Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

6 Haziran 2008

Amentü billahi!/Abdurrahman Dilipak

Amentü billahi/Ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi velyevmil ahiri ve bil gaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teala, vel ba"sü badel mevt hakkun Eşhedü enla ilahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu!
Bu güne dair benim yorumum bu!


Bana göre asıl soru/sorun şu: DERİN YAPI NASIL TASFİYE EDİLECEK?
İsteyen MHP"nin niye bu anayasa değişikliğinin fünyesini çekip AK Parti"nin bahçesine attığını, atılan bu Anayasa değişikliği önerisinin silinen seri numarasını ve Erdoğan"ın elinde patlaması mümkün bu bombayı alıp niye bağrına bastığını tartışabilir.
İsteyen, jüristokrasiyi, yargının yasamayı denetleme mekanizmasına dönüştüğü iddiasını tartışabilir.
CHP ve DSP"liler bu işten ne kadar mutlu oldular, bu sonucun hukukiliğini içlerine sindirdiler mi bilmem ama, bunun siyasi bir harakiriden başka bir anlam taşımadığını yakında görüp anlayacaklardır herhalde..
Yüzeydeki çalkantı, dipten, derinlerden gelen hesaplaşmanın dışa yansımasından başka bir şey değil.
Anayasa Mahkemesi"nin kararı, bu çalkantıyı daha da artıracak.
Bu iş; insan hakları ve hukuk devletinin gerekleri, özgürlükler yönünde çözülecek. Bunun başka şekli yok. Bunlar gider, yenileri gelir, Anayasa tümden değişir, yasa değişir, Anayasa Mahkemesi değişir, fiilen bu sorun çözülür, nasıl olursa olur, bu sorun çözülür!..
Bunun başka türü yok..
Birtakım adamlar öyle istiyor diye biz dinimizden vazgeçecek değiliz..
CHP"li bazıları, Sav istemiyor diye; Hacca gitmekten de vazgeçecek değiliz.
Bu karar toplumun gözünde yargıya güveni, CHP"yi, derin devleti daha da köşeye sıkıştırır..
Tekrar söylüyorum: Hesaplaşma keskinleşiyor.
Bu karar, AK Parti"nin kapatılacağının da işareti sayılır..
Bunun anlamı; Ergenekon ya da Sarıkız, Özden Örnek hesaplaşması da keskinleşecek demektir..
Korkarım karışıklıktan meded uman bazı çevreler, şimdi nokta hedeflere yönelecektir..
Bu kararı verenler, bir gün gelecek, 27 Mayıs"ın etkin isimleri gibi, verdikleri karardan pişman olacaklar ve toplum kendileri adına karar veren bu insanları ve verdikleri bu kararı unutmayacak!
Bana kalırsa bu karar başörtülü kızlardan ya da AK Parti"den çok, yargıyı yaraladı.. Milli vicdanı yaraladı..
Birileri köşkünde; herhalde İskender Büyük"ün, rakibinin yakalandığı haberini aldığında yaşadığı mutluluğu yaşamıştır..
Asıl sorun terör, ya da irtica, Kürt sorunu veya başörtüsü, laiklik sorunu değil, derinlerdeki sorundur..
Derin yapı parçalandı. Dincisi, ulusalcısı, solcusu, milliyetçisi, liberali ile bu yapı büyük ölçüde kontrol dışı bir güç haline geldi. Kendilerini üreten çevrelere de hizmet etmiyorlar artık. Kendi aralarında da birlik yok.. Hepsi de kendini merkezde, karşısındakini ise kontrol dışı görüyor ve taraflar birbirini zabtu rabt altına almaya çalışıyor..
Birbirlerine girdiler. Birbirlerini yiyorlar ve birileri de hepsini birden temizlemeye hazırlanıyor..
Olaylar deşifre oldu ve birçok kişi oynanan oyunun farkına vardı..
Bilimi, siyaseti, istihbaratı, dini, hukuku her şeyi kullandılar.
Media, mafia, sermaye, siyaset ve bürokrasiye şimdi STK"lar ve DTÖ"ler de eklendi..
Şimdi asıl ve öncelikli mesele, topyekün bir Anayasa değişikliği..
Anayasa Mahkemesi"nin son kararı ile aslında Parlamentonun da yetkisi gasbedilmiştir.
Belki şimdi hemen yapılması gereken, genel hızla bir anayasa değişikliğine, ardından da erken seçime gidip aynı zamanda Anayasayı halkoyuna sunmaktır..
Ortada demokratik bir yapı yok, adına jüristokrasi denilen bir başka rejimle karşı karşıyayız.
Bir yanda derin devlet, öte yanda bu oligarşik yapı milli iradeyi yok saymaktadır..
Cumhuriyeti korumaktan söz edenler, milli iradeyi yok sayıyorsa geriye ne kalıyor ki!
İktidar eğer bir şeyler yapmak istiyorsa ve yapabiliyorsa, kayıt dışı siyaseti fonlayan ekonomik kaynakları, kayıt dışı ekonomiyi durdursun ve buna petrol kaçakçılığından başlasın.
Yapabiliyorsa, Soğuk Savaş döneminden kalma gizli silah depolarını kayıt altına alsın, kayıt dışı devletin paramiliter unsurlarının elindeki silahları toplasın.
Yapabiliyorsa, bu yapının tepesinde yer alan ve bu süreci engelleyen kişileri engellesin ve bu konuda yargıyı harekete geçirsin.
Yapabiliyorsa, önce hemen MGK"da bu konuyu masaya yatırıp arkasından konuyu Askerî Şûra"ya taşısın.
Bu derin yapı tasfiye edilmezse, bu yapıda görev alanlara da yazık olacak. Bu yapı onların üzerine çökecek, suçluluk psikolojisi ve panik içinde kamplar birbirini vuracak..
Belki bu kadroları tasfiye ettikten sonra, silahlarını bırakmayı kabul edenler, normal hayata geçmeleri şartı ile çıkarılacak kapsamlı bir aftan yararlandırılabilirler..
Yaşadığımız krizin arkasındaki derin gerçek bu!
Bu kararla Türkiye yara aldı, Parlamento, hukuk, yasama, yürütme, yargı her şey yara aldı..
Bu dünya imtihan yeri idi bizim için değil mi?
Cennet ve cehennem boşuna değil.. Herkes, gideceği yere koşar adım gidiyor..
Ben Allah"tan başka, bana İlahlık taslayan, Rablik taslayanlara “La!” diyorum!
Yok Anayasanın maddeleri arasında hiyerarşi varmış, yok değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeler varmış!
Hadi “bey, efendi” demeyi de yasaklayın, “hacı hoca” demeyi de, Kur"an kursu hocalarının da başlarını açtırın.
Camiler de devlet dairesi.. Camide de başı açık olsunlar oldu olacak.
Kurtlar Vadisi yaz tatiline giriyor. Ben Anayasa Mahkemesi"ni izlemeye devam edeceğim.. Bu daha gerçek ve daha heyecan verici.
Selam ve dua ile..
KAYNAK: http://www.habervakti.com/detay.asp?id=51371&kat=Yazarlar

Söz bitti, sözleşme bozuldu /Mustafa Karaalioğlu

5 Haziran 2008 Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli günlerinden birisidir. Çünkü bir kırılma noktasıdır. Kırılan toplumla devlet arasındaki, toplumla hukuk arasındaki, hukukla sistem arasındaki ve nihayet hukukla demokrasi arasındaki bağlantıdır. Anayasa Mahkemesi dün kendi kendine bütün erkler üzerinde bir erk olma yetkisi verdi. Serbest seçimin, Meclis'in yetkisi ni aldı, demokrasi olmanın sağladığı hukuk düzenini yerle bir etti.

Bu öylesine dramatik ve kıyıcı bir karardır ki 'telafi edilemez'...

Türkiye'nin en büyük katılımlı seçimiyle oluşan Meclis'in 411 oyla aldığı, toplumun yüzde 80'inin desteklediği, normalden daha normal bir karar iptal edilmiştir. Aslında demokrasi ve hukuk iptal edilmiştir.

Anayasa'nın 148. maddesi, 'Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler...' diyor.

Mahkeme, anayasa değişikliklerini bırakın reddetmeyi, görüşemez bile...

Çünkü, Anayasa Mahkemesi anayasa değişiklerini görüşürse, reddeder veya onaylarsa bunun adı demokrasi olmaz. Böyle rejimlere otokrasi denir, diktatörlük denir ama asla demokrasi denemez.

Bugün geldiğimiz nokta işte budur.

Anayasa Mahkemesi, genç kızlar üniversite eğitimi alabilsin, bir ayıp ortadan kalksın, bir hak ihlaline son verilsin diye yapılan düzenlemeyi iptal ederek yetkisini aştı, kendisini var eden hukuku çiğnedi.

Sadece hukuku değil, toplumun dindarlığını, başörtüsü gibi yüzyılların ve inancın mirası bir değeri de ayaklar altına altı.

Devleti ve rejimi temsil eden irade, kendi gizli kitabından ürettiği fetvayla millete yasak koydu. Bunu da en gözü kara, en cüretkar bir yolla; hukuku öfkesine ve düşmanlığına barut yaparak gerçekleştirdi.

Bizim rejim sözleşmemizde böyle bir yetki gaspı, böyle bir ihlal serbestliği, anayasanın mahkeme tarafından çiğnenebileceği garantisi yoktu.

Dolayısıyla, anayasa ile mücessem hale gelen temel sözleşme artık bozulmuştur.

Konu başörtüsünü aşmıştır, parti kapatma davasının nasıl sonuçlanacağı sorusunu sollamıştır.

Anayasa Mahkemesi'nin anayasayı çiğnediği bir ülkede artık kimsenin hukuka riayet etmesini bekleyemezsiniz.

Hukukçular bunu yapabildiğine göre, sıradan insanlar da hukuk tanımayabilir; kim ne diyebilir ki!

Kimse şaşkınlığını bilgisizliğine yormasın. Bu ülkede bir oyun oynanmıyor; aksine her şey çok açıktır. Açık olan bir savaşın başladığıdır.

Anayasal sistem artık ortak bir yükümlülüğün ve düzenlemenin adı değildir.

Hukuk, AK Parti'ye karşı siyaset savaşının, topluma karşı düşmanlık ve kinin koçbaşıdır.

Bu savaşı kutsallaştıranlar için hukuk bir araçtır; savaşı kazanmak için bazen koltuk değneği bazen tank mermisidir.
KAYNAK: http://www.habervakti.com/detay.asp?id=51377&kat=Yazarlar

İSTANBUL/ŞİİR/İSMET KAYMAK

İstanbul’dayım.Kimsesiz bir çocuk gibi
Yürüyorum.Arkama bakmadan hep ileri
Yol bitmiyor.Karanlık giriyor içeri
Bir korku alıyorum sende İstanbul
**********
Sokaklar karanlık.Kara bulutlara kapanık
Beton yığınları kaplamış,her yer karanlık.
Bazı gecelerde sadece ben uyanık
Bir ben varım. Bir de sessiz İstanbul
**********
Geceleri ben de damla damla bir korku birikiyor
İstanbul’a geleli huzurum kaçıyor.
Geceleri siyah örtü üzerime çekiliyor.
Gözlerini bana fal taşı gibi açmışsın İstanbul
*********
Çile çekenlerin babası ve annesi
Kimse kimsenin derdini bilmiyor.Bu neyin nesi
Sönmüş ışıklar.Canlanın duyurun sesimi
Senin içinde yaşayanlar var mı? İstanbul
*********
Gitmek istiyorum buradan
Dost bulamadım.Dostun olamadım neden?
Duyurmak istiyorum sesimi ben
Yolumdan etme beni İstanbul
*********

5 Haziran 2008

BENİM ÇOCUĞUMA KİMSE ÇÖP DİYE LEŞ TOPLATAMAZ!

Kumru’da Elekçi Deresi kenarındaki kaldırımlarda kokudan yürümek bile mümkün değil. Ben şahsen daha önceki “çöp” üzerine yazdığım yazı olmasa bu satırları yine kaleme almazdım. Üstelik ben bu sorun için bir Kumrulu vatandaş olarak birkaç kez gerekli yerlere dilekçe de verdim. Ama ne oldu? Hir bir şey.

Hatta dilekçem üzerine kaldırılan çöp kovası yine birileri tarafından tekrar hem de daha iyi bir şekilde koyuldu. Şimdi mi? Benim şahsen çöp diye bir sorunum kesinlikle yok… Uğraşacağıma burnumu tıkayıp yürüyorum. Kokudan besbelli ölmem ya!

