Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

7 Haziran 2008

BİZ HİÇ'İZ...İLHAN TİNCİ/http://www.habernews.com

Siz bu ülkede yaşadığınızın farkında mısınız?
Bu ülkede; başını kuma gönen hangi tür bir yaratık olduğumuzu hiç düşündük mü? Ben düşündüm ve yaratık sınıflarından hiç birisine dahil olmadığımı gördüm.

Bu güne kadar yazdıklarımın ise ne kadar isabetli ve ne kadar yerinde olduğunu gördüm. Ama bunlar benim mutlu olmamı hiç mi hiç sağlayamadı. Bu çerçeveden baktığımda hep söylediklerimin ve yazdıklarımın yanlış olması beni ve bu ülkeyi, yaşadığım şehri mutlu ve geleceğe umutlu bakan bir kriter olarak gösterebilirdi!

Hep şunu söyledim ve belki ömrümün sonuna kadar da yine aynı şeyi söyleyeceğim: Bu ülkeyi ne biz yönetiyoruz, ne de bizim değerlerimizin bir önemi var.

Hep birilerinin zırt deliği olduk.

Dün de böyleydi, bu gün de böyle, yarın da öyle olacak! Çünkü biz, ahmak, bön, münafık, aşağılık, birilerinin cebinde beş para görünce namusumuzu bile hiçe sayabilecek bir sürü haline getirilmişiz.

Hep bu sürünün içinde yer almamak için yıllardır gayret sarfettim. Gayri ne çare…

Yüz yıl önce kaptırdığımız yakamızda,

6 Haziran 2008

Apartmanlar arası balkon köprüsü/Durmuş Sevindik

ZONGULDAK'ın Kilimli Beldesi'nde, 7 katlı binanın 5'İnci katında oturan işadamı 75 yaşındaki Nizamettin Velioğlu, karşı binanın aynı katında oturan kızının evine balkondan balkona köprü yaptırdı. Velioğlu Demircilik'in sahibi Nizamettin Velioğlu, Kilimli Beldesi Güney Mahallesi'nde 1993 yılında yaptırdığı iki apartmanın 5'inci katlarını kendisine ve kızına tahsis etti. A blokun 5'inci katında oturan Nizamettin Velioğlu, B blokun aynı katında oturan evli kızı Gülsüm Kaymakçı'nın evine kestirmeden gidebilmek için 3 yıl önce balkondan balkona köprü yaptırdı. Velioğlu Ailesi ile Kaymakçı Ailesi, merdiven inip çıkmadan, üstü ve yanları kapalı olan köprüden geçerek birbirlerini ziyaret ediyor.
Babası Nizamettin Velioğlu ile birlikte yaşayan 42 yaşındaki Ümit Velioğlu, projenin babasına ait olduğunu belirterek, “Babam kardeşimizle birbirimize daha rahat gidip gelebilmemiz için böyle bir köprü yaptırdı. Çok da güzel oldu. Hem kızkardeşim ve eşi, hem de bizler birbirimizin evine kestirmeden gidip geliyoruz. İki balkon arasındaki köprüyü görenler şaşırıyor. Babamın bu Karadeniz zekası evimize gelen misafirleri de şaşırtıyor doğrusu” diye konuştu. (dha)

İyiler kazanır, kötüler kaybeder!/Nihal Doğan

Keneler, salgınlar, muhtıralar... Zor dönemlerden geçiyoruz fakat yine de umudu yitirmemek lazım... Nihayetinde iyilik kazanacak, kötülük kaybedecek... iyibilgi özel
Çok yoğun geçti bu hafta!

Önce keneler sardı etrafımızı, ardından kirli sular bulandırdı kafamızı, genetiği bozuk tohumlar yetmiyormuş gibi, bilim adamları şimdi de insan-hayvan karışımı bir ırk çalışmasına başlamışlar, siyaset konuları zaten çok sıkıcı, hiç açmayalım o konuları!

Ne oluyor bize böyle, nereye gidiyoruz?

Neden birileri bizi umutsuzluğa sürüklemek için durmadan çalışıyor!

Yok yok bizim pes etmeye hiç niyetimiz yok!

Amentü billahi!/Abdurrahman Dilipak

Amentü billahi/Ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi velyevmil ahiri ve bil gaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teala, vel ba"sü badel mevt hakkun Eşhedü enla ilahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu!
Bu güne dair benim yorumum bu!


