Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

28 Şubat 2020

Onurluca Ölenlere Selam Olsun/ Kenan Cebeci

Bugün 28 Şubat. Zulmün zirve yaptığı sembol birgün. Tarih tekerrürden ibaret. İdlip bölgesinde barışı ve zulme uğrayan mazlumları korumayı görev kabul etmiş otuz üç vatan evladının zalim Esat ve işbirlikçisi Ruslar tarafından kalleşçe şehit edildiği gün. Rabbim şehitlerimize rahmet eylesin, yaralı gazilerimize şifalar versin.
Silahlı kuvvetlerimiz Türkiye Cumhuriyetinin huzuru ve ülkemizin bölünmez bütünlüğü için hudutlarımızın ötesinde görev yapmaktadır.
Ancak gerek içimizdeki hainler, vatan ve şehadet bilincinden mahrum gaflet ve delalet içindeki birçok vatansızlar, “Bizim
askerin orada ne işi var “ diyebiliyorlar. Aynı zihniyet “orada ABD’nin - Rusların, Fransızların ne işi var” diye soramazlar. Zira bu düşünce dışardan beslenmektedir. Bugün ülkesindeki durumu görüp, şereflice bağımsızlık ve inançlarını özgürce yaşamak için cihat etmeyip, sığıntı olarak sınır kapılarına koşan insanların yaptığı ne kadar kınanacaksa, bizim Suriye’de ne işimiz var diyenler de aynı karaktertedir. İnanıyorum ki, bu zihniyetteki insanlar da ülkesi tehlikeye düşünce aynı yolu tercih ederler. Onurluca ölmeyi tercih edemezler. Bu ittihat terakki zihniyeti ege adalarını, orada ne işimiz var deyip, Yunanistan’a peşkeş çekmişlerdi.
Bilinmelidir ki Anadolu’nun güvenlik hattı; batıda balkanlardan, doğuda Hazar’a, güneyde Şam, Erbil ve Basra hattından devam eder. Sayın Cumhur başkanı bu bilinçle hareket etmektedir. (Rabbim ömrüne bereket, kendisine sağlık afiyet versin. 
Evladının şehadet haberini aldığında, “vatan sağ olsun” diyen analar-babalar var oldukça kimse bu millete zincir vuramaz. Böylesi babanın eli öpülür, karşısında yaka iliklenir, selama durulur.
Selam şehitlerimize
Selam gazilerimize
Selam o kutlu ana babalara.

Kenan CEBECİ /28 Şubat 2020/ Ünye
-----------
****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Onurluca Ölenlere Selam Olsun/ Kenan Cebeci

Bugün 28 Şubat. Zulmün zirve yaptığı sembol birgün. Tarih tekerrürden ibaret. İdlip bölgesinde barışı ve zulme uğrayan mazlumları korumayı görev kabul etmiş otuz üç vatan evladının zalim Esat ve işbirlikçisi Ruslar tarafından kalleşçe şehit edildiği gün. Rabbim şehitlerimize rahmet eylesin, yaralı gazilerimize şifalar versin.
Silahlı kuvvetlerimiz Türkiye Cumhuriyetinin huzuru ve ülkemizin bölünmez bütünlüğü için hudutlarımızın ötesinde görev yapmaktadır.
Ancak gerek içimizdeki hainler, vatan ve şehadet bilincinden mahrum gaflet ve delalet içindeki birçok vatansızlar, “Bizim

