendimiz sorumluyuz. Bu durumda kimse de suçlu değildir…

            Buluşmak ümidiyle…                       

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Ben Adamın Gözünden Tanırım! /Bekir AKKAYA

Süreklilik arz eden ilişkileri kendim kurmaya çalışırım. Biriyle dost ya da arkadaş olmayı ya da tanışmayı arzu edersem kendim ölçüp biçerim. Bu noktada çok fazla seçiciyimdir. Acele ile yapılan ilişkiler birçok nedenden dolayı başarıya ulaştırmıyor. Sonuçta ya hayal kırıklığıyla ya da mahcubiyetle noktalanıyor. Bu konuda çok fazla ne hayal kırıklığı ne de mahcubiyet yaşadım.

            Birileri gelerek “ şu adam şöyledir, bu adam böyledir” gibi sözlerle kendi hayal kırıklıklarını ya da kuyruk acısı sonucu oluşan ön yargılarını size dayatmaya çalışsalar da ben bu tür kişilere hiç yüz vermem.  Çünkü bu tür insanların ortak

29 Kasım 2021

Belediye Kültür Bölümü Oluşturulsun! /Bekir AKKAYA

Kumru Belediyesinin Yayla şenlikleriyle ilgili karar hala tartışılıyor.  Önceki haftalarda yazdığımız kararı destekleyen yazıya binaen olumlu ve olumsuz epey tepki aldım.  Oysa ben ilgili yazıda şenliğin bu şekilde yapılmasının doğru olmadığını, sanatçı denilen CD’den okuyanlara verilen paranın yanlış olduğunu vurgulamıştım. 

            Yayla veya diğer şenlikler için ilk yapılması gereken Kumru Belediyesi kendi bünyesinde

bu tür etkinlikler için bir bölüm oluşturmalıdır. Belediye Kültür Bölümü ilçede yapılacak her türlü etkinlikte lokomotif görevi yapmalıdır.

            Bana göre yayla şenliklerimizin en büyük eksikliği programsız ve amaçsız yapılmasından kaynaklanan düzensizliklerdir. Yapılan etkinlikler sonunda insanlarda olumsuzluklar öne çıkıyorsa, akabinde yakınmalar oluyorsa demek ki olumlu bir durum olmamıştır.  Böyle bir durumda yapmamak ve o kadar parayı boş yere harcamak bize göre en doğru yoldur.

            Daha önceden söz ettiğimiz gibi Kumru İlçesi’nin mutlaka kültürel ve folklorik bir haritası ortaya çıkarılmalıdır. Şenlikte yapılacak etkinlikler masaya yatırılarak önceden bu konuda yapılacaklarla ilgili hazırlıklar yıl boyu programlanmalıdır.

            Kumru Belediye Başkanı Ticabi Civelek “ çalışma dönemimizde yapılan bu şenlikler çalışmalarımızı aksatmaktadır” derken elbette ki haklıdır.  Eğer Belediye bünyesinde bir kültür bölümü oluşturulursa bu türden bir olumsuzluk olmaz.. Çünkü yıl boyu ilgili birim belediyenin diğer çalışmalarını aksatmadan faaliyetini sürdürmüş olur. Böyle bir birimin sadece bu yönde değil bir çok faydası olacaktır.

            Geçenlerde Kumru Belediyesinin kültür faaliyeti olarak izlediğim bir tiyatrodan söz etmek istiyorum. ORSEV’in çalışmaları sonucu ortaya çıkartılmış Nalınlar-2 adındaki tiyatro eserini ben şahsen büyük bir keyifle izledim. Daha çok küçük çocuklarında izlediği bu tiyatro eseri bana göre yetişkinler için bir eser. Televizyonlarda izlenilen programlar da bundan böyle işaretler kullanılıyor. Dolayısıyla “Nalınlar-2”tiyatro eseri yetişkinlere mahsus bir oyundur. Köyde kaçırılan bir kızın nasıl kaçırıldığı mizahi bir şekilde ve tüm ayrıntıları ile ortaya konulduğu bir oyunda çocuklara izah edilmesi mümkün olmayan bazı cümle ve sahnelerin olması anormal değildir. Anormal olan hangi yaş grubunun ilgili oyunu izlemesi gerekliliğidir. Önceki yıllarda da aynı türden yine ORSEV tarafından böyle bir oyun Kumru’da bizlere sergilenmişti.