Bu yazıları bir veli olarak yazdığımı bilesiniz. Yani benimde bazı okullarda çocuklarım var.
Kampanya elbette yapılmalı ama bilerek pislik atılan derede değil. Ve bu kampanyada insanların gözüne baka baka atılan pislikleri kapsamıyor. Sokaklar ya da caddeler ya da okul bahçeleri ve göl deniz ve havzalar bu kapmpanya dahilindedir. Yine kampanyada bilerek atılan pislikleri ve lağım çukurunun bulunduğu yerleri kapsamıyor. Elekçi Deresinin içinde küçücük çocuklar pisliklerin içersinde çöp toplamaz. Pisliklerin ve lağım su ve bokların alenen aktığı suların aktığı yeri ben havza olarak görmüyorum. Burası bir yerleşim birimidir ve görevilerler ve çöp ve pislik atarak havzayı kirletenler de ortadadır. Ben şahsen Elekçi Deresinde kafama silah dayasalar çöp toplamam.

Kelli felli koskoca adamlar “gece saat 12’den sonra pencerelerden ve balkonlardan biriktirdikleri pislikleri dereye atarken ben çöp toplamam. Bu da zaten çöp

4 Haziran 2008

Dini özgürlüklerle ilgili sorunlar var!/Hasan Cemal / Milliyet

Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili sorunlar var mı? Yok diyebilir misiniz?
Eğer yok diyorsanız, başörtüsü ya da türban sorunu ne olacak?
Bundan dolayı yıllardır üniversiteye giremeyen kız öğrencilerin bu sorunun bir parçası olmadığını öne sürebilir misiniz?

Din eğitimi konusunun bu ülkede bunca yıldır yerli yerine oturduğunu söyleyebilir misiniz?

Bu bakımdan, kendi çocuklarının daha dindar yetişmesini isteyen ailelerin din eğitimiyle ilgili olarak çok uzun yıllardır devletle bazı dertleri olduğunu unutabilir misiniz?

Kuran kursları olsun, İmam Hatipler olsun, din eğitimiyle doğrudan ilgili bu alanlarda ne zamandan beri yaşanan tartışmaları yok sayabilir misiniz?

Ve bu tartışmalar, din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili değil midir?
Cemaat ve tarikatlar açısından sorunsuz bir Türkiye’de yaşadığımızı iddia edebilir misiniz?

Cemaat ve tarikatlar bin yıldır bu toprakların bir gerçeği iken onları yok saymak, yer altına itmek, bu ülkede din özgürlüğü, vicdan özgürlüğü alanlarında sorun yaratmıyor mu?

Cemaat ve tarikatları yok saymakla, tekke ve zaviyeleri kapatmış olmakla, özellikle sosyolojik bakımdan hiçbir şeyin yok olup gitmediği, devletle yaşanan sürtüşmelerin din ve vicdan özgürlüğü alanında sorunlara yol açtığı bilinmiyor mu?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri geçerli olan laiklik anlayışı ya da tepeden, devlet tarafından kontrol altında tutulmaya çalışılan din kurumu bu ülkede birçok soruna kaynaklık etmiyor mu?

Etmediğini iddia edebilir misiniz?

Edebiliyorsanız, başörtüsü ya da türban sorunu ne oluyor?

Edebiliyorsanız, yüzde 47 oy almış bir iktidar partisinin özellikle türbandan hareketle kapatılması nasıl gündeme gelebiliyor?

Dini özgürlüklere ilgili herhangi bir sorun yoksa, başını inancının bir gereği olarak örtenlere üniversite kapıları nasıl kapatılabiliyor ve bu yasak Türkiye’yi derinden nasıl sarsabiliyor?

Ve son bir nokta:

“Eşi türbanlı olan Cumhurbaşkanı olamaz!” diye yargısıyla, askeriyle kazan kaldırılan, 367 gibi hukuk skandalları, 27 Nisan Muhtırası gibi demokrasi ayıpları yaşanan bir ülkede daha hâlâ “Din özgürlüğüyle ilgili sorun yoktur!” desen de kolay kolay inandırıcı olabileceğini sanmıyorum.

Evet, bu ülkede seksen bin cami var. Günde beş vakit ezan da okunur bu ülkede. Cuma’ya da serbestçe gidilir. Oruç da tutulur. Kimse kimseye karışamaz. Türkiye’de Müslümanlar ibadet açısından elbette özgürdür.
Ancak sorunlar yok değildir.

Din eğitimi hâlâ yerli yerine oturtulamadığı için vardır. Devlet din kurumuna fazla karıştığı için vardır. Laiklik anlayışı tepeden inme olduğu için vardır.

Ya da din-devlet ilişkilerinin yapısı fazla otoriter olduğu için vardır. Din-devlet ilişkilerinin otoriter yapısı daha fazla demokrasi ile tanıştırılamadığı için vardır.

Bu arada bütün bu sorunlar neden vardır sorusunun bir yanıtı daha vardır akılda tutulması gereken:

Bütün bu sorunlar bastırıldığı için, bütün bu sorunlar ve çözüm yolları serbestçe tartıştırılmadığı için, tabular ve yasaklarla özgür tartışma ortamı bir ‘kışla düzeni’nde cendereye alındığı için, toplumun kreması sayılanlar fena halde cahil bırakıldığı için, dini özgürlüklerle ilgili sorunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri başımızdan eksik olmamıştır.

İşte bu nedenlerle, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Avrupa Parlamentosu’nda bir soruyu yanıtlarken, “Türkiye’de Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” demesine bu denli tepki göstermek yanlıştır, ölçüyü kaçırmaktır.

HASAN CEMAL/MİLLİYET
KAYNAK: http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=71074

Genel liselerde ÖSS hüsranı/www.kamudan.com/Sibel Kahraman

Klasik liselerden yeni mezun olarak sınava giren ve lisans programlarına yerleşenlerin sayısı, meslek liselerinin gerisinde kaldı. ÖSYS 2007’ye ortaöğretim kurumlarında son sınıf öğrencisiyken
giren 678 bin 576 öğrenci arasında en başarısız grup, genel liselerden sınava giren öğrenciler oldu.

Genel liselerden sınava 329 bin 662 kişi girerken lisans programlarına yerleşenlerin sayısı 8 bin 910’da kaldı. Meslek lisesi grubundan sınava giren 154 bin 60 adaydan ise 9 bin 567 kişi lisans programlarına yerleşti.

ÖSYM verilerine göre 2007 ÖSYS’de özel liseler, anadolu liseleri ve anadolu öğretmen liseleri yeni mezunlarında başarı oranı diğer okullara oranla yüksek oldu. Genel liselerden yeni mezun olarak sınava giren ve lisans düzeyine yerleşenlerin sayısı, meslek liseleri grubundan lisans programlarına yerleşenlerin dahi gerisinde kaldı.

Bahçeşehir Koleji Rehberlik uzmanları, meslek liselerinin başarısının anadolu öğretmen liselerinden kaynaklandığını belirterek, “Meslek liseleri arasında bulunan anadolu öğretmen liselerinden 9 bin 453 aday ÖSS’ye girerken, 6 bin 240 aday lisans programlarına yerleşti” dedi.

Anadolu lisesi farkı

Yine meslek lisesi grubunda olan imam hatip liselerinden ise 11 bin 95 kişi sınava girerken, lisans programlarına yerleşen sayısı 319’da kaldı.

Liseler düzeyinde lisans programlarına yerleşenlerin genelini ise özel lise ve anadolu lisesi mezunları oluşturdu. Yabancı dilde öğretim yapan özel liselerde sınava giren 12 bin 793 adaydan 5 bin 796’sı lisans programına yerleşti.

Anadolu liselerinden sınava giren öğrenci sayısı da 51 bin 406 olurken, bu adayların yarıya yakını lisans programlarına yerleşti. 22 bin 618 aday lisans programına, 317 öğrenci de önlisans programına girdi.

Yeni sınavımız ‘SBS’

SBS, sınav sonucundaki başarının yanı sıra okul başarısı ve okul içi davranışları da değerlendirmeye katıyor. Böylece eğitim - öğretimin her aşaması etkin kılınıyor

Ortaöğretim Kurumları Sınavı’nın yerine getirilen SBS (Seviye Belirleme Sınavı) bu yıl ilk kez uygulanacak. Bahçeşehir Koleji Rehberlik Birimi uzmanları, SBS’yle ilgili olarak şu bilgileri verdi:

Yıl içerisinde öğrenilen konulardan oluşan, güçlük derecesi yüksek olmayan ve hayata hazır bulunuşluk düzeyinin belirleneceği sorulardan oluşacak sınav o yılın kazanımlarını ölçme temeline dayanıyor.

Öğrenciler, her yılın sonunda yapılacak SBS puanının yanı sıra okuldaki akademik başarı ve okul kültürüne uygunluk açısından değerlendirilerek belli kriterlere göre Yıl sonu Başarı Puanı (YBP) ve Davranış Puanı (DP) elde edecekler. Bu puanların belli yüzdeleri toplanarak o yılın Ortaöğretim Yerleştirme Puanı (OYP) belirlenecek. 8. sınıfın sonunda ise bunların toplamıyla Genel Ortaöğretim Yerleştirme Puanı (G-OYP) hesaplanacak.

Tek sınava dayalı ve sonucu ölçmeye dayanan OKS’nin eksikliklerinden yola çıkılarak geliştirilen SBS öğrencinin sınav sonucundaki başarısının yanı sıra okul başarısı ve okul içi davranışlarını da değerlendirmeye katıyor, böylece öğrenciyi eğitim ve öğretimin her aşamasında daha etkin hale getiriyor.

SBS’lere katılmak zorunlu değil. Ancak, öğrencinin sınava tekrar girme şansı olmadığı için girmediği sınavın yerine o sınavda oluşan en düşük puan verilecek. Örneğin, 6. sınıfta sınava girmeyen bir öğrenci 7. sınıfta sınava girdiğinde 7. sınıf aynen hesaplanacak ancak 6. sınıf SBS sonucu, o yıl alınan en düşük puan olacak. Dolayısıyla herhangi bir yılın sınavına katılmamak öğrenciye telafi edilmesi zor bir durum yaratacak.

Ortaöğretime geçiş kapsamında Seviye Belirleme Sınavları her yıl Haziran ayında okulların ders bitiminden sonraki haftalarda yapılacak. Bu yıl yapılacak SBS; 6. sınıflara 21 Haziran, 7. sınıflara 22 Haziran tarihlerinde uygulanacak.

Seviye belirleme sınavlarında; müzik, beden eğitimi, resim iş ve seçmeli dersler ile rehberlik ve sosyal etkinliklerden soru sorulmayacak.

2008 ve 2009 yılında Seviye Belirleme Sınavına girecek olan ve şu an okullarında 7. sınıfta okuyan öğrencilerin 6. sınıfın hiçbir kısmından sorumlulukları olmayacak. 8. sınıfın sonunda yerleştirme puanları hesaplanırken; 7. sınıf yüzde 40, 8. sınıf yüzde 60 oranında hesaplamaya dahil edilecek.

Seviye belirleme sınavında ilköğretim okullarımızda zorunlu yabancı dil olarak okutulan İngilizce, Almanca ve Fransızca derslerinden de soru sorulacak.

Turlama tekniği

Bir testteki çok kolay, kolay ve normal soruları 1. turda çözerek diğerlerini 2.tura bırakmaya turlama tekniği denir. Sınavlarda turlama tekniğini kullanmak başarı oranınızı önemli derecede yükseltir.

Turlama tekniğini kullanırken zor soruları ikinci tura bırakın. Yani bir soru üzerinde inatla savaşmayın.

Kitapçığın tamamını gözden geçirin. En iyi olduğunuz dersten başlayın. Hiçbir soruda fazla vakit harcamayın (zor soru kesinlikle daha fazla puan kazandırmaz)

Türkçe soru sayısı fazla

Türkçe dersinin soru sayısı diğer derslerden daha fazla. Bunun nedeni ise Türkçe’nin haftalık ders saatinin fazla olması. Yabancı dil sorularının katsayısı ise düşük. Ancak bu, öğrencileri yanıltmamalı. Önemli olan öğrencilerin soruları yapabilme oranı, yani çözüm ortalaması. SBS’de yabancı dil sorularının çözüm ortalamasının çok düşük olacağını varsaymak gerekiyor. Bu da yabancı dilin değerini çok yükseltecektir.

