Kumru İlçesi'nin İlk Kültür ve Haber Sitesi -İnternette İlk Yayın : 1999
31 Mayıs 2022
Abdullah Arıdoru Nezaketi / Duyarlılığı İçin Teşekkürler...
Abdullah Arıdoru Nezaketi / Duyarlılığı İçin Teşekkürler...
İsmet Erçal'ın "Zaman Tüneli" Şiir Kitabına TAKDİM yazım
İSMET ERÇAL
1966 yılında Ordu'nun, Kumru İlçesinde doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Kumru'da tamamlayarak ticaret hayatına atıldı. Halen Erçal A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Üyesi ve Kumru'daki Fındık Fabrikası'nın işletmeciliğini yapmaktadır. İl Encümen Azası olarak aktif siyasetin içinde olan İsmet Erçal'ın bu ikinci şiir kitabıdır. Daha önce "Kumru'dan Nağmeler" adında şiir kitabı çıkmıştı. Evli ve beş çocuk babası olan İsmet Erçal Kumru Kültürüne önemli katkılarda bulunmaya devam ediyor.
İSMET ERÇAL'IN ÖNSÖZ'Ü
Değerli Dostlarım,
Her esere bir "önsöz" gerekiyormuş. Kısa ve öz olarak eseri ve yazanı tanıtmak amacıyla.
Bu benim ikinci şiir kitabım. Daha önceden "Kumru'dan Nağmeler"le şiirlerimi paylaşmıştım. Bu kez şiirlerimi "Zamana Yolculuk"ta topladım.
Şairi ve şiiri alışılmış bir kalıba sokarsanız, kalıp dışı yaşayışı yok saymanız gerekir. Ve her insan bir şair ve yaşanılan her hayat bir şiirdir.
Yaşamımın büyük çoğunluğu Erçallar Fındık Fabrikasında geçer. Alışılmış isimlendirme ile "patron" diye anılırız.
İl Encümen Azası olarak günlerimin bir kısmı Ordu'ya gidip gelmekle devam eder. Yani aktif siyasetin içersindeyiz. Kumru kültürüne katkı için Erçallar Kültür Sarayını Kumruluların hizmetine sunmak, Erecekte şenlikler düzenlemek, ara sırada Güç taşına oturup güçlenmek ve şiir yazmak hayatımın bir parçası.
Paylaşmak ve paylaştıklarını sergilemek ve Kumru Uygur Evinde Sıra Gecelerinde bulunmak ,dostlarla bir araya gelerek şiir okumak ve dinlenmek günün yorgunluğuna en etkin ilaç. Şiir yazmak ise hayatımızın bir parçası.
Şiirlerimde önce kendimi sonrada yaşadığım çevreyi sunmaya çalıştım.
Paylaşma adına yüreğinizde bir kıpırdanma ya da büyükken çocuk olmaya ve zamanı alışılmışın dışında çocuk gibi yaşamaya özen gösteren beni, şiirlerimde görebilirsiniz. Şiirlerimde ne kadar sıradanlık ve çocukluk görüyorsanız işte o benim.
Sevgi ve Saygılarımla…
******************************
BEKİR AKKAYA'DAN "TAKDİM" YAZISI
"C. Sandburg :- "Şiir, karada yaşayan ve havada uçmak isteyen bir deniz hayvanının günlüğüdür."derken. İlhan Berk ise "Ustalık kazanılır; ama çocuk olmak yitirilirse, şiirin büyük damarlarından biri yok olur." İfadesini kullanır.
İnsan gerçekle hayal arasında gidip gelir. Gerçek gönülden, hayal gönülsüzlükten oluşur. Gönüle yaklaşıldıkça özede yakınlık başlar. Öz ise bakidir.
Herkese ölüm kaçınılmazdır. Özde ise ölüm yoktur. Gerçeğin öz olduğunu kabul edenler ölseler de öze dönüşün başı ve yeni bir doğuş olduğunu bilirler. Özde zaten dünyaya doğmakla var olmamıştır. Öz vardır ve ölümsüzdür.
İlerinin ilerisi olduğu gibi, gerinin de gerisi vardır. Bu iki arada en çok dolaşanlar ise şairler ve şair ruhlulardır.
