Kumru İlçesi'nin İlk Kültür ve Haber Sitesi -İnternette İlk Yayın : 1999
30 Mayıs 2022
Guatır Suyu Sorusuna Cevabımızdır...
Guatır Suyu Sorusuna Cevabımızdır...
Top'name Fettöş / Şiir /Muhammet CENGİZ
ŞEYTANA KÜLLAHI TERSTEN GİYDİRDİ
SÖNSÜN! DİYE DİYE SÖNDÜ BACASI
BEDDUALAR EDİP HIRSTAN GİYDİRDİ
SURAT GÜLMEZ, AMMA GÜLEN DEDİLER
HERŞEYİ EN İYİ BİLEN DEDİLER
“SEVİYORUM, VAR MI ÜLEN” DEDİLER
VELİYE DERSHANE, KURSTAN GİYDİRDİ
DECCAL’IN KÜÇÜĞÜ SÜFYAN’I TANI
SOLLADI İBLİSİ, BÜYÜK ŞEYTANI
GÖRÜNCE UFUKTA YAĞLI KAYTANI
TAPUYU UZAYDAN MARS’TAN GİYDİRDİ
NE HAİNLİK ETTİ BU ASLI BOZUK
VERİLEN DEĞERE EMEĞE YAZIK
HALA ARKASINDA BİR ALAY TOZUK
KILIFI VAAZDAN DERSTEN GİYDİRDİ
KIRK YILDIR DEVLETİ UYUTMUŞ HAİN
GİZLİCE YAVŞAĞI BÜYÜTMÜŞ HAİN
ŞAKİRD’E RÜYAYI DAYATMIŞ HAİN
SAİD NURSİ DEYİP, NURS’TAN GİYDİRDİ
HEM YOLDAN SAPTIRDI HEM KENDİ SAPTI
PAPA BOŞUNA MI KARDİNAL YAPTI?
HİMMET DİYE DİYE KAZIĞI ÇAKTI
EDİRNEDEN SOKTU KARS'TAN GİYDİRDİ
GÖRMEKTEN USANDIK BIKTIK BAYDIRDI
HAYIR HASENATTAN HALKI CAYDIRDI
RABBİM ACIDI DA ERKEN AYDIRDI
FAKİRE HİMMETTEN BURSTAN GİYDİRDİ
GAYBİ DER, TUTUŞTU PAÇASI BUNUN
DÖNMEYE YEMEDİ MAÇASI BUNUN
EMİR VERDİ SİYON LOCASI BUNUN
İSRAİL, İRAN'LA FARS’TAN GİYDİRDİ
14 HAZİRAN 2017
MUHAMMET CENGİZ
https://www.facebook.com/muhammed.cengiz.526
****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-
Top'name Fettöş / Şiir /Muhammet CENGİZ
ŞEYTANA KÜLLAHI TERSTEN GİYDİRDİ
SÖNSÜN! DİYE DİYE SÖNDÜ BACASI
BEDDUALAR EDİP HIRSTAN GİYDİRDİ
SURAT GÜLMEZ, AMMA GÜLEN DEDİLER
HERŞEYİ EN İYİ BİLEN DEDİLER
“SEVİYORUM, VAR MI ÜLEN” DEDİLER
VELİYE DERSHANE, KURSTAN GİYDİRDİ
DECCAL’IN KÜÇÜĞÜ SÜFYAN’I TANI
SOLLADI İBLİSİ, BÜYÜK ŞEYTANI
GÖRÜNCE UFUKTA YAĞLI KAYTANI
TAPUYU UZAYDAN MARS’TAN GİYDİRDİ
NE HAİNLİK ETTİ BU ASLI BOZUK
VERİLEN DEĞERE EMEĞE YAZIK
HALA ARKASINDA BİR ALAY TOZUK
KILIFI VAAZDAN DERSTEN GİYDİRDİ
İsmet Erçal ve Kumru /Bekir AKKAYA
Dizleri üstünde yaşamaktansa, ayakları üstünde ölmek yeğdir.*****Emiliano Zapata
Doğum ve ölüm. Yaratılan tüm varlıklar için değişmeyen bir kanun. Canlılık dediğimiz yaşamada bu ikisinin arasında geçen süredir. Ruhların "evet Rabbimizsin" dediği ilk yaratılma hadisesinden kıyamete kadar geçen süre ise inanç boyutundaki bir zaman dilimidir. Zaman ise sırlarla dolu bir kavram olup, yaşama süresi ise kişinin inancına göre farklı bir anlam kazanmaktadır. Mesela "atmış yaşında vefat etti" cümlesi bizim takvimlerimizle ve de bizde oluşan zaman dilimi ile çok sınırlı kalmaktadır. Oysa ahiret inancı olan biri için ölümle hayat sınırlı olmayıp, doğumla da
başlamış değildir. Bir şeyin varlığı ise kimsenin inanmaması ile de yok olması mümkün değildir.
RUH VE BEDEN İLİŞKİSİ
Ruhla bedenin bir arada oluşu doğumla başlamaktadır. Ruh ise çok önceden yaratılmıştır. Bedenle ruhun bir araya gelişi ile doğum ve ruhla bedenin ayrılışı ile ölüm hadisesi gerçekleşmektedir. Bedene bizim algıladığımız türden canlılık veren ruh olduğu gün gibi aşikardır. Ve insanoğlu ahirette de bedenle ruhun bir arada olduğu dönemden hesaba çekilecektir. Zerre kadar hayır ve şerden...
ÖMÜR YILLA DEĞİL, VERİMLİLİKLE ÖLÇÜLMELİDİR
Dünya hayatında hangi türden zaman dilimi söz konusu olursa olsun yapılanlar ve yaşanılanlar çok önemlidir. Bu zaman diliminde birey olarak insanlar diğer canlılar gibi yaşar ve ölürler. Ancak diğer canlılardan insanın en önemli özelliği dünya hayatındaki doğum ile ölüm arasındaki süreyi nasıl yaşadıkları ile anlam kazanır. Sade bir dille kimi insanlar yaşarlar diğer canlılar gibi sadece kendileri için, hatta diğer canlılar fayda noktasında insandan çok önde bir durumdadır. Kimi insanlar da var oldukları zaman diliminde hem kendilerine ve hem de çevresine yararlı oldukları gibi, yaptıkları ile öldükten sonra da yararlarını sürdürürler. Bu noktada bir ampulü veya bir bilgisayarın yapımında en ufak emeği geçenleri örnek olarak gösterebiliriz. Kendileri öldükleri halde yararlılıkları dünya var oldukça devam eder. Verimsiz ve hep tüketen toplumlarla ne gelişme ne de ilerleme mümkün değildir. Toplumda her zaman diliminde bu tür insanlar olmasa belki de dünyanın sonu demektir. Kıyamete kadar bu süreç devam edecek, ahirette de bu tür insanlar mükafatlandırılacaktır. Asıl olan tüketici değil, üretici olmaktır. Önemli olan almak değil vermektir. Vermeye niyet edenin hep karlı çıktığı da bir gerçektir. Genelde cimrilik yoksulluğu da beraberinde getirir. Yani "az tamah eden çok zarar görür. " Ve dünyada da ve öldükten sonra da canlı olanlar ve gerçek manada yaşayanlar başkalarına faydalı olan insanlar olacaktır. Kısacası verimli olmak bu dünya içinde ahret için de yaşamanın ve var olmanın birinci derecede şartıdır. Hiç unutulmamalıdır ki " yapamadıklarımızdan değil, yapma gücümüz olduğu halde yapmadıklarımızdan sorgulanacağız. "
ÜRETENLERLE TÜKETENLERİN FARKI YA DA KENDİ DURUMUMUZ
Her insan her şeyi yapmakla mükellef değildir. Zaten her şey de herkes için değildir. Önemli olan insanın gücü yettiği şeyi yapmasıdır. Bu noktada yapılanın küçük veya büyük diye tarifi söz konusu olamaz. Önemli olan gücü yettiği kadar yapma becerisidir. Elinde çok imkanlar ve güçler olduğu halde hiç bir şey yapmayanlardır asıl irdelenmesi gerekenler. İşin en gülünç noktası ise bu noktada bulunanlar sorumluluklarını eleştiri yaparak ve yüksek ses çıkartarak gizlemeye çalışırlar. Üstelik hiç bir şey yapmadıkları halde bir şey yapma çabası içersinde olanları küçümseme gibi basit hesaplar içersinde olanlar için o kadar söz söylenmiş ki, biz burada hiç birini ifade etmeyeceğiz.
