Bu içerikler Bekir Akkaya tarafından oluşturulmaktadır .İçeriklerin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur.

10 Haziran 2007

M.Akif Ersoy İlköğretim okulu ana sınıfı öğrencilerinden yıl sonu gösterisi

Kumru İlçesi Mehmet Akif Ersoy İlköğretim okuku Ana sınıfı öğürencilerinin yıl sonu gösterisi davetlilerin katılımıyla Erçal Kültür sarayında geçtiğimiz Perşembe akşamı gerçekleştirildi.gösteri büyük beğeni kazandı.
Ana sınıfı öğretmenleri Nagihan Kara ve Emine Aydemir eşliğinde gösterilerini sunan minikler yaptıkları oyun ve paradilerle izleyenlere hoş vakit geçirmelerine sebep oldular.
Öğrenciler yaptıkları ilginç ve komik oyunlarıyla büyüklere taş çıkartılar.Gülben Ergen ve Serdar Ortaç gibi sanatçıların taklidini yapan minik öğrenciler,ayrıca asker kıyafetleriyle
Çıktıkları sahnede 10. yıl marşını okudular ve büyük alkış aldılar.
Gösteri geç saatlere kadar sürdü.

6 Haziran 2007

Gurbetteki Kumrulular Taşdelen Piknik Alanında Biraraya geldi

İstanbul Kumrulular derneğinin Ümraniye Taşdelen piknik alanında düzenlediği piknik muhteşem oldu.Katılımın oldukca yüksek olduğu piknik alanını istanbulun çeşitli semtlerinden gelen kumrulular doldurmaya başladı.Sunuculuğunu kendisi Kumrulu olan Moral FM ve Hilal TV proğram yapımcısı Abdullah Arıdoru nun yaptığı pikniğe katılımın yüksek olması dikkat çekti.Kumrulular dernek yönetim kurulu üyeleri piknik alanında ellerinden geldiğince düzenlemeler yapmış misafirler bekliyorlardı.ilk gösteri çocuklara hitap eden palyaço gösterisi oldu.Daha sonra açılış konuşmasını dernek başkanı celalattin dervişloğlu yaptı ve" önce misafirlere

4 Haziran 2007

Kumru İlçesi Nelerle Meşgul! /Bekir AKKAYA

Yurdumuzda konuşulan birinci konu hepimizin bildiği gibi 22Temmuz 2007 seçimleri. Seçimler hızla yaklaşırken Kumru İlçesi’nde de en fazla konuşulan birinci konu yine seçimlerle ilgili konular olmaktadır. Partilerin açıklanan Milletvekilliği aday liste sıralamasında Kumru ilçemiz en şanslı bir durumdadır. Ak Parti Ordu Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Eyüp Fatsa, çok az kişinin söylentisinin aksine beklenildiği gibi yine Ordu Ak Parti sıralamasında ikici sırada yer aldı. Bu durumda Millet Vekilimiz Eyüp Fatsa önümüzdeki seçimlerden sonra da aktif görevine TBMM’de devam edeceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Kumru İlçesinde hepimizin yakinen tanıdığı Kumru Eski Belediye Başkanı Adil Karaoğlanoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi Ordu Listesinden ikinci sıradan gösterilmesi

3 Haziran 2007

Doğuştan Fenerli’nin Üçüncü Kitabı Yolda

Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü Döner Sermaye Saymanlığı Emekli Müdürlerinden Kumrulu Fahrettin Akıcı 3. kitabını çıkardı. 1953 doğumlu olan Fahrettin Akıcı koyu bir Fenerbahçeli. İlk yazdığı “Spor Totu ve Formülleri” adında yazdığı kitap sayesinde çok sayıda insanın spor totudan zengin olduğunu söyleyen Fahrettin Akıcı, Fenerbahçe Cumhuriyeti adındaki ikinci kitabında, bir Fenerbahçeli olarak sporun tarihini ve Türkiye’de Fenerbahçe’nin Spordaki yerini belirttiğini ifade etti. Üçüncü kitabı ise yeni yayınlanacak “Şurdan Buradan” adını taşıdığını ve içinde 65 konunun yer aldığını söyledi. Türkiye’de olan biten bir çok konuya yer verdiğini ifade eden Fahrettin Akıcı, kitabın bir bölümünü Kumru’ya ayırdığını belirtti. Kendisinin doğuştan Fenerbahçeli olduğunu ifade eden Akıcı 2002 yılında Kumru’da Kumru Fenerbahçeliler Derneği kurduğunu ve bir süre derneğin başkanlığını yaptığını belirtti.**Bekir AKKAYA/KUMRU

ENCÜMENLER VE TİCABİ CİVELEK!