Öze yaklaşıldıkça sözcükler kendiliğinden oluşur. Şiir özden sızan bal damlaları ya da özün ölümsüzlüğünün dünyaya yansımalarıdır.
Dünyaya nizam ve intizam ancak şair ve şair ruhluların çoğalması ile mümkündür.
1992 yılından bu yana tanıdığım İsmet Erçal şiirliğinin yanı sıra gerçek bir gönül adamı ve bir Kumru sevdalısı. Kumruda taşların ve geçmişin efsaneleri ondan sorulur. Eşine ender rastlanan 40'ın üstündeki gösterileri ile dikkatleri Kumru'ya çekmiştir. Şairlerde bulunması gereken en önemli özelliklerinden çocuk ruhluluk bütün ihtişamı ile üzerindedir. Erçal ailesinin haylaz bir çocuğu olarak yerinden çok memnun. İş adamı olması çocukluğuna bir engel teşkil etmediği gibi, siyasetteki aktifliği de bundan etkilenmez.
Hayatının tamamı şiirdir. Beş çocuk babasıdır ama çocuklarının yanında o altıncısıdır. Cami yaptırır şiir yazar, Erecek şenliğine öncülük yapar şiir yazar. Erecekte dedeler güreşi onun şiiri olduğu gibi, ninelerin güzellik yarışması da onun dörtlüğüdür. Onun hayaline ulaşılması zor. Yaptığı mimari görüntülerle Uygur Türklerini Kumru'ya taşımıştır. Kumru Uygur Evi ve Kumru Sıra Geceleri onun eseri olduğu gibi, Kumru Müzesi de onun mısralarıdır.
Eğitime verdiği destekle eğitim camiasının babası, bütün çocukların sevgilisidir o. Erçallar Kültür Sarayı ondan cıvıl cıvıldır.
Medyanın gözü ondadır, gerçek hayırseverlerin de. Gönlü geniş yüreği yufkadır onun.
İçinizde bir sıkıntı oluşuyor, ya da gözlerinizden yaş geliyorsa o şairliktendir. Ben şahitlik ediyorum ki, İsmet Erçal bir Kumru sevdalısı, bir gönül adamı ve gerçek manada bu yazıları kaleme alan adamın gönül dostudur.
Sadece şiir kitaplarında değil, hayatın her alanında şiir yazan İsmet Erçal'ın bu ikinci şiir kitabı. Daha önceki şiir kitabının adı "Kumru'dan Nağmeler"di.
Sizleri değerli Dostum İsmet Erçal'la baş başa bırakıyor, gönül dostuma şiir gibi hayatında bahtiyarlıklar diliyor, saygılar sunuyorum.
İsmet Erçal'ın "Zaman Tüneli" Şiir Kitabına TAKDİM yazım
İSMET ERÇAL
1966 yılında Ordu'nun, Kumru İlçesinde doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Kumru'da tamamlayarak ticaret hayatına atıldı. Halen Erçal A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Üyesi ve Kumru'daki Fındık Fabrikası'nın işletmeciliğini yapmaktadır. İl Encümen Azası olarak aktif siyasetin içinde olan İsmet Erçal'ın bu ikinci şiir kitabıdır. Daha önce "Kumru'dan Nağmeler" adında şiir kitabı çıkmıştı. Evli ve
Uydurma CANAVAR HABERİMİZ Epey Konuşulmuştu
Üç gün sonra aynı ormana giden vatandaşlar canavarın yavruları ile karşılaştılar. Başkan Hüseyin Yanar'ın talimatı ile korumaya alınan yavru canavarlara "Yukarı Damlalı Canavarı" adı verildi. Ancak belde sakinleri korku içinde. Canavar her an yavruları içinde olsa köye dönerek zarar verir diye nöbetleşe gece sabaha kadar canavarın köye girmesini önlemeye çalışıyorlar.