Bana göre sözünden nefret etsem de yine de bu cümleyi burada söz konusu etmiş olayım. Ben diyorum ki, ibadetlerin asıl gayesi nefse hakim olarak kin, garez, hasetten insanları alı koymaktır. Haset ve çekememe her kötülüğün başı gibime geliyor. Neticede yok olma pahasına eleştiri ve alı koymaların temelinde haset mevcuttur. Oysa ki gücü yettiği halde hiç bir şey yapmayanların ya da yan gelip keyif çatanların hiç bir şey deme hakları olamaz. Bu olsa olsa çekememenin bir göstergesidir.
Peki bu tür olumsuz yaklaşımlar oluyor diye bir şey yapmamak olur mu? Olmaz... Olmadığı içindir bizim bu yazdıklarımız ve çizdiklerimiz. Niyetlerimizin hak katında kabul olacağına inanıyoruz. Yani daha doğrusu boşuna kürek çekmiyoruz...Kim ne fayda sağlıyorsa bu noktadadır.
ASIL OLAN GEÇİM DIŞI YADA GÖNÜLLÜ VE FAHRİ İŞLERDİR
Bir konuya dikkat çekmekte fayda var. Çok kez insanların bulundukları yerlerde çalışmaları ile hizmet yaptığına inanılır. Ben öyle düşünmüyorum. Bir kimse kendi geçimi için bir yerde çalışıyorsa bu tür çalışmalar hangi yerde olursa olsun kendisi içindir. Şöyle de diye biliriz. Bir insan çalıştığı yerden ayrıldığı an ya da işi bıraktığı an, oralara birileri talipse bu kendisi için çalışılan bir iştir. Ve kimse de bu yaptıklarından dolayı ben şöyle insanlar için şu kadar emek verdim ya da veriyorum diyemez. Olması gereken "bu işin dışında fahri olarak yapmakla zorunlu olmadığı işlerdir." Zorunlu olarak yapılan işler bizim açımızdan her ne kadar anlamı olsa da bir önemi yoktur. Zaten o zorunlu iş yapılmasa ya kişi orada olamaz, orada onun için vardır. Ya da yapmakla mükellef olduğu şeyi yapmamaktan ceza almakla karşı karşıyadır. Hele de işten atılma riski ve işin doğrusu aç kalma durumu söz konusudur. Biz yana yakıla işlerini sağlama alarak yan gelip çalım satanları hiç hesaba katmıyoruz...
İşim nedeniyle 1987 yılından bu yana Kumru'da çalışıyorum. Bugüne kadar zorunlu işim nedeniyle çalışmalarımı kimse Kumru'ya hizmet olarak algılamasın. Yani zorunlu işimi yapıyorum. Ve geçimimi bu yolla temin ediyorum. Ama şu yazı çizi işini bu yapmakla mükellef olduğum işimin dışında yaptığım işlerdir. İşte ben bu yolla Kumru'ya hizmet ettiğime inanıyorum. Eğer sizlerinde asıl zorunlu olduğunuz işler dışında bir şeyler yapıyorsanız gerçekten bulunduğunuz yerlere hizmet ediyorsunuz demektir. Yoksa benim açımdan kendinizden başka hiçte bir hizmetiniz yok anlamı taşımaktadır.
DÖNEMLERİNDE KUMRU SEVDALILARI YA DA ERÇALLAR
Kumru 1960 yılında ilçe olmuş. O günlerde bugünlere çok şeyler yapılmış. Benim tanımladığım türden insanlar olmasa bu durumun oluşması mümkün değildi. Bugün de işinin dışında Kumru için çapa sarf edenler çok fazla. Her alanda bunları görmek mümkündür. Maddi ve manevi olarak Kumru'yu Kumru yapan bir çok bilinen ve bilinmeyen değerli insan söz konusu. Bulundukları şartları zorlayarak Kumru'ya ve Kumru insanına en ufak bir hizmet yapanları candan tebrik ediyor, ahirete intikal edenlere Allah rahmet etsin derken yaşayanlara da Allah uzun ömür versin diyoruz.
Yaptığım araştırmalardan şunu söyleye bilirim. Kumru'da yetişmiş çok değerli insanlar mevcut. Yurdun dört yanında hizmet ediyorlar. Ufak tefek Kumru dışında bazı Kumrulular kendilerini Kumrulu olarak tanımlamasalar da bunlar çok azınlıkta. Yine Kumrulu bir çok iş adamımız mevcut. Kumru içinde ve dışında sayısız başarılara imza atıyorlar. Bunları takdir etmemek mümkün değil. Ancak benim şahit olduğum bir durum var ki, Kumru'da Erçallar bugün bir öncü. Hayırda ve başarıda bir öncü. Kültürde ve sanatta bir öncü. Kumru'da hangi tür çalışma ve hayırlı bir iş olursa Erçallar mutlaka orada. Başarılı bir aile şirketi olarak mutlaka incelenmesi gereken ve araştırılması gereken bir şirket. Bu tür başarılar nerede olursa olsun incelenip araştırılması gerekir. Başarının temelinde ne var? İşin sırrı bize kapalı. Ama ben şahsen bu şirketin başarısını merak ediyorum. Ediyorum bu aile birbirlerine kenetlenmiş ve uyum içersinde alanlarında bir çok başarılara imza atıyorlar...Bu tür iş adamlarımız mutlaka vardır. Benim kanaatim bu tür iş adamlarımızı ve çalışanları örneklik açısından alkışlamak gerekir...
BEN BÖYLE GÖRÜYORUM YA DA NEDEN İSMET ERÇAL?