25 Şubat 2020

Olmak ya da Olmamak /Adem HAKSÖYLER

Bazen bu duygunun içimden geçtiği zamanlar oldu. ’’Olmak yada olmamak’ Neydi beni olmaya yada olmamaya itenler. Baktım ki yazılacak şey çok fazla ben de kısaca anlatayım istedim.
         Bazen alıp başını kaçasın gelir, hiç insan denilen canlının olmadığı, ıssız bir  yere. Robinson gibi.
Neydi hikaye; gemi batar, adam(ROBİNSON)denizde yüzer, bir adaya çıkar. Yanında Cuma diye biri ile başlarlar
adada yaşamaya. Ne güzel bir hayat, savaş yok, televizyon yok, araba yok, benzin derdi yok, tüp derdi yok, ütü derdi yok, tıraş derdi yok, odun bitti, para gitti derdi yok, kaşın havada  ya da gözünün üstünde kaşın var derdi yok. Bunlar çok basit şeyler, en önemlisi Cuma ile oturup beni çekiştirecek, benimle oturup Cumay’ı çekiştirip dedikodu yapacak adam yok. Ne güzel! Devletleri yıkan dedi kodu vebasını hallettin mi, geri kalan sadece yaşamını sağlayacak şeyleri halletmek.
         Ama şimdi öyle değil. Herkes çok biliyor. Hatta herkes en iyisini biliyor. O yüzden, şimdi fikirleri beyan etme zamanı. Durmayalım, herkes bir şey söylesin. Haaaaa… unuttum soru sormayı kusura bakmayın,  benim öyle pek aklım çalışmadığı için soruyorum. Bu adada eski hayatlarından esame olmayan bu iki kişiden “hangisi ağa olacak, hangisinin dedikleri yapılacak?” Bu hallolursa orada hayat çok iyi olacak sizce hangisi?
Eminim çoğumuzun aklından geçen, Cuma’nın dediklerinin olmasıdır. Çünkü; fırsatı geçirdik ya ele hemen beynimizin bir yerinde bulunan ve bizi sürekli dürtükleyen intikam, hırs, düşünceleri bilinç altından fırlar. (Tabi ki her kes için değil) Hadi sizin dediğiniz olsun köle efendi, efendide köle olsun. Cuma istiyor Robinson yapıyor,Cuma istiyor,Robinson yapıyor. Günler aylar hatta yıllar böyle geçiyor.
Bir gün yıllar sonra o adanın yanından geçmekte olan bir köle ticareti yapan gemi adada ateş yandığını fark edip adamları ile adaya çıkıyor. İlk gözlerine utanmaz edası ile sırıtan, gölgede yatan Cuma çarpıyor. Kısa bir süre sonra Robinson’u görüyorlar. Adamların işi köle ticareti ve o zamandaki kölelerin menşei, rengi belli, hemen Robinson’a yaklaşıp kölesi için ne istediğini soruyorlar o da ‘’bu adadan götürme karşılığı size 100 altın, bu fırsatçıyı da burada bırakmanız için 200 altın veririm’’ diyor. Öylede yapıyorlar. Cuma adada bir başına kalıyor.
              Cuma adada kalınca gidip çetele tuttukları ağacın kabuğuna bakıyor, sayıyor, aradan tam beş yıl geçmiş. Demek ki diyor ‘’bu adada beş yılda bir devran dönüyor’’ Cuma pişman, Cuma öksüz Cuma mahsun. Valla efendisi bırakmış Cuma’yı da  ben mi? Bekleyeceğim,bende bıraktım kendi halinde geldim. Nemi oldu Cuma’ya? Onu bir yıl bitti. Dört yıl sonra gelen gemidekiler söyleyecek.
            Ya… işte böyle. Elimize fırsat geçti mi, ya beylik istiyoruz, ya da beyi asmaya kalkıyoruz. Ama görüntüde kurtulduk sandığımız kölelikten de kurtulamıyoruz.
           Beynimizdeki ve yaşantımızdaki kölelikten kurtulmak dileği ile saygılarımı  sunuyorum.
         Adem Haksöyler / 13 Nisan 2005/ KUMRUTV/KUMRU

Bu yazı 2005 yılında Gazeteci İlhan Tinc'nin yönetiminde yayın yapan KUMRU TV'de yayınlanmıştır...

****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Olmak ya da Olmamak /Adem HAKSÖYLER

Bazen bu duygunun içimden geçtiği zamanlar oldu. ’’Olmak yada olmamak’ Neydi beni olmaya yada olmamaya itenler. Baktım ki yazılacak şey çok fazla ben de kısaca anlatayım istedim.
         Bazen alıp başını kaçasın gelir, hiç insan denilen canlının olmadığı, ıssız bir  yere. Robinson gibi.
Neydi hikaye; gemi batar, adam(ROBİNSON)denizde yüzer, bir adaya çıkar. Yanında Cuma diye biri ile başlarlar