Bana göre asıl soru/sorun şu: DERİN YAPI NASIL TASFİYE EDİLECEK?
İsteyen MHP"nin niye bu anayasa değişikliğinin fünyesini çekip AK Parti"nin bahçesine attığını, atılan bu Anayasa değişikliği önerisinin silinen seri numarasını ve Erdoğan"ın elinde patlaması mümkün bu bombayı alıp niye bağrına bastığını tartışabilir.
İsteyen, jüristokrasiyi, yargının yasamayı denetleme mekanizmasına dönüştüğü iddiasını tartışabilir.
CHP ve DSP"liler bu işten ne kadar mutlu oldular, bu sonucun hukukiliğini içlerine sindirdiler mi bilmem ama, bunun siyasi bir harakiriden başka bir anlam taşımadığını yakında görüp anlayacaklardır herhalde..
Yüzeydeki çalkantı, dipten, derinlerden gelen hesaplaşmanın dışa yansımasından başka bir şey değil.
Anayasa Mahkemesi"nin kararı, bu çalkantıyı daha da artıracak.
Bu iş; insan hakları ve hukuk devletinin gerekleri, özgürlükler yönünde çözülecek. Bunun başka şekli yok. Bunlar gider, yenileri gelir, Anayasa tümden değişir, yasa değişir, Anayasa Mahkemesi değişir, fiilen bu sorun çözülür, nasıl olursa olur, bu sorun çözülür!..
Bunun başka türü yok..
Birtakım adamlar öyle istiyor diye biz dinimizden vazgeçecek değiliz..
CHP"li bazıları, Sav istemiyor diye; Hacca gitmekten de vazgeçecek değiliz.
Bu karar toplumun gözünde yargıya güveni, CHP"yi, derin devleti daha da köşeye sıkıştırır..
Tekrar söylüyorum: Hesaplaşma keskinleşiyor.
Bu karar, AK Parti"nin kapatılacağının da işareti sayılır..
Bunun anlamı; Ergenekon ya da Sarıkız, Özden Örnek hesaplaşması da keskinleşecek demektir..
Korkarım karışıklıktan meded uman bazı çevreler, şimdi nokta hedeflere yönelecektir..
Bu kararı verenler, bir gün gelecek, 27 Mayıs"ın etkin isimleri gibi, verdikleri karardan pişman olacaklar ve toplum kendileri adına karar veren bu insanları ve verdikleri bu kararı unutmayacak!
Bana kalırsa bu karar başörtülü kızlardan ya da AK Parti"den çok, yargıyı yaraladı.. Milli vicdanı yaraladı..
Birileri köşkünde; herhalde İskender Büyük"ün, rakibinin yakalandığı haberini aldığında yaşadığı mutluluğu yaşamıştır..
Asıl sorun terör, ya da irtica, Kürt sorunu veya başörtüsü, laiklik sorunu değil, derinlerdeki sorundur..
Derin yapı parçalandı. Dincisi, ulusalcısı, solcusu, milliyetçisi, liberali ile bu yapı büyük ölçüde kontrol dışı bir güç haline geldi. Kendilerini üreten çevrelere de hizmet etmiyorlar artık. Kendi aralarında da birlik yok.. Hepsi de kendini merkezde, karşısındakini ise kontrol dışı görüyor ve taraflar birbirini zabtu rabt altına almaya çalışıyor..
Birbirlerine girdiler. Birbirlerini yiyorlar ve birileri de hepsini birden temizlemeye hazırlanıyor..
Olaylar deşifre oldu ve birçok kişi oynanan oyunun farkına vardı..
Bilimi, siyaseti, istihbaratı, dini, hukuku her şeyi kullandılar.
Media, mafia, sermaye, siyaset ve bürokrasiye şimdi STK"lar ve DTÖ"ler de eklendi..
Şimdi asıl ve öncelikli mesele, topyekün bir Anayasa değişikliği..
Anayasa Mahkemesi"nin son kararı ile aslında Parlamentonun da yetkisi gasbedilmiştir.
Belki şimdi hemen yapılması gereken, genel hızla bir anayasa değişikliğine, ardından da erken seçime gidip aynı zamanda Anayasayı halkoyuna sunmaktır..
Ortada demokratik bir yapı yok, adına jüristokrasi denilen bir başka rejimle karşı karşıyayız.
Bir yanda derin devlet, öte yanda bu oligarşik yapı milli iradeyi yok saymaktadır..
Cumhuriyeti korumaktan söz edenler, milli iradeyi yok sayıyorsa geriye ne kalıyor ki!
İktidar eğer bir şeyler yapmak istiyorsa ve yapabiliyorsa, kayıt dışı siyaseti fonlayan ekonomik kaynakları, kayıt dışı ekonomiyi durdursun ve buna petrol kaçakçılığından başlasın.
Yapabiliyorsa, Soğuk Savaş döneminden kalma gizli silah depolarını kayıt altına alsın, kayıt dışı devletin paramiliter unsurlarının elindeki silahları toplasın.
Yapabiliyorsa, bu yapının tepesinde yer alan ve bu süreci engelleyen kişileri engellesin ve bu konuda yargıyı harekete geçirsin.
Yapabiliyorsa, önce hemen MGK"da bu konuyu masaya yatırıp arkasından konuyu Askerî Şûra"ya taşısın.
Bu derin yapı tasfiye edilmezse, bu yapıda görev alanlara da yazık olacak. Bu yapı onların üzerine çökecek, suçluluk psikolojisi ve panik içinde kamplar birbirini vuracak..
Belki bu kadroları tasfiye ettikten sonra, silahlarını bırakmayı kabul edenler, normal hayata geçmeleri şartı ile çıkarılacak kapsamlı bir aftan yararlandırılabilirler..
Yaşadığımız krizin arkasındaki derin gerçek bu!
Bu kararla Türkiye yara aldı, Parlamento, hukuk, yasama, yürütme, yargı her şey yara aldı..
Bu dünya imtihan yeri idi bizim için değil mi?
Cennet ve cehennem boşuna değil.. Herkes, gideceği yere koşar adım gidiyor..
Ben Allah"tan başka, bana İlahlık taslayan, Rablik taslayanlara “La!” diyorum!
Yok Anayasanın maddeleri arasında hiyerarşi varmış, yok değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeler varmış!
Hadi “bey, efendi” demeyi de yasaklayın, “hacı hoca” demeyi de, Kur"an kursu hocalarının da başlarını açtırın.
Camiler de devlet dairesi.. Camide de başı açık olsunlar oldu olacak.
Kurtlar Vadisi yaz tatiline giriyor. Ben Anayasa Mahkemesi"ni izlemeye devam edeceğim.. Bu daha gerçek ve daha heyecan verici.
Selam ve dua ile..
KAYNAK: http://www.habervakti.com/detay.asp?id=51371&kat=Yazarlar