Hep söyledim şunu yine tekrar etmekte fayda var. Ben şahsen kişilerin geçim noktasından hareketle yaptıkları işi zorunluluk olarak gören biriyim. Ve bu türden ben şu kadar hizmet ediyorum ya da ettim sözü her ne kadar doğru olsa da, asıl olan hizmet, zorunlu işin dışında yapılan hizmettir. Yani daha da net olarak şöyle de demek mümkündür. Eğer sizin yaptığınız işi bir başkaları aynı şartlarla yapmak gibi bir durum söz konusu ise kimse ben hizmet ediyorum sözünü söylemesi mümkün değildir. Ancak sizin yaptığınız her ne ise bir başkaları tarafından yapılmıyor ya da sizin yaptıklarınız kendinizden çok başkalarının işine yarıyor ise işte hizmet etmekte budur. Ve bu tür işlerin taliplisi yoktur. Ve bu işlerde hayır için ya da hak için yapılan işlerdir. Bu yazıda bu açıdan bakılarak yazılmış bir yazı olup, özellikle de İsmet Erçal'ın bireysel yaptıklarını ve Kumru insanına yansımaları ele alınacaktır. Bu durumda benim bu yaptığım da aynı kapıya çıkmakta olup, yapılmayanı ya da yazılmayanı, ya da parayla talip olunanı sadece Kumru açısından asıl işinin dışında faydalı olur düşüncesiyle örneklik teşkil etmesi bakımından kaleme almak olacaktır. İşte bu noktada neden İsmet sözüne? Kardeşim bunu yazan ve değerlendiren ben isem bende oluşan kanaat budur. Başkalarında bir başka kanaat söz konusu ise bu kanaate benimde saygı göstermem gerekir. Ve isteyen bulundukları yerlerden gördüklerini ve duyduklarını tanımlama hakkına sahiptir.
Bana göre Erçalları ve Erçalların Kumru'ya yaptıkları hizmetleri yazmak zor. Daha doğrusu Kumruya hizmeti dokunanları keşke yazmak mümkün olsa. Herkes bilir ki bu işler zor işlerdir. Araştırmak, incelemek ister. Faydalı insanları kaleme almak son derece önemli. Her alanda başarılara imza atan Kumruluları yazmak gelecek nesle de ışık tutar. Gerçek manada iş yapanlarla yapmayanları ayırmak gerekir. Ve bu tür değerleri vefatlarından önce yazmak gerekir. Bu duygu ve düşüncelerle Kumru'da yaşayan biri olarak işinin dışında Kumru'da bir öncü olan İsmet Erçalı ve yaptıklarını sizlerle paylaşmak ve takdirlerinize bırakmak istiyorum.
İSMET ERÇAL'LA TANIŞMA
1987 yılında Kumru'ya geldiğimde tanıştıklarımdan birisi de İsmet Erçal oldu. Belki de bu tanışma ilgi alanlarımızın çakışmasından kaynaklandı. Hani derler ya "derviş dervişi tekkede" diye...Benim görevimi yapanlar bilirler. Bizim görevde bulunduğunuz yerde çevre incelemesi yapmanız zorunluluktur. Kumrulu biri olarak bu zorunlu olan ödevi ben daha geniş bir alan olan Kumru ve çevresine yönelttiğimde karşıma İsmet Erçal çıktı. Boş zamanlarımda Kumru ve köylerini dolaşmaya bilgi ve belge toplamaya koyuldum. Birazcıkta yazı çizi heveslisi olan ben yaptığım çalışmaları desteklemek maksadı ile yüzlerce fotoğraf çektim. Kumru'da ne bulursak fotoğrafladım.
TARİHİ HAZİNELER ŞEHRİ KUMRU
Ben bu çalışmaları yaparken İsmet Erçal Kumru'da bir şeyin altını özellikle çiziyordu. Diyordu ki İsmet Erçal " Kumru Tarihi bir ilçe. Yüzlerce ton tarihi hazine ve altın barındırıyor. Sadece Kuş Kayası civarında 100 bin ton altın bulunmaktadır" diyordu. İddialarını ispat etmek için görsel ve yazılı medyayı sık sık Kumru'ya davet ediyordu. Duyarlı medya bu konuyu İsmet Erçal'ın diliyle sık sık haber yapıyordu. 1997 yılında başladığım ve beş yıl yazdığım Ordu Haber Gazetesi'nde bu konuda sayısız haber yaptım. Sayısız köşe yazısı yazdım.
Yapılan Haberler ve yazılan yazılar Ordu Müze Müdürü'nün dikkatini çekmiş olacak ki, bir ekiple birlikte Kumrunun bazı mıntıkaları benimle birlikte gezildi ve incelendi. İlk etapta gezilen yerler Karaağaç Köyünde bulunan Kaya Mezarı civarı, Küşnefak Kayası civarı, Fizme Beldesi civarı ve Kuşkaya civarı. Müze Müdürü'nün incelemelerden elde ettiği sonuç : İsmet Erçal'ın söylemleri doğrudur. Derhal Kumru ve civarı uzman bir ekiple incelenmelidir. Nihayet 2000 yılında Kültür Bakanlığının görevlendirdiği ve Prof. Dr. Mehmet Özsait'in başkanlığında benimde bulunduğum kalabalık bir ekip 10 gün Kumruyu adım adım inceleyerek yüzey araştırmalarının sonucu basına aktarıldığı gibi ilerde bir kaynak oluşturulacak bilgi ve belgeler Kültür Bakanlığı tarafından bastırılarak araştırma sonuçları resmi kayıt altına alındı ve yayınlandı.
EFSANELER ŞEHRİ KUMRU VE GÜÇ TAŞI
Kumru'da efsane deyince İsmet Erçal'ın akla gelmemesi mümkün değil. Kumru ile ilgili çok sayıda efsane bilen İsmet Erçal iki efsaneyi gündemden hiç düşürmedi. Biri Kuşkayası'nda bulunan ay ve yıldız görüntüsü ve burada bulunan tonlarca altın. Hele de Küşnefak Kayası ile Kuşkayası arasındaki ilişkili efsane mutlaka İsmet Erçal tarafından dinlenilmeli. Bir de Kumru'da tanıtım noktasında medyanın "Güç Taşı"na odaklanmasına vesile olan ismet Erçal defalarca bütün TV kanallarında bu güç taşı gündemden hiç inmedi. Ve her vesile ile gündeme gelmekte yurt dışından ve içinden sayısız insan Düz Obaya giderek bu taşa oturmayı sürdürmektedir. Hele de Ericekte Dedeler Güreşinin fikir babası İsmet Erçal, 70 yaşın üstündeki Kumrulu dedeleri güç taşına oturtarak Erecekte güreştirmesi Kumru'nun tanıtımında en büyük katkıyı yaptı.
ERECEK YAYLASI VE İSMET ERÇAL
Erecek Yayla şenliklerinin fikir babası olan İsmet Erçal, her yıl yaptığı birbirinden ilginç yarışmalarla tüm Türkiye'nin dikkatinin Kumru'ya çekilmesine neden oldu. Düne kadar Kumru'yu hiç duymayanlar bu tür etkinliklerle Kumru'yu çok yakından tanıdı. Önce dedeler güreşi, sonra nineler güzellik yarışması ve bu yıl ise Hanım Ağalık yarışmaları ile tüm medyayı bu yarışmalara odaklandırdı. Bir çok il ve ilçe tanıtımı için milyarlarca lira harcarken İsmet Erçal düşüncelerini hayata geçirerek Kumru'ya eşi görülmeyen katkılarda bulunmaya devam etmektedir.
