Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

18 Ocak 2023

Mısır Tanesiyim /Bekir AKKAYA

Adamın biri kendini mısır tanesi zannedermiş. B u yüzden nerede bir tavuk cinsi hayvan görse kaçarmış. Bu durumdan sadece kendisi değil, yakınları da rahatsız olmaya başlamış. Bunun üzerine adamı bir psikologa götürmüşler. Psikolog uzun çapalardan sonra adama kendisinin mısır tanesi olmadığını, bu yüzden de tavuklardan zarar görmeyeceğini inandırmışlar. Yakınları mutluluk içersinde doktordan ayrılmışlar. Tam dışarı çıkarken adam bu sefer, “Tamam anladım ben mısır tanesi değilim, ama bunu tavuklar nereden bilecek” demiş. Bunun üzerine adamı tedavi için hastaneye yatırmışlar.

Aslında yaşadığımız toplumda kendini mısır tanesi zanneden bir çok insan mevcut. Her ne kadar bu mısır tanesi olmasa da, bu durum kendini başka benzetmelerle devam ediyor. Artık bu durum herkes

tarafından yadırganmaz hale gelmiş. Çünkü öyle bir toplum ki, herkes kendini bir şeylere benzetmiş. Kendini normal halde görenlerin sayısı çok az olunca da, çoğunluğu tedavi ettirmekte mümkün olmuyor. Çoğunluk kendini bir şeylere benzetenlerle dolu olduğu için belki de çoğunluğun verdiği güç sayesinde azınlık normaller zaman zaman tedavi altına alınıyor. Daha doğrusu psikolojik tedavi ihtiyacı olanlar normal, normal olanlar ise deli muamelesi görür durumda.

Kendini bir şeyler zannedenlerdeki bu durumun bir çok sebebi var. Çoğunlukla bu alanla ilgilenen  psikologlar bunun tatminsizlik sebebiyle olduğunu söylüyorlar. Ta çocukluktan doyurulamamış insan, doymadığı alanlarda bulunmak, ilgisi olsun veya olmasın, ulaşamadığı kendine göre çok anlamlı olan insan tiplemelerine özenmek veya bulunduğu yerlerde kendini o şekilde rol yapmakla geçirir. Aslında o da bilir bulunduğu konum itibariyle hiçbir zaman başkaları gibi olunamayacağını. Eğer birileri yaşadığı bu iç duygularını buna hatırlatırsa bundan son derece rahatsızlık duyar. Ama bundan da vaz geçemez. Zamanla bu çarpık durum onun için bir yaşantı haline dönüşür.  İşin garibi ne kendi olur ne başkaları. Bu durum onu acayip bir yaratık haline sokar. Tabi ki tedavide mümkün olmaz.

Tanıdığım bir dostum çok iyi bir insandı aslında. Ama onun anahtar biriktirmek gibi  bir garip durumu vardı. Anahtarcıya gider değişik anahtarlar alırdı. On onbeş tanesi eline alır sallardı. Uzun bir zaman bunun sebebini anlayamadık. Sonunda kendisi itiraf etti. V e dedi ki, “ Küçükken annem evin kapısını aç diye anahtarı bana vermişti. Ben de evin kapısını açamamış anahtarı kırmıştım. Annem bunun yüzünden beni çok döğdü. O günden bu güne ben hep anahtar biriktiririm.” Dedi. Alın size bir takıntı. Aslında normal bir kamu görevlisi olan bu kişinin psikolojik bir sorunu olduğu kesin.

İmamlık görevi yapan bir dostumla sohbet ediyorduk. Bana anlattıkları şeylerin sonunda mutlaka, “ bu tür vaazları askerlere, milletvekillerine, bürokratlara genel müdürlere de anlattığını özellikle vurgulardı. Anlattıklarına karşı çıkacak olsam, bana “ nasıl olur ben bunları böyüüük adamlara da anlatıyorum” diyordu. Yani bunlar karşı çıkmıyorlarsa benim de çıkmamam gerektiğini ima ediyordu. Belki de o dostum bana “ kendinin imam olduğuna bakmamamı, aslında çok büyük bir adam olduğunu ima ediyordu.