            Eğer Kumru Belediyesinin bir kültür bölümü olmuş olsa bu tür yanlışlıkların yapılması söz konusu olamaz. Bizim bu cümlelerimizden kimse tiyatroya karşı olduğumuzu çıkarmasın.

            Zamanı gelmişken şu tiyatro konusunda da bir iki söz etmek istiyorum. Ya tiyatrodan para alınsın ya da çocuklar salona sokulmasın. Tiyatro zamanında başlatılarak, oyun başladığında kapıdan içeri kimse alınmasın. Yapılan etkinlik laf olsun veya gönül hatır nedeniyle değil, olması gerektiği için var olan kurallar doğrultusunda yapılsın. Bütün etkinliklerin başarıya ulaşması için de Belediye kendi bünyesinde bir kültür bölümü oluştursun. 

            Bizim Belediyeler kültürel faaliyetleri nasıl görür bilmiyorum. Kumru gibi küçük ilçelerde bu görev daha çok belediyelere düşüyor. Zorunlu olarak yapılan bu tür faaliyetler bizlerde genelde bir “angarya” olarak görüldüğünden pek amaca yönelik yapılmıyor. Oysa bizim ilçemiz bu tür etkinliği her gün yaşıyor. Bunların çoğu ise Belediyemizin sponsorluğunda gerçekleştiriliyor.

            Ben Yayla şenlikleri dahil tüm etkinlikleri yıla yayarak yıl boyu hazırlığın yapılmasını, bunun için belediyede bir birim oluşturulmasını, sosyal belediyecilik diye her eserin rast gele sunulmamasını en azından metnin gözden geçirilmesini arzu ediyorum… Fayda yapıyorum derken incelemeden gün gelir kimi bize “bira” reklamı yaptırır, kimi ise CD’den türkü okuyarak göbek attırır…Kimi de gözümüzün içine baka baka etkinlik numarası yaparak paralarımızı alır götürür. Tek istediğimiz biraz özen ve itina… Çok mu şey istiyoruz ki?..

            Buluşmak ümidiyle…

            Bekir AKKAYA /1 Temmuz 2006/ KARADENİZ HABER POSTASI GAZETESİ

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Belediye Kültür Bölümü Oluşturulsun! /Bekir AKKAYA

Kumru Belediyesinin Yayla şenlikleriyle ilgili karar hala tartışılıyor.  Önceki haftalarda yazdığımız kararı destekleyen yazıya binaen olumlu ve olumsuz epey tepki aldım.  Oysa ben ilgili yazıda şenliğin bu şekilde yapılmasının doğru olmadığını, sanatçı denilen CD’den okuyanlara verilen paranın yanlış olduğunu vurgulamıştım. 

            Yayla veya diğer şenlikler için ilk yapılması gereken Kumru Belediyesi kendi bünyesinde

Yumurta mı Tavuktan, Tavuk mu Yumurtadan Çıktı? /Bekir Akkaya

Gazetelerin “Tüketici Hakları” köşelerine “haklarımı bilmek” yönünden sık sık bakan biriyimdir. Tüketicilere yönelik yasalar ve bilgiler epey işime yarar. Yapılan yasal düzenlemeler “bilinçli bir tüketici” için gerçekten yarar sağlıyor. 

Alanla veren arasında bir sözleşme yapılıyor ise genelde malı satan kanuni incelikleri de sözleşme metnine çoktan yazmıştır. Genelde alıcı hep zarara uğrayan taraf olur. Yani size sözleşme teklifi getiren taraf hangi durum olursa olsun bilmeniz gereken en önemli husus teklifi getiren kişi kazançlı çıkacaktır.

