Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

22 Nisan 2022

Sokaklara Çöp Dökme Kampanyasından Ödül Almıştım...

Duyarlı Kumrulular tarafından Dünyada eşi ve benzeri görülmeyen bir kampanya başlatıldı. Bizimde bir katkımız olsun diye bu kampanyayı koşulsuz ve şartsız destekliyoruz. Kampanya doğrultusunda günde en az beş kez evde birikmiş pislik poşetlerini ya Elekçi Deresine ya da gece kimsenin görmediği bir zamanda kaldırıma boşatmak suretiyle bu kampanyaya Kumru Haber olarak destek veriyoruz.

Kumruda bu kampanyaya içtenlikle katılım çok fazla zaten. Ancak kampanya komitesi gurbetteki Kumruluların da pisliklerinin kaldırımlarda yer alması için onlara da büyük bir fırsat tanıdı. Telefon ya da faksla üç beş kuruş vererek Kumru'da pislikseverlere bu işi yaptırabilirler. Yeter ki bilinçli bir şekilde kaldırımlara ve en temiz yerlere bu pislikler atılabilsin.

Kampanyanın amacı sokakları kirleterek dünyada bir ilki gerçekleştirmek. Ve Kumru'yu Dünyaya tanıtıp bitli turistleri Kumruya çekerek onlardan alınan paralarla krizleri atlatabilmek.

Kampanyaya katılım çok kolay ve pratik. Yine biz bazı bilgilerin verilmesinin kampanya açısından yararlı olduğunu düşünüyoruz.

Sistem şöyle çalışıyor;

Evde biriktirdiğiniz pislik poşetlerini itina ile dolduruyorsunuz. Sonra onları biraz kokutmaya bırakıyorsunuz. Uzmanlar pis kokuların sokaklarda pislikten de öte dikkat çektiğini söylüyorlar. Bu durumda çöplerin mutlaka kokuşmuş olması lazım.

Daha sonra bu pislik poşetlerini ikiye ayırıyorsunuz. Bildiğiniz gibi Kumruda Elekçi Deresine poşet atmak artık alışkanlıktan öte bir ibadet halini aldı. Bu durumda poşetlerin bir kısmını mutlaka Elekçi deresine atmanız gerekir.

Elekçi Deresine poşet atmanın usulünü anlatmanın gereği olmamasına rağmen biz yenilere faydalı olur düşüncesi ile tekrar edelim. Hani ne demişler "Ettekrarü Ahsen velevkane yüz seksen." Aynen öyle. Ayırdığınız poşetleri gecenin bir vaktinde ya balkona ya da pencerelere kadar taşıyorsunuz. Sonra dereye fırlatıyorsunuz. İşte burada da hata işlememeniz gerekir. Mutlaka atılan poşet ve boklar dereye düşünce ses çıkarmalı ve yankılanmalı. Bu son derece önemli. Çünkü ne kadar ses o kadar sevap. Az sese az sevap olduğu gibi az pisliğe de az sevap…Bunun akılda tutulması gerekir.

Sonra geri kalan poşetleri en temiz kaldırımlara çol çocuk taşıyıp Kumru'nun sokaklarını pisletme niyetiyle koymalısınız. Burada niyetiniz önemli. Niyetinizi bozmayın. Ve poşetlerinizi itina ile kaldırımlara koyun ve koymaya devam edin…Ortalığı boka bulayın.

Peki bu durumda Kumru Belediyesi kampanyanın neresinde? Uzmanlara göre tam içerisinde. Aldığımız duyumlara göre Kumru Belediyesi sokakta tenhalarda bulunan çöp kovalarını artık ormanlara ya da diğer belediyelere götürecekmiş. Hem bu yolla belediyeye gelir elde edilecek ve hem de bundan sonra lüzumsuz olan kovaların çirkin görünümleri ortadan kaldırılacak.

Ufacıktan alacağınız "nah" puanları da söyleyelim de günah işlemeyelim.

Merdiven ve ara sokaklara atılan pisliklerden 40 puan.