23 Şubat 2020

Kumrulu Mustafa Salur: “Depremler Önceden Bilinecek!” /Bekir AKKAYA

24 Ocak Cuma günü  Elazığ – Sivrice ve Malatya merkezli   Suriye, Gürcistan ve Ermenistan’ı kapsayan  6,8 büyüklüğünde meydana gelen deprem Türkiye’yi büyük bir yasa boğmuştu. Ve bugün de İran’da olan depremin ardından yine vefat edenlerimiz mevcut.  Depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum.
            Türkiye’miz deprem kuşağı altında. Türkiye’de olduğu kadar, tüm Dünyada sık sık depremler meydana gelmektedir. Depremlerden
onlarca insan vefat etmekte ve büyük kayıplar verilmektedir.
Kısaca deprem: Yerküre içerisindeki kırık(fay) düzlemleri üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yer değiştirme hareketinden kaynaklanan titreşimlerin, dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzünü sarsması olayına "deprem" denilmektedir.
Her deprem olduğunda onlarca belgesel izliyorum. Yine öyle yaptım. Yine depremle ilgili uzmanlarımızı dikkatle takip ediyorum.
Deprem uzmanlarının tamamı Türkiye ile ilgili görüşlerini ortaya koyarlarken harita üzerinde Türkiye’nin deprem haritaları üzerinde ülkemizde deprem olacak yerlerin altını özellikle çiziyorlar. Can kaybı olmaması ve binaların yıkılmaması için devletimizi ve ilgilileri sık sık uyarıyorlar.
Depremlerin meydana gelmesi ve olması hakkında hiç kimse farklı bir görüş ileri sürmüyor. Tüm deprem uzmanları depremin ne zaman olacağının bilinmesinin mümkün olmadığını ve tüm dünyada bunun için yüklü paralar harcanarak bilimsel çalışmalar yapıldığını ifade ediyorlar.
Bu girişten sonra beni takip eden dostlarla bir hatıramı anlatmak istiyorum.
Yıl 2000
Gezmek için gittiğim İstanbul’da İş adamı İsmet Erçal’la bir araya geldik. Amacımız İstanbul’da birlikte gezmek ve en önemlisi İsmet Erçal’ın çok önemsediği ve hürmet gösterdiği Mustafa Salur amca ile tanışmak.
Bir iki gün önceden randevu talep edip nerede ve hangi saatte buluşacağımızı kararlaştırdık. Kumrulu Mustafa Salur amcamız yürüttüğü önemli görevleri ve de o günlerde ağır hastalığı nedeniyle kimse ile görüştürülmemektedir. Sık sık İsmet Erçal ile birlikte olmalarından kaynaklı İsmet Erçal’ın randevu talebine olumlu cevap verildi. Yoksa görüşmek imkansız gibi bir şeydi.
Mustafa Salur amcanın hizmetinde bulunan çok sayıda insan mevcut.  Bu vesile ile tanıştığım ve değerli bir insan olan Erzurumlu Medyum Adem Bu tür görevleri yürütmektedir. Daha sonraları da çok kez şahit olduğum Adem bey, Mustafa Salur amcaya “Baba” diye hitap ederek en yakın hizmetlerini kendisi görmektedir.
Daha sonra çok kez bir araya geldiğim Muhterem Mustafa Salur amca ile ben ilk kez bir araya gelecektim.  İsmet Erçal’la birlikte bir lokantaya gidip Mustafa amcayı ve yanında gelecekleri beklemeye koyulduk.
Kumrulu Mustafa Salur Amca bir araçla lokantanın önüne getirildi. Mustafa amcayı araçtan Adem beyle diğer görevliler kollarının altına girerek getirdiler. Üç beş görevli Mustafa amcaya karşı o kadar saygılı ve itina gösteriyorlardı ki başlangıçta hayret ettim. Daha sonraları Mustafa Salur amcayı tanıdıkça ve onun ilim ve irfanına ve tasavvuftaki derinliğine şahit olduktan sonra Mustafa Salur amca, görünenin ve bilinenin ötesinden çok kıymetli bir insan olduğuna ben de kanaat getirdim.
Nihayet lokantada bir masa etrafında orada bulunanlarla birlikte büyük bir saygı ve edeple Mustafa Salur amca ile sohbete başladık.
Dostum İsmet Erçal,  öncesinden bana Mustafa Salur’la ilgili bir çok şey anlatmıştı ama o gün bir araya gelinceye kadar çokta inanmamıştım. Ama o gün gördüm ki Mustafa Salur amca yaşadıkları ile dünyanın her türlü çilesini çekmiş ve yaşamış ve şimdi ise tasavvufta keramet ve keşif noktasında dolaşmaktadır. Bunu bizzat o gün ve daha sonraları da bir çok “hal” durumlarını gözlerimle gördüm. Mustafa amca inanılmaz derecede keramet sahibi takvası yüce bir Allah dostuydu. Allah razı olsun. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun inşallah.
Mustafa Salur amcayı tanıdığım ve elini öptüğüm o gün çok kıymetli konuşmalara şahit oldum. Sohbetin bir yerinde şöyle dedi;
“Bir gün gelecek dünya bütün gıdasını topraktan alacak. Toprak bir formülle topraktan yetişen tüm gıdaların yerini alacak. Ekip dikmeye insanlar zaman ayırmayacak. Ve kesinlikle insanlar aç kalmayacak ve açlık savaşları bitecek. Alış veriş merkezlerinde gıda maddesi kesinlikle satılmayacak.” Bu konuda uzun izahatta bulundu. İnşallah bu konuda ileriki günlerde yazmak nasip olur.
Mustafa Salur amca sohbetin bir yerinde depremlerden söz etti. Depremlerin neden ve nasıl olduğunu bilimin verileri ile açıkladı. Da sonra Kur’an-ı Kerim’in ışığında ve peygamberimizin hadisleri ile depremi bizlere nakletti. Dinle bilimin iç içe olduğunu, birbirlerinden ayrılmalarının mümkün olmadığı söyledi. İslam dininin ancak bilimle daha fazla anlaşılacağını ve insanın görevinin hem dünya ve hem de ahretle bütün olabileceğini ifade etti.  Deprem konusunda benim aklımda kalan ve bu yazıyı yazmamın nedeni olan şu ifadeleri kullandı.
“Çok yakın bir zamanda bilim adamları depremleri öncesinden bilecek. Bugünkü gibi depremde can kaybı yaşanmayacak. Fıtrata uygun dayanıklı ve yüksek katlı apartmanlar yapılmadığı takdirde fazla mal kaybı da yaşanmayacak. Yüksek katlı binalar yapılsa da depremler önceden bilindiği için can kaybı yaşanmayacak ancak binaların yıkılması nedeniyle mal kayıpları hep yaşanacak.  Kesinlikle bilimsel çalışmalar yapılarak evlerin araziye uygun standartlara uygun geliştirilmesi gerekir, Yüksek binalar değil, alçak binalar ve toprağa yakın olması gerekir.” İfadelerini kullandı.
Kumrulu Mustafa Salur amca depremin önceden bilineceğine dair ifadelerini şu sözlerle açıkladı.
“Bilindiği gibi deprem; Yerküre içerisindeki kırık(fay) düzlemleri üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yer değiştirme hareketinden kaynaklanan titreşimlerin, dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzünü sarsması olayıdır. “
“Dünyanın 4/3 su ile kaplıdır. Kaplıca suları ve içme suları yer altından çıkmaktadır. Bugün içtiğimiz sular evimize kadar borularla taşınarak getirilmektedir. Bir noktada su ile bütün evler bir şekilde birbirlerine bağlıdır. Yakın bir gelecekte çeşmelere ve evlerde bulunan musluklara bir cihaz bağlanarak yer altında faylarda oluşan enerji deprem öncesi su vasıtası ile musluklarımızda ya da çeşmelerde bulunan cihazlar alarm verecek, deprem öncesi insanlar depremin olacağını önceden bileceklerdir. Bu cihaz yakın zamanda piyasaya sokulacaktır.”
Mümkün mü? Bana göre mümkün ve depremin tanımından ve kırılan faylardan ve oluşan enerjiden söz ediliyorsa bu olabilir diye düşünüyorum.
İki bin yılında İstanbul’da tanıdığım ve elini öpmek ve duasını almakla nasiplendiğim Muhterem Mustafa Salur amcaya dostum İsmet Erçal ve orada bulunanların şahit olduğu bir soru sormuştum.
Bugün,  Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan o gün cezaevinde idi.  Parti kurulacağı ve başına da Sayın Recep Tayyip Erdoğan’nın getirileceği söyleniyordu. Daha da ötesi Erdoğan için o günün gazeteleri ve medyası “Muhtar Bile Olamaz” manşeti atıyorlardı. İşte ben o gün Muhterem Mustafa Salur amcaya şöyle bir soru sordum.
-Efendim; Recep Tayyi Erdoğan cezaevinde. Ve siyaseten yasaklı ve cezaevinden çıksa da siyaset yapamayacak. Bu konu ile ilgili ne buyurursunuz?
Mustafa Salur amca aynen bana şöyle demişti.
“Recep Tayyip Erdoğan cezaevinden çıkacak, başbakan ve cumhurbaşkanı olacak ve Türkiye’yi uzun yıllar idare edecektir. Hatta Türkiye’de köklü değişiklikler yapacak, kimse onu engelleyemeyecek.” Demişti.
Mustafa Salur amcamız bundan 12 yıl önce İstanbul’da vefat etti. Kabri İstanbul’da.
Kumru’muzun çok değerli bir insanıydı. İstanbul’da çok sayıda sevenleri bulunuyordu. Sadece Kumrulular değil Türkiye’nin dört bir tarafında kendisini takip edenler ve onu emrinde olan çok değerli insanlar vardı. Eminim ki, şu anda mutlaka Mustafa amca kendi yerine birilerini bırakmıştır. Yılda birkaç kez Kumru’ya gelirdi. Dostum İsmet Erçal misafir eder ve hizmetini büyük bir itina ve hürmetle dostum Adem bey yerine getirirdi.
Çok uzun sohbetlerim oldu. Erçallar’ın misafirhanesinde çok istifade ettim. Adem beyden de çok istifade ettim.
Mustafa Salur Amcaya Allah’tan rahmet diliyorum. Adem kardeşime de selam ve saygılarımı sunuyorum. Beni bu güzel insanlarla tanıştıran değerli dostum İsmet Erçal’a da selamlarımı ve teşekkürlerimi iletiyorum.