Söz bitti, sözleşme bozuldu /Mustafa Karaalioğlu

5 Haziran 2008 Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli günlerinden birisidir. Çünkü bir kırılma noktasıdır. Kırılan toplumla devlet arasındaki, toplumla hukuk arasındaki, hukukla sistem arasındaki ve nihayet hukukla demokrasi arasındaki bağlantıdır. Anayasa Mahkemesi dün kendi kendine bütün erkler üzerinde bir erk olma yetkisi verdi. Serbest seçimin, Meclis'in yetkisi ni aldı, demokrasi olmanın sağladığı hukuk düzenini yerle bir etti.

Bu öylesine dramatik ve kıyıcı bir karardır ki 'telafi edilemez'...

Türkiye'nin en büyük katılımlı seçimiyle oluşan Meclis'in 411 oyla aldığı, toplumun yüzde 80'inin desteklediği, normalden daha normal bir karar iptal edilmiştir. Aslında demokrasi ve hukuk iptal edilmiştir.

Anayasa'nın 148. maddesi, 'Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler...' diyor.

Mahkeme, anayasa değişikliklerini bırakın reddetmeyi, görüşemez bile...

Çünkü, Anayasa Mahkemesi anayasa değişiklerini görüşürse, reddeder veya onaylarsa bunun adı demokrasi olmaz. Böyle rejimlere otokrasi denir, diktatörlük denir ama asla demokrasi denemez.

Bugün geldiğimiz nokta işte budur.

Anayasa Mahkemesi, genç kızlar üniversite eğitimi alabilsin, bir ayıp ortadan kalksın, bir hak ihlaline son verilsin diye yapılan düzenlemeyi iptal ederek yetkisini aştı, kendisini var eden hukuku çiğnedi.

Sadece hukuku değil, toplumun dindarlığını, başörtüsü gibi yüzyılların ve inancın mirası bir değeri de ayaklar altına altı.