KUMRU UYGUR EVİ YA DA KUMRU MÜZESİ
Kumru'da yapılan her türlü hizmete özellikle maddi katkısını esirgemeyen Erçallar'ın tamamı İsmet Erçal'a her konuda destek vermektedir. Bu yüzden olacak İsmet Erçal hiç boş durmamakta ve Kumru için yaptıkları hizmetini aralıksız sürdürmektedir. Bazen Kumru'da taşların gizemlerini araştıran İsmet Erçal, bulduklarını da korumakta ve Kumru'ya bir müze kazandırma yolunda hızla ilerlemektedir. Tarihi kalıntıların her türlüsünü bulundurma yetkisi bulunan İsmet Erçal kendisinin adını verdiği ve projesini kendisinin yaptığı "Uygur Evi" ile tekrar Kumru'yu Türkiye gündemine taşımıştır. Görünümü ile dikkatleri üstüne çeken binanın dış görünümü kadar iç durumu da Kumru'ya gelenlerin hayranlıklarına neden olmaktadır. Uygur evinin içersinde yüz yıllar önce Kumru'da kullanılan tüm mutfak eşyalarından tutun giyim kuşama kadar her türlü eşya sergilenmektedir. Zaman zaman sıra gecelerinin de yapıldığı Uygur Evi'inde Kumru kültür değerlerinin her çeşidini görmek mümkündür.
ERÇALLAR CAMİİ VE İMAM KÖŞKÜ
Yaptığı cami ve imam lojmanı ile Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren İsmet Erçal, Allah'ın doksan dokuz ismine atfen camiyi 99 günde bitirmiş ve hat sanatının her türlü güzelliğini cami içersinde, caminin minaresinde ve imam lojmanında kullanarak Kumru'ya muhteşem bir ibadethane kazandırmıştır. Caminin yapılışı ve özellikleri tüm medyada günlerce yazılmış ve çizilmiştir. Yazılmaya ve çizilmeye devam etmektedir.
BELEDİYE SARAYI GİRİŞİ
Uygur Evine uygun mimari özellikleri yaptığı her binada kullanan İsmet Erçal, Kumru Belediyesinin girişine yaptığı görünüm bugün dikkatlerden kaçmamakta ve Kumrulu insanların ve Kumruya gelen misafirlerin hayranlıklarına neden olmaktadır.
YAYLA ÇEŞMELERİ VE ERECEK GUATR SUYU
Kumru'da Erçallar yaptıkları ile bir öncü. Bizim göremediklerimiz ya da fabrika ya da başka iş yerlerinde yapılanlar bu yazının konusu değildir. Ya da görünmeyen hayır hizmetleri de bu yazının konusu değildir. Düz Oba Yaylası ya da Ericek Yaylasında bulunan bir çok çeşme Erçalların yapması ile hayat bulmuştur. İşin en kötü durumu ise yapılanları bile bozma gibi bir durum yüzünden parçalanan çeşmelerde bugün o yol boylarında gözükmektedir. Erecekte Guatra iyi gelen şifalı suya yaptıkları su pompası şifalı suyun her kes tarafından kolayca içilmesine neden olmuştur. Şifalı suya giden yol ve su pompasının bulunduğu çevre düzenlemesi Erçalların görünen bir hizmetidir.
ERECEKTE ÇAMUR BANYOSU
Günümüzde tanıtımın önemi tartışılamaz. Kumru'yu her vesile ile dünyaya duyuran İsmet Erçal Ericekte şifalı çamur banyosu ile günlerce medyada Kumru'yu gündeme taşımıştır. Görüntülü ve yazılı medyada yapılanlar defalarca gösterilerek çamur banyosu ile Kumru gündeme gelmiştir.
DÜZ OBALI TARZAN RIFKI
Van gölü Canavarından yola çıkılarak ulusal medyanın odak noktası haline gelen Tarzan Rıfkı yine İsmet Erçal'ın sanaryosudur. Sadettin Teksoy başta olmak üzere tüm ulusal basın Tarzan Rıfkının peşine düşmüş, sayısız TV ekibi ve gazeteci Kumru'da ve Kumru yaylalarında Tarzan Rıfkıyı aramıştır. Kumruluların yakından bildikleri Tarzan Rıfkıyı TV de izleyen Kumrulular bile bulundukları koltuklarında gülmekten kendilerini alamamış ve hayranlıkla görüntüleri izlemiştir.
FARKIN FARKI YA DA ŞİMAL-EV
Dikkat ederseniz biz bu yazıda geçen yıllarda belleklerde kalan İsmet Erçalın Kumruya yaptıklarından söz ediyoruz. Ve herkesin bildiği ve izlediği çalışmalardan söz ediyoruz. Yapılması zorunluluk olmadığı halde Kumru için yapılanlardan söz ediyoruz. Kim bu tür yaklaşımla bu tür hizmetlerin içersinde ise alkışlıyoruz...Bir çok Kumru dışındaki insanlardan duyduğum bir cümle " Keşke Ordu'nun diğer ilçelerinde de bir İsmet Erçal olsa!" Bir ara Gazeteci İlhan Tinci Kumru Şimal Ev'i açtı. Ve İsmet Erçal koskoca bir yeri her türlü kültürel etkinliğin yapıldığı alanı bu amaçla ücretsiz tahsis etti. Sonuçta bu yerden bir çok insan istifade etti ve yararlandı. Bugün her fırsatta aynı havayı teneffüs etmek isteyen sayısız insan mevcut. Belki bir gün aynı havayı Kumru'da birileri bize teneffüs ettirir...Mekan mı? İşte İsmet Erçal içimizde...
ŞAİR İSMET ERÇAL
İşinden hiç taviz vermeyen İsmet Erçal aynı zamanda bir kültür adamı. Aynı zamanda bir şair. Yazdığı şiir kitabını ve yüzlerle şiirini değişik proğramlarda bizzat kendisi seslendirerek şiir yazma kadar şiir okumayla da şiir severlere desteğini sürekli meddi ve manevi olarak sürdürmüş ve sürdürmeye devam etmektedir. Bir çok kültürel etkinliğe sponsor olarak destek vermiş, proğramlara iştirak etmiş, Erçallar ve İsmet Erçal istenilen her türlü katkıyı gerçekleştirmiştir.
ERÇALLAR KÜLTÜR SARAYI VE İSMET ERÇAL
Erçallar Aş'de yönetim Kurulu üyesi olan İsmet Erçal fabrikada başarılı işini sürdürürken Kumru kültürüne katkısı olan herkese yardımlarını sonuna kadar sürdürmüştür. Asli görevleri olduğu halde kültüre uzak duranlara inat Kumru'ya Erçallar Kültür Sarayını yaparak Kumru'ya muazzam bir eser kazandırmıştır. Sadece bir yılda Erçallar Kültür Sarayında atmışın üstünde etkinlik ve proğram düzenlenmiştir. Koltuk sayısı altıyüz olan Kültür Sarayında bir proğramı son derece konforlu ve rahat bir şekilde oturarak bin kişinin izleme imkanı bulunmaktadır. Eğitim ve kültüre yönelik tüm proğramlardan hiç bir ücret talep edilmemesi Erçalların Kumru'daki farkını gözler önüne sermektedir.