İlçemiz insanlarının senede bir defa bir araya geldiği Erecek ve Düzoba Yayla Şenlikleri ile ilgili alınan kararlar gerçekten üzücü.Kumru Belediye Encümeni'nin aldığı ve tarih olarak ta 23 Haziran olarak belirlediği ancak doha sonra 9 Haziran olarak değiştirilen Erecek Şenlikleri'ne katılmak isteyen binlerce Kumrulu hayal kırıklığına uğradı. Okulların tatil olmasından sonra yola çıkmayı planlayan yurtiçi ve yurtdışındaki gurbetcilerimizin katılamayacağı şenliklerin hiç bir STK'ya danışılmadan oldu bittiye getirilmesi ilçede de huzursuzluğa yol açtı.En şaşkınlık veren uygulama ise; belediyenin

1 Haziran 2007

Karadenizli karavanı İstanbul yolcusu

ORDU'nun Kumru İlçesi'nde yaşayan İşadamı,İl Genel Meclis Üyesi İsmet Erçal, 2 ayda çizdiği projesini 20 günde hayata geçirerek, 6 metrekarelik karavanı açıldığında 18 metrekarelik bir hale getirdi. Kamyon dorsesine yerleştirdiği ilginç karavan, 6'şar metrekarelik üç odanın birbirinin içine geçecek şekilde üst üste bindirilerek raylı sistemde yapıldı. NTV Televizyonunca tertiplenen " Türkiye Mucidini Arıyor "yarışmasının Karadeniz elemeleri geçtiğimiz günlerde Trabzon'da düzenlendi.'Karadenizli Mucitler Yarışması'na da katılan Erçal, 50 aday arasından seçilerek İstanbul'daki finallere katılmaya hak kazandı. Ordu İl Genel Meclisi Başkanı Şanser Şahin,

7 Mayıs 2007

Ölümü Tatmak! /Bekir AKKAYA

Geçtiğimiz hafta Kumru Atatürk Pansiyonlu İlköğretim Okulu Türkçe öğretmeni Kumru Ballık Köyünden Şükrü Tevek’in ölümü ile eğitim camiası olarak büyük üzüntü yaşadık. Genç yaşta alışık olmadığımız boğulma sonucu hayatını kaybeden Şükrü Tevek’e Allah’tan rahmet, yakınlarına, eğitim camiasına, dost ve sevenlerine Allah’tan sabırlar niyaz ediyorum. Şükrü Tevek güzel bir insandı. Öğrendiğimiz bilgiler doğrultusunda suda boğulma hadisesi ile “şehit” olarak ruhunu teslim etti. Namazına büyük özen gösteren kardeşimiz, yine akşam namazını kıldıktan hemen sonra düştüğü Elekçi Deresinde bizim ifade biçimimizle “öldü.” Oysa yine kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e göre “şehitler ölmez!” Kelime ve kavramlar anlamlandırılırken o kelimenin orijinali, kelime ve kavramlara anlam kazandırır. İslami kaynaklarda suda boğulanlar “şehit” olarak kabul edilir. “Şehit” kelimesi ise İslami bir kavramdır. Dolayısıyla kardeşimiz Şükrü Tevek şehittir. Allah mekânını cennet etsin. Her ölüm haberinde beni bir ürperti alır. Ölüm korkutucu ve kurtuluşu olmayan bir sondur hepimiz için. Ve “Her nefis ölümü tadacaktır.” Uyduruk yıl kavramları ve uyduruk sayı kavramları ile doğduğumuz andan itibaren yaşlarımız ilerledikçe