Yeni sistemde, OKS’de hesaplanan Matematik-Fen ile Türkçe-Matematik puan türleri yerine tek bir puan türü hesaplanacak. Öğrenciler sosyal bilimler liselerine de fen liselerine de anadolu liselerine de tek puan türünden girecek.

Davranış ölçütleri

Yeni sistemde geçerli olacak davranış puanı oluşumunda şu kriterler alınacak:

Okul kültürüne uyum, öz bakım, kendini tanıma, iletişim ve sosyal etkileşim, orta değerlere uyma, çözüm odaklı olma, sosyal faaliyetlere katılım, takım çalışması ve sorumluluk, verimli çalışma, çevreye duyarlılık.


Tek puan hesaplanacak

Yeni sistemde, OKS’de hesaplanan Matematik-Fen ile Türkçe-Matematik puan türleri yerine tek bir puan türü getirilecek. Sosyal bilimler , fen, Anadolu liselerine tek puan türünden yerleştirme yapılacak. OGES sonucu herhangi bir okula yerleştirilemeyen öğrenciler genel liselere, özel yetenek gerektiren liselere ya da meslek liselerine kayıt yaptırabilecekler.
HABER: www.kamudan.com

3 Haziran 2008

Kendime Öğütler / ŞİİR/1976/ Bekir AKKAYA

Bu kez sizlere 25.07.1976 Pazar günü “Kendime Öğütler” adında yazdığım bir şiiri sunmak istiyorum. Bundan tam 32 yıl önce yazdığım bu şiiri yaz tatilinde moralimin bozuk olduğu bir günde Fizme – Karapınar Mahallesinde bir mısır tarlasının içersinde yazmıştım. İşte söz konusu o şiirim.

KENDİME ÖĞÜTLER

Kendim bu yolumuz bir hayli uzak.
Uzak yolu bırak tez gidemezsin.
Gidilecek yerler vahşi ve çorak.
Bu gidilecek yeri sen bulamazsın.

*********
Bu inat düşünce seni yok eder.
Bırak bunları da biraz beri gel
Bu işler kötüdür az kendine gel.

ANASİAD BAŞKANI ASIM CEP’TEN KUMRU ÖĞRETMENEVİNE ZİYARET

Anamur Sanayiciler ve İşadamları Derneği (ANASİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Asım Cep Kumru Öğretmenevini ziyaret etti.
Yakınının vefatı üzerine Kumru’da bulunan ANASİAD Başkanı Asım Cep Öğretmenevine gelmesinin asıl maksadının Öğretmenevi Müdürü Bekir Akkaya ile tanışmak ve ona teşekkür etmek olduğunu ifade ederek “Anamur’dan Kumru’yu izleme ve haber ve yorumlarla takip etme fırsatı veren “Kumru Haber” www.kumru .org internet sitesinden bizleri yıllardır bilgilendiren şahsınıza teşekkür ediyorum. Anamur Sanayiciler Derneğimizin çalışmalarını ziyaretcilerinizle paylaşmanız ve bizlere ilgi göstermeniz bizleri son derece memnun etmiştir. Biz sanayiciler ve işadamları derneği olarak yaptığınız çalışmaları takdirle takip ediyoruz. Talebiniz olduğu takdirde maddi ve manevi her türlü katkı yapmaya hazır olduğumuzu belirtir şahsınıza teşekkür ediyoruz.” Dedi.

Bugüne gelinceye kadar yaşadıklarını ve başarıya ulaşmanın inceliklerini de anlatan Anamur Sanayiciler ve İşadamları Derneği (ANASİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Asım Cep “İnşaatçılıktan bugünlere geldik. Vefat eden Ağabeyim Yaşar’ın Anamur’da bir iş alması ile Anamur’da yaşamaya başladık. 1982 yılında biz Anamur’a gidince evlerde çatı yoktu. Anamur’a çatıyı götüren biziz. Yaptığımız tüm işlerde malzemenin en kalitesini kullandık. “ İnsanların güvenlerini kazandık. Paranın her türlüsünü gördük. Ama bütün bunların yanında paraya da pek itibar etmedik. İnsanları çok önemsedik, İnsanlara hiç yanlış yapmamaya özen gösterdik. Şükrolsun bugünlere geldik.”

“Bizdeki asıl başarının sırrı şuna inanmamızda yatıyor. “Fakirleşelim ama itibarımızdan yetirmeyelim!” Bu sözü kendimize ve çevremize hep uyguladık. Yaşamımızın ve işimizin felsefesi haline getirdik. Ve o yüzden olsa gerek çevremizde hep sevildik ve sayıldık. Bu önemli görevlere kadar getirildik.” Açıklamasında bulundu.
“Bazılarının vererek ve bazılarının da vermeden yükseldiğini vurgulayan Sanayici ve İş Adamı Asım Cep “ Biz vererek, yardım yaparak , vatana ve millete faydalı olduğunu düşündüğümüz her faaliyete kesemizi açarak yükseldik. Verdikçe ve dağıttıkça paramız çoğaldı. Vermeye de devam edeceğiz.” İfadesini kullandı.

KUMRUYA KİMSESİZLER YURDU

Kumrunun dışında bizim gibi iş adamları Kumru’nun problemlerine tam vakıf olamıyoruz. Hayırlı olan her faaliyette bizleri haberdar ederseniz biz elimizden geleni yaparız. Yaptıklarınızı küçümsemeyin. Bugün burada sizlerle tanışmamız bundan sonra bazı Kumru için güzelliklere sebebiyet verebilir. Bu ise sizin gibi insanların bizlere yazı ve çizilerinizle ulaşmanız sayesinde mümkün oluyor. Ben şahsen sizlere söz veriyorum. Kumru’ya kesinlikle bir Huzur evi ya da bir kimsesizler evi yapılması gerekir. Böyle bir teşebbüs olursa elimden gelen tüm yardımları yapacağım.” Dedi.

Kumru’ya modern bir lokanta ve modern bir otel gerekli olduğunu söyleyen Başkan Asım Cep “ Bir iş adamı ya da iş yapabilecek bir kimse bu iki şeyi çok önemser. Bu iki hizmetten memnun olan iş adamları o yere hep gelmek ve oralarda yatırım yapmak ister. Anamur ve civarı böyledir. Kumruya modern bir lokanta ve otelin mutlaka yapılması gerekir.” Dedi.

Kumru Öğretmenevini çok beğendiğini de ifade eden Başkan Asım Cep “ Burası çok güzel olmuş ve Kumruya yakışmış. Katkı yapanları siteden takip ettiğini ve bildiğini bilgi aldığını ve katkı yapanlara şükranlarını ifade ederek kendi üzerine düşen bir durum söz konusu olduğu takdirde maddi ve manevi yardım yapabileceğini ifade etti.
Öğretmenevi Müdürü Bekir Akkkaya da kendileri ile tanışmaktan mutluluk duyduğunu söyleyerek ilgi ve alakalarından çok memnun olduklarını, asıl mesleğinin yanında bu tür faaliyetleri bir hobi olarak sürdürdüğünü” söyledi. KUMRU HABER/KUMRU

ORDU VALİSİ ALİ KABAN KUMRU’YU ZİYARET ETTİ

Ordu Valisi Ali Kaban Korgan ve Kumru ilçelerini ziyaret ederek yetkililerden bilgi aldı. Saat 13.30 sıralarında Kumru'ya gelen Ali Kaban, İlçe girişinde resmi erkan tarafından karşılandı.
Beraberinde Ordu İl Jandarma Komutanı Albay Celal Çürek, İl Emniyet Müdürü Olcay Tosun olduğu halde İlçeye'ye gelen Ali Kaban'a Kumru Kaymakamlığında bir brifing verildi.

Kumru Kaymakam'ı Özgür Körükçü tarafından verilen brifingi izleyen Vali Ali Kaban, İl Jandarma Alay Komutanı Albay Celal Çürek, İl Emniyet Müdürü Olcay Tosun ve beraberindeki heyet, Kumru İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Murat Ayyarkın ve Emniyet Amiri Okan Tankut'tan bilgi aldı. Daha sonra Ordu Valisi Ali Kaban Kumru’dan ayrıldı. BEKİR AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

2 Haziran 2008

GÜVENMEK INANMAKTIR... Özgür KARAKAYA´nin yazisi...

Güvenmek, bir kişiye inanmak ve şüphe etmemektedir. Ondan emin olmak ve bunu gerektiğinde uygulamaya koymaktır. Bir insanın tanınması, düşüncelerin ve yargıların derlenip toplanmasıdır. Bir insana yanlış yapmamaktır. Aynanın bizim tarafımızdaki kısmı ve bir iyi niyet göstergesidir.


Tırmanılan ağaçta rastlanılan sağlam dal, sudan geçerken basılan sallanmayan taştır. Sevgiyle hep beraber giden ve dostluğun boynuna geçirilen bir çelenktir.

Bazısı için ise bir güç, beraberinde hayatın içersinde başarılı olmak için insanın kendisiyle bir bütün olması ve var olduğuna inanmasıdır. Herkes sırtını döndüğünde sana, onun sırtını dönmeyeceğini bilebilmektir. Bir öğretmenin öğrencilerine öğrettiği konuyu yapar

Muhterem Bekir Kardeş, /Av. Metin SALMAN /İSTANBUL

"Kumruhaber" sitesinin oluşum, gelişim ve devamını sağlayan Muhterem Bekir Kardeş,
Kıymetli dostlar, arkadaşlar,
Müspet şahsiyetler ile iyi işlerden yana tavır koyanlar,
Hepinize sağlık, afiyet ve saadetler diliyorum.
İSTANBUL İSKİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDE AVUKAT OLARAK ÇALIŞIYORUM. (demircili köyünden AV. NİYAZİ YAYCIOĞLU kardeşimle aynı büroyu paylaşıyoruz)
İstanbul'un nüfusunu ve buna paralel olarak gelişen çevre ve insan sorunlarını dikkate alırsak, hakikaten müvekkilim kurumun ve özelde bizlerin işleri hayli bir yoğun. Ancak bugün, reklâm arası vermek ve bir nebze olsun rahatlamak babından, kısa bir süre için de olsa kumruhaber sitesinde gezindim.

10 erkek 1 kadın..

ON erkek ve 1 kadın bir helikopterden sarkan halata asılıdırlar. İp herkesi taşıyacak kadar güçlü olmadığından hep birlikte aşağı düşmemek için içlerinden birinin ipi bırakması gerektiğine karar verirler ancak bu kişinin kim olacağına karar veremezler.Tam o anda kadın çok etkileyici bir konuşma yapar. Bir kadın olarak, kocası ve çocukları için her şeyi karşılıksızca bırakmaya alışık olduğunu ve tamamen gönüllü olarak ipi bırakabileceğini söyler. Kadın konuşmasını bitirir bitirmez, ipte asılı 10 erkek onu alkışlamaya başlar...
KISSADAN HİSSE: Bu fıkrayı tüm erkeklere anlatın ki hayatın gerçeğini bir kez daha anlasınlar...
KAYNAK: http://www.e-yolla.com/news_2347.html

1 Haziran 2008

“ KİM VURDUYA GİTTİ BU YÜREK” ŞAİRİ HASAN GENÇAY 05 HAZİRAN PERŞEMBE GÜNÜ SAAT 17.30’DA FATSA’DA BUGÜN KİTABINI İMZALAYACAK!

Fatsalı Şairler, Şiir Yorumcuları, Aşıklar Topluluğu ( FATŞAT ) Başkanı Fatsalı Şair Hasan GENÇAY ilk şiir kitabını çıkardı.
Şiirlerini Hikmet OKUYAR imzalı Tanıtım Turizm Kültür Sanat Eseri TÜRKİYE SEVDASI ile şiirsevenlere ulaştıran Hasan GENÇAY kendi adına yayınladığı ilk şiir kitabı KİM VURDUYA GİTTİ BU YÜREK için o5.o6. 2008 Perşembe Günü Saat 17.30’da Fatsa Belediyesi Efendiler Eyvanı'nda İMZA GÜNÜ ve SANAT GECESİ yapacak.

İmza gününün ve sanat gecesinin PROĞRAMI radyo MEGA proğram yapımcısı ŞİİR YORUMCUSU Yasemin COCİ tarafından sunulacak. İmza Günü ve Sanat Gecesi'ne Fatsalı şiir dostları, Ordu ve İlçelerinin Şiir seven Kamu yöneticileri ile Sivil Toplum Kururuluşlarının yönetcileri, Türkiye'nin değişik illerinden aşık ozan şair şiir yorumcuları bestekarlar ve şiirsevenler davet edildi.