Makamında görüştüğümüz Yukarıdamlalı Belediye Başkanı Hüseyin Yanar " Beldemizde canavarın zarar vermemesi için gereken önlemleri aldık. Başlangıçta inanmamıştım ama Kendim gözlerimle gördüm. Ormanda bulduğumuz 3 tane Canavarın yavruları elimizde. Konunun incelenmesi için uzmanları beldemize davet ediyorum. Şu anda canavarın yavruları canlı olarak elimizde bulunmaktadır" dedi. Köylüler olarak asıl amacımız yavru canavarın analarını yakalamaktır. Şimdilik köyü koruma altına alarak halkı sürekli uyarıyoruz." Açıklamasında bulundu. *Bekir AKKAYA*22 Oca 2006 02:19 /TEMPO DERGİSİ
Uydurma CANAVAR HABERİMİZ Epey Konuşulmuştu
Müge AKDAĞ'dan Teşekkür Mesajı ve Destek
Müge AKDAĞ'dan Teşekkür Mesajı ve Destek
"BEN TİYATRO İZLİYORUM" YA SİZ?
Suçu ve hatayı kimsenin kabul etmediği doğru. Suç ve hatada kabul edilmeyen yer ve mekanlar içersinde yapılıyor. Kabul edilse de edilmese de bir şekilde birilerimiz, bilerek veya bilmeyerek suçu işlemeye devam ediyor...Belki simalar, belki yer ve mekanlar ya da zamanlar değişik...Hep aynı şeyler bir şekilde tekrar ediliyor...Neticede kısa ömrümüz içersinde aynı filmi değişik oyuncular defalarca bizlere izlettiriyor...Bazılarının vurdumduymazlığı veya bazılarının utanmadan ve umursamadan yaptıkları bir yana, duyarlı olduklarını iddia edenler ise yaptıklarının hata olduğu söylenince illa da kendilerini aklamak ve paklamak için çapa sarf etmeleri veya yaptıklarını haklı bir gerekçeye dayandırmak istediklerini şaşkınlıkla izlemek yine bize düşüyor...Oysa yapılan ne olursa olsun "düşünülerek yapılan bir iş olup ve doğruluğuna emin olunduktan sonra uygulamaya sokulan bir iştir. Böyle olunca da konuşulan hiç bir şey de kimseyi de rahatsız etmez kanaatindeyim..
Her birimiz Anadoluda yaşıyor, iyisi ile kötüsü ile istemesek de bir çok şeyleri bir şekilde paylaşıyoruz...Her birimizin gördüklerini veya yaşadıklarını, görmemiş ya da yaşamamış saymaları mümkün değildir. Böyle bir hakkı da yoktur kimsenin...Ama illa da sadece kendilerinin var olduğunu ve yaşadıklarının gerçek olduğunu iddia edenler , geçmişte aynı şekilde davrananlarda olduğu gibi, bir duvara tosladıklarında, ya da eleştirildiklerin de kimseyi suçlamak, ah vah demek haklarına da sahip değildir...
Ben iyi bir tiyatro izleyicisiyimdir....Ve yerimi de biliyorum. Bulunduğum yer kesinlikle bilinsin ki, seyircinin bulunduğu yerdir. Ve benim yerim bana, babam tarafından yıllar öncesinde ayrılmış bir yer olup, kesinlikle numaralıdır. Ve ben her oyun oynandığında bu koltuğa oturur oyuncuları öyle izlerim... Koltuğumun yeride ne ilerdedir ne de geri de...Hatta benim yerime kimse oturmadığı gibi, ben de hiç bir seyircinin yerine oturmam...Babam rahmetlik oldu. Onun arkadaşları da, ve alışıla geldiği şekilde bir iki koltuk öndeyim şimdi...Bizim bölümde, yer adamın tiyatro deneyimine göre verilir. Her zaman üstatlar ünde olmak zorundadır. Onlar izler eleştirir ve biz de oyuncular da onlardan istifade ederiz...