Yalandan Şenlik : 200 Milyar /Bekir AKKAYA

Bundan tam iki yıl önce Kumru-Ericek Şenliğine para ile davet edilen güya sanatçı efendi “ CD’mi Ankara’da Unuttum” diye sahneye çıkmamıştı. Bizde bunun üzerine “Yayla şenliklerinin kime ne yararı var?” konulu bir yazı kaleme almıştık. Orhan Özdil görüşlerimize katılarak “ben yaylaya kuşların, böceklerin, rüzgarda ağaçların seslerini, onların çıkardığı notaları dinlemek, ruhumu dinlendirmek için çıkıyorum, böceği börteği ürkütmek için değil” diye tepkisini ortaya koymuştu. Şimdi 2006 ve o günden bugüne tam iki yıl geçti. Gazetemizde ve internet haber kanallarında yayınlanan haberi özet olarak birlikte okuyalım. “Kumru Belediye Başkanı Ticabi Civelek “Kumru’da düzenlenen Ericek ve Düzoba Yaylası Şenlikleri, yaz döneminde çalışma imkanı bulan belediyenin çalışmalarını aksattığı gerekçesiyle iptal edildiğini belirterek , “ilçemizde iki yıldır düzenlediğimiz Ericek ve Düzoba Şenlikleri’nin bir artısını göremedik. Belediyemize maddi külfetin yanında, manevi külfet de getirdiğini önceki yıllardan biliyoruz. Haziranın sonunda yaptığımız Ericek ve Temmuz ayının sonunda yaptığımız Düzoba Şenlikleri nedeniyle, çalışmak için uygun olan iki aylık yaz döneminin bir ayı da gitmiş oluyor ve bir aylık iş kaybımız oluyor. Ericek ve Düzoba Şenlikleri’ni iptal ettik.” Bu satırların yazarına göre alkışlanacak bir karar. Her gün gümbürtülerle dinlediğimiz sanatcı efendilerin en ucuzu, taktıkları CD’ler eşliğinde kıvırmaların bedeli sadece biri için en ucuzundan 50 milyar … İki sanatcı efendinin bedeli ise 100 milyar…İki yalandan şenlik gideri 200 milyar…İki yıl önce

Ben Adamın Gözünden Tanırım! /Bekir AKKAYA

Süreklilik arz eden ilişkileri kendim kurmaya çalışırım. Biriyle dost ya da arkadaş olmayı ya da tanışmayı arzu edersem kendim ölçüp biçerim. Bu noktada çok fazla seçiciyimdir. Acele ile yapılan ilişkiler birçok nedenden dolayı başarıya ulaştırmıyor. Sonuçta ya hayal kırıklığıyla ya da mahcubiyetle noktalanıyor. Bu konuda çok fazla ne hayal kırıklığı ne de mahcubiyet yaşadım. Birileri gelerek “ şu adam şöyledir, bu adam böyledir” gibi sözlerle kendi hayal kırıklıklarını ya da kuyruk acısı sonucu oluşan ön yargılarını size dayatmaya çalışsalar da ben bu tür kişilere hiç yüz vermem. Çünkü bu tür insanların ortak özelliği “hiçbir ilişkilerinin sağlam olmadığı” yönünde, bende bir kanaat çoktan oluşmuştur. Bu kanaate ulaşmak ise ya bilgelikten ya da tecrübe denilen kazıklardan oluşmadır… “Oturduğum yerden kalkmam ve kalktığım yere oturmam” sözünü prensip edinen birinin zaman zaman şok davranışlarla karşılaşması yine dostlarımız sayesinde oluşur. Bazı birliktelikler bazı olumsuz durumları da beraberinde getirir. Bu satırların yazarı bunun bilincindedir ve olabilecek duruma hazırdır. “Hoş geldiniz”i de biliriz ağırlamayı da…Neyin nerede yapılacağını da biliriz horlamayı da…Birliktelikte bir dostumuz varsa boynumuz kıldan incedir, bize kabalık yakışmaz. Mahcup etmedik ki, mahcupluk yaşayalım… Karadeniz Haber Postası bildiğim kadarıyla Öz madenlerin öz malıdır. Dolayısıyla burada oluşum Mehmetlerden, Muratlardan ve de Kürşatlardandır. Ve bu birliktelik sağlamdır ve düzeylidir. Bu tür ilişkilerde çok zor kurulan ve