KİM VURDUYA GİTTİ BU YÜREK adlı kitapta toplam 128 şiir var.Kendisinden kısa bilgi aldığımız şair GENÇAY kitabın içeriği hakkında her insanın kendinden bir şeyler bulacağını söyledi.

Ordu dışında ilk talebin Şüsiyad Başkanı Hikmet Okuyar'dan geldiğini bildiren Gençay şiiri çok sevdiğini şiirden kazandığı parayı yine şiire harcayacağını duyurdu. Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU
İRTİBAT:
GSM: 05335746655
FATŞAT 04524235808

GÖNÜL DOSTLARI FATSA'DA BULUŞTU

Fatsa Çevre Kültür Ve Sevgi Deneği gönüllüleri Fatsa Belediyesi Çamlık Tesislerinde düzenlenen Kahvaltı programında bir araya geldi. Sevgi bağlarını güçlendirmek ve dostlukları pekiştirmek amacıyla Dr. Necdet Yılmaz'ın konuşmacı olarak katıldığı programı Fatsa ve çevre ilçelerinden davetliler katıldı. Dr. Necdet Yılmaz konuşmasında bulunduğumuz zamanı iyi anlayıp yorumlamayı, geçmişe değil geleceğe bakmayı, daima kendisiyle ilgilenilen değil başkalarıyla da ilgilenen, insanlara hizmet eden kişiler olmamız konularında katılımcılara tavsiyelerde bulundu. Program, programa katılanların farklı zaman ve mekanlarda bu tür programların tekrarlanması dileğiyle son buldu. Murat YÜREKLİ/FATSA

BİR İMAM HATİPLİNİN NOT DEFTERİ-1/BEKİR AKKAYA


Ben tuttuğum notları sayfa sayfa yazmaya karar verdim. Ordu İmam Hatip Lisesine gittiğim 1975 yılında öğretmenimiz Osman Ünal derslerinde gösterdiğim başarıdan dolayı bir defter hediye etti. Bende deftere kıyamadım ve o günden başlayarak İmam Hatipte kaldığım yedi yılda bazı notları almak için bu defteri kullandım.

Şimdi defter elimde. Aldığım notlar o gün benim için çok önem arz etse de bugün pek önem arz etmiyor. Böyle olmasına rağmen ben bu defterdeki tüm aldığım notları hiç değiştirmeden yazmaya karar verdim. Zaman zaman bu notlarıma bazı açıklayıcı bilgileri ve hatıraları da eklemeyi düşünüyorum.

Ben Ordu İmam Hatip Lisesine 1975-1976 yılında kayıt yaptırdım. 1981-1982 döneminde ise mezun oldum. Bu notlar bu yıllar arasında benim gibi İmam Hatipte okuyan çocukların dünyasına bir yolculuk olur diye düşünüyorum. Aldığım notlarda tarihlerde var.

31 Mayıs 2008

"YÜREĞİMİN AŞK KENTİ" - İSTANBUL!..(ŞİİR)-KADİR ÇETİN

İstanbul, yüreğimde közlediğim şehirsin
O maviyle yeşilin, beni sarsın İstanbul
İstanbul bir içim su, özlediğim nehirsin;

Düştü yola yüreğim, sana varsın İstanbul
O maviyle yeşilin, beni sarsın İstanbul.

İstanbul “Yedi tepe” yedi veren gül gibi
İstanbul Rabbimizden bizlere ödül gibi
İstanbul seninleyim bakma bana el gibi

Hayâlini kurduğum, cana hâr`sın İstanbul
Rüyasına durduğum, bana yâr`sın İstanbul.

Hoş gerdanlık köprüler, boğazında duruyor
Kim bilir senin için kimler hayâl kuruyor
İstanbul!.. Ah İstanbul, beni candan vuruyor;

Ölümüm dosttan olsun, varsın vursun İstanbul
Ben yolunda öleyim, hayat dursun İstanbul.

2050'de bunlar yok olacak!/İYİ BİLGİ

2050 yılına kadar yok olacak "şey"leri gösteren bir çizelgeyi size sunsak, en çok hangisine hayıflanırsınız? Aslında sevineceğiniz şeyler de üzüleceğiniz şeyler de çok. İşte yıl yıl 2050'ye kadar yok olacaklar listesi!
Avustralyalı ‘gelecek bilimciler' Richard Watson ve Ross Dawson, 2050 yılına kadar yok olması muhtemel ‘şey'leri gösteren bir çizelge hazırladı.
Buna göre, gelecek yıl kül tablası, 2016'da ise bilgisayar fareleri ve emeklilik tarihe karışacak. Bu tahminlerin gerçekleşmesi zor gibi görünebilir ama onlar “Lütfen bu çizelgede kusur aramayın” diyor. Tempo dergisi, bu ilginç araştırmayı sayfalarına taşıdı.

Avustralyalı 'gelecek bilimciler' Richard Watson ve Ross Dawson, 2050 yılına kadar yok olması muhtemel 'şey'leri gösteren bir çizelge hazırladı. Buna göre, gelecek yıl kül tablası, 2016'da ise bilgisayar fareleri ve emeklilik tarihe karışacak. Bu tahminlerin gerçekleşmesi zor gibi görünebilir ama onlar "Lütfen bu çizelgede kusur aramayın" diyor. İşte Tempo dergisinin sayfalarına taşıdığı bu ilginç araştırma...

Türkiye'de pek yararlanılmasalar da fütüristler, yani gelecek bilimcileri, pek çok önemli şirkete danışmanlık hizmeti vererek, işlerin sürdürülebilirliğini sağlamak konusunda önemli roller üstleniyorlar. Onların işi, insanların değişen ihtiyaçlarını, yaşam biçimlerini, savaş, terör, doğal afet gibi olayların yarattığı etkileri değerlendirip, bunların muhtemel sonuçlarını gözeterek bir gelecek haritası çizmek.

Richard Watson ve Ross Dawson, 'Tükeniş Çizelgesi'ni hazırlamaya (Extinction Timeline) 1950 senesinde başlamış. Çizelgeye göre, özel hayatımızı 1990'ların ortalarında, umudu ve dürüstlüğü ise 2000'lerin başında yitirdik. Gelecek bilimcilere göre, yine 2000'lerin başında şu meşhur İsveç Çakısı da tarihe karıştı. "Dürüstlük tamam, umut belki ama İsveç Çakısı'na hálá ihtiyacımız var" diyenlere ise İkiz Kuleler'in bombalanışını hatırlatıyor Watson ve Ross. İsveç Çakısı, 11 Eylül 2001'den sonra yavaş yavaş cepten çıkıp evde kalmaya başladı ve asıl amacından uzaklaşan varlığı anlamsızlaştı.

TAM DA ŞİMDİ TÜKENENLER

Mouse da 2050 yılına kadar yok olacak.

2010'a yaklaşırken, 'tamirci' kelimesi tarihe karışıyor. Her şeyin bir yenisi, daha iyisi o kadar çabuk çıkıyor ve ona sahip olmak öyle hızlı bir şekilde ihtiyaca dönüşüyor ki, bozulanı yenisiyle değiştiriyoruz hemen.

Çizelgeye göre, mektup yazmak, normal bir iklim, tahta oyuncaklar, müzik dükkanları, sokak sütçüleri, makul fiyatlı bir evde yaşamak da yakın geçmişte yitirdiklerimiz arasında.

Çizelgede 2009, kül tablasının yok olacağı yıl olarak işaretlenmiş. Kül tablası bu kadar çabuk tarihe karışır mı bilinmez, ama en azından restoranlarda ve kafelerde masanın üzerinde kül tablası olmasına gerek kalmayacağı kesin. 2011 itibariyle kuşlar telefon tellerine konamayacaklar, çünkü tellerden değil, uzaydan ulaşıyor sesimiz birbirimize. 2013'te 'teşekkür ederim' demeyi tamamen unutacak insanoğlu, nezaket tarihe karışacak. 2014'te 'kaybolmak', dolayısıyla yol sormak da tarihe karışıyor. "Bende 'GPS' yok" diyenlerin, cep telefonunun hepimizin cebine ne kadar hızlı girdiğini anımsamaları yeterli.

2015'te telefon rehberlerine ihtiyaç kalmayacak. 2016'da bilgisayarlarımızın farelerine veda ediyoruz. 2006'da İsveçli şirket Tobii Technology, bilgisayarın içine, kullanıcının göz hareketlerini takip eden bir program yerleştirmişti. Bu sayede bakışınızı uzun süre bir dosyanın üzerinde tuttuğunuzda, klavyede tanımlanmış sağ veya sol tık tuşlarına basarak dosyayla istediğinizi yapabiliyorsunuz. 2016'da bu tip bir sistemin tüm bilgisayarların standart özelliği olacağı öngörülüyor.

Aynı yıl, yaşlanma derdi kalmıyor. Çünkü anti-aging ve estetik ameliyatlar sayesinde herkes genç kalıyor. Kendini zinde ve genç hisseden insanlar, ileri yaşlara kadar çalışacaklarından, emeklilik de tarihe karışıyor.

2016 senesi içinde bir gün bankanın müşteri hizmetlerine telefon açacaksanız, karşınıza çıkan kişiye istediğiniz soruları soracaksınız ve cevap verecek. Belki şu anda sık sık başınıza geldiği üzere, yine sinirleneceksiniz bankanızın müşteri hizmetleriyle konuşurken, ama karşınızdaki ses soğukkanlılığını asla kaybetmeyecek. Watson'a göre bize cevap verenin aslında bir bilgisayar olduğunu anlamamız için en az yarım saat konuşmamız gerekecek telefonda.

GAY BAR MI ? O DA NE!

Bu çizelgede yer almasa da Dawson'ın makalelerinden birinde, 2016 itibariyle 'gay' barların da gereksizleşeceği yazıyor. Çünkü onlara göre eşcinseller savaşlarını kazandılar. Toplum onları kabul etti ve artık hep beraber eğlenebiliyoruz.

2018 kütüphanelere, postanelere, DVD'lere, bedava park yerlerine, 'sıfır beden'e veda edeceğimiz yıl olacak. Kütüphane ve postaneye neden ihtiyacımız kalmayacağını anlamak zor değil, hele ki interneti böylesine severken... Bedava park yerini zaten şimdi bile zor buluyoruz.

Ama diyet yapanların sayısı hızla artmaya devam ederken, sıfır beden çılgınlığının geçeceğine inanmak güç. Ross Dawson, estetik anlayışının değişeceğini savunuyor. Peki, gelecekte nasıl kadınlar makbul olacak? Kendisi gibi olan, neyse o olan kadınlar!

Watson ve Dawson'a göre, hayvanlarda görülen hastalıklar, sağlık saplantısı ve değişen ahlak anlayışı nedeniyle çok daha fazla sayıda insan vejetaryen olma yolunda ilerliyor. 2018, kasapların başka bir iş bulmak için kara kara düşünecekleri bir yıl olacak. Yine aynı yıl, sofraya oturup kahvaltı etme alışkanlığı da tarih olacak. Çünkü buna kimsenin zamanı kalmayacak.

AKLINIZA YATMADI MI YOKSA

Watson, bu yıl içinde birçok dile çevrilecek olan yeni kitabı 'Future Flies'da (Gelecek Uçar) kendilerini bu tarihlere götüren ayrıntıları anlatmış. Watson'ın altını çizdiği bir şey var: O da bu çizelgeyi çok ciddiye alıp içinde kusur bulmaya çalışmamak gerektiği. Çizelgede listelenenler, belirtilen net tarihlerde dinozorlarla aynı kaderi paylaşmayacaklar belki. Fakat büyük ihtimalle varlıklarının insanoğlu için bir önemi kalmayacak.

İşte 2050'de olmayacaklar listesi

İşte Ross Dawson ve Richard Watson'a göre 'kavramlar', 'şey'ler ve onların son kullanma tarihleri...