Bu bilgiden yola çıkarak ilerde zarar ya da dolandırılma durumu söz konusu olması halinde haklarımıza karşı da duyarlı ve bilgilenme en uygun yoldur. Zaten ilgili taraf sizden önce hedefe koyduklarını belirleyerek yanınızdadır. Bu durumda sizinde hangi durumda bulunursanız bulunun kurtulmanız biraz zordur. Tek yapacağınız şey “git kardeşim başımdan” deme cesareti göstermeniz olacaktır.

Bütün bunları bildiğiniz halde ilgili metne imza atarak aranızda bir alış-veriş gerçekleştiyse bu eşler arasında bir nikâha dönüşmüş olur. “Ben bilmiyordum” ya da “ben yanlış yapmıştım” sözü bir anlam ifade etmez. Boşanacaksanız ya da imzaladığınız metni yırtacaksanız yine kanuni yollarla hak arama yoluna gideceksinizdir. Ancak hâkim bilgi ve belgelere göre karar vereceğinden sizin imzaladığınız kâğıdın arakasına da bakarak karar verir. Dolayısıyla eşinizle boşansanız dahi malınızdan ve kıymetli eşyalarınızdan da epey kayba uğramak artık kaçınılmaz olur. Ya da bilinçsizce aldığınız kapıya gelen o eşyadan epey zarara uğrayarak sonuca gidersiniz.

İki kişinin kendi istekleri ile oluşturduğu bir durumdan üçüncü kişilerin sorumlu tutulması mümkün değildir. Başlangıçta alan ve veren memnun ise ve yapılan işlemler kanunlara uygun ise, doğabilecek sonuçtan başkalarını suçlamak son derece yanlıştır.

Hayatımda iki konuya hep uzak kaldım. Biri futbol, diğeri para piyasası… Borsanın ne olduğunu bilmediğim gibi, altılı ganyanda hiç oynamadım. Üç beş kilo fındıktan başkalarından duyduğuma göre ben de zarar etmişim. Ama bundan kime ne ya da kimin zarar ettiğinden bana ne! Neticede her yıl olduğu gibi bu yılda fındığımı bir dostun deposuna bıraktım. Aramızdaki sözleşme ikimizin arasında bir durum. Özel ilişkilerimide sizlerle paylaşmak doğru olmaz. Neticede “aramızdaki sözleşmeyi” güle oynaya yaparken siz yoktunuz ki. Şimdi ben tutup ta “ben zarar etmişim devlet nerede” ya da “hükümet nerede” diye amcamı dayımı mı çağırayım? Hatta amcamla dayım hatırlar gibi oluyorum beni uyarmıştı bile… Kimse benim elimden fındığı zorla almadı ki…

Ben üretici ya da tüketici olarak kanuni düzenlemelerin istismarcılığın ortadan kaldırılarak, bilinçsiz tüketicilerin mağdur olmamasına yönelik yapılmalarını arzu ediyorum. Bilinçlenmek ve haklarımızı da bilmek üreticinin de tüketicinin de birinci derecede kendi yararınadır. Kanunlara uygun iki taraf arasında yapılan alış veriş kime yarar veya zarar verirse versin, üçüncü şahıslara sorumluluk vermez. İlla da bir haksızlık varsa gidilecek yer yine imza atılan sözleşme metnine uygun bağımsız mahkemelerdir.

Benden borç alarak dükkân açan birine günü gelen borcunu ödemediği takdirde o dükkânı kanuni yollarla sattırır parasını alırım düşünüyorum. Gerçek manada iflas ise “zengin olması için Allah’a dua ederim.” Devlet ya da hükümet olarak ise kanunini düzenlemelerle masa başında üreticinin malını alarak zengin olma işine sadece fındıkta değil, tüm ürünlerde bir son veririm. Fisko-Birliğe bir de bu yönden bakmak gerekmez mi?