Aptallığın İlacı Yok /Bekir AKKAYA

Konumumuz nedeniyle siyaset ve ticaret gibi yazılar yazma lüksümüz yok. Bizde bu nedenle daha çok insan ve insan ilişkileri üzerine yazmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bizde Beydeba’nın Kelile ve Dimne’si gibi hayvanlar üzerinden anlayanlara ya da anlamak isteyenlerle düşüncelerimizi paylaşmaya çalışıyoruz. Apdallar haricinde her söz ya da cümleden herkes yaşadığı hayat için olumlu ya da olumsuz mesajlar alacak, ya takdir edecek ya da eleştirecektir. Her iki durumda da insan kendisi için bir mesaj çıkaracaktır. Yeni Şafak Gazetesinde Ali Bayramoğlu Kurban Bayramının ikinci gününde “Abdallığın Temel Altı Yasası” başlıklı siyasetten uzak ve bayramlık bir yazı kaleme aldı. Esas yazının muhatapları bundan da bir şey anlamayacağını bildiğim halde bu yazının bazı bölümlerini sizlerle paylaşmanın güzel olacağını düşünüyorum. “Hayat dediğimiz şey aslında bir yanıyla etrafınızdaki insanlardan, insan ilişkilerinden oluşur. Kimi insan münzevi karakterlidir. İnsanlarla ilişki kurmak ona da acı verir, diğer insanlara da… Kimi ise aşırı insan severdir, yalnız kalmaktan hoşlanmadığı insanlarla vakit geçirmeyi yeğler… Ne var ki herkes sosyaldir… Birlikte davranır, birlikte hareket ederiz, birlikte var oluruz… O zaman şunu söylemek pek de yanlış olmaz: Her kişinin temasa girdiği diğer kişiyle arasında cari bir hesap vardır. İlişki dostane de olsa ya da duygusal veya ticari de olsa her ilişki bir alışveriştir. Kaybeder ya da kazanırsınız… Yapın bir muhasebe göreceksiniz: Ya kazanmış ya da kaybetmişsinizdir… Bir ilişkiyi kendi elinizle ve rızanızla kurmuşsanız kaybın bir önemi yoktur. Olsa olsa bir deneyimdir bu. Ama hayatın en kritik meselesi, daha doğrusu sorun şudur: Manasız ve acıtıcı kayıplar genellikle beklenmedik zamanlarda, beklenmedik biçimlerde, en önemlisi kendi rızanızla kurmadığınız temaslarda ortaya çıkarlar… Her insanın hayatı, yaptıklarından dolayı

Uyan da Balığa Gidelim! / Bekir AKKAYA

Geçen hafta yazdığım” Yüzleşme” yazısı üzerine uzunca bir mesaj aldım. “Hay Allah Rüyadaymışım” başlığındaki mesaj geçen hafta yazdığım yazının içersinde geçen “düşmanlarım fesatlıklarından, dostlarım hasetliklerinden” cümlesindeki “haset” kelimesinin güya tefsiri yapılmış. İlmilikten son derece uzak ve hiç bir kaynak belirtilmeyen yazı ayetlere sığınılarak kelimeyi tefsir değil sanki beni tefsire yeltenmiş. Büyük ihtimal yazarın “kompozisyon” bilgisinin noksanlığından olsa gerek ne satırbaşı, ne imla ne de dilbilgisi kurallarına riayet edilmiş. Bundan da öte “haset” gibi bir kelimeyi ve ayetleri somutlaştırmaya çalışarak güya modern bilimin verilerini göstererek “yaş” nedeniyle bedende oluşan fiziki özelliklerin durumu bile hasede bağlanmış. Oysa müfessir efendinin yaptığı gibi kuran ayetlerini büyük bir çoğunlu beş duyunun algılanması ile mümkün olmamaktadır. Hasetle ilgili ayetle başlayan yazının başlangıç kısmı kaynak belirtilmese de bir tefsirden aynen alınma. Ancak yazının büyük bir bölümü Müfessir Efendinin desteksiz yorumlarından ibaret. Mesajı yazanın kendini gizleyerek hasetle ilgili Kurandan ayetlerle yazının büyük bir bölümünü bana yönelik yazması, kendi verdiği kaynakla da çelişki içersine düşmüştür.

Bıktık Vallahi /Bekir AKKAYA

Çok bilmek, çok düşünmek çok önemli değildir. Çok okumak çok yazmak ve çok konuşmakta çok önemli değildir. Çok yorum yapmak çok isabetli kararlar vermekte çok önemli değildir. Bir şeyin çokluğu, o şeyin doğruluğunu ya da isabetli olduğunu göstermez.
Biri bir konu atıyor, diğerleri balıklama dalıyor. Yazılar ve yorumlar birbirlerini takip ediyor. Allah aşkına yaptığınız yazıları ve yorumları arşivden çıkarıp bir yıl sonra bi okusanıza. Ya da her gün değişen istikametlerinize ve günü gününe uymayan değerlendirmelerinize bir baksanıza. Eğer söz konusu bu yoldan geçim temin etme ise bir diyeceğimiz olamaz. Neticede bir alışveriştir ve alanda verende kazanç sağlar.
Benim anlayamadığım alanın ve verenin dışında üçüncü kişi ve kişilerin dert ve sıkıntıları. Kendilerine hiçbir yararı olmayan gündem belirleyenlerin ağlarına düşme hadisesi. “Kadın erkeklerle ya da başı açık namaz kılabilir mi? Kılamaz mı? Horozdan ya da tavuktan