O BİR KÜLTÜR GÖNÜLLÜSÜ
Erçallar siyaset alanında da başarılı hizmetlerini sürdürmektedir. Siyaseti hizmet amacıyla yaptıklarını söyleyen İsmet Erçal bugün İl Encümen azası olarak Orduda Kültürden sorumlu olarak hizmetini sürdürmektedir. Yaptığı hizmetlerden dolayı sayısız ödüller alan İsmet Erçal Ordu Kültür Müdürü ile de dünden bugüne müdürler değişse de samimi ilişkileri devam etmekte, istikrarlı bir hizmet anlayışını devam ettirmektedir.
FINDIK MACUNU VE UÇAK GÖSTERİSİ
Tanıtım ve proje İsmet Erçal'ın işi. Fındıktan kuvvet macunu yaparak Kumruya gelen tüm misafirlere ikram etmesi, Samsun'da uçak kiralayarak sadece Kumru'yu değil Ordu'nun bir çok ilçelerinin uçaktan fotoğraflanması ve Ercekte uçak gösterileri ve kuvvet mecunu atarak sponsorluğunu yaptığı şenliği coşturması da onun fikri. Dedeler güreşi ve nineler güzellik yarışması ve ardından hanım ağa fikri. Proje ve projelerini gerçekleştirme. Sadece iş adamlığı değil Kumrunun tanıtımında bir sembol ve marka...
MUSTAFA SALUR VE GÜÇ TAŞI
Eğer Türkiye'de şu güç taşına oturmayan biri varsa hiç TV izlemiyor demektir. Tüm TV kanallarında sık sık gündeme gelen güç taşının efsaneleşmesini sağlayan İsmet Erçal'a bu desteği ve bu güç taşının arkasında bulunan bir durumu burada ilk kez benden duyun. Mustafa Salur. Mustafa Salur bundan bir kaç yıl önce vefat etmiş Kumrulu gizemli bir insan. Eğer nasip olursa büyük insan Mustafa Salurla yaptığım bir hafta süren konuşmayı sizlerle paylaşmak niyetindeyim. O zaman İsmet Erçal ve Mustafa Salur ilişkisini detaylı bir şekilde görme imkanımız olur. Bu konu ise çok önemli olmakla birlikte ayrıca yazılacaktır.
FINDIK SPOR VE İSMET ERÇAL
İsmet Erçal Kumru'da kurduğu Fındık Sporla tüm magazin basınını Kumruya taşıyan birsidir. Takım oluşmuş ve uzaktan atılan fındıklar ağızla yakalanarak yeni bir spor türü ülke gündemine özellikle de Karadeniz'de yeşermeye başlamıştır. Futbolda gol yemek kötü bir durumken burada ağzıyla fındığı yakalayan kaleci kendine kavrulmuş fındıklardan ziyafet çekmektedir. Hem fındık atan ve hem de fındık tutan takım karşılıklı olarak fındıktan enerji almış seyirciler ise doyumsuz gösteri izleyerek güzel anlar yaşamalarına neden olmuştur. Bu oyun Kumru'da özellikle fındığın bulunduğu alanlarda oynanmaya devam etmektedir.
O BİR TURİZM GÖNÜLLÜSÜ
Geçenlerde yaptığı bir tanıtım hizmetinin kimsenin aklından gitmesi mümkün değil. Büyük çoğunluğunun Ordu dışındaki üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Ordu Valiliği ve Ordu Kültür Müdürlüğünün organizesinde 500 Ordu Turizm elçilerini Kumru'nun tüm yaylalarını adım adım tanıtması ve onları ağırlaması başlı başına bir olaydır. Başka yerlerde olsa bu tür İş Adamlarının heykelini dikerler.
20 DAL SİGARA İÇEN ADAM
Kendisi hiç sigara içmeyen İsmet Erçal dünyada ilk kez 20 yanan sigarayı hem de yanan tarafını ağzının içersine sokarak defalarca içerek canlı proğramlara çıkmış, Kumruyu dünyaya tanıtmıştır. Tüm dünyada ayakta alkışlanmıştır.
KİRPİKLERLE YAZI YAZMA -KIZGIN DEMİRİ YALAMA
Kızgın demir parçasını dili ile yalaması ve göz kirpikleri ile tuttuğu kalemle yazı yazması insanları hayrete düşürmektedir. 30 yakın yaptığı gösterileri ile bütün Türkiye'de iz bırakan İsmet Erçal, asıl işinin dışındaki yaptıkları ile Kumru'da gönülleri çoktan feth etmiştir.
KUMRU SPOR VE İSMET ERÇAL
2005 yılında Kumru Spor Başkanlığı yapan İsmet Erçal Kumru Spora ve taraftarlara sezon boyunca sayısız heyecanlı anlar yaşattı. Kumru Spor sezon boyunca hiç yenilgi görmedi. Tüm takımı maddi ve manevi olarak yalnız bırakmadı.
NUHUN GEMİSİNDE OTEL
İsmet Erçal'ın Düşüncelerini ve projelerinin sınırını tahmin etmek mümkün değil. Erecekte beş yıldızlı bir otel düşüncesi yeni bir düşünce değil. Bir yıldan bu yana ise Ordu Boztepeye Nuhun Gemisi formatında otel projesi yazılıyor ve çiziliyor. Kumru Erecekte yapmayı düşündüğü otelin göğe bakan üst kısmını kendisinden dinlemek gerekir. Bunların gerçekleşmesi bugüne kadar yaptıklarını düşünürsek çok kolay bir durum. Ya da şu kayabaşından teleferik fikri ya da paraşüt taşımacılığı.
SON SÖZ VE TEŞEKKÜR
Bu yazıda İsmet Erçal'ın tüm yaptıklarını söz konusu etmemiz mümkün değildir. Bu yazı kısa olarak İsmet Erçal'ı ve Kumru'ya yaptıklarını kaleme almak amacıyla hazırlanmış olup kendilerine teşekkür amacıyla yapılanların takdirle karşılandığını göstermek ve bu tür insanların güzel anılmasına vesile olmak maksadı ile hazırlanmıştır. Kendilerine ve Erçal Aş'ye teşekkür ediyor, tüm insanların özellikle içlerindeki sese kulak vermelerinin gereğini vurguluyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum...Bekir Akkaya -02 Ağustos 2005-Kumru
YAZI VE YORUM : BEKİR AKKAYA
İsmet Erçal ve Kumru /Bekir AKKAYA
Dizleri üstünde yaşamaktansa, ayakları üstünde ölmek yeğdir.*****Emiliano Zapata
Doğum ve ölüm. Yaratılan tüm varlıklar için değişmeyen bir kanun. Canlılık dediğimiz yaşamada bu ikisinin arasında geçen süredir. Ruhların "evet Rabbimizsin" dediği ilk yaratılma hadisesinden kıyamete kadar geçen süre ise inanç boyutundaki bir zaman dilimidir. Zaman ise sırlarla dolu bir kavram olup, yaşama süresi ise kişinin inancına göre farklı bir anlam kazanmaktadır. Mesela "atmış yaşında vefat etti" cümlesi bizim takvimlerimizle ve de bizde oluşan zaman dilimi ile çok sınırlı kalmaktadır. Oysa ahiret inancı olan biri için ölümle hayat sınırlı olmayıp, doğumla da
YAZIMIZA "TARSİM"DEN AÇIKLAMA/BEKİR AKKAYA
Sitemizde şu anda yayında olan bu yazıda özetle " Birkaç yıldır sigortalattırdığım fındığımı bu yıl da sigortalattırdığımı ve bu yıl benim gibi fındığı yüksek kesimlerde olanların fındıklarının tamamen donduğunu ve hatta kökten kuruduğunu buna rağmen sigorta kapsamı içersinde olmadığını" vurgulamıştım.