Buluşmak ümidiyle…

Bekir AKKAYA /16 Şubat 2006/ KARADENİZ HABER POSTASI GAZETESİ

Yumurta mı Tavuktan, Tavuk mu Yumurtadan Çıktı? /Bekir Akkaya

Gazetelerin “Tüketici Hakları” köşelerine “haklarımı bilmek” yönünden sık sık bakan biriyimdir. Tüketicilere yönelik yasalar ve bilgiler epey işime yarar. Yapılan yasal düzenlemeler “bilinçli bir tüketici” için gerçekten yarar sağlıyor. 

Şenliğe Tabi ki Hayır /Bekir AKKAYA (2006 yılı yazısı)

Haklı nedene dayanan isteklerin yetkililerce yerine getirilmesi, gücü yetmeyenlerin paylaşması gerekir. İnsanların birlikteliğine ya da katılımına dayanan her ne olursa olsun bir durum söz konusu ise karşı düşüncelere de kulak vermek gerekir. Hiçbir kimse de kendi doğrularından başka doğru olmadığını, kendi görüş ve düşüncelerinin dışında bir düşünce bulunmadığı söyleyemez. Siz öyle düşünüyorsanız, ben de aksini söyleyebilirim. Dolaylı veya dolaysız sizinde paylaşmak zorunda olduğunuz etkinlik ya da şenlik, sizinde görüş ve düşünce alanlarınıza girer. Yapılan bir iş veya eyleme ya destek verir ya da karşı çakarsınız. Bir üçüncü durum ise “tarafsızlık” adına hiçbir yanda bulunmazsınız. 

İstesek de istemesek de Kumru’da yaşıyoruz. Ve Kumru’da olup bitenler, ben istemediğim halde beni olumlu ya da olumsuz etkiliyorsa uygun bir dille ya taraf ya da taraf olmamak gibi bir hakkım vardır. Bundan dolayı kimse de suç işlemediğim sürece bu söylemlerimden dolayı kınama, baskı kurma
ya da tehdit etme hakkına sahip değildir. Suç işleme durumumda ise şikâyet edilecek birimler ve verilecek cezalar da elbette mevcuttur. Bütün bunlara rağmen bazı söylemler ve sözler içinde yine aynı yasal durumlar herkes için olduğu gibi bizler için de söz konusudur… 

Bilindiği gibi Kumru Belediyesi Yayla şenliklerini maddi ve manevi ilçeye hiçbir katkısı olmaması nedeniyle iptal kararı almıştı. Bu kararı bir Kumrulu vatandaş olarak ben doğru olduğunu düşünüyorum. Olması gereken şartların yerine gelmemesi ve yapılan harcamalar noktasında benim açımdan yerinde bir karardır. Ben yanlış düşünce içersinde olsam bile kimse beni düşüncemden dolayı yargılama hakkına sahip değildir.

 Yayla şenlikleri siyasi bir durum değildir. Burada karşı olmayı veya olmamayı bir siyasi durum haline getirmek son derece yanlıştır. En azından benim bu düşüncem çok öncelere dayanan bir görüş olup yeni bir düşünce de değildir. Kumru adına yapılan bir eylemin düşünce olarak ya yanındayımdır ya da değil. Bu durum tüm Kumrulular içinde geçerlidir. 

Mevsimlik iş haline gelen sanatçı efendilere belediyece verilen paralara kesinlikle karşıyım. Benim verdiğim vergilerle bana hizmet etmekle görevli belediyenin bir kuruş getirisi olmayan bir günlük eğlence düzenlemesine karşıyım. Festivaller ve şenlikler bir amaca yönelik olarak yapılır. Şenlik günü haricinde bu harcamalar yaylaya bir şey kazandırıyor mu? Ya da ilçemiz Kumru’ya bir şey kazandırıyor mu? Bir ürünümüzü mü pazarlıyor ya da bir sanatçımızı mı tanıtıyoruz? Bu şenlik nedeniyle bir aile yıl boyu ya da bir ay olsun geçimini mi karşılıyor? 