Ana Caddelere atılan pisliklerden 150 puan,

Elekçi Deresine Atılan pisliklerden 200 puan ve artı sevap…Sevabı kim mi verecek. Tabi ki vijdanız varsa o....

Köylerden getirilen pisliklerden poşet başına 50 puan yanında bir de sokaklara sıçma şansı verilecek.

Esnaflardan sokağı kirletenlere ve biriktirdikleri çöpleri sokağa ve kaldırımlara atanlara puan yanında "ESEMES" desteği yapılacaktır.

Atılan poşet içindeki pislikler sokak köpeklerince beğenilip dağıtılıyorsa bu poşetlerin sahipleri ayrıca ödüllendirilecektir.

Şöyle bir soru sorabilirsiniz.

Bu puanları kim veriyor ve nasıl değerlendirilecek.

Bir kere bunu sorma hak ve yetkiniz yok. Nasıl ki kampanya öncesi siz pislik severler sokakları kirletirken kimseye danışmadığınız gibi, bundan sonrada kampanyayı başlatan komiteye böyle bir soru sormak abesle iştigaldir. Ve soramazsınız.

Hem sonra elimizde çok sayıda birikmiş puanlarımız mevcuttur. Kriz öncesi önlemleri zaten aldık. Bu durumda sizlere adam gibi bu kampanyaya destek vererek sokaklara poşet taşıma düşüyor.

Böyle kampanyaların pek sorgulanması doğru da değildir. Çünkü sokak kirletmek akla uygun olmaya bilir ama işin uzmanlarının söylediklerine göre bir çok faydası ilerde görülecektir.

Hem siz kim oluyorsunuz ki itiraz ediyorsunuz. Ne denildiyse o.

Yani bugüne kadar sokaklara buldukları boku koyanlar yanlış mı yapıyorlardı ki. Elekçi Deresine atılan boklarda bir yarar olmasa kim balkonlardan oralara pislik atar.

Şimdi mi?

Siz gelin bu kampanyaya katılın. Hatta evlerinizde WC'leri de kapatın. En azından elektrik ve sudan tasarruf edin.

"Birlikten kuvvet doğar" bu sokaklara pislik bırakma tek tek olmaz. Bu işi birlikte yapalım. Biriken pisliklerde birlikte boğulalım.

Kumruya bu yakışır. Haydi Kumruyu kirletmeye…Haydi Kumru'yu temiz bırakmamaya…Bekir Akaya/2005 /KUMRU TV
.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Sokaklara Çöp Dökme Kampanyasından Ödül Almıştım...

Duyarlı Kumrulular tarafından Dünyada eşi ve benzeri görülmeyen bir kampanya başlatıldı. Bizimde bir katkımız olsun diye bu kampanyayı koşulsuz ve şartsız destekliyoruz. Kampanya doğrultusunda günde en az beş kez evde birikmiş pislik poşetlerini ya Elekçi Deresine ya da gece kimsenin görmediği bir zamanda kaldırıma boşatmak suretiyle bu kampanyaya Kumru Haber olarak destek veriyoruz.

Kumruda bu kampanyaya içtenlikle katılım çok fazla zaten. Ancak kampanya komitesi gurbetteki Kumruluların da

Yalaka ve Yağcılar Bu Yazıyı Okumasın!

Son iki aydır epey Kumru dışına çıktım. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere Konya’yı da içerisine alan bir çok şehri enine boyuna gezme imkânı buldum. Çorum ve ilçesi Osmancık’ı görünce bugüne kadar Kumru’da yaşamın ne kadar zor bir durum olduğunu anladım. Kocaeli ve Samsun da binlerce insanlarla aynı çadırda iftar açmak nasip oldu.

Şehir ve şehirde yaşama nedir sorusuna kesinlikle Kumru’da cevap bulamazsınız. Şehirde bulunan çok sesliliği de, insanların seçenek listesinde istediği yerde eğlenip dinlenme imkanlarını da Kumru’da bulmak çok zor. Cadde ve sokaklar hep aynı olduğu gibi, oturup konuştuklarınızda hep aynı yüz ve sözlerden ibarettir.