Devleti ve rejimi temsil eden irade, kendi gizli kitabından ürettiği fetvayla millete yasak koydu. Bunu da en gözü kara, en cüretkar bir yolla; hukuku öfkesine ve düşmanlığına barut yaparak gerçekleştirdi.

Bizim rejim sözleşmemizde böyle bir yetki gaspı, böyle bir ihlal serbestliği, anayasanın mahkeme tarafından çiğnenebileceği garantisi yoktu.

Dolayısıyla, anayasa ile mücessem hale gelen temel sözleşme artık bozulmuştur.

Konu başörtüsünü aşmıştır, parti kapatma davasının nasıl sonuçlanacağı sorusunu sollamıştır.

Anayasa Mahkemesi'nin anayasayı çiğnediği bir ülkede artık kimsenin hukuka riayet etmesini bekleyemezsiniz.

Hukukçular bunu yapabildiğine göre, sıradan insanlar da hukuk tanımayabilir; kim ne diyebilir ki!

Kimse şaşkınlığını bilgisizliğine yormasın. Bu ülkede bir oyun oynanmıyor; aksine her şey çok açıktır. Açık olan bir savaşın başladığıdır.

Anayasal sistem artık ortak bir yükümlülüğün ve düzenlemenin adı değildir.

Hukuk, AK Parti'ye karşı siyaset savaşının, topluma karşı düşmanlık ve kinin koçbaşıdır.

Bu savaşı kutsallaştıranlar için hukuk bir araçtır; savaşı kazanmak için bazen koltuk değneği bazen tank mermisidir.
KAYNAK: http://www.habervakti.com/detay.asp?id=51377&kat=Yazarlar

İSTANBUL/ŞİİR/İSMET KAYMAK

İstanbul’dayım.Kimsesiz bir çocuk gibi
Yürüyorum.Arkama bakmadan hep ileri
Yol bitmiyor.Karanlık giriyor içeri
Bir korku alıyorum sende İstanbul
**********
Sokaklar karanlık.Kara bulutlara kapanık
Beton yığınları kaplamış,her yer karanlık.
Bazı gecelerde sadece ben uyanık
Bir ben varım. Bir de sessiz İstanbul
**********
Geceleri ben de damla damla bir korku birikiyor
İstanbul’a geleli huzurum kaçıyor.
Geceleri siyah örtü üzerime çekiliyor.
Gözlerini bana fal taşı gibi açmışsın İstanbul
*********
Çile çekenlerin babası ve annesi
Kimse kimsenin derdini bilmiyor.Bu neyin nesi
Sönmüş ışıklar.Canlanın duyurun sesimi
Senin içinde yaşayanlar var mı? İstanbul
*********
Gitmek istiyorum buradan
Dost bulamadım.Dostun olamadım neden?
Duyurmak istiyorum sesimi ben
Yolumdan etme beni İstanbul
*********

5 Haziran 2008

BENİM ÇOCUĞUMA KİMSE ÇÖP DİYE LEŞ TOPLATAMAZ!

Kumru’da Elekçi Deresi kenarındaki kaldırımlarda kokudan yürümek bile mümkün değil. Ben şahsen daha önceki “çöp” üzerine yazdığım yazı olmasa bu satırları yine kaleme almazdım. Üstelik ben bu sorun için bir Kumrulu vatandaş olarak birkaç kez gerekli yerlere dilekçe de verdim. Ama ne oldu? Hir bir şey.

Hatta dilekçem üzerine kaldırılan çöp kovası yine birileri tarafından tekrar hem de daha iyi bir şekilde koyuldu. Şimdi mi? Benim şahsen çöp diye bir sorunum kesinlikle yok… Uğraşacağıma burnumu tıkayıp yürüyorum. Kokudan besbelli ölmem ya!

Bu yazıları bir veli olarak yazdığımı bilesiniz. Yani benimde bazı okullarda çocuklarım var.
Kampanya elbette yapılmalı ama bilerek pislik atılan derede değil. Ve bu kampanyada insanların gözüne baka baka atılan pislikleri kapsamıyor. Sokaklar ya da caddeler ya da okul bahçeleri ve göl deniz ve havzalar bu kapmpanya dahilindedir. Yine kampanyada bilerek atılan pislikleri ve lağım çukurunun bulunduğu yerleri kapsamıyor. Elekçi Deresinin içinde küçücük çocuklar pisliklerin içersinde çöp toplamaz. Pisliklerin ve lağım su ve bokların alenen aktığı suların aktığı yeri ben havza olarak görmüyorum. Burası bir yerleşim birimidir ve görevilerler ve çöp ve pislik atarak havzayı kirletenler de ortadadır. Ben şahsen Elekçi Deresinde kafama silah dayasalar çöp toplamam.