Bekir AKKAYA / 24.02.2020 /İYAD/KUMRU HABER/KUMRU
****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Kumrulu Mustafa Salur: “Depremler Önceden Bilinecek!” /Bekir AKKAYA

24 Ocak Cuma günü  Elazığ – Sivrice ve Malatya merkezli   Suriye, Gürcistan ve Ermenistan’ı kapsayan  6,8 büyüklüğünde meydana gelen deprem Türkiye’yi büyük bir yasa boğmuştu. Ve bugün de İran’da olan depremin ardından yine vefat edenlerimiz mevcut.  Depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum.
            Türkiye’miz deprem kuşağı altında. Türkiye’de olduğu kadar, tüm Dünyada sık sık depremler meydana gelmektedir. Depremlerden

Gülmekten Geberten Montaj - Ankara Dikkat Etsin (English Subtitles)



******
©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©******
----------------------
- Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Gülmekten Geberten Montaj - Ankara Dikkat Etsin (English Subtitles)



******
©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©******
----------------------
- Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

RECEP TAYYİP ERDOĞAN [15 KİŞİYE SALDIRDIM] KOMİK MONTAJ



******
©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©******
----------------------
- Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

RECEP TAYYİP ERDOĞAN [15 KİŞİYE SALDIRDIM] KOMİK MONTAJ



******
©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©******
----------------------
- Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

22 Şubat 2020

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ CANLANDIRMASI (GTA 5)



******
©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©******
----------------------
- Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ CANLANDIRMASI (GTA 5)



******
©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©******
----------------------
- Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Ordu'nun Utanç Tablosu