2012 Dial-up internet erişimi

2013 Faks makinesi

2014 Kaybolmak

2016 Emeklilik, 'gay' barlar, bilgisayar faresi

2020 Telif hakları

2022 Bloglar, imla kuralları, Maldivler

2023 Çalışılmayan hafta sonları, Paris Hilton

2024 Masaüstü bilgisayar, AM radyo

2025 Parasız otobanlar

2026 Öğle yemeği, FM radyo, samimiyet, kırışıklıklar

2030 Anahtar, çocukluk dönemi, realite televizyonu

2033 Bozuk para

2034 Ucuz seyahat, Bangladeş

2035 Orta sınıf, petrol, spam, Aborijinler, Microsoft

2036 Petrolle çalışan araçlar, bağımlılık

2037 Buzullar, doğal yollarla çocuk sahibi olma

2038 Sükûnet

2039 "Özür dilerim", Avrupa Birliği

2040 Cüzdan, halka açık bedava yerler, karbon emisyonu, kağıt para, sağırlık

2042 Kravat

2044 Gelecek bilimciler

2049 Google, körlük

2050'den sonra: Estetik ameliyat, fiziksel acı, çirkinlik, ölüm
KAYNAK: http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=70537

KUMRU ÖĞRETMENEVİ WEP SİTESİ YAYINDA

1989 yılından bu yana hizmet vermeye devam eden Kumru Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğü resmi internet sitesi yayına başladı.
http://kumruogretmenevi.meb.k12.trinternet adresinden ulaşılabilen Kumru Öğretmenevi 2006 yılına kadar Kumru Belediye Sarayı ikinci katında hizmet vermeye devam ederken 24 Kasım 2006 tarihinden itibaren Kumru Belediye Sarayının son katı olan beşinci kata taşınmıştı.
24 Kasım 2006 yılının öğretmenler gününde açılışı gerçekleşen yeni hizmet binası Ordu Millet Vekili Eyüp Fatsa’nın maddi ve manevi katkısı ile modern hale getirilmiş ve Kumru’da önemli bir boşluğu doldurmaya devam etmektedir. 14 adet son derece modern yatağı bulunan Kumru Öğretmenevinin otel kısmı haricinde dinlenme, okuma, bilardo ve oyun salonları da mevcut.

1989 yılında Kumru Belediye Başkanı A.Cemal Zorlu’nun belediyenin ikinci katında öğretmenevi için yer göstermesi ile hizmet vermeye başlayan Kumru Öğretmenevi eski yerin yetersizliği nedeniyle şimdiki Kumru Belediye Başkanı Ticabi Civelek’in Belediye binasının en üst beşinci katını göstermesi ile şimdiki modern hale getirildi.

http://kumruogretmenevi.meb.k12.trinternet sitesinden ulaşılabilen Kumru Öğretmenevi’nin ilk açıldığı yıl olan 1989 yılında Öğretmen Hacı Hüseyin Sana ilk müdürlüğünü 1996 yılına kadar sürdürdü. 1993 yılında Öğretmenevinde Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Bekir Akkaya 1996 yılından 1999 yılına kadar Müdür olarak görevine devam etti. 1999 yılında Bekir Akkaya’nın öğretmenevi müdürlüğünden ayrılmasından sonra Öğretmen Mevlüt Erdem 2002 yılına kadar müdürlük yaptı. Mevlüt Erdem’in ayrılmasından sonra ise Müdürlüğe Kumru Atatürk İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı Yusuf Kuşkaya getirildi.

Müdür Yusuf Kuşkaya’nın 2004 yılında görevine dönmesinin ardından Kumru Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Öğretmenlerinden Bekir Akkaya tekrar Öğretmenevi Müdürü olarak görevlendirildi.
http://kumruogretmenevi.meb.k12.tr internet sitesinden ulaşılabilen Kumru Öğretmenevinde Müdür olarak Bekir Akkaya görev yaparken Müdür Yardımcısı olarak da Adem Şahin görevini sürdürmektedir. İdareciler dışında Ahmet Sinop ve Davut Dilekçe’nin görev yaptığı Kumru Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğü Kumru’da otel noktasında ve dinlenme noktasında çok büyük bir boşluğu dolduruyor…

Sitenin eksiklikleri olduğunu ve ileriki günlerde bütün eksikliklerinin giderileceğini ifade eden Kumru Öğretmenevi idarecileri “sitemiz öğretmenevimizin faaliyetleri dışında eğitime yönelik Kumruda tüm haberleri de yayınlayacak. Ayrıca sitemizde tüm öğretmenevlerinin telefon ve adresleri de yer alacak. Ayrıca öğretmenevlerinden duyurular ve eğitim dünyasından önemli dökümanlar da bulunacak. Sitemizde ayrıca Öğretmenevimiz üyeleri ile ilgili tüm mutluluk haberleri doğum ve düğün günlerinin yanı sıra Kumru Öğretmenevimizin geçmişe yönelik arşiv dökümanları ve güncel haberlere de yer verilecek.
İNTERNET ADRESİMİZ: http://kumruogretmenevi.meb.k12.tr
E-Mail Adresimiz: 339087@meb.k12.tr
TELEFON : 0 452 641 44 00
*************************

53 OKULUN KATILDIĞI YARIŞMADA KUMRU ATATÜRK İLKÖĞRETİM YEDİNCİ OLDU

Kumru’nun en eski ve bugün en çok öğrenci ile birlikte personeli bulunan Kumru Atatürk İlköğretim Okulu eğitim öğretimde de başarılarını sürdürüyor.
Tüm öğrencilerin faydalandığı son derece modern bilgisayar sınıfı da bulunan okul , 24 Mayıs’ta Ordu’da yapılan Ordu Bilim şenliğine de katıldı. Öğretmen Esra Doğan’ın rehberliğinde “Kan Dolaşımı” projesini Ordu Bilim Şenliği’nde sunan öğrenciler büyük takdir topladı.
Kumru’yu temsilen Perşembe Anadolu Lisesi Müdürlüğü Matematik Kulübünün İlköğretim Okulları Matematik Yarışmasına da katılan Kumru Atatürk İlköğretim Okulu Öğrencileri yarışmaya katılan 53 okul arasından sıyrılarak 7’ci oldu. Okulun aldığı başarı okulda ve veliler tarafından sevinçle karşılandı.

Okul Müdürü Necdet Cep’ten aldığımız bilgiye göre bu yıl içersinde okulun tüm idare odaları yenilenmiş ve son derece modern hale getirilmiş. Öğretmenler odası tüm öğretmenlerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş. Öğretmenler boş zamanlarında öğretmenler odasında hem dinlenirken hem de hazırlıklarını görebiliyorlar. Okulda modern bir bilgisayar sınıfının olduğunu ifade eden Okul Müdürü Necdet Cep okulun büyük bir alana sahip olduğunu ve giriş çıkışların gövenliği açısından kamera sistemi kurulduğunu belirtti.

Okullarının Kumru’nun en eski okulu olduğunu söyleyen Okul Müdürü Necdet Cep, geçmişe dayanan tüm arşivlerini düzenli hale getirerek dosyaları yenilediklerini yırtıkları onardıklarını ifade etti. Daha önceleri okullarına müracaat ederek diploma almaya hak kazanan bir çok Kumrulunun diplomalarının alınmadığını hatta bazılarının vefat ettiği halde diplomalarının okulda hala korunduğunu söyledi.

Eğitim Öğretimde de son derece başarılı olduklarını daha önceki yıllara göre başarılarının yüzde yüz arttığını ifade eden müdür Necdet Cep “ Başarılarında bu yıl açılan YİBO’nun büyük etkisi olduğunu söyledi. YİBO’nun açılması ile öğrenci sayılarının azaldığını köyden gelen çocuklarının büyük çoğunluğunun daha önceki yıllarda okulumuza kayıt yaptırırken bu YİBO’nun açılması ile buraya yöneldiğini söyledi. Gidip gelme ile okulumuzda başarı gösteremeyen köyden gelen çok sayıda öğrencinin Yatılı olarak YİBO’DA kalmaları büyük ihtimal onların da başarılarını artırmıştır.” Dedi.

Sınavların yaklaştığını ifade eden Okul Müdürü Necdet Cep “Öğrencilerimize çok çalışmalarını söylüyoruz. Velileri çocuklarını boş bırakmamalarını takip etmelerini tavsiye ediyoruz. Veli ile okul birlikte hareket ederse bu başarıyı da artırıyor. Okulumuz tüm velilerimize açıktır ve tüm öğretmenlerimiz çocukları ile ilgili okulumuzdan tüm öğretmenlerimizden her türlü bilgiyi her zaman alabilirler.” Dedi.*Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

30 Mayıs 2008

KÜLAH HİKAYESİ /ŞİİR/ KADİR ÇETİN/

Bir yerde, bir zamanlar, çobanın biri varmış,
Sevmiş ağa kızını, ateş bacayı sarmış.

Gönül bu sevmiş işte, ne yapsın ne eylesin,
Bu derdini kim bilsin, kime nasıl söylesin.

Girmiş damın içine, oturmuş şöyle yere,
Külahını çıkarmış, koymuş karşı minbere.

Başlamış konuşmaya külah ile kendince,
“Ey külah aşık oldum”, demiş “yandım bir nice.”

“Hem de ağamın kızı, yanında çalıştığım,
Kara sevda benimki, ona öyle aşığım.”

Külah demiş bu sefer;” ey çoban neler dersin,
Eğer bu iş doğruysa resmen ayvayı yersin.”

“Ağa kızı bu sana, yar olmaz asla, vazgeç!
Davul dengi dengine, git köyünden bir kız seç.”

29 Mayıs 2008

DÜNYA BU/ŞİİR/Hâlide Nusret Zorlutuna

yüzüne çok gülerler; yüzde yüzü yalandır
menfaat kaygusudur hepsi filan falandır
alemin göz diktiği cebinde son kalandır
cebin delikse eğer vermezler bir yudum su
aldırma adam sen de.. hepsi geçer, dünya bu
**********************************
herkes ısınır sana mangalın dolu korken
hısım akraba çoktur kazanın kaynıyorken
dostların yüzü güler maymunun oynuyorken
hakiki dost ararsan ne o, ne bu, ne de şu
aldırma adam sen de, hepsi geçer dünya bu
*************************

28 Mayıs 2008

Öğretmen imama yenildi mi?/Emre Aköz Cevapladı/www.iyibilgi.com

Hakikaten Şerif Mardin'in ileri sürdüğü gibi öğretmen imama yenilmiştir diyebilir miyiz? Yoksa öğretmenle çatışan ve karşısında öğretmenin aciz düştüğü daha başka figürlerden mi bahsetmemiz gerekiyor? Emre Aköz bu sorulara çok ilginç cevaplar verdi. iyibilgi özel
Şerif Mardin'in söylediği gibi öğretmenin imama yenildiğini düşünüyormusunuz?
Aslında ikisi de yenildi. Mahallenin imamı var, devletin öğretmeni var. Bunların çatıştıkları değil ama kapıştıkları doğrudur. Fakat son tahlilde ikisi de memurdur. Devlete ve onun ideolojisine tabidirler. Bu noktada ikisi de yenilmiştir…

Cumhuriyet ideolojisi topluma nüfuz edememiştir. Kemalizm büyük bir köylü toplumunun karşısında -ki bunun oranı ilk zamanlar yüzde seksen beştir- başarılı olamadı. Zira bu ideoloji köylüye hitap etmedi. Bunun en büyük delili bugünün Kemalist kitlelerinin büyük çoğunlunun şehirli-eğitimli-zengin bir grup tarafından teşkil edilmesidir. Eğitimi ve geliri düşük kesimler laiklik söylemini takmıyorlar. Bu açıdan baktığınız zaman öğretmen yenilmiş imam galip gözüküyor. Fakat bir başka açıdan bakarsanız imamın da yenilmiş olduğunu görürsünüz.

İmam da öğretmen de kapitalizm karşısında mağlup olmuşlardır. Özellikle 80’lerde Özal’la başlayan büyük değişimle beraber küresel kapitalizme eklemlenmemiz neticesinde toplum içinde de çok ciddi bir değişim yaşandı ve imam da bunun karşısında aciz kaldı. Çünkü imam neticede Mardin’in dediği gibi mahalle insanıdır. Metropol içinde mahalle içindeyken sahip olduğu güce sahip olamamıştır.

Şerif hocanın analizi durağan bir analizdir. Kapitalizm ve göç gibi dinamik süreçleri yeterince hesaba katmamıştır…

Türkiye’de asıl toplumsal mesele mahalle değil mahallesizleşmedir. Bugün artık büyük siteler kuruluyor ve bunlar son derece kozmopolit yapılar. Mesela TOKİ’nin yaptığı sitelerde çok zıt hayat tarzlarına sahip insanları çok rahat bulabilirsiniz. Dolayısıyla bugün iyi bir toplumsal analiz yapabilmek için göç meselesi üzerinde de ayrıca durmak gerekiyor... Kısaca bugün artık mahalle ortadan kalkmıştır.

Öğretmen ve imamdan bahsediliyor ki bu ikisi de memurdur; aralarında farklılıklar olsa da somut işlevleri açısından pek çok paralellikler mevcuttur. Yani öğretmene meydan okuyabilecek bir başka aktörün varlığından söz etmemiz gerekmiyor mu?