Büyük şehirler ne ise ilçelerinde de durum aynı.

Yalaka ve Yağcılar Bu Yazıyı Okumasın!

Son iki aydır epey Kumru dışına çıktım. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere Konya’yı da içerisine alan bir çok şehri enine boyuna gezme imkânı buldum. Çorum ve ilçesi Osmancık’ı görünce bugüne kadar Kumru’da yaşamın ne kadar zor bir durum olduğunu anladım. Kocaeli ve Samsun da binlerce insanlarla aynı çadırda iftar açmak nasip oldu.

Şehir ve şehirde yaşama nedir sorusuna kesinlikle Kumru’da cevap bulamazsınız. Şehirde bulunan çok sesliliği de, insanların

20 Nisan 2022

Fatsa Devlet Hastanesi Hatıralarından /Bekir AKKAYA

Yıl : 2004
Annemi Fatsa Devlet Hastanesine götürdüm ve muayene için sırada beklemekteyim. Günlerden pazartesi ve Fatsa’nın haftası. Bütün polikliniklerin önü ve koridorlar tıklım tıklım. Çok gittiğimiz Fatsa Devlet Hastanesi’nde bu kalabalığı zaten görmeyenimiz yoktur.

Yaşı ellinin üstünde ve tüm hastane personelinin hiç itiraz etmediği bir kişi koridorlarda dolaşıp doktorlar dahil bütün hastane personelini uyardığına şahit oldum. Onun dolaşması nedeniyle bazı olumsuz durumların yok
 olduğunu, sırada beklemeyi ihlal ederek ayrıcalık isteyenlerin bile sıraya girmek zorunda kaldıkları, bir hasta yakını olarak son derece beni memnun etti. Bir görevliye bu kişinin kim olduğunu sorunca bana “Başhekim Dr. Alaatin Arıkan” dedi. İşim bitince bu duyarlı insanla yakından görüşmek istedim.
Kendisi ile makamına giderek tanıştım ve Fatsa Devlet Hastanesi ile ilgili uzun bir söyleşi gerçekleştirdim. Sonunda da dedim ki “Bunlar filan gazetede yayımlanacak.” Pek inanmadı ama “tamam yayınlansın” dedi. Ve ilgili yazı gazetede yayımlanınca bayağı yankı yaptı… İşte ben Fatsa Devlet Hastanesi Başhekimi Alaatin Arıkan’la böyle tanıştım.

Fatsa Devlet Hastanesi Hatıralarından /Bekir AKKAYA

Yıl : 2004
Annemi Fatsa Devlet Hastanesine götürdüm ve muayene için sırada beklemekteyim. Günlerden pazartesi ve Fatsa’nın haftası. Bütün polikliniklerin önü ve koridorlar tıklım tıklım. Çok gittiğimiz Fatsa Devlet Hastanesi’nde bu kalabalığı zaten görmeyenimiz yoktur.

Yaşı ellinin üstünde ve tüm hastane personelinin hiç itiraz etmediği bir kişi koridorlarda dolaşıp doktorlar dahil bütün hastane personelini uyardığına şahit oldum. Onun dolaşması nedeniyle bazı olumsuz durumların yok

Kurulan Kütüphane Şimdi Ne Halde?