Toplantılardan birine katılan bir arkadaşım, toplantıyı yöneten kişinin her söz arasında kendisinden önceki adamı kötülemek gibi bir derdi olduğunu söyledi. Hatta her laf arasında kendisinden sonra gelecek kişinin başka şeyler yapacağını ima ettiğini vurguladı. Biz buna gülüştük. Sonra ilgili kişiyi tanıdığımızda bulunduğu yerde müdür vekaleti yaptığını, tesadüfen burada olduğunu öğrendik. İç dünyasında kendi durumunu bilen bu yönetici, psikolojik sıkıntılarını istemese de dışarıya vurduğu açıktı.

Öğretmen bir arkadaşım vardı. Babası zamanında politikacılardan çok çekmiş. Arkadaşım çocuklukta bu sıkıntıları aile ortamında yaşamış. Belki intikam almak için, belki de benzemek için öğrencilik yıllarında hep politikalarla uğraşmış. O şimdi öğretmen. Yıllardan beri öğretmenlik yapmasına rağmen öğretmenlik onun için en son iş. Etkili olup olmaması onun için hiç önemli değil. Nerede bir seçim olsa onu orada görmek mümkün. Ona göre başkanı o seçiyor, muhtarı o. Zaman zaman kendinin ülkeyi bile yönettiğini söyleye biliyor. Onu ikna etmek mümkün değil. Emin olun her konuştuğu cümlenin bir yerinde dernek, teşkilat, örgüt ve yoldaş mevcuttur. Planlar yapar, şekiller çizer işler ona göre yapılacaktır.

Yine bir meslektaşımın babasını işlediği bir suçtan dolayı kamudaki idarecilik görevinden atmışlar. O zaman o çocukmuş. Zaman zaman çektiklerini bize anlatır. O yıllar geride kalmıştır artık. O arkadaşım şu anda öğretmen olarak çalışır. Yanında çalışan arkadaşlar anlatıyorlar. Bu öğretmen arkadaşın bir bürokrat gibi çanta taşımasını, yolda yürürken dimdik yürümesini söz ederler. Çantanın içersinde ne var diye sorduğumda, hiç okumadığı kalın kitaplar, projeler, işine hiç yaramayacak bir takım şeylerin bulunduğunu söylüyorlar. Hele hele törenlerde işine vazife olmadığı ve hiç görevi bulunmadığı halde öğrencilere nutuk çekmesi. İyiki müdürümüz anlayışlı bir insan. Onu idare ediyor. Sen en büyük idareci olacak adamsın diyor. Bundan o son derece memnun oluyor.

Aslında her birimiz öyle veya böyle kendimizi mısır tanesi zannediyoruz. Toplum olarak iyi bir tedaviye ihtiyacımız var. Bu tedavi çok zor. Bir kere tedavi için hasta olanın kendisini hasta olarak görmesi gerekir. Ondan sonra tedaviye başlanılır.

Tatmin olmadan, doyurulmadan yetişen insan hayal ettiklerini zamanla gerçek olarak algılamaya başlar. Dünyayı ve çevresini bu gözle algılar. Onun için gerçek diye bir şey yoktur. Eğer kendini mısır tanesi zannederse, olmadığını ikna etmek mümkün değildir. Tanıdığım bir kişi kendini devlet ilan etmişti. Olmadığını geç fark etti. Ama o da işe yaramadı.

Birde gerçek işini becermeyip, başka işlere el atanlar vardır ki, aslında toplum ne çekerse bunlardan çeker. Başkasına benzeme veya zannetme bir ölçüde kişinin kendisi ile ilgili psikolojik bir durum. Ama beceriksizliğini başka şeylerle örtmeye çalışmak son derece toplum için zararlı.

