Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

20 Kasım 2021

Yemezler! /Bekir AKKAYA

Gözlerimizin önünde gerçekleşenleri bizde yaşamamış olsak “inandık” diyeceğiz. Dünkü söylenenleri ve yapılanları  duymamış olsak yine hayra yorumlayacağız. Olaylara iyi niyetle bakıp eleştirmek başka, art niyetli olarak kişi ve olayları değerlendirmek başka şeydir. Gündelik ilişkilerimizden tutun da üst düzey ilişkilerimize kadar bir çekememe ve yalanı yutturma sanatı üzerine kurulu bir yaşam şekli belkide dünyada bizler için geçerli. Hayatın her alanında “havadan kuş tutulsa” bile bireysel hırslarımız ve kinlerimiz yüzünden “bizimkilerin ya da benimkilerin” dışındaki tüm yapılanları inkar etme, yok sayma kabul etmeme mantığına uygun bir yaşam şekli çok geçerli bir durum.

          Nesilden nesile düşmanlıkları ve dostlukları sorgulamadan kabul eden dünyada belki de biziz. İlk gördüğümüzde kime nasıl baktıysak “er olan sözünden dönmez” mantığı ile aynen sürdürüyoruz. Bu çocuksa “çocuk” olarak kalıyor, üstatsa “üstat” olarak. Efendi ise efendi olarak kalıyor beyse bey…Düşünce olarak ne elimize verildiyse hayatımızı da buna göre şekillendiriyoruz. Bu kadar kendini sabitleyen, bu kadar uzun yıllar aynı bakış açısını ve düşünceyi sürdüren ve bu kadar gelişmeye direnen bizlerin durumları iyi bir araştırma konusu aslında…

          Kendi kendine bu kadar düşman olan, bireyselliği bu kadar öne çıkartan, en yakınına bile tahammülü olmayan bir yapı içersindeyiz. İnadına muhalefet ve karşı olma. İnadına gördüklerine bile yok deme pişkinliği.  Bireysel ya da gruplaşmış çıkarlara dayanan bir zihniyet…

          Doğruluğunu yanlışlığını bilmesem de Türkiye dışında yapılan bir deneyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Dünden bugüne fıkradaki esperiyi, dünya düzeyinden komşuluk ilişkilerimize kadar yakınlaştırmamız aslında gelişmişliğimizin de göstergesi. Bu deney Kumru ve  Fatsa’da da yapılsa, hısım ve akrabalarımız dâhil büyük ihtimal aynı sonuç çıkardı her halde.

          Eski zaman yamyamları bir yığın Yahudi, Çinli ve Türkü ele geçirmişler. Hepsini kaynatıp yavaş yavaş yemeği planlamışlar.

          Yahudileri büyük bir kazanın içine doldurup üstünü sımsıkı kapatmışlar.

          Çinlileri de büyük bir kazanın içine koymuşlar ama üstünü de yarım kapatmışlar.

          Türkleri koydukları kazanın ise üstünü açık bırakmışlar.

          Çünkü yamyamlar biliyorlarmış ki, bir büyük kazan içinde Türkler kaynatılıp pişirilmeye alındığında, hangisi tırmanıp kazandan kaçmaya kalksa, öteki Türkler bacaklarından yapışıp aşağıya çekerler onu…

          Çinliler ise kazanın altındaki odunlar azaldıkça, dışarı çıkarak kazanın altına odun toplar, sonra yine girerler içeri…

          Yahudiler ise en küçük bir aralık bulsalar, birbirlerine omuz verip kaçmakla kalmaz, bir de o kazana yamyamları doldurduktan sonra, tüm dünyada yamyamları kurtarma kampanyası için bağış toplamaya kalkarlar…

          Bir kazan ve bu kazanın içersinde debelenen bizler. Kafamıza geçirilen tencere ama kimin geçirdiğini değil, kazanın içersinde bize yol göstermek isteyen kapağı kaldıranın ayağını çekmekle meşgulüz. Üretici ya da tüketici fark etmez bir sorun elbette ki var. Sorundan da öte bir sorunu ortadan kaldırmayınca çözüm oluşmaz.

          Başımdan geçen olayı aynen yazıyorum. İlçe Tarıma gittim “gelir desteği” için. İşlemlerim tamamlandı ve beni bir başka yerde Kumru Ziraat Odasına gönderdi. Dosyayı oraya verdim ve benden para alındı. Ve ben sonra İlçe Tarıma gittim. Hep ben sorarım “bu ziraat odası” ne iş yapar diye?..Ve onlara da sordum “git internete bak!” dediler.