      AB Eğitim ve Gençlik Proğramları Tarafından desteklenen Karadeniz Eğitim Seferberliği Projesi kapsamında Karadeniz Kitap Sevdalılar Grubu’n da yer alan Kumrulu Gençler, Kumru – Fizme’de son derece modern bir kütüphane kurmak için bugünlerde yoğun bir çalışma içersine girmişlerdir.
            Kumru Haber ve Kumru.org sitesi olarak gençlerin bu faydalı çalışmalarını son derece faydalı buluyor ve destekliyoruz.
            Proje Yasal Temsilcisi Akif Ağırbaşlı’dan aldığımız bilgi bizleri son derece memnun etmiş, ve proje ötesinde yapılan çalışmanın çok faydalı ve desteklenmesi gerektiği kanaati oluşturmuştur.
            Kumru’ya kurulması düşünülen bu kütüphane için her birimizin basit gibi gördüğümüz ama çok önemli katkıları olabileceği kesindir.
            Hepimizin bildiği gibi internet ortamında bilgilere ulaşmak artık çok kolay. Böyle olmasına rağmen internet ortamında gazete ve kitap okumak ve bilgilenmek o kadar kolay bir durum değil. Yine de internette ansiklopedik bilgi bulmak ve almak hayli kolay bir durum.
            Kitap ise farklı bir dünya. Alışkanlıkların en güzelinin ben şahsen kitap okuma olarak düşünüyorum. Kitap okumayı alışkanlık haline getiren insanların günlük hayatlarında bir çok sıkıntı ve problemlerden kurtulabildiklerini hepimiz görmüşüzdür. Yalnızlık çekmezler, boş yere konuşmazlar, içten içe düşünerek stres ve sıkıntılara da girmezler. Yalnız kalan ya da yapacak bir şeyi olmayan insanların başka kötü ve süfli işlere bulaştıkları kesindir. Hani derler ya “ şeytanın işi olmayınca…”
            Kitap okuma alışkanlığı ise durduk yere kazanılan bir şey değildir. Aile ve çevre şartlarından tutun belli yaşlara kadar bu alışkanlık bilenler tarafından bilmeyenlere mutlaka kazandırılmalıdır. Bunun kazanıldığı dönem ise evden başlar ve ilköğretim dönemlerinde biter. Daha sonraki kazanımlar ne kadar zorlanılırsa zorlanılsın aslında o tadı vermez ve pek alışkanlık oluşmaz…
            Burada kitap okumanın faydalarını sayacak değiliz. Ancak kalem ve bilgi sahibi bulunduğu kişiyi her yer ve mekânda ayrıcalıklı kılar. Her türlü kazanımlardan çok fazla bir durumu olduğu kesindir. Hangi din ve meşrepten olunursa olunsun bu ayrıcalıklı durum sadece kitapla oluşur.
            Siz evde boş yere duran kitapları 0545 614 02 70 nolu telefonu arayarak Proje yasal temsilcisi Akif Ağırbaşlı’ya da ulaşmanız mümkün. Özellikle internet kullanıcılarının evlerinde okunmayan kitapları kesinlikle kurulacak bu kütüphaneye bağışlamaları çok iyi olacaktır. Ya damlarda ya da çuval içlerinde belki de atılmayı bekleyen bu kitapları bu gençlere bağışlarsak faydalı bir iş yapmış oluruz.
             Kitaptan söz etmişken 1976 yılında Bilim ve Teknik Dergisi’nden tuttuğum notları sizlerle paylaşmak istiyorum.
            Daha çok kitap okumayı alışkanlık haline getiren gençlere faydalı olacağını düşündüğüm notun başlığı “Bir Kitabı Okurken Yararlı Bir Şekilde İşaretlemek” başlığı taşıyor. Okuduğumuz kitaplardan en iyi faydalanma belki de aşağıdaki bilgileri alışkanlık haline getirme ile mümkün olacaktır. İşte ilgili notlar.
            1. Esas noktalarla, önemli ve kuvvetli deyişlerin altını çizmek.

            2. Önceden altı çizilmiş olan bir deyişin önemini belirtmek üzere sayfa kenarlarına dikey çizgiler çizmek.

            3. Kitaptaki en önemli on ya da 20 deyişi iyice belirtmek için sayfa kenarlarında, idareli bir şekilde çeşitli işaretler kullanmak.

            4. Yazarın tek bir görüşü geliştirirken ele aldığı noktaların sırasını belirtmek üzere sayfa kenarlarına rakamlar koymak.