Kırk kişinin çalıştığı bir yer düşünün. Bu yerde idarecisinden hizmetlisine kadar bir iş bölümü yapılmış olmasına rağmen birileri, görevinin dışında başka işlerle uğraşıyorsa burada bir dolaplar dönüyor demektir. Böyle bir yerde asıl yapılması gereken işler ertelenmiş, evrak yazması gereken eline fırça alıp duvarları badanalamakla, birileri çatıya anten direği dikmekle, diğeri makbuzsuz para toplamakla meşguldür. Bu durum ya işten kaçmak, ya da yapılan numaraları  örtmek için yapılan işlerden başka bir şey değildir. Çevir kazı yanmasın, padişah uyanmasın mantığı ile de fazla gidilemeyeceği bir gerçek. Ama olsun günü kurtarmak ta bir meziyet.

Aslında görüntüde çok şeyler yapılıyor. İş bitirenler grubu, iş yapmayanlar grubu. Numara yapanlar grubu. Emin olun buna bir tiyatro bileti iyi gider. İzlemeye değer mi değer. Ya vatandaş Rıza iyi bir seyirci. Numarayı da yutar. Acaba nereye kadar. Ya alınan kararlar. O da neye yarar. Adamlar adamlar. Akıldaneler, keşke kendilerine faydalı olsalar. Siz tekif alırrmıydınız tekif etsem veya imzalar mısınız. Hiç önemli değil var benim adamlar. Hem sonra ben benzemem sakin insanlara o kadar.

Var varanın, sür sürenin baykuşu çoktur viranın. Her ne sürçü lisan etmişsek af ola. Velakin bu bir masal. Peki bu yazıda masalın işi ne. Olacak o kadar. Bizim komşu ödül almış onunla yatar sabaha kadar. Bizim Rıza da bakar da bakar. Kafası bozulursa bir dal sigara yakar. Acaba Kumru kuşu şimdi ne yapar. Emin olun gözlerinden kanlı yaş akar.

HEPİNİZE SAĞLIK, MUTLULUK VE İYİ BAYRAMLAR DİLİYORUM.............

VE İYİ YIL BAŞILARDA.....YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN EFENDİM...............

            Bekir AKKAYA / Aralık - 2000 / Ordu Haber Gazetesi

 

                     ARALIK-2000.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Mısır Tanesiyim /Bekir AKKAYA

Adamın biri kendini mısır tanesi zannedermiş. B u yüzden nerede bir tavuk cinsi hayvan görse kaçarmış. Bu durumdan sadece kendisi değil, yakınları da rahatsız olmaya başlamış. Bunun üzerine adamı bir psikologa götürmüşler. Psikolog uzun çapalardan sonra adama kendisinin mısır tanesi olmadığını, bu yüzden de tavuklardan zarar görmeyeceğini inandırmışlar. Yakınları mutluluk içersinde doktordan ayrılmışlar. Tam dışarı çıkarken adam bu sefer, “Tamam anladım ben mısır tanesi değilim, ama bunu tavuklar nereden bilecek” demiş. Bunun üzerine adamı tedavi için hastaneye yatırmışlar.

Aslında yaşadığımız toplumda kendini mısır tanesi zanneden bir çok insan mevcut. Her ne kadar bu mısır tanesi olmasa da, bu durum kendini başka benzetmelerle devam ediyor. Artık bu durum herkes