🔴#Ordu’da sadece son bir buçuk ayda adli makamlara 58 çocuk istismarı yansıması Ordu için utanç tablosu oldu.
🔴Çocuk istismarı karşı cezalar artırılsa da Ordu’da rakamlar çocuk istismarındaki utanç tablosunu gözler önüne seriyor. Ordu’da #2020 yılının başından bugüne kadar geçen sürede yani son bir buçuk ayda adli makamlara 58 çocuk istismarı dosyası yansıdı. 48 günde neredeyse her gün bir çocuk istismarı yaşandı.
🔴Bu 58 dosyanın arasında henüz daha 4 yaşındaki bir çocuğa 66 yaşındaki bir adam tarafından yapılan istismarda yer alıyor. Adli makamlara yansıyan 58 dosyayla ilgili soruşturma başlatıldı. Bu rakamların haricinde cinsel saldırı ve cinsel tacizden 26 kişi mağdur oldu.
🔴Yapılan farkındalık çalışmalarıyla çocuklara yönelik istismarın önüne geçilmeye çalışılsa da rakamlar acı tabloyu gözler önüne seriyor. Çocuk istismarına yönelik cezaların artırılmasıyla birlikte vakaların azalması beklenirken vakaların çokluğu aileleri tedirgin ediyor.

****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Ordu'nun Utanç Tablosu


🔴#Ordu’da sadece son bir buçuk ayda adli makamlara 58 çocuk istismarı yansıması Ordu için utanç tablosu oldu.
🔴Çocuk istismarı karşı cezalar artırılsa da Ordu’da rakamlar çocuk istismarındaki utanç tablosunu gözler önüne seriyor. Ordu’da #2020 yılının başından bugüne kadar geçen sürede yani son bir buçuk ayda adli makamlara 58 çocuk istismarı dosyası yansıdı. 48 günde neredeyse her gün bir çocuk istismarı yaşandı.
🔴Bu 58 dosyanın arasında henüz daha 4 yaşındaki bir çocuğa 66 yaşındaki

Kumru Kar Altında

Kumru İlçesi-2020
Fotoğraf: Selahattin DİZEK

****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Kumru Kar Altında

Kumru İlçesi-2020
Fotoğraf: Selahattin DİZEK

****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

21 Şubat 2020

Ahmet Yılmaz Büyüğümüzü Ziyaret Ettik

Yıllar önce bir dost vesilesiyle tanışmıştık. O günden bugüne ailecek görüşüyoruz. İki oğlundan birisi meslektaşım Abdullah Yılmaz ve diğeri ise gazeteci Muhsin Yılmaz. Evlatları ile çok sayıda ortak yanlarımız mevcut. Aile mutlu, huzurlu ve birikimli bir aile.  Bolaman’da denize sıfır bir evde oturuyorlar. Biz bu akşam Ahmet ağabeyi Fatsa-Dolunay’da öğretmen oğlu Abdullah Yılmaz'ın evinde ziyaret ettik.
            İşte bu ailenin reisi ve Fatsa’nın en eski fotoğrafçısı ve en  sevilen isimlerinden Ahmet Yıl
maz Ağabey bundan 17 yıl önce bir kaza sonucu hastalandı ve yatağa bağımlı hale geldi.  O günden bugüne yanına gittiğimizde bizleri hasta haliyle karşılıyor. Sabırlı ve bir o kadar teslimiyetçi ve Allah’a bağlı Ahmet Ağabeyi bugün tekrar ziyaret ederek duası almak nasip oldu.  
            Hastalıklarından rahatsız olanlar ve hastalıklarını sürekli dillendirenler mutlaka Ahmet Ağabey’i ziyaret ederek sabrın ve şükrün önemini ve bulundukları nimetin farkını ve Ahmet Ağabey’in hayata bağlılığını ve yönünü Allah’a çevirmenin ne kadar kıymetli olduğunu görsünler. Rabbim Ahmet Ağabeye ve tüm hastalarımıza acil şifalar ihsan etsin. Rabbim tez elden Ahmet Ağabey’e önceki hal ve durumuna kavuştursun. Rabbim dertlerini ve sıkıntılarını hafifletsin. Dualarımızı Allah kabul eylesin. Rabbim bizlere de Ahmet Ağabey’in sabrından ihsan eylesin.
            Bu fotoğraf oğlu Muhsin Yılmaz tarafından Ahmet ağabeyin izni ile çekilmiştir.
            Ellerinden tekraren öpüyor tüm aileye selam ve saygılarımı sunuyorum.