Evet! İşte bu medyadır. Çok basit bir örnek vereceğim. Bugün sokaktaki kızın göbeğini açmasını ne öğretmene ne de imama bağlayabilirsiniz. Zira tayyörlü öğretmen cinselleşmeden ya da cinselliğin kamusal alanda kendisine ifade bulmasından yana değildir. İmam açısından böyle bir şey zaten günahtır. Göbeği açtırtan medyadır. Yani televizyondur, sinemadır, radyodur, dergidir, gazetedir vs. Bugün gidin varoşlara bakın. Orada bile göbeğini açan kızlar bulabilirsiniz. Keza Hürriyet’in yaptığı haberde başörtülü kızların bile konserlere gittiklerinde göbeklerini açarak dans ettiklerine şahit olduğumuzda oldu. Özetle, muhafazakâr bir kızın bile göbeğini açtırtan medyanın karşısında imam da yenilmiş bir vaziyettedir.

Kemalizmle antagonistik (çatışık) olan tam anlamıyla imam değilse nedir? Yani dikotominin bir tarafında imam ve öğretmeni yan yana koyduktan sonra diğer tarafına medyadan başka hangi aktörü koymalıyız?

Şerif Mardin’in AKP’yi anlamak üzerine Doğu-Batı dergisinde çıkmış bir makalesi var. Orada hem Osmanlı’nın hem de Türkiye’nin kurucu elitlerinin hiyerarşik-piramit örgütler (okul, kışla gibi) kurduklarını ve Nakşîlerin de bu hiyerarşik örgütlerin içinde kendi yatay örgütlenmelerinden vazgeçmeden gayet rahat çalışabildiklerinden bahsediyordu. Bir örnek vereyim: Geçenlerde Gülen cemaatine yakın olduğunu öğrendiğim bir kurumdan bana bir ödül verdiler. Ödül aldığım sahnede devasa bir Atatürk bir resmi ve bir Türk bayrağı vardı. Sunucu bizleri ayağa kaldırdı ve sonrasında hem Atatürk hem de şehitlerimiz için saygı duruşunda bulunduk, hemen akabinde de İstiklal Marşı’nı okuduk. Sözüm ona bu medya ödülleri gecesiydi ama bir anda devlet törenine dönüştü. Kısaca şunu söylemek istiyorum: Gülen cemaati Kemalizm’in bütün örgütlenme biçimi içinde, onun simgelerinin etrafında gayet rahat kendi örgütlenmesini kurabiliyor.

Öyleyse imam ve öğretmenin karşısına cemaatleri ve tarikatları mı koymamız gerekiyor? Mardin’in analizinde eksik olanlardan biri de bu mudur?

Evet kesinlikle. Şimdi mesele şöyledir: Gülen örneğinden hareket edersek şunu görürüz: Gülen kendi cemaatini ilk zamanlarda İzmir’e dışardan göçen köylü-taşralı insanları küreselleşmeye entegre ederek kurdu. Dünyanın her yerine insanlar gönderdi ve bunlar dünya ile rekabete girmiş ve yine de Müslüman kalmışlardır; girdikleri topluma da adapte olmuşlardır.

Öğretmen aslında pozitivisttir. Pozitivizmse felsefenin en büyük üç alanını yani güzel üzerine düşünen estetiği, iyi üzerine düşünen etiği ve doğru üzerine düşünen siyaset felsefesini spekülatif metafizik (saçmalığın felseficesi) oldukları gerekçesiyle toptan çöpe atmış olan bir felsefedir. Bunun yanında bu felsefenin kurucusu olan August Comte’un Fransız İhtilali’nden hemen sonra oldukça kaotik (ya da Durkheim’ın ifadesiyle anomik) bir ortamda ortaya çıktığını ve icat ettiği sosyolojinin asıl maksadının toplumu anlamak değil dini işin içine karıştırmadan onu disiplinize etmek olduğunu da hatırda tutmak gerekiyor. Ve pozitivizmin bu özellikleri pek çok sosyolog tarafından modernitenin yarattığı pek çok felaketin de müsebbibi olarak görülmüştür. Hitler iyi, doğru ve güzel üzerine düşünen bir insan değil en karlıyı ve en verimliyi düşünen bir mühendisti (pozitivistti). Dolayısıyla Mardin öğretmenin iyi, doğru ve güzelle bir irtibatı yoktu derken tam da öğretmenin pozitivist karakterine yani hem aklı sadece mühendislik kapasitesi olan bir mühendislik aklına indirgeyen hem de temel amacı toplumu disiplinize etmek olan karakterine işaret ediyor. Kısaca pozitivist olan öğretmenin imam gibi geleneksel figürlere nispetle daha fazla özgürleştirici olduğunu söylemek mümkün müdür?

Öğretmen kesinlikle özgürleştirici bir figür değildir. Öğretmenin niyeti adam devşirmektir; özgürleştirmek değil. İnsanları devletin bir parçası haline getirmeye çalışmıştır. Bizdeki pek çok siyasetçi –başata Demirel ve Özal olmak üzere- hep devletin içinden çıkan ama taşradan gelen insanlardır. Başka bir ifadeyle sistem kendisini Çoban Sülü’nün Cumhurbaşkanı Demirel’e devşirilmesi üzerinden gerçekleştirmektedir, özgürleştirilmesi üzerinden değil.

Yani mahallenin-geleneğin-cemaatin daha baskıcı modern toplumun daha özgür bir yer olduğunu söylemek mümkün mü?

Osmanlı’da millet sistemi vardı. Türkiye Cumhuriyet’indeyse Osmanlı’da var olan bütün bu cemaatlerin hepsi yok sayıldılar. Aleviler, Ermeniler, Müslümanlar, hepsi yok sayıldılar. Bütün bir kamusal alan, tek bir cemaat (Kemalist cemaat) tarafından hegemonize edilmeye çalışıldı, çalışılmaktadır. Dolayısıyla modern toplum cemaatlerin bittiği, tamamen çözüldüğü bir toplum değil, pek çok cemaatin bir tarafıyla gettolaşmaya bir başka tarafıyla da sistemle entegre olmaya zorlandıkları bir yapıdır. Bugün Kemalizm’e bulaşmamış ya da onunla bir ittifaka girmemiş olan cemaat yok gibidir. Cemaatleşme –en geniş anlamda- Türkiye’de çok güçlü bir durumdur. Bu anlamda modern toplumu gelenekten tamamen kopuk olan ve çok özgür olan bir mekân olarak tahayyül etmek biraz güç görünüyor.

www.iyibilgi.com özel Erkam Can

MİSAFİR HAYATLAR/Psk.Tülay KÖK

Kendine ait olmayan bir hayatta sığıntı gibi yaşıyorsan başka insanları, başka güzellikleri, başka tatları o hayata nasıl sokabilirsin? Hayatını nasıl zenginleştirebilirsin? Kendi hayatının başrolünü üstlenmediysen hayatını nasıl zenginleştirebilirsin? Yatılı bir misafirliğe gittiğinde, kendi evindeki gibi rahat uyuyabilir, kendi buzdolabını dolabı açıp ne bulduysan mideye indirebilir misin? Ev sahibi {lütfen rahat et, kendi evin gibi davran} dese bile rahat edebilir misin?
Bir başkasının hayatını yaşayan insanlar, bir başkasına hayatını adayanlar işte bu nedenle hep diken üstünde gibidirler. Hep bir huzursuzluk, hep bir tedirginlik vardır içlerinde. Çünkü onlar kendilerini adadıkları o hayatın içinde misafirdirler. Ve bir misafir ne kadar rahat ise başka bir evde onlarda o kadar rahattırlar bu hayatın içinde.
Kendinizin misafir olduğu ve arkadaşınızı çağırabilir, istediğiniz müziği açıp, gürültü yaparak dans edebilir misiniz? Canımızın istediği kıyafetle televizyonun karşısına geçip çerezinizi yiyerek tembellik yapabilir misiniz? Misafir olduğunuz evde hangi zevki rahatça, doyasıya yaşayabilir siniz?

Ama rahat tarafları vardır misafir olmanın. Ev sahibi yemeği yapar, misafire yemek yaptırılmaz çünkü sofrayı toplamaya yardım etmeye kalksanız ev sahibi size şöyle bir bakar: {aşk olsun sen misafirsin geç otur şöyle} der. Yemek yapmaktan da bulaşık yıkamaktan da ve daha bir sürü şeyden kurtulursunuz. Ev sahibinin görevi misafire hizmet etmektir
Başka birinin hayatında misafirseniz de durum aynen böyle olur. Hayat hiçbir zaman dolu dolu yaşanmasa da hazzın en derin noktalarına ulaştırmasa da rahattır. İhtiyaçlarınız karşılanır ve insan zamanla buna alışır. Hayatta başka renklerinde olduğu unutulur, ortalama bir yaşam sürmek yeterli olur. İnsanın kendi hayatının başrolünü oynamasının zevki ve bilinci çok derinlere gömülmüştür.
Bir ömür boyu misafirlikte süren bir hayatı yaşar gidersin artık ne yaşadığını bile farkında olmadan. Aklına bile gelmez artık kendine ait bir evin olduğu bir zamanlar. O ev ne haldedir imdi bilinmez, beklide virane olmuştur, kapısı açılmadığından yıllardır. O kendi evine tekrar emek vermek adam etmek, Yaşanası hale getirmek zor gelir insana. Sığıntı gibi misafir kalmak başkasının hayatı içinde güvenli gelir. Ve güvenlilik arar insan hazdan önce. Alışmıştır artık sığıntı yaşamaya. Uğruna ömür verilen ev sahipleri mi? Hangi ev sahibi bilmiş ki misafirin kıymetini? Ev sahibi gerçekten sevse de misafiri, o da rahat değildir, misafir olmuştur kendi evinde. Ne ev sahibi rahattır ne de misafir. İki yumurta kırıp yiyecekken ev sahibi akşam yemeğinde, misafir geldiğinde bunu yapamaz, istese de istemese de sofra donatmak zorunda hisseder kendini. Misafire özel muamele etmek lazımdır çünkü. Hele de uzarsa bir misafir……….. Ne ev sahibi rahattır ne de misafir.
Kendine ait hayatı olmayan bir insanın hayatında kimseye yer yoktur zaten. Misafirlikte bir hayat süren biriyle karşılaşırsanız ki bunun sayısı çok fazladır- fazla yakınlarında dolaşmayın, mümkün olduğunca çabuk uzaklaşın ve ondan hiçbir şey beklemeyin. Misafirin üstüne misafir giderek farkında olmadan sizde ev sahibinin hayatını yaşamaya başlarsınız yoksa.



Psk.Tülay KÖK

KAYNAK: http://www.hipnoz.tc

ANASİAD:“Sicil affı yasa teklifine siyasi partilerin destek vermesini bekliyoruz”

Merkez Bankası verilerine göre, karşılıksız çek, senet ve kredisini ödeyemediği gerekçesiyle kara listede bulunanların sayısının bir milyon kişiyi aştığını söyleyen Anamur Sanayiciler ve İşadamları Derneği (ANASİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Asım Cep, konu ile ilgili olarak yasa teklifi hazırlayan Giresun Milletvekili Ali Temur ile bir telefon görüşmesi yaparak destek vereceklerini söyledi.

AKP Giresun Milletvekili Ali Temür’ün hazırladığı “borçlarını ödemeleri koşuluyla karşılıksız çek, senet ve kredi kartı borcu nedeniyle kara listede bulunanlara "sicil affı" öngören yasa teklifinin tüm partilerce desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Cep, Temür’un, Başbakanın milletvekillerine verdiği yemekte konuyu gündeme getirdiğini ve destek aldığını da basından öğrendiğini belirtti.

Senetlerin protesto edilmesi, karşılıksız çekler ve kredi kartı borcu nedeniyle işadamlarının gelecekte ki işlerini de olumsuz etkilediğini kaydeden Cep, bu kişiler borçlarını ödeseler bile Merkez Bankası’nın kara listesinden çıkamadıklarını ve hazırlanan kanun teklifi ile bu olumsuzluğun ortadan kaldırılacağının ifade etti.

Cep, mevcut düzenlemeye göre, çek, senet, kredi kartı veya tüketici kredisi borcunu ödese bile ödeyemediği dönemde Merkez Bankası’nın kara listesine girenlere yeni çek yada kredi verilemediğini sözlerine ekledi.
Cep, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün ile de bir telefon konuşması yaparak destek istedi.