          O zaman şu fıkra iyi gelir!

          Azgın bir koca varmış. Her gün karısını dövermiş.

          Kadınları koruma derneğinin mitinginde en güzel konuşmayı o yapmış.

          -“Kadınlara her kalkan el uygarlığı hançerler, insanlık utansın.” Demiş.

          Eski bir dostu da kulağına eğilmiş:

          -“Yemezler!”      

          Buluşmak ümidiyle…

           Bekir AKKAYA /05.04.2004/ KARADENİZ HABER POSTASI GAZETESİ       

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Yemezler! /Bekir AKKAYA

Gözlerimizin önünde gerçekleşenleri bizde yaşamamış olsak “inandık” diyeceğiz. Dünkü söylenenleri ve yapılanları  duymamış olsak yine hayra yorumlayacağız. Olaylara iyi niyetle bakıp eleştirmek başka, art niyetli olarak kişi ve olayları değerlendirmek başka şeydir. Gündelik ilişkilerimizden tutun da üst düzey ilişkilerimize kadar bir çekememe ve yalanı yutturma sanatı üzerine kurulu bir yaşam şekli belkide dünyada bizler için geçerli. Hayatın her alanında “havadan kuş tutulsa” bile bireysel hırslarımız ve kinlerimiz yüzünden “bizimkilerin ya da benimkilerin” dışındaki tüm yapılanları inkar etme, yok sayma

Patent Nedir? Marka Tescili ile Farkı Ne? Neler Patentlenebilir?

Patent Nedir? Marka Tescili ile Farkı Ne? Neler Patentlenebilir?

19 Kasım 2021

Fatsalı Abdullah İstikbal koronavirüs nedeniyle vefat etti

Fatsa siyasetinin sevilen isimlerinden, İstikbal Giyim sahibi Abdullah İstikbal koronavirüs nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Merhuma Allah'tan rahmet dilerken, eş, dost ve akrabalarına da başsağlığı diliyorum.

Bekir AKKAYA /20.11.2021 /İYAD/KUMRU HABER

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Fatsalı Abdullah İstikbal koronavirüs nedeniyle vefat etti

Fatsa siyasetinin sevilen isimlerinden, İstikbal Giyim sahibi Abdullah İstikbal koronavirüs nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Merhuma Allah'tan rahmet dilerken, eş, dost ve akrabalarına da başsağlığı diliyorum.

Bekir AKKAYA /20.11.2021 /İYAD/KUMRU HABER

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Kalitede Bireyin Rolü

Geçenlerde elime “Toplam Kalite Yönetimi El Kitabı”  adlı bir kitap geçti. Büyük sermayelerle kurulan şirketlerde üstten alta doğru tüm çalışanların nasıl bir yol izlemeleri ve nasıl başarılı olacakları özet olarak ortaya konulmuş. Kalitenin takım çalışması ile mümkün olabileceğine dikkat çekilerek  bireye büyük sorumluluklar verilmesi gerektiği belirtilmiş. Başarılı olanlara her tür ödüllendirme yapılması gerektiği vurgulanarak, kaliteden asıl maksadın çıtayı yükseltmek olduğu, sermayenin sürekli büyüme göstermesi gerektiği vurgulanarak başarının yön ve yöntemleri özetlenmiş.

            Ben kitabı okurken aklıma Avrupa Uyum yasaları geliverdi. Okuduğumuz haberlere göre sokağımızdaki bakkaldan tutun da, köydeki çiftçiye kadar bir dizi uygulamalar yakında kapımızda. Büyük ihtimal her önüne gelen bundan böyle istediği gibi bir standart uygulayamayacak. Çoklarımız

bunu AB’ye giriş hazırlığı olarak görse de benim şahsi kanaatim girmesek de bir kalite yönetimi’nin her alanda acilen ihtiyaç olduğudur. “Tedbirini al, Takdiri Allah’a bırak!” sözüne inat, büyük çoğunlumuz en önemli işerimizi bile Allah’a havale ediyoruz. Böyle bir toplumda kalitenin de standartlaşmanın da başarı sağlaması çok zor.   Şu da bir gerçek;  Türkiye’de bir çok iş yerinde çoktandır “Toplam Kalite Yönetimi El Kitabı” okutulmakta ve ona göre hareket edilmektedir. Son zamanlarda bir çok kurum ve kuruluşlarda önemsenecek derecede hareketlilik gözlenmekte ve yoğun çalışmalar yapılmaktadır.