Kelli felli koskoca adamlar “gece saat 12’den sonra pencerelerden ve balkonlardan biriktirdikleri pislikleri dereye atarken ben çöp toplamam. Bu da zaten çöp

4 Haziran 2008

Dini özgürlüklerle ilgili sorunlar var!/Hasan Cemal / Milliyet

Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili sorunlar var mı? Yok diyebilir misiniz?
Eğer yok diyorsanız, başörtüsü ya da türban sorunu ne olacak?
Bundan dolayı yıllardır üniversiteye giremeyen kız öğrencilerin bu sorunun bir parçası olmadığını öne sürebilir misiniz?

Din eğitimi konusunun bu ülkede bunca yıldır yerli yerine oturduğunu söyleyebilir misiniz?

Bu bakımdan, kendi çocuklarının daha dindar yetişmesini isteyen ailelerin din eğitimiyle ilgili olarak çok uzun yıllardır devletle bazı dertleri olduğunu unutabilir misiniz?

Kuran kursları olsun, İmam Hatipler olsun, din eğitimiyle doğrudan ilgili bu alanlarda ne zamandan beri yaşanan tartışmaları yok sayabilir misiniz?

Ve bu tartışmalar, din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili değil midir?
Cemaat ve tarikatlar açısından sorunsuz bir Türkiye’de yaşadığımızı iddia edebilir misiniz?

Cemaat ve tarikatlar bin yıldır bu toprakların bir gerçeği iken onları yok saymak, yer altına itmek, bu ülkede din özgürlüğü, vicdan özgürlüğü alanlarında sorun yaratmıyor mu?

Cemaat ve tarikatları yok saymakla, tekke ve zaviyeleri kapatmış olmakla, özellikle sosyolojik bakımdan hiçbir şeyin yok olup gitmediği, devletle yaşanan sürtüşmelerin din ve vicdan özgürlüğü alanında sorunlara yol açtığı bilinmiyor mu?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri geçerli olan laiklik anlayışı ya da tepeden, devlet tarafından kontrol altında tutulmaya çalışılan din kurumu bu ülkede birçok soruna kaynaklık etmiyor mu?

Etmediğini iddia edebilir misiniz?

Edebiliyorsanız, başörtüsü ya da türban sorunu ne oluyor?

Edebiliyorsanız, yüzde 47 oy almış bir iktidar partisinin özellikle türbandan hareketle kapatılması nasıl gündeme gelebiliyor?

Dini özgürlüklere ilgili herhangi bir sorun yoksa, başını inancının bir gereği olarak örtenlere üniversite kapıları nasıl kapatılabiliyor ve bu yasak Türkiye’yi derinden nasıl sarsabiliyor?

Ve son bir nokta:

“Eşi türbanlı olan Cumhurbaşkanı olamaz!” diye yargısıyla, askeriyle kazan kaldırılan, 367 gibi hukuk skandalları, 27 Nisan Muhtırası gibi demokrasi ayıpları yaşanan bir ülkede daha hâlâ “Din özgürlüğüyle ilgili sorun yoktur!” desen de kolay kolay inandırıcı olabileceğini sanmıyorum.

Evet, bu ülkede seksen bin cami var. Günde beş vakit ezan da okunur bu ülkede. Cuma’ya da serbestçe gidilir. Oruç da tutulur. Kimse kimseye karışamaz. Türkiye’de Müslümanlar ibadet açısından elbette özgürdür.
Ancak sorunlar yok değildir.

Din eğitimi hâlâ yerli yerine oturtulamadığı için vardır. Devlet din kurumuna fazla karıştığı için vardır. Laiklik anlayışı tepeden inme olduğu için vardır.

Ya da din-devlet ilişkilerinin yapısı fazla otoriter olduğu için vardır. Din-devlet ilişkilerinin otoriter yapısı daha fazla demokrasi ile tanıştırılamadığı için vardır.