17 Ocak 2023

Dünürüm Baba Mustafa'ya Ağıt /Kamil Yüce

        Uzun yıllar komşuluk yaptığım ve yakinen tanıdığım, yeri hiç bir zaman doldurulması mümkün olmayan  değerli insan Baba Mustafa olarak tanıdığımız Mustafa Karaoğlanoğlu'nun önceki yıllar hayatını ve kendi yazdığı şiirlerini blog sayfamda yayımlamıştım. 
Baba Mustafa 9 Nisan  2001 yılında vefat etmiş kalabalık bir cemaatle  ile defnedilmişti. Cenaze akşamı Komşum olan Baba Musta'nın yasına gelenler arasında Şair Kamil Yüce Kur'an-ı Kerim okunmasının ardından yazdığı bir ağıtı okudu ki, o akşam herkes gözyaşı döktü. 
             Daha sonraki akşam Şair Kamil Yüce ile tanıştım. Çok kıymetli bir insan olan şairimiz Kamil Yüce 2002 yılında Günül Bahçesi adlı  Şiir Kitabını bana da gönderdi.   180 sayfalık şiir kitabını okurken sayfa 167’de cenaze akşamı okuduğu ağıtı da kitaba koymuş. .
Şimdi sizlere Kamil Yüce'nin Baba Mustafa ile ilgili yazdığı ağıtı paylaşıyorum.
            Baba Mustafa'ya Allah'tan rahmet diliyorum...Bekir Akkaya
Hayatında asla yapmadı hile,
Nedir bu çektiğin yıllarca çile
Derman bulunmadı derde nafile 
Kumru'nun yolları sapa Mustafam
Gitti gelmeyecek Baba Mustafam

Şakir ızdıraplı Kederli Berrin
Asiye çileli ve üzgün Berrin
Gülser Hanım'ınsa dertleri derin
Kumru'nun yolları sapa Mustafam
Gitti gelmeyecek Baba Mustafam






.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Dünürüm Baba Mustafa'ya Ağıt /Kamil Yüce

        Uzun yıllar komşuluk yaptığım ve yakinen tanıdığım, yeri hiç bir zaman doldurulması mümkün olmayan  değerli insan Baba Mustafa olarak tanıdığımız Mustafa Karaoğlanoğlu'nun önceki yıllar hayatını ve kendi yazdığı şiirlerini blog sayfamda yayımlamıştım. 
Baba Mustafa 9 Nisan  2001 yılında vefat etmiş kalabalık bir cemaatle  ile defnedilmişti. Cenaze akşamı Komşum olan Baba Musta'nın yasına gelenler arasında Şair Kamil Yüce Kur'an-ı Kerim okunmasının ardından yazdığı bir ağıtı okudu ki, o akşam herkes gözyaşı döktü. 
             Daha sonraki akşam Şair Kamil Yüce ile tanıştım. Çok kıymetli bir insan olan şairimiz Kamil Yüce 2002 yılında Günül Bahçesi adlı  Şiir Kitabını bana da gönderdi.   180 sayfalık şiir kitabını okurken sayfa 167’de cenaze akşamı okuduğu ağıtı da kitaba koymuş. .
Şimdi sizlere Kamil Yüce'nin Baba Mustafa ile ilgili yazdığı ağıtı paylaşıyorum.
            Baba Mustafa'ya Allah'tan rahmet diliyorum...Bekir Akkaya
Hayatında asla yapmadı hile,
Nedir bu çektiğin yıllarca çile
Derman bulunmadı derde nafile 
Kumru'nun yolları sapa Mustafam
Gitti gelmeyecek Baba Mustafam

Şakir ızdıraplı Kederli Berrin
Asiye çileli ve üzgün Berrin
Gülser Hanım'ınsa dertleri derin
Kumru'nun yolları sapa Mustafam
Gitti gelmeyecek Baba Mustafam

Çalarken Kimin Dinlediğini Umursama /Bekir AKKAYA / Karadeniz FLAŞ HABER Gazetesi / Şubat 2001

Karadeniz Flaş Haber Gazetesi'nde İlk Yazım (Şubat -2001) 

Sözün önemi hakkında herkesin  bir kanaati vardır.  “Söz gümüşse sukut altındır” diyen atalarımız sözün önemini, özellikle de faydası olmayan sözden susmanın daha önemli olduğunu vurgulamışlardır. Publis Syrus “ Konuştuğuma çok kere pişman oldum, fakat sustuğuma asla!” diyerek sözün ve susmanın önemini belirtmiştir. Konuşmada yapılan hata “affedersiniz” veya “ağzımdan kaçtı” kelimeleri ile düzeltile bilir. Bir noktada hatayı düzeltme imkanınız mevcuttur. En azından geleceğe yönelik olarak bir belge bırakmaz, yine sözle hatayı düzeltme fırsatınız her zaman mevcuttur.