            Bir an için, yasa ve yönetmelikler doğrultusunda her kurum ve kuruluşa hangi nedenlerden dolayı olursa olsun bir standart getirildiğini, Toplam Kalite Yönetimi doğrultusunda belirli standartlar da oluşturulduğunu düşünelim. Başarı ve gözle görülen bir kalitede yükselmesi ortaya çıkar mı? Benim şahsi kanaatim çıkmaz.

            Yasal zorunluluk olarak herkes polis gördüğünde emniyet kemerini taksa da, bunun gerekliliği bireye inandırılmadıktan sonra başarı uzun zaman alır. Getirilen yeniliklerin insana yönelik olduğu , canımızı da açıtsa bazı alışkanlıkların terk edilmesi gerektiği üzerinde bir seferberlik başlatılmalıdır. Her alanda eğitim seferberliği başlatılmalı, eğitimli insanların çoğalması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

            Eğitimli insanların çoğalması, kaliteyi artırır mı? Genelde artıracağı söylenilmektedir. Bugün “hortum” veya “hortumlama” gibi kelimeler akla geldiğinde kafamızın karıştığı da bir gerçektir. O zaman “eğitim” kelimesine yüklenen anlam üzerine düşünmek gerekir. Eğitimden maksat okuma- yazma ise herkes okur yazar. Eğitimden maksat diploma ise bunda da bir sıkıntı yoktur. Siz eğitimi mevki ve makamlardan tutun da fakir ve zengin olmakla da ilişkilendirebilirsiniz. Sözünü ettiğimiz kalitesizlik her noktada bir şekilde kendini göstere biliyor. Yeşil kartlı bir hastanın kullanmadığı halde bedava diye eve stok yaptığı ilaçla, çok tahsillimizin, ihtiyacı olmadığı halde hiçbir standart tanımadan para stok etmesini neyle izah edebiliriz?

            Bana göre Toplam Kalite Yönetimi bireyden başlamalıdır. Okuldan önce aileler çocuklarının önce gözlerini doyurarak kanaati ve şükrü aşılamalı, küçük şeylerle de mutluğun yaşanabileceğini göstermelidir. Hep almanın değil, vermenin de hazzını yaşatmalı, okullar bunu teşvik etmelidir. Paylaşmanın tadına vararak gönüllerde insanlık sevgisi oluşturmalı, insanların eksik yönleri tespit edilerek o yönleri doyurulmalıdır. Aksi takdirde tüm öğrenilenler eksik olan tarafa yönlendirilmektedir. Günümüzde bu durum genelde para ya da menfaate yönelik oluşmakta, bir çok kalitesizlik zaman zaman her ortamda görülmektedir. O halde bireyin maddi ve manevi eksik yönlerini mutlaka tamamlayarak eğitimin bu yönünü hesaba katarak, aile ve eğitimcilere büyük görevler düşmektedir.

            Aksi takdirde bırakın Avrupa Uyum Yasaları’nı Dünya Uyum Yasaları dahi toplam kalitede aranılan standartlara bizleri ulaştırmaya yetmeyecek, yetse de bizleri mutluluğa ulaştırmayacaktır.

            Buluşmak ümidiyle…

            Bekir AKKAYA /11 Mart 2005/KARADENİZ HABER POSTASI GAZETESİ

............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Kalitede Bireyin Rolü

Geçenlerde elime “Toplam Kalite Yönetimi El Kitabı”  adlı bir kitap geçti. Büyük sermayelerle kurulan şirketlerde üstten alta doğru tüm çalışanların nasıl bir yol izlemeleri ve nasıl başarılı olacakları özet olarak ortaya konulmuş. Kalitenin takım çalışması ile mümkün olabileceğine dikkat çekilerek  bireye büyük sorumluluklar verilmesi gerektiği belirtilmiş. Başarılı olanlara her tür ödüllendirme yapılması gerektiği vurgulanarak, kaliteden asıl maksadın çıtayı yükseltmek olduğu, sermayenin sürekli büyüme göstermesi gerektiği vurgulanarak başarının yön ve yöntemleri özetlenmiş.

            Ben kitabı okurken aklıma Avrupa Uyum yasaları geliverdi. Okuduğumuz haberlere göre sokağımızdaki bakkaldan tutun da, köydeki çiftçiye kadar bir dizi uygulamalar yakında kapımızda. Büyük ihtimal her önüne gelen bundan böyle istediği gibi bir standart uygulayamayacak. Çoklarımız

Kumru İlçesi'nden Bir Görünüm (2019)

Kumru İlçesi'nden Bir Görünüm (2019)
Fotoğraf : Bekir AKKAYA


............. © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............