Yine aynı yazıda "Poliçede Fındıkla ilgili sözleşme maddelerini virgülüne kadar dokunmadan yazarak, fındık üreticisinin lehine olmadığını vurgulamıştım."
Büyük ihtimal benim gibi fındığını sigortalattırıp ta mağdur olanlar bu poliçenin ilgili maddelerini daha sonra okumuştur. Özellikle de yazımda
gelecek yıllarda böyle bir fındığı sigortalatma durumu söz konusu olursa mutlaka poliçe maddelerinin ilgili bölümlerinin okunması gerektiği üzerinde durmuştum. Ve yazımın en sonunda da "Bundan böyle bu sözleşme maddeleri değişmedikçe "Fındık Sigortalatmasının" yalan olduğunu ve kesinlikle Fındığımı sigortalatmayacağımı söylemiştim.Yazımı aracı sigorta acentesi dikkate almamış olsa da "TARSİM" yetkilileri hem de Karadeniz Bölge Koordinatörü tarafından dikkate alınması bu konunun geçiştirilecek ve basit bir durum olmadığını göstermektedir. Anladığım kadarıyla ortada fındık üreticisini bizzat ilgilendiren önemli bir mevzuat eksikliği bulunmaktadır. Bu durum bizzat TARSİM'in en en üst birimlerinden Karadeniz Bölge Koordinatörü Sayın Bülent Yaşaroğlu tarafından da ifade edilmiştir.
Karadeniz Bölge Koordinatörü Sayın Bülent Yaşaroğlu ile uzun bir telefon konuşmamız oldu. Şahsen bana bu konuda uzun ve çok yararlandığım bilgiler aktardı. Keşke bu açıklamaları ben fındığımı sigortalatmadan önce duymuş olsaydım.
Şunun bilinmesini arzu ederim. Ben yazımda kesinlikle bir kurum ve ya kuruluşu suçlamıyorum. Ben yazımda mevzuat doğrultusunda hazırlanan poliçedeki sözleşme metnine dikkat çekmiş ve aynı yazıda da "bu sözleşme şartları değişmedikçe fındığımı sigortalatmayacağımı" vurgulamıştım. Müdür Beyle görüşmemizden sonra da düşüncem hiç değişmedi ve hatta daha da kuvvetlendi.
Tarsim Karadeniz Bölge Müdürü Bülent Yaşaroğlu TARSİM'le ilgili geniş bilgi verdikten sonra 5363 Sayılı Tarım Sigortaları Kanunu ile ilgili bilgi de verdi. Daha doğrusu TARSİM Türkiye'de var olan tüm ürünleri bu kanuna bağlı kalarak sigorta yapmaktadır. Fındıkta sadece bunlardan birisidir ki Müdür Bey'in ifadesi ile bu da bir iki yıldan bu yana yapılmaktadır. Aracı kurum olan Sigorta Acenteleri burada sadece adı gibi aracıdır . Bana göre de hiçbir fonksiyonları yoktur.
Adını vermek istemediğim bir aracı kurum sigorta acente görevlisi ya da kendinin müdür olduğunu söyleyen biri bana telefonda " Sigortayı bize niye yaptırmadınız, biz sizin verdiğiniz paraların tamamını geri iade ederdik." Dedi. Oysa sigorta ettirme karşılığında verilen paranın iadesi çözüm değil. Denilen durum doğru olsa da bir anlam ifade etmez. Çünkü, mal sigortalanmışsa afet sonunda da malın tamamı karşı tarafa ödenir. Burada durum verilen paranın alınması değil, kuruyan ya da donan fındığın ya da çıkacak fındığın para olarak karşılanmasıdır. Burada fındık donmuştur ve bu bahçe kaça sigorta yaptırılmıştır. Paranın iadesi demek, fındığın hiç sigortalanmaması demektir ki, bu da yalandan yere fındık üreticisini kesinlikle kandırmaktır. İyi düşünüldüğünde büyük ihtimal bu durum bile kesinlikle mevzuata uygun değildir. Hatta biri bu durumu yargıya taşısa "TARSİM" burada suçlu çıkar. Eksper aracılığı ile ürünün donduğu ve bu amaçla yatırılan paranın iadesi üreticinin mağduriyetinin belgesidir. Yani zarar var ki bu durum oluşmuş, çıkmaz sokak olduğu için de çiftçi lehine böyle bir yol güya bulunmuştur.
Bu durumu yetkililer zaten büyük ihtimal düşünmüşlerdir. Zamanım olsa emin olun ben bunu yargıya taşırım. Çünkü burada TARSİM" in de kabul ettiği bir mevzuat boşluğu vardır.
Tarsim Karadeniz Bölge Müdürü Bülent Yaşaroğlu 5363 sayılı Tarım Sigortalar Kanununun üzerinde epey durdu. Ben şahsen kanunu hiç incelemedim. Müdür Bey Türkiye'de yetişen tüm ürünlerin bir fenolojik bir dönemi olduğunu, her ürünün bir ekolojik dönemi bulunduğunu ve o dönemde sigorta yaptırılması gerektiğini ve özellikle de bu dönemin dışında kalan zamanların sigorta kapsamı içersinde bulunmadığını söyledi.
Müdür Beyden telefon konuşmasında aldığım bilgiye göre Fındık için bu dönen 1 Ocak ile 10 Mart arası,
Bu durum her ürün için ayrı imiş. Pancar, muz, zeytin, patates, belki çay ya da bir başka ürün. Tarsim Karadeniz Bölge Müdürü Bülent Yaşaroğlu özellikle şunu vurguladı " Sigorta yapılan şey üründür. Ve bir süresi vardır." Bu cümleyi epey konuştuk.
Müdür Beyin söyledikleri mevzuat açısından doğru. Zaten benim de üretici olarak ne Tarsime ne de Sigorta Şirketlerine bir itirazım yok. Onlar ellerindeki mevzuatı uygulamak zorundalar.
Fındık yapan herkes şunu biliyor. Bu mevzuat bu şekliyle fındık üreticisinin don olayındaki mağduriyetini giderememiştir.
Ben şahsen fındığın kısa bir zaman dilimi için sigortalandığını bilmiyordum. Büyük ihtimal kimse de bilmez. Ben öyle bir sigorta istiyorum ki, tüm bahçeyi her türlü afete karşı sigortalatmak istiyorum.