            Bekir AKKAYA/ 22.02.2010/KUMRU
****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Ahmet Yılmaz Büyüğümüzü Ziyaret Ettik

Yıllar önce bir dost vesilesiyle tanışmıştık. O günden bugüne ailecek görüşüyoruz. İki oğlundan birisi meslektaşım Abdullah Yılmaz ve diğeri ise gazeteci Muhsin Yılmaz. Evlatları ile çok sayıda ortak yanlarımız mevcut. Aile mutlu, huzurlu ve birikimli bir aile.  Bolaman’da denize sıfır bir evde oturuyorlar. Biz bu akşam Ahmet ağabeyi Fatsa-Dolunay’da öğretmen oğlu Abdullah Yılmaz'ın evinde ziyaret ettik.
            İşte bu ailenin reisi ve Fatsa’nın en eski fotoğrafçısı ve en  sevilen isimlerinden Ahmet Yıl

Affan” Adlı Hikâye ile Türkiye Derecesi Yaptı

İzmir Özel Rota Eğitim Kurumları’nın Türkiye genelinde düzenlemiş olduğu “Düş Günlüğü” masal, hikaye, şiir yarışmasında hikaye dalında Kumru Erçallar Anadolu Lisesi öğrencisi Firdevs Erbek yazdığı “Affan” adlı hikaye ile Türkiye derecesi elde etti.
Kumru Erçallar Anadolu Lisesi öğrencilerinden Firdevs Erberk’in derece yaptığı yarışmaya
aynı okuldan yaklaşık 16 öğrenci katılmıştı. Firdevs Erbek’in Türkiye derecesi yapması  öğretmen ve öğrenciler tarafından sevinçle karşılandı. Firdevs Erbek, 20 Mart’ta İzmir'de yapılacak ödül törenine katılarak ödülünü alacak.

Bekir AKKAYA / 21.02.2019 /İYAD/Kumru Haber/KUMRU
Firdevs ERBEK'in yazdığı "AFFAN" adlı hikaye
Hikayeyi okumak için resme tıklayınız.

****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-

Affan” Adlı Hikâye ile Türkiye Derecesi Yaptı

İzmir Özel Rota Eğitim Kurumları’nın Türkiye genelinde düzenlemiş olduğu “Düş Günlüğü” masal, hikaye, şiir yarışmasında hikaye dalında Kumru Erçallar Anadolu Lisesi öğrencisi Firdevs Erbek yazdığı “Affan” adlı hikaye ile Türkiye derecesi elde etti.
Kumru Erçallar Anadolu Lisesi öğrencilerinden Firdevs Erberk’in derece yaptığı yarışmaya

20 Şubat 2020

Yeni insan ırkı(!) /Yağmur İBİÇ

“Kristal” denilince gümüşlüğe dizdiğimiz kristal takımlar, yada “indigo” denilince aklımıza sadece eşarp renkleri geliyordu..
Öyle değil mi?
Hiç tasavvur edebilir miydik bu kavramların yeni bir insan ırkına ait olacağını?
Ne sandık ki sahi?
Bill Gates hep Afrika ile uğraşacak, Amerika sadece ortadoğuyu vuracak, İsrail sürekli Kudüs’ü işgal edecek bize dokunmayan yılan hep biiiiin yaşayacak!
Oysa bugün biyolojik olarak öyle bir yerdeyiz ki; inanın
çekip alnımızdan vursalar belki daha iyiydi..
Bugün “Fıtrat savaşı” veriyoruz bizler..
Allah bizi nasıl yarattı ise, öyle kalabilmek adınadır verdiğimiz tüm mücadele.
Yoksa firavunlukta gözümüz yok ki hiç başımız ağrımasın türünden bir sağlık isteyelim..
Yada toprak Rasulullah’ın üzerine atılmışken, daha uzun ömürlü olalım diye sakınmıyoruz kimyasallardan kendimizi ve ehlimizi..
Ne için peki bunca uğraş?
Bizler bugün tek bir şeyin bedelini ödüyoruz.
“Allah Rasulu ve Ashabının ciddiye aldığı kadar Deccali ciddiye almadık, almıyoruz!”
Ne bu rahatlık?
Asıl Peygamber ve ashabı demeli değiller miydi;
-Ya İslam daha yeni geldi, ne deccali? Ne kıyameti? Daha bir sürü alamet var bizi mi bulacak Deccal!
Demediler!
Aksine her namazlarında Deccal ve fitnelerinden Allaha sığındılar.
Ya biz?
Sanki bunca uyarı bize gelmemiş, bunca tuzak bize kurulmamış, ahir zaman ümmeti değilmişiz gibi herşeyden habersiz yaşıyoruz.
Önümüze ne koysalar sazan misali atlıyoruz.
Ne vaad etseler mucize geliyor inanıyoruz.

Bizler senelerdir;
-İnsanların fıtratlarıyla oynuyorlar, ekini ve nesli ifsad ettiler, doğacak çocuklar normal insan fıtratında olmayacaklar! Diye haykırdıkça sesimiz duyulmadı, umursanmadı.
Dünyanın nüfusu azaltılıyor dedikce “komplo bunlar” dendi..
Çocuklarımız değişiyor dedikçe “çamaşır susuz temizlik, margarinsiz kurabiye olmaz” dendi..
Sonuç?
Gerçekten hasta bir nesil.. Hem bedenen, hem ruhen hasta bir nesil..
Nasıl ki bunca savurganlığımız doğayı, suyu, havayı mahvetti ve hiçbirşeyi geri alamıyoruz, işte bu umursamazlığımızda evlatlarımızı mahvediyor ve biz hala uyuyoruz.
Konuyu daha iyi anlayasınız diye bu izahlarda bulundum.
Mevzumuza gelecek olursak;
İnanın ne yaptılar, nasıl yaptılar bilmiyorum. Ancak bugün millet, din, ırk ayrımı yapmadan bu ifsadı herkes üzerinde gerçekleştirdiler. Hemde mucize ve çok güzel bir durummuş gibi lanse ederek..
Hatta öyle ki “bizim kristal ve indigo hafızlarımız vaaar” diye övünen kadınlar görüyor, acı bir tebessümle idraksizliklerine yanıyorum.