         İş yazı ile ifade etmeye gelince bu daha da önem kazanır. Zaman zaman insan yazdıklarına da pişman olabilir. Çoğu kez bu pişmanlık, konuşmadan duyulan pişmanlıktan bedeli daha ağırdır. “Ağzımdan kaçtı” denile bilir de “kalemimden

kaçtı” denilemez. Her ne kadar “tekzip” durumu söz konusu olsa da, atılan bir iftiranın kolay kolay bugün ve gelecekte telafisi çok zordur.

         Söz ve yazı , susmak veya yazmamak.  Her ikisi de insanlar üzerinde etkileri çok olan, yazı ise geleceğe ışık tuta bilecek bir kayıt veya belge. Tarihe not düşmek için kalemin yeri sözden çok fazla ve çok önemli. Nasıl tarih yazı ile başlıyor ise, bugünü de geleceğe yazı ile taşımak mümkündür.  Ve yazılan her satırı çok yönlü olarak düşünüp, bugün için önemsiz gibi görünen her satır, belkide gelecek için çok önem arz ede bilir. Yazanların buna dikkat etmeleri çok önemli bir husustur.

         Schumann “ Çalarken seni kimin dinlediğini umursama” diyor.  Söz doğru ve gerçekse ve faydası kesinse söylemek gerekir. Aynı şey yazı içinde geçerlidir. Hak ve hakikati açık olarak beyan etmek her vicdan sahibinin insanlık görevidir. “Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır” diyen Hazreti Muhammet,  bunu en güzel bir şekilde ifade etmektedir. Susmak ya da yazmamak, elde olduğu halde tarihe ışık tutmamak bugün için vebalse gelecek için daha da büyük bir vebaldir.

         Valery: “ Her şey bir duraklama ile başlar” diyor. Her sessizliğin arkasında büyük gürültüler olur.  Sakinlik büyük olayların olacağına işaret eder. Güneşin doğmasına yakın sahte ve zifiri bir karanlık oluşur. Çok geçmeden güneş doğar ve her taraf aydınlığa kavuşur. Gecenin üçünde herkes yataklarında uyurken ve sokaklar insanı ürpertecek kadar sakinken bir yer sarsıntısı olabilir.  Ve herkes alışa geldiği yolsuzluk ve sahtekarlıkları büyük bir gönül rahatlığı ile yaparken bir anda adaletin eline düşer. O sessizliktir sahtekarlıkları açığa çıkaran.

         Bulunduğumuz bölge sessiz ve sakin bir bölge. Bir sessizlik hakim her yerde ve her insanda. Yolların yapılmaması veya yapılmamasına itiraz etmeyen vatandaşlar. Telefonlar köylerde olmamasına rağmen kimse de bir ses selek yok. Samsun ilinden sonra sadece yollara baksanız Karadeniz’e geldiğinizi anlaya biliyorsunuz. Ama ala bildiğine bir sessizlik var. Bütün bölgede herkes her şeye razı. Valery :” HER ŞEY BİR DURAKLAMA İLE BAŞLAR” diyor.  Belki de bu sessizlik hayırlı şeylerin başlayacağına işaret.

         Bölgemizde bir çok eksiklik var. Bir anda bunların telafisi de mümkün değil.  Bölgede var olan sessizliğe bakarak çok yakında eksikliklerin giderileceğine ben inanıyorum. Çünkü diğer bölgelerde var olan imkanlar bu bölgede neden olmasın? Eğer bölgeler arasında olmaması gereken farklı bir yatırım ve hizmet söz konusu ise bunu aklı selim bu ülkenin insanları mutlaka telafi edeceklerdir. Ancak bu noktada bu bölge insanları olarak, bölgemiz için ne yapıyoruz? En fazla irdelenmesi gereken konu bu. Hepimiz biliyoruz ki, bizim bölgenin de var politikacıları, parti temsilcileri,  millet vekilleri, bürokratları, yazarları, gazetecileri ve yetişmiş insanları. Burada mahalli gazetecilere büyük iş düşmektedir.

