Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

20 Nisan 2022

İsparta'da Adalet Partisi Milletvekilinden Para da Almıştım /Bekir AKKAYA

         Birkaç gün önce Ünlü Rus Yazarı Tolstoy’un “İtiraflarım” adlı romanını okudum. 1828 yılında doğan Tolstoy "döneminde entel ve dantel olduğunu, her türlü üne kavuştuğunu şanı ve şöhreti ile bütün dünyada tanındığını, altı bin dönüm arazisi ile büyük bir zenginliğe kavuştuğunu" ifade ediyor.    
             Yazı ve çizileri ile çıkardığı gazete ve dergilerle "döneminde halkı eğittiğini kendisi ile bu görevi üstlenenlerin hiç birinin aslında en çok eğitilmeye ihtiyaçları bulunduğunu" itiraf ediyor.               
   Dünyaya “neden?” geldiğini ve ”nereye?” gittiğini sorgulayarak "cevap veremediğinden kafayı yediğini" itiraf ettikten sonra "bir çok kez bunalımlar sonucu kendini asmaya teşebbüs ettiğini" belirtiyor.                                                                                                                 "Uzun çabaların sonucu Hıristiyanlığı kabul ederek eksiklikleri ile birlikte ve papazları beğenmemesine rağmen kiliseden ayrılmayarak en azından bunalımdan kurtulduğunu" “İtiraflarım” kitabında açıkça belirtiyor.                                                                                                         Kitap enteresan bir kitap olup, özelliklede ulu orta başkalarına yol gösteren ve halkı eğitme gibi dertleri olup kendi kafa karışıklarını itiraf edemeyenleri tanıma noktasında ip uçları ile dolu. Kitabı bitirdiğimde hala kafası karışık olan Tolstoy için “keşke birazda İslam’ı inceleseydi diye düşündüm.”                                                                                                                           Ben aslında Tolstuy’u bu kadar uzun yazmayacak bazı özel kafa karışıklarımı burada itiraf edecektim. İşin doğrusu bu hafta okuduğum Mehmet Deniz’in “ Ölüm Son Değildir” kitabından sonra Tolstoy gibi kafam karışık değil. Dünyaya gelme amacımı ve ne için yaşadığımı ve nereye gittiğimi çok iyi biliyorum. Bu nedenlede yaptıklarım ya da yazdıklarım nedeniyle bana sataşanların aksine bu konuda hiçbir beklentimde kesinlikle yoktur. Tolstoy gibi meşhur olmasam da Kumru şartlarında epey ünlü sayılırım(!)                                                                                   İtiraflarımı yazacak olsam, önceki yıllarda yaptığım maskaralıklardan başlamam gerekir. Balıkesir – İzmir arası tren yolculuğunda bile, bir tanıdığım olsun diye çabalarımdan tutunda, ünlü diye nitelenen kişilere dokunmak için çektiğim eziyetler say say bitmez.  80 öncesi Üç kez Alparslan Türkeş’in, beş kez Necmettin Erbakan’ın, yedi kez Süleyman Demirel’in, 2 kez Bülent Ecevit’in elini öptüğümü söylesem hiç yalan konuşmuş olmam.                                                                     Sırf arkadaşlarıma öğünmek için İsparta’da 1977’de yılında AP’den bir millet vekiline yaptığım numaralarla aldığım parayı sizlere itiraf etsem faydası olur mu ki?                                                  İzmir’de masum rolü oynayarak 1978 yılında  adını vermek istemediğim bir beyefendinin evinde tam bir hafta kalarak, gündüzleri hastaneye gidiyorum diye fuarda gezinti yaptığımı ve akşam tekrar evine gittiğimi söylemek ş,mdilerde beni utandırıyor.                                         1980 öncesi tüm tüm partilerin seçim çalışmalarına katılarak Türkiye'nin yedi bölgesi bedava dolaştığımı ve yemek ve yatak ücretlerinin de partililerce ödendiğini söylesem bir çoklarınız inanamayacaktır.  1980 öncesi tüm partilerin yaptığı  mitinglerde onlarca kez yer alarak  otobüste en güzel koltuklara oturduğumu üye formları doldurulurken de iyi bir uykuya daldığımı itiraf etmenin sakıncası olur mu bilmiyorum?                                                                                Şimdi ise kafam son derece berrak. Geçmiş yıllarda  kaybettiklerim olsa da çok fazla kazançlıyım. Yaptıklarımdan ve maskaralıklarımdan pişmanlıkta duymuyorum. En azından şimdi yeni birileri ile arkadaş ve dost olayım diye bir derdim yok. Bu konuda elimde olanları bile zaman zaman eliyorum. O yıllardaki akıllı yatırımlar ve kazanımlar bugün çok işime yarıyor.                     Çok kızmıyor ve çok sorgulamıyorum. Benim şartlarrımda  yetişenler daha önce birbirlerini tanımamış olsalar da aynı deneyimleri fazlası ile yaşadıklarından birbirlerine söyledikleri bir kelime ile kan kardeş ve can kardeş olabiliyor. Bu durumda aynı mekanları ve aynı yaşantıları paylaşabiliyor. İşin doğası gerktiğinde üç günde kırk yıllıklar gibi dost olunabiliyor.                                                                                                                                                       Şimdi maskaralıklara ve o gülünç yaklaşımlara ben ihtiyaç duymuyorum. Ne var ki, dünkü benim yaptığım durumlar zaman zaman bizlere de yapılabiliyor. Kim ne yaparsa yapsın fıtrat ve karakterler uyuşmadığından kişiler kendilerini sevdiremiyor ya da zoraki ilişkiler kendini sevdirmiyor, kabul görmüyor.                                                                                                                              Bu konuda söylenecek çok şey var. Artık ben kuru kalabalıkları, ilkesiz davranışları, yalaka ve yalamaları, menfaat ilişkilerini, gönülden olmayan dostlukları, her gün yer değiştiren ilkesiz ve omurgasızları sevmiyorum. İnsan ne yaparsa yapsın samimi ve içten olsun. En kötü durum riyakarlık olsa gerek. İtiraflarımızda buluşmak ümidiyle.