Amaç ne? Niçin yapılır bu şenlikler? “Komşuda var bizde de olsun” mantığı hiçbir yarar getirmez. Yştırma ve bir araya getirme şenliğidir. Amacı da ilçeye katkısı oranında ölçülür. Hiçbir kurum ve kuıllarca yapıldığı halde ne getirisi oldu ki? Bu tür şenlikler yapılsa da yapılmasa da ilçeyi kaynaruluş şenliği sahiplenmemelidir. Yapılan bir etkinlik fayda ve zarar noktasında ele alınmalıdır. 

En önemlisi gerekli önlemler alınarak ve alt yapısı oluşturularak “yalandan şenlik” değil, süreklilik arz eden, zarar ettirmeyen, benim gibi muhalif üretmeyen bir şenliğe dönüştürülmelidir. 

Ben şahsen bu şenlikler yapılacaksa bazı hususların yerine getirilmesinden yanayım. Başlangıçta Kumru Belediyesince bir kültür bölümü oluşturulmalıdır. Kültür bölümüne bağlı her kesimden insanların yer aldığı bir komite teşekkül ettirilmelidir. Yayla şenlikleri dahil ilçede yapılacak tüm etkinler için bir çalışma takvimi yapılmalıdır. Yapılan şenlik veya etkinlik çalışması yıl boyu yapılmalıdır. Yayla şenlikleri bir gün için değil en az bir hafta yapılmalıdır. Şenliklerde yapılacak etkinliklerde ilçe kültürü öne çıkartılmalıdır. Daha da önemlisi bu konuda diğer ilçelerle işbirliğine gidilerek bazı şenliklerin birlikte düzenlenmesi sağlanmalıdır. Bunların hiç birisi yoksa elbette ki yapılmamalıdır.

 Kumru Belediyesi de büyük ihtimal bu nedenlerle böyle bir karara varmıştır. Bir günlük şenlik için bir ay arka plan çalışması için belediyede seferberlik ilan etmek Kumru’ya hizmet sayılamaz…Parası olanın eğlenme hakkıdır ama, bu belediyeden ya da benim verdiğim vergiden olmamalı… Buluşmak ümidiyle…
BEKİR AKKAYA
Yayın Tarihi : 15 Temmuz 2006 Cumartesi
Güncelleme :18 Temmuz 2006 Salı 11:31
Yorumlarınız
Zekai Sana IP: 85.107.241.xxx Tarih : 26.07.2006 01:02:50Belediyenin kararını destekliyor, Bekir Bey'in düşüncelerine katılıyorum. İçeriksiz, yoz, hiç bir yararı olmayan,külfet getiren, yaylanın doğal dokusunun bozulmasına neden olan, hijyenik olmayan ortamda insan sağlığını tehdit eden, kalabalığın toplanmasından öteye geçmeyen şenliklerin iptali yerinde bir karardır.İçerikli ,proğramlı, faydalı halk günleri yapılması daha yerinde olur
Kemal DÖLEŞ IP: 88.226.35.xxx Tarih : 29.07.2006 15:08:19Teşekkür ederim.Başarılarınızın devamını dilerim
kumrulu IP: 85.96.94.xxx Tarih : 21.08.2006 18:19:37Belki size göre şenliklerin yapılmaması uygun olmayabilir, soruyorum size Kumru'da sosyal ve kültürel ne tür faaileytler var (her vatandaşın katılabileceği). Parası olan değil bu tür şenliklere şenlik alanına çıkabilecek vatandaşlar bile katılabiliyordu gerekirse orada yiyeceği yemeğini evdeki hazırlardan götürse bile, Bu şenliğin kim tarafından yapılırsa yapılsın önemli olan yapılmasıdır. Lütfen bunu yanlış yorumlamayalım yanlış taraflara çekmeyelim lütfen. Teşekkürler