Bulunduğum koltuktan sahne ve oyuncular çok iyi görülür... Hatta oyun dışında vazifeli olanlar da... Oyun sahnelenmeden oyuncularda büyük bir çalışma vardır. Bu arada bizler de salona hiç gitmeyiz ya da izlemek için davet ediliriz...Eleştirmenler ve üstatlar bu çalışma esnasında ne olup bittiğini pek bilemez ama izlenimlerini de yazarlar...Zaman zaman sahne dışında ne izleyici ne de oyuncu olmayanlar boy gösterir. Eğer yönetmen akıllı ve deneyimli biri ise bu tür işgüzarları salona ve sahneye hiç yaklaştırmaz... Ama Üstat öldü ise yeni yönetmen zaman zaman gerçek oyuncu ve gerçek izleyiciyi keşfedinceye kadar, bir şekilde hazırladığı oyunu sahneye koyar...Eleştiriler de bundan sonra başlar....İşi ayrılmış koltuğuna oturup görevi izlemek, seyretmek olan ve babasından kalma işi de sadece ve sadece izlemek olan birilerine kimsenin ya da yeni toy ve delikanlıların sen baba mesleğini bırak deme hakkına sahip değildir...Yani daha doğrusu bizler kahvemizi içer oynanan oyunu izleriz sadece...Ama aynı oyunu da yeni gibi sunmanın hiç bir anlamı ve mantığı da yoktur. Bunu söyleyince de kimsenin kızma ve darılma hakkı yoktur...
Benim istemediğim nedenlerden dolayı doğduğumdan bu yana Anado'da yaşıyorum..Bu zaman zarfında ben şahsen çok tiyatro izledim. Rahmetlik babamın bana anlattıkları bir yana benim gördüğüm sayısız oyun oldu...Aslında gördüğüm sahneleri iler ki günlerde sizlerle paylaşmak isterim... Yine de sizleri sıkmamak kaydı ile gördüğüm sahnelerden bazı bölümleri aktarayım...
Yollar yollar ve bizim yollar. Ve çamurlu yollar...Çizmeler giyilerek bata çıka giden insanları izlemedik mi?
Köyler köyler ve gariban köylüler...Sergiler ve açılışlar, bir ay öncesinden hazırlıklarla üç beş kişiye tüm köylüler seferber edilerek o köylülerin ve masum çocukların bakışları arasında etler, sütler ve de pasta börekler yenildiğini, ve alınan hediyelerin hangisi daha iyi yarın nereye gidiyoruz sözleri eşliğinde duvarlara asıldığını izlemedik mi?
Teşekkürler ve teşekkürler, ve ödüllendirmeler,,, bir yerlerde hazırlanarak ve sipariş usulü yazılarak görkemli bir şekilde verilişlerini izlemedik mi?
Haklı bir işimiz için birilerine şirin görünmek, beğenilmek ve zoraki alış - veriş yaptığımız bakkal amcalarımız olmadı mı?
Her bir Ankara haberini dinlediğimiz de, sokaktaki insanlara davranışlarımızı değiştirme gereği değiştirme selam verme alma, davetine, düğününe ya da bir şekilde yanında bulunma fırsatları gözlemedik mi?
Yine geçmiş tiyatro karelerinde, birileri birilerini bir yerlere getirmedi mi? Yine listeler hazırlanma, listeye girmek için hiç yoktan çorap, gömlek veya elbise ve mobilya almak için dükkanlara uğramadık mı?
Birilerine şirin görünmek yapılan numaralar, yalakalıklar, işinin dışında işlere karışma, sürgün, tayin ve tehdit sahneleri izlemedik mi?
Bizim Bizim ve bizimkiler iş yapar....Dönem bizim ve marka bizim... Kız bizim kızan bizim...İşin recono bu abi! Sağ olun Battal Gazi Geliyor!' Emin olun ben bu sahneyi çok seyrettim...Emin olun izlemek te istemiyorum...
Hakikaten siz kimin adamı idiniz? Yazık çok yazık...Yani şimdi siz bir yer bulamadınız öyle mi? Dışarıda mı kaldınız?
Bey Efendi bu telaşınız ne ? Dün keyfin yerinde idi...Neden şimdi rengin solmuş....Hani hiç kimseyi takmazdın sen... Daha önceleri bu dükkanın önünden geçenleri suçlardın ve müthiş itham Ederdin... Düştün mü? Yazık bir yerin incinmedi ya....Düşmez kalkmaz bir Allah , BETERİNDEN KORUR İNŞALLAH...
Hayrola efendim, demek yolcusun....Nereye efendim...ALLAH BETERİNDEN KORUSUN...Ben de tabut yolculuğu sanmıştım....