Bu arada bütün bu sorunlar neden vardır sorusunun bir yanıtı daha vardır akılda tutulması gereken:

Bütün bu sorunlar bastırıldığı için, bütün bu sorunlar ve çözüm yolları serbestçe tartıştırılmadığı için, tabular ve yasaklarla özgür tartışma ortamı bir ‘kışla düzeni’nde cendereye alındığı için, toplumun kreması sayılanlar fena halde cahil bırakıldığı için, dini özgürlüklerle ilgili sorunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri başımızdan eksik olmamıştır.

İşte bu nedenlerle, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Avrupa Parlamentosu’nda bir soruyu yanıtlarken, “Türkiye’de Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” demesine bu denli tepki göstermek yanlıştır, ölçüyü kaçırmaktır.

HASAN CEMAL/MİLLİYET
KAYNAK: http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=71074

Genel liselerde ÖSS hüsranı/www.kamudan.com/Sibel Kahraman

Klasik liselerden yeni mezun olarak sınava giren ve lisans programlarına yerleşenlerin sayısı, meslek liselerinin gerisinde kaldı. ÖSYS 2007’ye ortaöğretim kurumlarında son sınıf öğrencisiyken
giren 678 bin 576 öğrenci arasında en başarısız grup, genel liselerden sınava giren öğrenciler oldu.

Genel liselerden sınava 329 bin 662 kişi girerken lisans programlarına yerleşenlerin sayısı 8 bin 910’da kaldı. Meslek lisesi grubundan sınava giren 154 bin 60 adaydan ise 9 bin 567 kişi lisans programlarına yerleşti.

ÖSYM verilerine göre 2007 ÖSYS’de özel liseler, anadolu liseleri ve anadolu öğretmen liseleri yeni mezunlarında başarı oranı diğer okullara oranla yüksek oldu. Genel liselerden yeni mezun olarak sınava giren ve lisans düzeyine yerleşenlerin sayısı, meslek liseleri grubundan lisans programlarına yerleşenlerin dahi gerisinde kaldı.

Bahçeşehir Koleji Rehberlik uzmanları, meslek liselerinin başarısının anadolu öğretmen liselerinden kaynaklandığını belirterek, “Meslek liseleri arasında bulunan anadolu öğretmen liselerinden 9 bin 453 aday ÖSS’ye girerken, 6 bin 240 aday lisans programlarına yerleşti” dedi.

Anadolu lisesi farkı

Yine meslek lisesi grubunda olan imam hatip liselerinden ise 11 bin 95 kişi sınava girerken, lisans programlarına yerleşen sayısı 319’da kaldı.

Liseler düzeyinde lisans programlarına yerleşenlerin genelini ise özel lise ve anadolu lisesi mezunları oluşturdu. Yabancı dilde öğretim yapan özel liselerde sınava giren 12 bin 793 adaydan 5 bin 796’sı lisans programına yerleşti.

Anadolu liselerinden sınava giren öğrenci sayısı da 51 bin 406 olurken, bu adayların yarıya yakını lisans programlarına yerleşti. 22 bin 618 aday lisans programına, 317 öğrenci de önlisans programına girdi.

Yeni sınavımız ‘SBS’

SBS, sınav sonucundaki başarının yanı sıra okul başarısı ve okul içi davranışları da değerlendirmeye katıyor. Böylece eğitim - öğretimin her aşaması etkin kılınıyor

Ortaöğretim Kurumları Sınavı’nın yerine getirilen SBS (Seviye Belirleme Sınavı) bu yıl ilk kez uygulanacak. Bahçeşehir Koleji Rehberlik Birimi uzmanları, SBS’yle ilgili olarak şu bilgileri verdi:

Yıl içerisinde öğrenilen konulardan oluşan, güçlük derecesi yüksek olmayan ve hayata hazır bulunuşluk düzeyinin belirleneceği sorulardan oluşacak sınav o yılın kazanımlarını ölçme temeline dayanıyor.

Öğrenciler, her yılın sonunda yapılacak SBS puanının yanı sıra okuldaki akademik başarı ve okul kültürüne uygunluk açısından değerlendirilerek belli kriterlere göre Yıl sonu Başarı Puanı (YBP) ve Davranış Puanı (DP) elde edecekler. Bu puanların belli yüzdeleri toplanarak o yılın Ortaöğretim Yerleştirme Puanı (OYP) belirlenecek. 8. sınıfın sonunda ise bunların toplamıyla Genel Ortaöğretim Yerleştirme Puanı (G-OYP) hesaplanacak.