Bilgi için:
0.532.2565040
asimcep@gmail.com

27 Mayıs 2008

SİGARA İÇENİ: Şikayetten Önce Fotoğrafını Çekin

Yasak getirilen yerlerde sigara içenler için fotoğraf ve video kaydı gibi görsel dökümanlar da ispat aracı olarak kullanılacak.Sigara yasağındaki 62 YTL'lik idari para cezasının, kanuni süresi içinde ödenmesi halinde 15,5 YTL indirim uygulanacak. İçişleri, Maliye ve Sağlık Bakanlıklarının bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğiyle kamu kurum ve kuruluşlarına ait yer, araç, bina ve tesislerde tütün ürünü tüketenlere verilecek idari yaptırım kararlarının uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlendi.

19 Mayıstan geçerli olmak üzere yürürlüğe giren Tebliğe göre, belirtilen yerlerde tütün ürünü tüketenlere ilgili idari birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlileri tarafından idari para cezası verilecek.

Yetkili kamu görevlileri, bu yerlerde tütün ürünleri tüketildiğini haber aldığında, gerekli araştırmayı ivedilikle yapacak. Araştırma sonucu yeterli delil bulduğunda ya da tütün ürünleri tüketildiğini tespit ettiğinde, idari yaptırım karar tutanağı düzenleyecek.

Fiilin işlendiği sırada 15 yaşını doldurmamış çocuk ile akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış kişiler hakkında da idari yaptırım tutanağı düzenlenecek. Ancak idari para cezası uygulanmayacak.
(aa)
http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=170513

KUMRU’YA KATKI YAPANLARI ALKIŞLIYORUM!/ ABDULLAH SAYGI

Merhabalar, Selamlar, Saygılar, Hürmetler Olsun...Ziyaretçilere 1–2 diye sunduğun yazılarının kendini bilen ve akli melekesi olan biri için gereksiz olduğunu buradan iletmek geldi içimden. Neden derseniz? Öncelikle seni ve senin gibilerinin görevini soranlara yine Kumrulu olup uzaklarda yaşayan bir Kumrulu kızımız minik Nihal özgülden görevini ve mesleğini anlatan dizeleri yazmak isterim.

“SENİN SAYENDE UMUT ARIYORKEN BANA BAKAN GÖZLERDE SEN TUTTUN MİNİK ELLERİMDEN SEN TAŞIDIN BENİ AYDINLIĞA DÜNYAYA GÖZLERİMİ AÇMIŞ GİBİYDİM YENİDEN. IŞIK TUTTUN YARINIMA ADIM ATTIM GELECEĞE DOĞRU ELİM KALEM TUTTU SAYENDE SENİN SAYENDE ÖĞRETMEN OLDUM. ŞİMDİ BENDE ÖĞRETMENİM BENİMDE ÇOCUKLARIM VAR IŞIK OLDUM TEMİZ KALPLERİNE ARTIK HEPSİNİN BİR UMUDU VAR. EN GÜZEL BAHÇESİNDEYİM HAYATIMIN ŞİMDİ EN GÜZEL BAHARIN EN GÜZEL ÇİÇEKLERİ BENİM BAHÇEMDE ONLAR IŞIĞI YARINLARIN. SENİ ANIYORUM YİNE 24 KASIMDA SENSİN BENİ BU GÜZEL GÜNE ULAŞTIRAN ÇOCUKLARIMIN GÖZLERİNDEKİ IŞIK ŞİMDİ BANA EN GÜZEL ARMAĞAN. “Nihal ÖZGÜL

Evet, dostlar ağalar beyler kardeşler bizler ki yılın 12 ayında en fazla 15 gün fırsat bulup memlekette özlem gidermeye çalışanlar için hiçbir engel olmadan bedel ödemeden hatta ve hatta bizlere kendi kişisel fikir ve düşüncelerimizi özgürce anlatım iletim imkânı veren sunan bir siteyi hazırlayıp her türlü ortam ve durumda bizlere sunan Sayın: Bekir Hocamızı öncelikle tanımak

26 Mayıs 2008

'Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?'/www.akabe.de

YESILI SEVERDI YESIL GIYERDI YESILLERLE GIDIVERDI
Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
'Gel seni camiye götüreyim', dedim. 'Bugün Cuma biliyorsun.'
'Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun,' dedi...


'Biliyorum ama,sebebini gerçekten merak ediyorum.'

'Ne bileyim olmuyor işte,dedi.Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri çıkar diye endişe ediyorum.'

Gayri ihtiyari gülmeye başladım.

'Herhalde şaka yapıyorsun,' dedim. 'Bunun için cami terk edilir mi?'

'Ciddi söylüyorum,' dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.'

Gerçekten öyleydi.Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.

'Peki,dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?'

'Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim,' dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.

Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti.Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra,kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim.
Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.
Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:

'Hani,dedim.Camiye gelmeyecektin?'

Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.

http://www.akabe.de
--------------------------------------------------------------------------------


Musallaname
Giymişler beyazları, yüzleri solmuş
Bir not bırakamamış ardında, gözler dolmuş
Bir yakarış, bin gözyaşı, bir ağlayış
Gidiyor eller üstünde mecburi bu ayrılış

Nasıl bilirdiniz dendiği zaman
İyi bilirdik hep bir ağızdan
Gerçekten iyi miydi?
Yoksa ölüm müydü onu iyi yapan

Sel olmuş gözyaşları, gökyüzüne karışmış ağıtlar
Eller semaya kalkmış, okunuyor bilindik dualar
Kimi Felak, kimi İhlas, kimi Fatiha
Kürekler sıralanmış, atılıyor kara topraklar

Dinle! Dinle bak ne diyor musallaname
Söyle! Neyin fayda eder ecel kapına geldiğinde
Kimler geldi, geçti ve geçecek
Biliyorum, biliyorum, birgün benimde sonum gelecek

İstanbul - 10.08.2004 Mukbil Silkin

Hücrenin içinde nasıl bir hareket var Yaşam nasıl sürüyor.DNA zinciri nasıl işlevler görüyor./VİDEO


Hücrenin içinde nasıl bir hareket var Yaşam nasıl sürüyor.DNA zinciri nasıl işlevler görüyor.MUHTEŞEM BİR HAYAT MUTLAKA İZLEYİN

25 Mayıs 2008

ZİYARETCİLERİMİZİN DİKKATİNE-2/BEKİR AKKAYA

Çok sayıda ilginç mesajlar aldım. Bu mesajlardan büyük bir kısmı “benim görevimi hakkı ile yapmadığımı” ifade etmektedir. Hatta bazı mesajlar da “bu işin ekmeğini yediğimiz halde gurbetteki Kumruluları bilgilendirmediğimizden” yakınılmaktadır.
Bir çokları beni gazeteci ya da patron zannetmekte bu yolla ekmek yediğimi ve “yediğim ekmeğin hakkını vermediğimi” söylemektedir.
Gelen mesajlardan ben şöyle anladım.

1. Gurbetteki bir çok Kumrulu benim asıl mesleğimi bilmemektedir.
2. Yine gurbetteki bir çok Kumrulu beni gazeteci ya da böyle bir mesleğimin olduğunu düşünmektedir.
3. Yine bugüne kadar yaptığımız internet yayıncılığını bir çok Kumrulu, bu yayınları Kumru adına bir ekibin yaptığını düşünmektedir.
4. Yine bir çok mesajda benim ekmek kazancımın bu şekilde oluştuğunu sanmaktadır.

Bütün bu yazılan mesajlardan sonra zorunlu olarak bu açıklamayı yapmanın uygun olduğunu düşünüyorum.

Yakinen bilen dostlarımızın bildiği gibi benim asıl mesleğim öğretmenlik olup şu anda Kumru Öğretmenevi Müdürü olarak çalışmaktayım. Daha doğrusu Devlet memuruyum. Tabii olduğum kanun ise bilenlerin bildiği gibi 657 Devlet Memurları Kanunudur.
Gazetecilikle uzaktan yakından hiçbir bağım yoktur. Yani gazeteci ya da haberci filan değilim. Medya dünyasında çok sayıda dostlarım vardır

24 Mayıs 2008

ŞENLİKLERİMİZİN TARİHLERİ AÇIKLANDI

İstanbul Kumrulular Derneğinin geleneksel hale dönüştürdüğü İstanbul’da Kumruluları buluşturduğu şenlikler 8 Haziran 2008 Pazar günü İstanbul Taşdelen’de yapılacak. Kumru yayla şenlikleri ise 21 Haziran Cumartesi günü Ericak Yayla Şenlikleri ve 22 Haziran Pazar günü ise Düzoba Yayla Şenlikleri yapılacak… Kumru Haber/Kumru

23 Mayıs 2008

HAYAT NEDİR?/ Cemalettin YAKTI

Bu belki de üzerine en çok yazılan, felsefecilerin üzerine en fazla kafa yordukları soruların başında gelen bir soru. Mutlaka sizlerde bu sorunun çeşitli cevaplarına sahipsinizdir. Ben çeşitli yerlerden okuduğum çok hoşuma gelenleri yazmaya başlarsam uzun sayfalar alır. Bunun yerine içimden geldiğince doğrulatmaya ihtiyaç duymadan yazayım diye düşünüyorum.
En temel olarak biz bu hayata gelmeye veya gelmemeye kendimiz karar vermedik. Gitmeye, bu hayatı terk etmeye de kendimiz karar veremeyeceğiz(istisnalar hariç).

Hayata çok güçsüz ve savunmasız, başkalarının yardımına muhtaç olarak gözlerimizi açıyoruz. Bu işleyişin başlayışı hakkında çeşitli fikirler, dini önermeler, teoriler var ama kesin olanı bunu bizim bilmediğimiz. Hayatımızı geçireceğimiz bu sosyal, ekonomik, biyolojik, fiziksel çevre de bizim tarafımızdan oluşturulmadı. En zengininden en fakirine en güçlüsünden en güçsüzüne herkes kendinden önce oluşturulan ve kendisinden öncekilerinde oluşturmadığı bir dünyaya gelir. Kendiside bu dünyada çok şeyleri değiştiremeden kendisinin var ettiklerini de bırakarak gider. Bu süreç önlenemez,

ORDU İMAM-HATİP LİSESİ 1975-76 ÖĞRETİM YILI DESTANI (1975)/BEKİR AKKAYA/KUMRUTV

İlkokuldan üç yıl aradan sonra 1975 yılında Ordu İmam Hatip Lisesi Orta birinci sınıfa kayıt yaptırdım. Bilenlerin bildiği Ordu İmam Hatip Lisesinin yanındaki pansiyon binası o yıl hizmete girmemişti. Biz o yıl yani orta birinci sınıfı İmam-Hatip Lisesinin şu andaki binasının en üst çatı katında kaldık. Alt katlar sınıflarımız yani şu andaki ana binanın en üst çatı katını yatakhane olarak, alt katları da sınıflarımız olarak kullanıyorduk. En alt kat ise yemekhanemizdi.

O yıl okul müdürümüz Ekrem Şahindi ki, daha sonraki yıllarda Yalova İmam Hatip Lisesine tayini çıktı. Müdürümüz Ekrem Şahin’den sonra okul müdürümüz Harun Tunç oldu.
Benim İmam-Hatipte o yıl ilk yılımdı.

1975 yılında Ordu İmam Hatip Lisesinin arka bahçesi tamamen bataklık ve sabaha kadar kurbağalar öterdi. İmam-Hatip Lisesi Ordu’nun Sivas Caddesinin son yapılarından biriydi. Şimdiki pansiyon bir yıl sonra hizmete girdi ve ikinci sınıftan sonra biz yeni pansiyon binasına taşındık. Pansiyonun arka tarafındaki şimdiki mezarlığın öte taraflarında hiçbir ev yoktu. İmam-Hatip’in ön bahçesi tamamen boştu. Camii inşaat halinde idi. Dükkanlar daha sonra yapıldı. Behçenin karşısında bir atelye vardı ve atelyeden sonrası tamamen tenhalık ve fındık bahçeleri ve tikenlikler mevcuttu. İmam- Hatip’ten Sivasa doğru giderken şimdiki mezarlığın çevresinde bir tane ev bile yoktu.