         Yeni Asır, Ege Bölgesinin önemli bir gazetesidir. Diğer bölgelerde böyle bir bölge gazetesi olup olmadığını ben bilmiyorum. Ancak Karadeniz Bölgesi’nde ciddi bir bölge gazetesi mevcut değil. Var olanlar ise hakkı ile bölgenin sorunlarına ve halkın problemlerine eğilemiyorlar. Bir çok ilçenin  kendi gazetesi bile yok. Oysa gazete halkın gözü kulağıdır.

         Sorunlarımız çok fazla. Sorunlarımızı iletecek, sıkıntılarımıza tercüman olacak, haklının yanında yer alabilecek bir gazeteye ihtiyaç var. Eğilmeden, bükülmeden, kimseye yaranma düşüncesi olmadan bir gazeteye büyük ihtiyaç var. Sadece bölge ve bölge insanına tercüman olacak, onların ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını önce halkına sonra yetkililere iletecek bir gazete.

         Elinizdeki bu gazete bu amaçla yayın hayatına başlamıştır. Bir bölge insanı olarak “ duraksamaları” az da olsa hararete dönüştüreceğine inandığımız bu gazete tüm bölgeye hayırlara vesile olmasını temenni eder, bu düşünce ile yola çıkan gazeteci arkadaşlara başarılar dileriz. 

     Bekir Akkaya / Karadeniz FLAŞ HABER Gazetesi / Şubat 2001

                                                                                       

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Çalarken Kimin Dinlediğini Umursama /Bekir AKKAYA / Karadeniz FLAŞ HABER Gazetesi / Şubat 2001

Karadeniz Flaş Haber Gazetesi'nde İlk Yazım (Şubat -2001) 

Sözün önemi hakkında herkesin  bir kanaati vardır.  “Söz gümüşse sukut altındır” diyen atalarımız sözün önemini, özellikle de faydası olmayan sözden susmanın daha önemli olduğunu vurgulamışlardır. Publis Syrus “ Konuştuğuma çok kere pişman oldum, fakat sustuğuma asla!” diyerek sözün ve susmanın önemini belirtmiştir. Konuşmada yapılan hata “affedersiniz” veya “ağzımdan kaçtı” kelimeleri ile düzeltile bilir. Bir noktada hatayı düzeltme imkanınız mevcuttur. En azından geleceğe yönelik olarak bir belge bırakmaz, yine sözle hatayı düzeltme fırsatınız her zaman mevcuttur.

         İş yazı ile ifade etmeye gelince bu daha da önem kazanır. Zaman zaman insan yazdıklarına da pişman olabilir. Çoğu kez bu pişmanlık, konuşmadan duyulan pişmanlıktan bedeli daha ağırdır. “Ağzımdan kaçtı” denile bilir de “kalemimden

Fizmeliler Derneği Kurulmasına Yönelik Davetiye (1999)

            Sayın ..............................................................


Bildiğiniz gibi Fizme, gerek nüfusu, tarihi ve yetişmiş beyin gücü ile İlçemiz Kumru’nun en önemli bir köyüdür. İki belde belediyesi, bir köyü ve sayısız mahallesi bulunmaktadır. Geçmişten bu güne kadar iki dini bayramda halkın bir araya gelerek kutladığı güzel bir geleneği mevcuttur. Yine Fizme topraklarında büyük alimlerin mezarları bulunmaktadır. Abdi Hoca, Hamit Hoce ve Abdullahi mekki Hazretleri gibi büyük alimler yetiştirmiştir.

            İstatistiki bilgilere göre en fazla okur yazarlık oranı Fizmededir. Gerek Kumruda ve gerekse Yurt genelinde çok önemli mevki ve makamda bulunan yetişmiş insanları bulunmaktadır.