Tek sınava dayalı ve sonucu ölçmeye dayanan OKS’nin eksikliklerinden yola çıkılarak geliştirilen SBS öğrencinin sınav sonucundaki başarısının yanı sıra okul başarısı ve okul içi davranışlarını da değerlendirmeye katıyor, böylece öğrenciyi eğitim ve öğretimin her aşamasında daha etkin hale getiriyor.

SBS’lere katılmak zorunlu değil. Ancak, öğrencinin sınava tekrar girme şansı olmadığı için girmediği sınavın yerine o sınavda oluşan en düşük puan verilecek. Örneğin, 6. sınıfta sınava girmeyen bir öğrenci 7. sınıfta sınava girdiğinde 7. sınıf aynen hesaplanacak ancak 6. sınıf SBS sonucu, o yıl alınan en düşük puan olacak. Dolayısıyla herhangi bir yılın sınavına katılmamak öğrenciye telafi edilmesi zor bir durum yaratacak.

Ortaöğretime geçiş kapsamında Seviye Belirleme Sınavları her yıl Haziran ayında okulların ders bitiminden sonraki haftalarda yapılacak. Bu yıl yapılacak SBS; 6. sınıflara 21 Haziran, 7. sınıflara 22 Haziran tarihlerinde uygulanacak.

Seviye belirleme sınavlarında; müzik, beden eğitimi, resim iş ve seçmeli dersler ile rehberlik ve sosyal etkinliklerden soru sorulmayacak.

2008 ve 2009 yılında Seviye Belirleme Sınavına girecek olan ve şu an okullarında 7. sınıfta okuyan öğrencilerin 6. sınıfın hiçbir kısmından sorumlulukları olmayacak. 8. sınıfın sonunda yerleştirme puanları hesaplanırken; 7. sınıf yüzde 40, 8. sınıf yüzde 60 oranında hesaplamaya dahil edilecek.

Seviye belirleme sınavında ilköğretim okullarımızda zorunlu yabancı dil olarak okutulan İngilizce, Almanca ve Fransızca derslerinden de soru sorulacak.

Turlama tekniği

Bir testteki çok kolay, kolay ve normal soruları 1. turda çözerek diğerlerini 2.tura bırakmaya turlama tekniği denir. Sınavlarda turlama tekniğini kullanmak başarı oranınızı önemli derecede yükseltir.

Turlama tekniğini kullanırken zor soruları ikinci tura bırakın. Yani bir soru üzerinde inatla savaşmayın.

Kitapçığın tamamını gözden geçirin. En iyi olduğunuz dersten başlayın. Hiçbir soruda fazla vakit harcamayın (zor soru kesinlikle daha fazla puan kazandırmaz)

Türkçe soru sayısı fazla

Türkçe dersinin soru sayısı diğer derslerden daha fazla. Bunun nedeni ise Türkçe’nin haftalık ders saatinin fazla olması. Yabancı dil sorularının katsayısı ise düşük. Ancak bu, öğrencileri yanıltmamalı. Önemli olan öğrencilerin soruları yapabilme oranı, yani çözüm ortalaması. SBS’de yabancı dil sorularının çözüm ortalamasının çok düşük olacağını varsaymak gerekiyor. Bu da yabancı dilin değerini çok yükseltecektir.

Yeni sistemde, OKS’de hesaplanan Matematik-Fen ile Türkçe-Matematik puan türleri yerine tek bir puan türü hesaplanacak. Öğrenciler sosyal bilimler liselerine de fen liselerine de anadolu liselerine de tek puan türünden girecek.

Davranış ölçütleri

Yeni sistemde geçerli olacak davranış puanı oluşumunda şu kriterler alınacak:

Okul kültürüne uyum, öz bakım, kendini tanıma, iletişim ve sosyal etkileşim, orta değerlere uyma, çözüm odaklı olma, sosyal faaliyetlere katılım, takım çalışması ve sorumluluk, verimli çalışma, çevreye duyarlılık.


Tek puan hesaplanacak

Yeni sistemde, OKS’de hesaplanan Matematik-Fen ile Türkçe-Matematik puan türleri yerine tek bir puan türü getirilecek. Sosyal bilimler , fen, Anadolu liselerine tek puan türünden yerleştirme yapılacak. OGES sonucu herhangi bir okula yerleştirilemeyen öğrenciler genel liselere, özel yetenek gerektiren liselere ya da meslek liselerine kayıt yaptırabilecekler.
HABER: www.kamudan.com