Dalın ucunda çiçeği ve çiçeğin açtığı an denilen sigorta etme durumu benim anladığım fındığı sigorta etme olmuyor. Şimdiki durumda budur. 50 yıldır olmayacak bir afetin olmayacağı üzerine mevzuat yapılamaz. Yapılan mevzuat tüm ihtimalleri göz önünde bulundurma zorunluluğu vardır. Bizim durumumuz bugün için böyledir.
Belki de yetkililer fındığı bir türlü bir yere koyamıyorlar. Çocukluğumdan hatırlıyorum. Bir ara fındık Dağ ürünü olmuş çıkmıştır. Bugün bile fındık en çok bu yönü ile tartışılmaktadır. Yani fındık henüz bana göre dağ adamının ürünü olmaktan kurtulamamıştır. Fındık şehirleşememiştir. Belki de bu Karadeniz'in çoğrafik bir talihidir.
Kesinlikle fındığın ucu değil tamamı ocaklar da dahil sigorta kapsamı içersine sokulmalıdır.
Aklımda kaldığı kadarıyla Tarsim Karadeniz Bölge Müdürü Bülent Yaşaroğlu'yla konuştuklarımı ve öğrendiklerimi sizinle paylaşayım.
Yaptığınız sigorta fındık bahçesi ya da fındık ocağı değil, fındık ürünü sigortasıdır. Bu da 5363 Sayılı kanuna göre yapılmaktadır.
Her ürün için bir başlama noktası vardır. Kesinlikle tüm yılı kapsamaz. Fındık için 1 Ocak ile 10 Mart arasıdır.
Telefonda şunu anlayamadım.
Fındık için 1 Ocak ile 10 Mart arası olduğunu söylemişti. Ben ise 12 Şubatta fındığımı sigorta yaptırmıştım. Bizim fındıklar Ocak ayında donmuş. Ben dondan sonra sigorta yaptırdığımdan sigorta kapsamı içersinde olamamışım. Ben böyle anladım.
Madem böyle ise sigorta yetkilisi beni sigorta yaptırma isteğimi geri çevirmesi gerekmez miydi?
Ben şöyle bir soru sordum.
Bazı fındık sahipleri yatırdıkları paraları don ya da başka hasar diyerek geri almışlar ve hatta bahçeleri sigorta kapsamı içersine bile alınmış dedim.
Tarsim Karadeniz Bölge Müdürü Bülent Yaşaroğlu " Tarsim'in kar amaçlı bir kuruluş olmadığını, kesinlikle haksız bir uygulama yapılamayacağını, ancak birbirine sınır olan iki tarlanın birinin dolu ve benzeri durumla hasar gördüğü halde diğer bahçelerinin hasar görmediğini özellikle de vurguladı. Ellerinde bu konuda çok sayıda fotoğraf bulunduğunu ifade etti.
Fındığın daha geniş bir şekilde sigortalanmasının imkanı olamaz mı dediğimiz de,
Mevzuata göre şimdilik bunun mümkün olmadığını ancak bazı süs bitkilerinin bu şekilde sigortalandığını, bazı konularda çalışma yapıldığını ileriki günlerde bunların mevzuat değişikliğine gidilerek olabileceğini vurguladı.
TARSİMLE İLGİLİ İSE Tarsim Karadeniz Bölge Müdürü Bülent Yaşaroğlu şu bilgileri verdi.
"Tarsim" bölgemizde yeni. Fındıkla ilgili çalışmalarımız hızla devam ediyor. Sistemimiz bölgede henüz yeni, koordinatörlük iki yıl önce kuruldu. Hiç personeli olmayan birimimizde bugün 100'e yakın eksperimiz var. Gece gündüz çalışıyoruz. Tarım İlçe Müdürlükleri ile birlikte hazırladığımız rapor Tarım Bakanlığına gönderildi. Henüz cevap gelmedi. Fındık için kuraklık dahil bugün olan donma gibi durumlar da sigorta kapsamı içersine alınacaktır. Çalışmalarımız hızla devam ediyor.
Telefonunun 24 saat açık olduğunu söyleyen Karadeniz Bölge Koordinatörü Bülent Yaşaroğlu (mahsuru olur düşüncesi ile telefonu burada yazmadık. Kendileri yazılmasında mahzur yoktur derse yazarız) samimi bir şekilde bulunduğu makamın ağırlığı doğrultusunda bütün sorularımızı cevaplandırdı. Yazdıklarımızın önemli olduğunu ve kesinlikle dikkate alındığını ifade etti. Ancak bizim buralarda kullanılan bazı kelimelerin yazı da kullanılmasının hoş olmadığını söyledi.
Her ne kadar doğru söylemiş olsa da bizim bahçeye çıkmış olsa "aynı sözlerin daha da beterini hatta bu ne biçim bir sigorta ettirme" diye mırıldanacağını adım gibi biliyorum.
Son sözüm şu,
Bilgilendim, bu yazıyı da bilgilenmeyenler bilgilensin diye kaleme aldım.
Suçlu bulundu. O da her durumumuzda karşımıza çıkan mevzuat.
Neden değiştirilmez? Onu da herkes sadece fındıkçılar değil asıl yetkililerine sorsun. Bu mevzuat ve sigorta sözleşme maddeleri ortada dururken kimse fındığını bu haliyle sigortalatmaz.
Sayın Müdürüm Bülent Yaşaroğlu'na Kumru'dan sevgi ve salamlarımı iletir saygılarımı sunarım…TELEFON: 0544 341 22 30/ email: kumruhaber@gmail.com WEP: www.kumru.org ve www.kumruhaber.org Bekir AKKAYA/27 Kas 2008 16:10/KARADENİZ HABER POSTASI
YAZIMIZA "TARSİM"DEN AÇIKLAMA/BEKİR AKKAYA
Sitemizde şu anda yayında olan bu yazıda özetle " Birkaç yıldır sigortalattırdığım fındığımı bu yıl da sigortalattırdığımı ve bu yıl benim gibi fındığı yüksek kesimlerde olanların fındıklarının tamamen donduğunu ve hatta kökten kuruduğunu buna rağmen sigorta kapsamı içersinde olmadığını" vurgulamıştım.
Yine aynı yazıda "Poliçede Fındıkla ilgili sözleşme maddelerini virgülüne kadar dokunmadan yazarak, fındık üreticisinin lehine olmadığını vurgulamıştım."
Büyük ihtimal benim gibi fındığını sigortalattırıp ta mağdur olanlar bu poliçenin ilgili maddelerini daha sonra okumuştur. Özellikle de yazımda
FINDIĞINIZI ASLA SİGORTALATMAYIN/ARŞİV YAZILARDAN/ BEKİR AKKAYA
Bilindiği gibi yüzlerce çiftçinin yaptığı türden güya ben de geçen yıl fındığı dona ve diğer afetlere karşı sigortalattırdım. Ve paramı da ödedim. Geçen yıllarda aynen sigorta yaptırmıştım.
Yine bilindiği gibi bu yıl fındıkların özellikle de yüksek kesimde bahçesi bulunan bizlerin fındık bahçelerindeki fındık ocakları aşırı don nedeniyle tamamen kurudu. Bırakın dal uçlarını ocakların dalları ve hatta köklerinden kurudu.