             Bekir AKKAYA /29.12.2009 /KARADENİZ HABER POSTASI GAZETSİ

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

İsparta'da Adalet Partisi Milletvekilinden Para da Almıştım /Bekir AKKAYA

         Birkaç gün önce Ünlü Rus Yazarı Tolstoy’un “İtiraflarım” adlı romanını okudum. 1828 yılında doğan Tolstoy "döneminde entel ve dantel olduğunu, her türlü üne kavuştuğunu şanı ve şöhreti ile bütün dünyada tanındığını, altı bin dönüm arazisi ile büyük bir zenginliğe kavuştuğunu" ifade ediyor.    
             Yazı ve çizileri ile çıkardığı gazete ve dergilerle "döneminde halkı eğittiğini kendisi ile bu görevi üstlenenlerin hiç birinin aslında en çok eğitilmeye ihtiyaçları bulunduğunu" itiraf ediyor.               
   Dünyaya “neden?” geldiğini ve

19 Nisan 2022

Nemrut Heykellerinin Tepelerine Oturduk! /Bekir AKKAYA

            Kumru Atatürk Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Öğretmenlerinden Özden Yaktı'nın çabaları sonucu, Samsun İkadım Belediye Başkan Yardımcısı Şamil Bilgü'nün tahsis ettiği otobüsle geçtiğimiz hafta iki günlüğüne Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman ilimizi kapsayan bir gezi de yer aldık.
            Son derece keyifli ve paylaşımcı bir gezi oldu. Şahsen ben bu geziden son derece faydalandım. Sizlerle geziden edindiğim izlenimleri kısaca paylaşmak istiyorum.
            Gezilen yerler kadar gezide beraber olduğunuz insanlar da amacınızın gerçekleşmesinde önemli bir unsurdur. Bu yönden benim için çok keyifli bir yolculuk oldu. Gezi boyunca Dr Cemalletin Yaktı

Nemrut Heykellerinin Tepelerine Oturduk! /Bekir AKKAYA

            Kumru Atatürk Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Öğretmenlerinden Özden Yaktı'nın çabaları sonucu, Samsun İkadım Belediye Başkan Yardımcısı Şamil Bilgü'nün tahsis ettiği otobüsle geçtiğimiz hafta iki günlüğüne Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman ilimizi kapsayan bir gezi de yer aldık.

18 Nisan 2022

Kumru İlçesi -2021



.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Kumru İlçesi -2021



.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

15 Nisan 2022

Ordu Büyükşehir Belediyesi Neden Adil Değil? /Zekeriya ERUZUN Yazısı

Büyükşehir olduğumuzdan bu yana tartışmalar hiç bitmedi.