            Ancak günümüzde bu tür etkenler kendi başına veya bireysel olarak bir anlam ifade etmemektedir. Anlamlı ve aktif durum için günümüzde insanların birlik ve beraberlik içersinde, ortak amaçlar doğrultusunda çalışmaları, güçlerini birleştirmeleri ile mümkün olmaktadır.

            Bu amaçla Fizmelinin bugün ve gelecekte maddi ve manevi olarak bugününü ve geleceğini olumlu bir şekilde etkileyeceğine inandığımız “FİZME KÜLTÜR DAYANIŞMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ” nin kurulmasının çok faydalı olduğuna inanmaktayız. Sizde böyle bir derneğin kurulmasının faydalı olduğunu düşünüyorsanız görüş ve düşüncelerinizi bildirmek, kurulma aşamasında bizlerinde bir katkısı olsun arzu ediyorsanız en azından birlikte bir çay içmek maksadıyla 15/02/1999 tarihinde  saat 19:00'da  KINALILAR ÇAY BAHÇESİ’ne sizleri de davet ediyoruz.

            Saygılarımızla. 02.02.1999

          Abdul Hamit Abacı   Halis Anduz   Mehmet Bilgü   Bekir Akkaya
          Kuyumcu                   Esnaf                   Eczacı              Öğretmen

 

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

Fizmeliler Derneği Kurulmasına Yönelik Davetiye (1999)

            Sayın ..............................................................


Bildiğiniz gibi Fizme, gerek nüfusu, tarihi ve yetişmiş beyin gücü ile İlçemiz Kumru’nun en önemli bir köyüdür. İki belde belediyesi, bir köyü ve sayısız mahallesi bulunmaktadır. Geçmişten bu güne kadar iki dini bayramda halkın bir araya gelerek kutladığı güzel bir geleneği mevcuttur. Yine Fizme topraklarında büyük alimlerin mezarları bulunmaktadır. Abdi Hoca, Hamit Hoce ve Abdullahi mekki Hazretleri gibi büyük alimler yetiştirmiştir.

            İstatistiki bilgilere göre en fazla okur yazarlık oranı Fizmededir. Gerek Kumruda ve gerekse Yurt genelinde çok önemli mevki ve makamda bulunan yetişmiş insanları bulunmaktadır.

            Ancak günümüzde bu tür etkenler kendi başına veya bireysel olarak bir anlam ifade etmemektedir. Anlamlı ve aktif durum için günümüzde insanların birlik ve beraberlik içersinde, ortak amaçlar doğrultusunda çalışmaları, güçlerini birleştirmeleri ile mümkün olmaktadır.

            Bu amaçla Fizmelinin bugün ve gelecekte maddi ve manevi olarak bugününü ve geleceğini olumlu bir şekilde etkileyeceğine inandığımız “FİZME KÜLTÜR DAYANIŞMA VE GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ” nin kurulmasının çok faydalı olduğuna inanmaktayız. Sizde böyle bir derneğin kurulmasının faydalı olduğunu düşünüyorsanız görüş ve düşüncelerinizi bildirmek, kurulma aşamasında bizlerinde bir katkısı olsun arzu ediyorsanız en azından birlikte bir çay içmek maksadıyla 15/02/1999 tarihinde  saat 19:00'da  KINALILAR ÇAY BAHÇESİ’ne sizleri de davet ediyoruz.

            Saygılarımızla. 02.02.1999

          Abdul Hamit Abacı   Halis Anduz   Mehmet Bilgü   Bekir Akkaya
          Kuyumcu                   Esnaf                   Eczacı              Öğretmen

 

.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............

15 Ocak 2023

Hacı Yusuf Sansı

Damadı olmaktan hep gurur duyduğum
Babamla birlikte hep babalık yapan değerli kayınpederim Güzel İnsan Hacı Yusus Sansı. Rabbim rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Rabbim peygamberimize komşu eylesin. EL FATİHA...
.................... © Bekir Akkaya Blogspot Copyright 1999 ©.............