Fındığımı sigortalatma işini ben Kumru Erçallar'a yaptırmıştım. Bana verilen form'da "TARSİM" ALLIANZ SİGORTA A.Ş. DEVLET DESTEKLİ BİTKİSEL ÜRÜN SİGORTALARI POLİÇESİ yazıyor. Bende fındığın don nedeniyle tamamen kuruduğunu ERÇAL SİGORTA ARACILIK HİZMETLERİ LTD.ŞTİ'ne bildirdim.
Sonrasında "eksper" denilen iki görevli mühendis geldi. Kurumuş bahçeleri tek tek dolaşarak fotoğraflarına kadar güya belgelediler. Don olayını rapor ettiler.
Geçen gün telefonuma bir mesaj geldi. "FINDIĞINIZI SİGORTA YAPTIRMIŞ OLDUĞUNUZDAN DOLAYI KALAN TAKSİTLERİNİZİN SON KISMINI ÖDEMEDİĞİNİZ ANLAŞILMIŞTIR. FİLAN GÜNE KADAR ÖDEMEDİĞİNİZ TAKDİRDE YASAL İŞLEMLERLE ALINACAKTIR."
Sigorta yaptırdığım ERÇALLAR'a gittiğimde "durumun doğru olduğunu, borcumun bulunduğunu" söylediler.
Fındığın don nedeniyle kuruduğunu exsperler gelip rapor ettiklerini söyleyince de bana "SİZİN BAHÇE DALIN UCUNDAN DEĞİL, KÖKÜNDEN DONARAK KURUMUŞ, DOLAYISIYLA SİGORTA KAPSAMI İÇERSİNDE DEĞİL" dediler.
Yani yaprağın ve tomurcuğun kuruması gerekiyormuş. Eğer ocak ta kökten ya da dalından kurursa kapsam dışıymış.
Bu ne biçim bir önerme bu ne biçim bir mantık anlayan varsa bize anlatsın da ikna olalım.
TARSİM YETKİLİLERİNE SORUYORUM.
Kök kuruyunca dal kurur, dal kuruyunca yaprak ya da çiçek kurur. Bunu bilmek için üniversite bitirip bu konunun uzmanı mı olmak gerekli?
Poliçeyi baştan sona inceledim.
Sözleşme Koşulları başlığında "DOLU, FIRTINA,HORTUM, HEYELAN, YANGIN VE DEBREM RİSKLERİ İÇİN" başlığındaki fındıkla ilgili (d) maddesi şöyle…
d) Fındıkta, bahçedeki ocaklarda bulunan çotanaklardaki danelerin en az %90'ının mercimek iriliğine gelmesinden sonra,
-----------------
Eyi de TARSİM VE SİGORTA ŞİRKETİ
Bizim bahçede bırak dal ucunu ocakların tamamı kurudu. Bırak daneyi, kökte kalmadı. Sadece bu yıl değil ocağın tamamı sökülmesi gerekir. Yeniden dikilmesi gerekir ama sigorta kapsamı dışında imiş. Anlayan varsa beri gelsin.
-------------------
"DON RİSKİ İÇİN İSE " BAŞLIĞINDAKİ" fındıkla ilgili c) maddesi ise şöyle…
c) Fındık ürününde bahçedeki ocaklarda bulunan dişi çiçeklerin en az %90'nı(Karanfilli Tomurcukların) etrafını çevreleyen pulcuklardan ayrılıp, sap oluşturmaya başladıktan ve ilk yaprakçıklar görülmeye başladıktan sonra, başlar…
…………..
Burada fındığın tamamı donma yazmıyormuş guya.
Bizim gibi bahçe sahiplerinin tüm bahçenin köküne kadar kurumasını sigorta kapsamı içersinde görmeyen sigorta yetkilileri emin olun bizim bile kanımızı dondurdular.
Onlar şöyle diyorlar. "Biz dalın ucunu sigortalı yaptık, ocak kökten kurursa bu olmaz.
--------------
TARSİME VE SİGORTA YETKİLERİNE ŞÖYLE DESEK ANLATABİLİRMİYİZ Kİ?
Bak, değerli uzmanlarım.
Hani sizin dediğiniz uçtan donma olayı var ya bu şöyle olur. Eğer dalın ucu donarsa ocak kurumaz, yine az da olsa donmayan yerlerde hatta ocakta fındık olur. Ancak ocak kökten kurursa dal da yaprakta, çiçekte donar ve kurur. O zaman da o bahçede, o ocakta "NAH" fındık olur. Hatta sonraki yıllarda da fındık hiç olmaz.
Ve olmayan bahçeyi de kimse sigortalattırmaz. Ocak olmayınca fındık olmaz.
Ama onlar bu durumu anlamak istemiyorlar…
…………………
Poliçede bir çok madde var... Hiç birisi çiftçi lehine değil…Mesela size bir başka madde, hem de çok önemli
"YUKARIDA TEMİNATIN BAŞLAMASINI TARİF EDEN FENOLOJİK EVRELERDEN ÖNCE BİR HASAR MEYDANA GELMESİ HALİNDE BU HASARLAR TEMİNAT KAPSAMI DIŞINDADIR."
----------------------
Benim gibi bu maddeleri zamanında okumamışlar güya fındıklarını sigortalattırdıklarını sanıyor. Böyle bir durumla karşılaşınca da aldatıldıkları gerçeğini kabullenemiyor.
Gelin burada "TEMİNATIN BAŞLAMASINI TARİF EDEN FENOLOJİK EVRELERDEN ÖNCE BİR HASAR MEYDANA GELMESİ HALİNDE BU HASARLAR TEMİNAT KAPSAMI DIŞINDADIR."Maddesine bakalım.
"FENOLOJİK EVRELERDEN ÖNCE" İMİŞ.
Yani fındık için dalın ucunda çiçek olmaya başladığı an…Bunun dışındaki hiçbir hasar sigorta kapsamı dışında değilmiş…Bidirim süresinin kısalığını ben hiç söylemeyeyim. GÜNAYDIN FINDIKLARINI SİGORTA YAPTIRAN AKILLI FINDIKÇILAR…
Bundan böyle bu poliçe değişmedikçe ben fındığımı sigorta filan yaptırmayacağım…
Bu poliçeden ve bu yıl sigortalanmış ve bahçelere yapılan bu haksız durum ortada dururken fındığın sigortalanması durumunun yalan olduğu açığa çıkmıştır.
Sayın TARSİM" yetkilileri ya da Tarım Müdürlükleri ya da Fındığımızı sigorta eden sigortacılar ya da daha üst kesimdeki asıl sorumlular bu duruma bir açıklık getirmelidir.. Aksi takdirde bu aldatılmışlığı mahkemeye taşıyıp hak aramak boynumuzun borcu olsun.
Son olarak sizlere "poliçeyi okuyup öyle imza atın." Benim gibi olmayın. Ben şahsen bundan sonra fındığımı sigortalatmayı düşünmüyorum. Zaten sigortalatacak bahçe de işin doğrusu kalmadı.
Hoşça kalın…
Bekir AKKAYA/26 Kas 2008 05:2 / Karadeniz Haber Postası