Demek talih kuşu kondu...Hayırlı uğurlu olsun...Ben bir numaradan kaçırdım...Ne bileyim böyle olacağını.. Çok pişmanım çok....Beşe beş mi ekliyorsun...Geçenlerde evdeki nafileleri kasete aldım ve inanmaları için ta Ankara'ya gönderdim...Hem de teyemmümlüsü...
Keşke başarılarımızla öğünebilsek...Keşke hak ettiklerimizle ayakta dura bilsek...Keşke varlık nedenimiz olan değerleri aşağılara çekmesek...Keşke yolumuz Ankara'ya hiç uğramasa...Keşke emanet ziynetlerle düğünlere gitmesek...Keşke payandalara ihtiyaç duymasak...Keşke hak ettiğimiz ve yüzümüzün kızarmadığı belgeleri duvarlara asabilsek, keşke kendimizi savunma durumuna düşmesek, keşke başkalarına minnet içersinde olmasak, keşke insanlık namına ve adına birbirlerimize saygı duyabilsek, keşke dün söylediklerimizi inkara kalkışmasak, keşke yanlış dediklerimizi biz yapar durumuna getirilmesek....
Emin olun payandalar çürür... Ve payandalar çekilir....Gücünüz kuvvetiniz yoksa çok kötü düşmek ve bırak başkalarını kendinize rezil olmak vardır...En kötüsü de budur işte...
Hani o aldığınız ve çerçevetelerek duvara astığınız evinizdeki belgeyi, ya da karanlık odalarda kararlaştırılan kararlarla oturduğunuz koltuğu, ya da alavere dalavere ile hak etmeden, emek vermeden elde ettiğiniz maddi veya manevi kazancı çocuğunuz yani o masum çocuğunuz size sorsa dese ki ""Baba bunları nasıl elde ettiniz?" dese "CEVABINIZ NE OLUR?" hiç düşündünüz mü?
Ya da hak etmediğiniz bir şekilde hakkı olmayan birinden bir talimat, azar ya da hesap sorulsa, ya da yapmamanız gereken bir iş sizden istense hatta yapmanız için emrivaki davranışlar içersinde bulunulsa ve o masum çocuğunuz buna şahit olsa bunu size sorsa ne cevap verebilirsiniz...."İŞİN RACONU BU " diye cevap verebilecek bir baba yiğit varsa onun ben de ellerinden öperim(!) Çünkü çocuğun bünyesi ve gücü bu cevabı kaldırmaz ki, bunu yapabileceklerin ilahi bir yerden talimat alması gerekir ancak...
Dedik ya biz yerimizi biliriz...Benim bünye her şeyi kaldırmaz...Bu yüzden de abur cubur yeyerek doktor arayıp kendime şunu ye bunu yeme diye reçete yazdırmaya hiç niyetim yok...Sonuçta ben, bana ayrılmış babamdan kalan koltuktan son derece memnunum...Bizim çocuklar hemen benim yanımda oturuyor. Yani arkamda...Eğer tiyatroda gerçeği yakalayabilirlerse hayatlarında da bir sıkıntı olacağına pek inanmıyorum...BEN ONU BUNU BİLMEM YA İZLEYİCİ OLACAKSIN YA DA GERÇEK OYUNCU...BUNUN DIŞINDA TERCİH BİZİM KOLTUKTAN ÇOK ZOR GÖRÜLÜYOR...İZLEYİCİLİK GÜZEL, OYUNCULUKTA...AKSESUAR MUTLAKA GEREKLİ...AMA ŞU MİSAFİR OYUNCULARI ANLIYORUM DA ......GERÇEK OYUNCU DA DEĞİL, MİSAFİR OYUNCU GELİNCEYE KADAR, DIŞARDAN HAREKETSİZ DURANIN HAVASINI BİR TÜRLÜ ANLAYAMIYORUM...AMA NE OLURSA OLSUN...SAHNEDEKİ HAREKETLİLİK VE HAREKET VE DONUK DURUŞLAR BİZDEKİ KEYFE HİÇ BİR ZARAR GETİRMİYOR....HERKES ROLÜNÜ OYNARSA KALİTE O KADAR ARTIYOR...BELKİ HAYAT TA BİR TİYATRO...
BULUŞMAK DİLEĞİYLE .....RIZA RAZI /2000 ---Burası Anadolu