Tepete bulunan şimdiki Devlethastanesi çok sonraları yapıldı. Bildiğim kadarıyla orası verem hastanesi olarak kullanılıyordu. Şimdiki garajların bulunduğu yerler tamamen bataklı doluydu. Bir tane bile yapı yoktu. Kısaca 1975 yılındaki Ordu İmam Hatip Lisesinin çevresi böyleydi.
İşte ben o yıl aşağıdaki destanı yazarak köyde anne ve babama bir mektup eşliğinde gönderdim. 03.11.1975 tarihinde yazdığım işte o destan:

ORDU İMAM-HATİP LİSESİ 1975-76 ÖĞRETİM YILI DESTANI (1975)/BEKİR AKKAYA

Ben talihsiz Bekir evinden çıktı.
Evinden çıkıp ta gurbete düştü.
Gurbetlik acısı yaralar açtı.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
***********

Ordu’ya varınca gariplik geldi.
Gariplik değil ki ağlamak vurdu.
Babacığım oğlunuz bir mektup saldı.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
************

Okulumuz önü güneye bakar.
Gurbetlik acısı bağrımı yakar.
Köyde anneciğim yoluma bakar.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
************

Okulumuz bahçesi yola yakındır.
Oğlunuzun gelmesi pek çok yakındır.
Oğlunuz Bekir mektup atın der.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
************

Okulumuz karşısı fındık bahçesi.
Oğlunuzun yoktur mektup bohçası.
Burda okutulur Arapça dersi.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
*************

Okulumuz önü güneye karşı.
Okulumuzda söylenir İstiklal Marşı
Bir rüya gördüm sabaha karşı.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
*************

Akşam mütaladır sabah mütala.
Oğlunuz okuyor gurbette hala.
Sabah yemeği var yediye beş kala.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
************

Akşam saat dokuz oldu yatarsın.
Sabah namazına camiye koşarsın.
Elbisen yok ise hemen donarsın.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
***********

Okulumuzu sorarsan beş katlı bina.
Yazıyorum destan ben yana yana.
Destanı okuyunca ağlama ana.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
***********

Okulumuz müdürü Ekrem Şahin’dir.
O müdürün gitmesi pekte yakındır.
Yeni müdür olacak pekte sakindir.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
***********

Hayatta şansım yok talihsiz oğul.
Mektubunu aldım çok fazla sağ ol.
Anneciğim ağlama az sabırlı ol.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
***********

Günde üç çeşit yemek çıkıyor.
Pilav yiye yiye insan bıkıyor.
Ciğerim sızlıyor göz yaş döküyor.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
***********

Sabah çayı ise kazanda kaynar.
Sizleri düşündükçe yüreğim yanar.
Çokları sanır ki okumak kolay.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
************

Bardaklar mumdandır içersi kirli.
Bir bardak çay içeriz halimiz belli.
Sınıfı geçeceğim durumum belli.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
************

Banyosu yok tuvaletler susuzdur.
Gözler göremiyor hep uykusuzdur.
Oğlunuzu sorarsanız pekte halsizdir.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
************

Okulumuz önü kum çakıl taşlar.
Mektubum ıslandı aktı da yaşlar.
Oğlunuz gurbette pek zahmetli kışlar.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
***********

Yaza yaza bitmez kalem yazmıyor.
Mektubunuz geldi haber yazmıyor.
Oğlunuz iyidir hiçte azmıyor.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
***********

Ordu’da bulunur adı Boztepe.
Okulumuzun bulunduğu yer de çok sapa.
Adım Bekir ise soyadım Apa.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
************

Destan son veriyor selamlar başlar.
Selam eder iken akıyor yaşlar.
Dersi yapa yapa akıyor yaşlar.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
***********

Önce baba sana selam ederim.
Gurbete düştüm böyle imiş kaderim.
Baba ellerinden hormetle öperim.
Ağlama babacığım gelirim bir gün.
***********

Anneciğim selam ederim sana.
Bol bol mektup at nolursun bana.
Ellerinden öperim ben yana yana.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
*************

Kardeşlerim size selam ederim.
Sizleri andıkça bir ah ederim.
Bol bol selamlarınızı beklerim.
Ağlama kardeşim gelirim bir gün.
**********

Komşu arkadaşa selam söyleyin.
Beni sorarlarsa okuyor deyin.
Destan sona erdi hoşça kal derim.
Ağlama anneciğim gelirim bir gün.
*************
03.11.1975
Bekir APA (Akkaya)
Ordu İmam –Hatip Lisesi
Sınıfı : 6/C No: 380
Bekir Akkaya’nın Not Defterinden…

22 Mayıs 2008

ZİYARETCİLERİMİZİN DİKKATİNE

Kumru’da olup bitenleri daha yakından öğrenmek ve daha net bilgi edinmek isterseniz sitemiz dışında yayın yapan ve Haberci mantığı ile olayları değerlendiren ve benim de çok sık ziyaret ettiğim http://www.kumru.tv/ adresini mutlaka ziyaret ediniz.
Dün Kumru’da meydana gelen olayların ayrıntılarını ve bundan sonraki Kumru’da olup bitenlerle ilgili gerçek haberleri ve yorumları http://www.kumru.tv ziyaret ederek takip edebilirsiniz.
Tüm ziyaretcilerimize Kumru’dan sevgi ve selamlarımızı iletir saygılarımızı sunarız. Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

KUMRU HALK EĞİTİM “DOKUZ CANLI”YLA GÜLDÜRDÜ!

Kumru Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü “Dokuz Canlı” tiyatro eseriyle Kumruluları güldürdü. 22 Mayıs 2008 Perşembe Akşamı saat 20.30’da Erçallar Kültür Sarayında Kumru Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü Tiyatro Grubu yaklaşık bin kişiye iki saat unutamıyacakları keyifli bir oyun sergiledi. Tayfun Türkili’nin yazdığı ve Kumru Halk Eğitimi Merkezi Müdürü D.Mehmet Muslu’nun yönettiği iki perdelik komedi oyununda, metresi ile evlenebilmek için karısından ayrılmaya karar veren fakat ayrılmayı Kabul etmeyen eşini öldürme teşebbüslerinde başarılı olamayan Faruk’un komik durumun konu ediliyor.

Kadın-erkek ilişkilerini ve aldatmayı değişik bir açıdan ele alan oyun, eğlenceli ve tempolu yapısıyla Kumrululardan tam not aldı. Salonu dolduran Kumrulu izleyicilerin kahkahalara boğulduğu oyunda, sedyeciler karakteri büyük beğeni topladı.

İzlemeyenlerin mutlaka izlemesi gerek oyunun kısaca serüveni şöyle; Sevgilisi Mine ile evlenebilmek için karısı Güzide’yi boşanmaya ikna edemeyen Faruk, çareyi O’nu öldürmekte bulur. Her cinayet girişiminde işler ters gider ve eşini öldürmeyi bir türlü başaramaz. Kendi sakarlığı ve beceriksizliği yetmezmiş gibi, başına bela olan sedyeciler, herşeye burnunu sokan garson, huysuz komşu ve kiralık katil, Faruk ’un önündeki en büyük engellerdir. “Oyun içinde oyun” dedirticek türden olayların yaşandığı ve Oyunda yer alan başta Faruk ve Güzide rolündeki oyuncular ve özellikle de Mine ve sahnede yer alan tüm oyuncular izleyicilerden tam not aldı.

Salon ve Sahneden Notlar:
Salon oyunun başlamasından 45 dakika once tam olarak hazırlanmıştı.

Protokol yerleri ayrılmış ve gelenler en güzel şekilde yerlerine oturtuldu. Hiç bir kargaşa yaşanmadı. Bir olay nedeniyle protokolda bulunan bazı görevliler oyundan ayrılmak zorunda kaldı.

Tiyatro başlamadan once Kumru Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü folklore grubu Güner Gürgezoğlu yönetiminde yöresel oyunlar sundu. Büyük alkış aldı.

Salonda yaklaşık bin kişi büyük bir keyifle tiyatroyu baştan sona izledi.

Kumru’nun sevilen siması Ziya Işık sahneye çıkınca salonda sessizlik ve şaşkınlık yaşandı. Önce Ziya Işık’ın sert tepkisi ve gürültü yapmayın, ayıp olmuyor mu? Sözleri salonda gerçek algılandı. Daha sonra da bunun bir rol olduğu anlaşılınca da salonda bulunan izleyiciler derin bir nefes aldı.

Sedyeciler Erdem ve Erhan salondan tam not aldı.

Başrol oyuncusu Faruk, eşi rolündeki Güzide, metres rolündeki Mine dört dörtlüktü. (Kardeşlerimizin isimlerini bilemediğimiz için yazamadık.B.A.)

Sahne son derece iyi hazırlanmış ve seste o derece mükemmeldi.

Kumru Halk Eğitimi Müdürü D. Mehmet Muslu’nun yönetttiği oyunun başarısı sadece sahnede değil salonda da hissedildi. Davetiyelerde özellikle “çocuk getirilmemesi ricası” Kumrulular tarafından memnuniyetle karşılandı. Bu nedenle olsa gerek salonda pek çocuk gözükmedi.

Oyun esnasında ara sıra kapılar açılsa da Kumru’da ilk kez bu kadar sessiz ve olması gerektiği şekilde Kumrulular tiyatro izleme keyfini hissetti.

Bana gore tek eksik hiç ücret alınmaması idi. Bu tür proğramlarda mutlaka ücret alınmalı sanatın değerini düşürecek bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır…

Son söz: Bu oyun diğer ilçelerde de oynanmalı ve Kumru’muzda da tekrar izlenmeyenlere izleme imkanı verilmelidir…Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

KUMRU TAPU SİCİL MÜDÜRLÜĞÜNDE KUTLAMA

Tapu ve Kadastro Müdürlüğü’nün kuruluşunun 161. yıldönümü Kumru Tapu Sicil Müdürlüğü’nde 21 Mayıs 2008 Çarşamba günü kutlandı. Kutlamalar Çarşamba günü saat 10:00’da Kumru Kaymakamlık Binası bahçesinde Atatürk büstüne Tapu Sicil Müdür Vekili Yener Toplak’ın çelenk koyması ile başladı. Çelenk konulmasının ardında saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı okundu.
Törende Kumru Tapu Sicil Müdür Vekili Yener Toplak günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yaptı. Yener Toplak konuşmasında “ Tapu ve Kadastro Müdürlüğü’nün 161 yıllık geçmişi ile ilgili bilgi verdikten sonra tapu sicil müdürlüğünün önemini belirtti.

Törenin ardından Kumru Tapu Sicil Müdürlüğü’nde Müdür Vekili Yener Toplak tebrikleri kabul ederek tebrik edenlere gün boyu ikramlarda bulundu. Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU

KIZILAY’DAN KUMRU MÜFTÜLÜĞÜNE TEŞEKKÜR

Türkiye Kızılay Derneği tarafından Kumru İlçe Müftüsü Abdullah Pamuklu’ya, Kumru Müftülüğü Personellerinden Ünal Zengince’ye, Hüseyin Takım’a, Adem Özgen’e ve Tahsin Salgut ‘a teşekkür belgesi verildi . Kumru Kızılay Şube Başkanı Erol Başar tarafından verilen teşekkür belgelerinde “Türkiye Kızılay Derneği Ordu Kan İstasyonumuza gerçekleştirdiği Kan Bağışı kampanyasına vermiş olduğunuz desteklerden dolayı teşekkür eder, desteklerinizin devamını dileriz” İfadesi yer aldı.

Belge Takdiminde Müftü Abdullah Pamuklu; "Biz bireysel ve toplumsal bir görev olarak Kumru halkına kan vermeleri gerektiği bilincini vermeye çalıştık. kan vermeyi bir alışkanlık haline getirerek bu bilinçliliği yaygınlaştırmaya çalıştık. Kan bağışı kampanyasına Kumru Halkımızın katılımından sonra kamuoyuna olumlu mesaj verdiğimize inanıyorum. Verdiğimiz kanlara yarın ihtiyaç duymayacağımızı bilemeyiz. Dünyada yapılamayan tek madde kandır. Bizler de bunun bilincinde olarak Kumru Halkının kan bağışı konusunda bilinçlenmesi adına destek verdik. Bundan sonra da Müftülük olarak bu tür kampanyalara destek vermeye devam edeceğiz" dedi.

Kumru Kızılay Şube Başkanı Erol Başar’da belge töreninde “ Müftülükle birlikte her yıl yaptığımız “Kan Bağışı Kampanyası” bilindiği gibi son derece başarılı sonuçlanmaktadır. Bu başarıda Kumru Müftülüğümüzün çok büyük bir katkısı bulunmaktadır. Bu vesile ile başta Müftümüzü Abdullah Pamuklu olmak üzere tüm Müftülük personeline çok teşekkür ediyorum.” Dedi. Bekir AKKAYA/KUMRU HABER/KUMRU