Bugün “kristal, indigo, gökkuşağı, melek çocuklar” ismini verdikleri ve kendilerininde normal insan formunda olmadığını kabul ettikleri türden bir nesil geldi.

İlk olarak indigolar doğmaya başladı. Neden indigo adı verildi?
Her insanın letaifleri yani bilimsel lisan ile Auraları vardır.
Bunu ilimsel olarak zaten biliyorduk peki bilim nasıl kabul etti derseniz;
1939 yılında Sovyet Bilim Adamı olan Semyon Kirlian’ın icadı ile “Kirlian fotoğrafçılığı” ortaya çıkmıştır.
Bu icad ile insanların letaif yani auralarının fotoğrafları çekilebilmiştir.
Her insanda 7 renk aura keşfedilmiştir.
Bunun manevi bir hal olduğu ise; canlı bir yaprağın aurasının resmini çekiyorlar ve daha sonra bu yaprağı koparıyorlar.
Aurada çok açık bir değişme görülüyor ve yaprak kurudukça aura yavaş yavaş kayboluyor. Buna bilimde “hayalet yaprak etkisi” (phantom leaf effect) ismini verip İslam’daki letaifleri bir nevi bilimselde ispatlamış oldular.

Her fıtrat sahibi insanda 7 renk aura olması gerekirken bu insan türlerinde sadece 1 adet var.
Oda fıtri bir şekilde değil.
Bilimsel olarak tespit edildiğine göre indigo ve kristal insanların sadece iki kaşlarının ortasındaki letaiflerinden yani 3. Göz çakralarından “indigo” rengi bir ışık saçılıyor.
Indigo rengi dünya varlıklarının auralarında yoktur!
Ve bundan da başka letaifleri yok..
Kristal çocukların ise aynı şekilde sadece pastel kırmızı tonlarda ışık saçılıyor buda sadece hayvanlarda mevcut..
Bu sebeple duyarsız, itaat eden, boyun eğen, uyumlu, hissiz, donuk bakışlı, mimikleri enteresan bir yapıda olduklarını farkedersiniz.

Bir diğer farklılıkları ise DNA yapıları..
Normal bir insanın dna sarmalları çifttir.
Ancak bu insanların 12 sarmalları vardır.
Bunu ilk dile getiren genetikçi Dr. Berranda Fox;
“İnsanları 12 sarmallı DNA’lar ile mutasyona uğratacaklarını” itiraf etmiştir.
Peki sonra ne oldu?
Dr. Fox’un “araştırmaları” internette yaygın olarak paylaşılmışsa da, bu araştırmacının bir sahtekar olduğunu savunanlar, dava açıp kliniğini kapattırdılar.
Ama bugün onun doğru söylediği artık reddedilemez bir gerçektir.

Bugün “filozof” diye adlandırılan ama aslında kristal çocuk olan Atakan’ın videosu yayınlanmasaydı bu gerçeklerden binlerce kişi hala habersiz yaşayacaktı..
Neden patladı birden bire ve bir günde tüm medya organları üşüştü bu garip bakışlı çocuğun başına?
Oysa yaptığı tek şey yaşına uygun olmayan materyalist kitaplar okumaktı.
Başka?
4 yaşında Kuran hafızları, 7 yaşında Buhari ve Müslim hafızları da var bu ülkede oysa?
Neden bu çocuk?
Çünkü dahi olarak lanse edilip peşine kristal olduğu vurgulandı..
Medya ne vakit hayrlı bir iş için uğraşmış ki bugün bunu yapacak?
Neden kanıyoruz herşeye?
Belki yüzlerce anne benim çocuğumda kristal, indigo olsun diye çocuğunun genleriyle oynatacak ben buna eminim!

Her olan biten bizim hayrımıza değil neden bunu anlamıyoruz ısrarla?
İnsana enerjide, ilhamda iki kanaldan gelir.
Bu ya Rahmanidir ya şeytani.
Bugün vaad edip gerçekleştirdikleri bir program var Matrix filmindeki gibi.
İnsanın beynine bir program yüklüyorlar ve 1-2 haftada çatır çatır ingilizce konuşuyor.
Bu şeytani olandır çünkü bilinçaltına müdahale ettiriyorsun sana nasıl bir enerji yolladılar bilmiyorsun ingilizce programını yükleyen başka neler yükleyecek yada bilinçaltından neler silecek bilmiyorsun!

Oysa Yahudiler Rasulullahı yanlış bilgilendirmesin diye tam 15 günde İbranice öğrenen sahabelerde geçti bu dünyadan. İste bu Rahmani olandı!
Allahın yardımıyla olandı, davası için çırpınana bahşedilendi.