            5. Yazarın, kitabın daha neresinde, işaretlenen nokta ile ilgili başka noktalar ele aldığını belirtmek, çok sayıda sayfalarla birbirlerinden ayrılmış olmalarına karşın yapıları bir kalan görüşleri bağlamak üzere sayfa kenarlarına öteki sayfaların numaralarını yazmak.

            6. Önemli sözlük ya da tümceleri çember içine almak.

            7. Okunan bölümün kafamızda yarattığı soruları, (belki cevaplarını da) kaydetmek. Karışık bir tartışmayı basit bir deyiş haline getirmek. Baştan sona kitaptaki belli başlı noktaların sırasını, belirtmek üzere sayfanın kenarlarına ya da alt ve üst kısımlarına notlar almak. (Mortımer j. ADler’den Naklen (Bilim Teknik, Sayfa : 84 Kasım -1974 ) *Bekir Akkaya’nın Not Defteri’nden…

Buluşmak ümidiyle…

Bekir AKKAYA/28.12.2009 /KUMRU HABERCİ GAZETESİ
.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Kurulan Kütüphane Şimdi Ne Halde?

      AB Eğitim ve Gençlik Proğramları Tarafından desteklenen Karadeniz Eğitim Seferberliği Projesi kapsamında Karadeniz Kitap Sevdalılar Grubu’n da yer alan Kumrulu Gençler, Kumru – Fizme’de son derece modern bir kütüphane kurmak için bugünlerde yoğun bir çalışma içersine girmişlerdir.
            Kumru Haber ve Kumru.org sitesi olarak gençlerin bu faydalı çalışmalarını son derece faydalı buluyor ve destekliyoruz.
            Proje Yasal Temsilcisi Akif Ağırbaşlı’dan aldığımız