Neden büyükşehire ihtiyaç duyulduğuyla başladı bu iş…

Dönemin siyasileri büyükşehir yönetimine geçildiğinde, nasıl daha iyi hizmet geleceğini anlata anlata bitirememişti.

Hazineden kaynak yağacağını söyleyenler bile olmuştu.

Sözü edilen kaynak gerçekten yağdı mı, yağmadı mı tartışılır.

Aslında yeni düzene geçildiğinde yönetici de, vatandaş da çok

bocaladı.

Bana göre yine de o bocalama son bulmuş değil...

Kağıt üzerinde olabilir ama henüz nerelerin büyükşehire, nerelerin ilçe belediyelerine ait olduğu net olarak bilinmiyor.

En azından vatandaştaki kafa karışıklığı devam ediyor.

Çünki vatandaş ne zaman yetkilileri arasa, sözü edilen her nereyse orasının kendilerine değil, diğer belediyeye ait olduğunu söyleyip durdular.

Vatandaş olarak muhatap bulmakta zorlandık…

Gelelim günümüze…

Diyelim ki; ev yapacaksınız.

Öyle canınızın istediği gibi her yere yapamazsınız.

Prosedüre, mevzuata uymak zorundasınız.

Bu konuda örneğimiz Meşebükü ve Yassıtaş olsun.

Meşebükü merkez mahalle olarak tanımlanıyor. Yassıtaş da kırsal mahalle…

Kırsal mahalleye ev yapmanın maliyetiyle, merkez mahallenin maliyeti arasında dağlar kadar fark var.

Proje, ruhsat veya bilmem ne masraflarından söz ediyorum.

Sizi rakamlara boğmayı düşünmüyorum.

Eğer Meşebükü’ne ev yapacaksanız, Yassıtaş’a göre yaklaşık on kat daha fazla ödeme yapmak zorundasınız.

Merkez mahalle olmanın bedeli…

Oysa örneğimizdeki mahallelerin her ikisi de kırsalda… 

Meşebükü’nün konumunda olan mahalleler sesini duyurmak için çok çalıştı.

Ama nafile…

Büyükşehir Belediye Meclisi konuyu defalarca görüşmesine rağmen olumlu bir sonuç çıkmadı.

Sonra duyduk ki; kendilerine düşecek paydan mahrum kalacakları gerekçesiyle ilçe belediyeleri bu işe karşı çıkmış…

Sizin anlayacağınız; olan yine vatandaşa oldu.

Oysa büyükşehir kurulurken Ordu’nun her coğrafyasına eşit hizmet götürüleceği söylenmişti.

Gerçekten de götürüldü.(!)

Suya güzel zamlar yapıldı.

Otopark ücretleri güzel ötesi zamlarla taçlandırıldı.

130 TL olan aylık abone ücreti 350-400 TL yapıldı.

Zam demese miydim yoksa? Düzeltiyorum; fiyat ayarlaması yapıldı.

Söz konusu ayarlamaların hangi vicdan ölçülerinde yapıldığı halen bilinmiyor.

Gelelim bir diğer çelişkiye…

Ordu Büyükşehir; neredeyse her gün sosyal, sanatsal ve kültürel etkinlik düzenliyor.

Sinema, tiyatro, konser, konferans, seminer vs…

Bundan memnuniyet duymamak elbette mümkün değil…

Ama bu etkinliklerin neredeyse tamamı Altınordu’da sergileniyor.

İşte acı olan bu…

Vergiler dahil her ilçeden para topluyorsun lakin hizmet, her nedense sadece Altınordu’ya yapılıyor.

Nasıl oluyor bu? Ve neden oluyor?

Büyükşehir’in adil olup olmadığı konusunda işin içinden çıkamadım.

Vatandaşın çıktığını da sanmıyorum.

HOŞÇA KALIN

Fatsa Güneş Gazetesi-Zekeriya ERUZUN

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Ordu Büyükşehir Belediyesi Neden Adil Değil? /Zekeriya ERUZUN Yazısı

Büyükşehir olduğumuzdan bu yana tartışmalar hiç bitmedi.

Neden büyükşehire ihtiyaç duyulduğuyla başladı bu iş…

Dönemin siyasileri büyükşehir yönetimine geçildiğinde, nasıl daha iyi hizmet geleceğini anlata anlata bitirememişti.

Hazineden kaynak yağacağını söyleyenler bile olmuştu.

Sözü edilen kaynak gerçekten yağdı mı, yağmadı mı tartışılır.

Aslında yeni düzene geçildiğinde yönetici de, vatandaş da çok