Yada daha günümüzden bir örnek verecek olursak bugün aynı programın beyine yüklenmesiyle bir anda karete ustası yada çok ağır halter kaldıran insana dönüşüyorlar. Bu şeytani olandır.
Rahmani olanı Çanakkalede Seyyid Onbaşının Ya Allah deyip kaldırdığı gülle ile gördü atalarımız.

Şimdi bu çocuğa gelecek olursak konuştuklarını analiz edin..
Bu yaşta Evrim teorisinden bahsedip;
-İnsan topraktan yaratılmadı. Tek hücreli varlıklardan evrim sürecinde oluştu diyor..
Yani bu nedir? Bunun Rahmani bir tarafı var mı?

Kristal ve indigo çocukların rehberleri şöyle diyorlar;
-Bu insanların amaçları; Eski medeniyetleri, örfleri, kanunları, eğitim sistemini yıkıp kendi sistemlerini kurmaktır.

Bugün dinlediğimiz çocuk ne dedi?
-Eğitim sistemini düzelttikten sonra adalete yön vereceğim! Pardon, yön vereceğiz.. diye büyük büyük iddialarını savurdu.

Biyolog Dr Aidin Salih bu konu hakkında;
-Ben onların Deccalin askeri olacağını düşünüyorum. Zaten onlarda bunu saklamıyor ki.. “Bizler hükümetin başına geçeceğiz, bütün kuvvetleri ele alacağız” diyorlar. Demiştir.

Peki dahası?
Yine bu çocukların rehberleri şöyle derler;
-Kristal ve indigo çocuklar şifacıdır. Dokundukları yeri iyileştirebilirler.

Bugün dinlediğimiz çocuk ne dedi?
-Ben bugün çözülmeyen hastalıklara çare bulacağım.Down sendromu, otizm, şizofreni hastalıklarını iyileştireceğim!

Biyolog Dr Aidin Salih bu konu hakkında;
-Onlar, şifacı olup sizi iyileştireceklerini söyleyecekler. Bütün hastalıkları tedavi edeceklerini söyleyecekler. Onların gözlerine baktığınızda hemen anlarsınız! Sizi göz temasları ile etki altına alabilirler.

Yine onların rehberleri;
-Onlar yıldızların çocuklarıdır. 5 boyutlu bir dünyadan geliyorlar. İnsanların ve bebeklerin bedenlerine yerleşiyorlar. Onlar bu kötü düzene karşı savaş açacaklar..
İndigo olanlar savaşarak tüm kötülükleri temizleyecekler dünyadan ve onlar güvenli bir dünya bırakacaklar.. diyorlar..

Şimdi bu durum bize ütopik gelebilir.
Bende size derim ki hiç rukye videosu izlediniz mi?
Metafizik varlıkların insan bedenini kullandıkları ve hatta onları yönlendirip kendilerinin onların ağzından konuştuğu artık kimseye kapalı bir mesele değildir..

Durum bu kardeşler.

“Onlar insanların bedenlerini kullanıyorlar. Bu çocuklardan uzak durun. Siz onlara hiçbirşey yaptıramazsınız, ama onlar size herşey yaptırırlar. Onlar hakkında konuşmak çok tehlikelidir. Allah sizi büyük bir toplantıda onların hakkında konuşmaktan korusun. Çünkü onlar heryerdeler ve size saldırırlar. İstanbul’da çok belirtileri var.
(Aidin Salih-02.03.2013)

Aradan geçen 7 sene sonrasında İslam hekimesi Aidin Salih’in ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gördük

Ancak Mümin ferasetiyle bakanlar hemen anlarlar ve çok rahatsızlık duyarlar bu insanlardan..
Fiziki yapıları, gözleri ve bakışları asla normal değildir.
Özellikle bahsettigi konulara bir dikkat edin.
“İnsanlıgın kurtuluşu, adalet sağlamak, ahlak” gibi konuları anlatarak bize New Age tarikatların söylemlerini bariz söylüyor..
Ancak her şeye bilmeden atlayan ve sonra “aaa pardon” demeye alışmış ülkem icin bu insanlar malesefki baştacı yapılacak..
Ülkemizde ve dünyada durumu anlatabilen sayılı insanlar var..
Ancak fıtrat sahibi, Müslüman basiretiyle bakanlar anlayabilir.. Kalpleri rahatsız olur..

Rabbim bizi ve neslimizi korusun.. Umarım “Sade hayat imandandır” buyurarak bizleri sade olmaya sevk eden Peygamberimizi bir nebze anlarız..

Avuçlarınıza bol bol okuyup yavrularınızı mesh edin, sünnetullaha yapışın, farzları terk etmeyin, bol bol zikir ve dua edin bizleri muhafaza edecek başka birsey yoktur..

Dualaşalım..

Yağmur İbiç/19.02.2020

(Yazılarımın ismim silinerek alıntı şeklinde paylaşılmasına iznim yoktur)
****** ©© Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©©****** ---------------------- - Tüm metin, resim ve içeriğin hakları https://bekirakkaya.blogspot.com.tr/ (BEKİR AKKAYA)'ya aittir. 5846 Sayılı Kanuna rağmen çalınan her türlü içeriğin hukuki ve cezai sorumluluğu çalanın kendilerine aittir.-