İsparta'da Adalet Partisi Milletvekilinden Para da Almıştım /Bekir AKKAYA

         Birkaç gün önce Ünlü Rus Yazarı Tolstoy’un “İtiraflarım” adlı romanını okudum. 1828 yılında doğan Tolstoy "döneminde entel ve dantel olduğunu, her türlü üne kavuştuğunu şanı ve şöhreti ile bütün dünyada tanındığını, altı bin dönüm arazisi ile büyük bir zenginliğe kavuştuğunu" ifade ediyor.    
             Yazı ve çizileri ile çıkardığı gazete ve dergilerle "döneminde halkı eğittiğini kendisi ile bu görevi üstlenenlerin hiç birinin aslında en çok eğitilmeye ihtiyaçları bulunduğunu" itiraf ediyor.               
   Dünyaya “neden?” geldiğini ve ”nereye?” gittiğini sorgulayarak "cevap veremediğinden kafayı yediğini" itiraf ettikten sonra "bir çok kez bunalımlar sonucu kendini asmaya teşebbüs ettiğini" belirtiyor.                                                                                                                 "Uzun çabaların sonucu Hıristiyanlığı kabul ederek eksiklikleri ile birlikte ve papazları beğenmemesine rağmen kiliseden ayrılmayarak en azından bunalımdan kurtulduğunu" “İtiraflarım” kitabında açıkça belirtiyor.                                                                                                         Kitap enteresan bir kitap olup, özelliklede ulu orta başkalarına yol gösteren ve halkı eğitme gibi dertleri olup kendi kafa karışıklarını itiraf edemeyenleri tanıma noktasında ip uçları ile dolu. Kitabı bitirdiğimde hala kafası karışık olan Tolstoy için “keşke birazda İslam’ı inceleseydi diye düşündüm.”                                                                                                                           Ben aslında Tolstuy’u bu kadar uzun yazmayacak bazı özel kafa karışıklarımı burada itiraf edecektim. İşin doğrusu bu hafta okuduğum Mehmet Deniz’in “ Ölüm Son Değildir” kitabından sonra Tolstoy gibi kafam karışık değil. Dünyaya gelme amacımı ve ne için yaşadığımı ve nereye gittiğimi çok iyi biliyorum. Bu nedenlede yaptıklarım ya da yazdıklarım nedeniyle bana sataşanların aksine bu konuda hiçbir beklentimde kesinlikle yoktur. Tolstoy gibi meşhur olmasam da Kumru şartlarında epey ünlü sayılırım(!)                                                                                   İtiraflarımı yazacak olsam, önceki yıllarda yaptığım maskaralıklardan başlamam gerekir. Balıkesir – İzmir arası tren yolculuğunda bile, bir tanıdığım olsun diye çabalarımdan tutunda, ünlü diye nitelenen kişilere dokunmak için çektiğim eziyetler say say bitmez.  80 öncesi Üç kez Alparslan Türkeş’in, beş kez Necmettin Erbakan’ın, yedi kez Süleyman Demirel’in, 2 kez Bülent Ecevit’in elini öptüğümü söylesem hiç yalan konuşmuş olmam.                                                                     Sırf arkadaşlarıma öğünmek için İsparta’da 1977’de yılında AP’den bir millet vekiline yaptığım numaralarla aldığım parayı sizlere itiraf etsem faydası olur mu ki?                                                  İzmir’de masum rolü oynayarak 1978 yılında  adını vermek istemediğim bir beyefendinin evinde tam bir hafta kalarak, gündüzleri hastaneye gidiyorum diye fuarda gezinti yaptığımı ve akşam tekrar evine gittiğimi söylemek ş,mdilerde beni utandırıyor.                                         1980 öncesi tüm tüm partilerin seçim çalışmalarına katılarak Türkiye'nin yedi bölgesi bedava dolaştığımı ve yemek ve yatak ücretlerinin de partililerce ödendiğini söylesem bir çoklarınız inanamayacaktır.  1980 öncesi tüm partilerin yaptığı  mitinglerde onlarca kez yer alarak  otobüste en güzel koltuklara oturduğumu üye formları doldurulurken de iyi bir uykuya daldığımı itiraf etmenin sakıncası olur mu bilmiyorum?                                                                                Şimdi ise kafam son derece berrak. Geçmiş yıllarda  kaybettiklerim olsa da çok fazla kazançlıyım. Yaptıklarımdan ve maskaralıklarımdan pişmanlıkta duymuyorum. En azından şimdi yeni birileri ile arkadaş ve dost olayım diye bir derdim yok. Bu konuda elimde olanları bile zaman zaman eliyorum. O yıllardaki akıllı yatırımlar ve kazanımlar bugün çok işime yarıyor.                     Çok kızmıyor ve çok sorgulamıyorum. Benim şartlarrımda  yetişenler daha önce birbirlerini tanımamış olsalar da aynı deneyimleri fazlası ile yaşadıklarından birbirlerine söyledikleri bir kelime ile kan kardeş ve can kardeş olabiliyor. Bu durumda aynı mekanları ve aynı yaşantıları paylaşabiliyor. İşin doğası gerktiğinde üç günde kırk yıllıklar gibi dost olunabiliyor.                                                                                                                                                       Şimdi maskaralıklara ve o gülünç yaklaşımlara ben ihtiyaç duymuyorum. Ne var ki, dünkü benim yaptığım durumlar zaman zaman bizlere de yapılabiliyor. Kim ne yaparsa yapsın fıtrat ve karakterler uyuşmadığından kişiler kendilerini sevdiremiyor ya da zoraki ilişkiler kendini sevdirmiyor, kabul görmüyor.                                                                                                                              Bu konuda söylenecek çok şey var. Artık ben kuru kalabalıkları, ilkesiz davranışları, yalaka ve yalamaları, menfaat ilişkilerini, gönülden olmayan dostlukları, her gün yer değiştiren ilkesiz ve omurgasızları sevmiyorum. İnsan ne yaparsa yapsın samimi ve içten olsun. En kötü durum riyakarlık olsa gerek. İtiraflarımızda buluşmak ümidiyle.

             Bekir AKKAYA /29.12.2009 /KARADENİZ HABER POSTASI GAZETSİ

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............