Yaşadığını Zannetmek! /Bekir AKKAYA

Kopya her tür alanda yapılabilse de en yaygın kopya kelimesi bizleri öğrencilik yıllarımıza götürür. Öyle veya böyle kopya çekme olayı her tür öğrencinin en bildiği bir durumdur. Aslında amaç okulu bitirmek ve sınıf geçmekse kopya çekmekle de amaca ulaşılabiliyorsa çoklarımıza göre kopya çekmekte hiçbir beis yoktur. Hatta çoklarımıza göre bu da bir öğrencinin başarılı olduğunun göstergesidir. Kopya çekme olayını hayatımızın diğer alanlarına uyarlasak nasıl bir durum oluşur? Kopya çekmek, emek vermeden ve hiçbir çaba sarf etmeden alınan sonuç olduğuna göre, emek ve hiçbir çaba sarf etmeden alınan her sonuç ta bu durumda bir kopya çekmek olarak karşımıza çıkar. O halde hayatta kopya çekerek yaşayanlar kazançlıdır ve dünyanın en akıllılarıdır(!). Böyle bir durumda kimse üretmeyeceğinden hatta kopya çekilecek bir materyal olmaması sonucu dünyanın sonu ya da kıyametin kopuşu demektir. Şu yazıları yazarken ben kopya çekmenin ne anlama geldiğini araştırma ihtiyacı bile hissetmedim. Nedeni? Ben kopya çekmenin iyi bir fiil olmadığını hatta genelde hırsızlık diye nitelendirildiğini öğrendiğimden. Kopya bir noktada hayatın her alanından çalan, hak etmeğine talip olan bir kişiliğin karşılığıdır.

Çarpılan çarpılana /Bekir AKKAYA

Rahmetli babam “ dolap çevirme “ deyimini çok kullanırdı. Ne zaman bu sözü söylese arkasından “ Oğlum! Dolap çevirenlerin çeviremeyecekleri hiçbir şey yoktur. Her yer ve mekanda onlardan uzak durman gerekir” derdi.
Babamın yaşadığı dönemler bundan atmış yıl öncesi. O dönemlerde dolap nedir? Nasıl çevrilir? Bunu pek bilmiyorum. Ama benim babam “dolap çevirme” deyimini özellikle “fırıldak adam, düzenbaz, onursuz, kişiliksiz, omurgasız , yön veya tarafı belli olmayan, üç kağıtçı, yan kesici” anlamlarında kullandığını hatırlayabiliyorum.
Her şeyde olduğu gibi bu dolap çevirme işi de değişti ve gelişti, hatta bayağı da modernleşti. Dün bu meslek sahipleri az kesime hitap ederken bugün teknolojinin sayesinde kolları uzadı, semirdi ve bir iş koluna dönüştü. Belki de yakın gelecekte en önemli meslek olarak gösterilecektir. Bugün için mesleklerini amatörce ve üstün başarı ile yapanların bazı özelliklerini söylersek, geleceğe ışık tutmuş ve gelecekteki dolap çevirenlere yol göstermiş oluruz. Bu ise bizlerin tarihe not düşmesi açısından çok önemli bir durum olsa gerektir. Bütün özellikleri bu köşede anlatamasam da bazı temel özellikleri belirtmem bir çoklarımızın ufkunu açacak, Dolap Zade Efendileri yekinen tanıma şerefine ulaşmış olacağız. İşte bazı özelliklere birlikte göz atalım;
Gün gelir her konuda gözlerinizin içersine baka baka yalan konuşmaktan çekinmezler. “-Çok yakın arkadaşımdır? Nerelerde beraber olmadık ki? Yaptığımız o işte söylediğimiz o sözde sen de vardın dimi? Geçenlerde oraya beraber gitmiş, beraber

ÖKÜZÜN NİYETİ /BEKİR AKKAYA

Bir gün çiftlikte sabana koşulan öküz, sahibine şöyle dedi:
“-Ben hastayım. Yarın çalışmayacağım.”
Ertesi sabah çiftçi eşeğini sabana koştu. Akşam, hasta olduğunu söyleyen öküz, eşeğe sordu :
“-Nasıl, kolay oldu mu? Dedi. “Patron bir şey demedi ya!”
Eşek, arkadaşını rahatlatacak sözler söyledi. Ve dedi ki :
“- Eh idare ederdi, ama merak etme patron bir şey demedi” dedi. Bu cevap öküzü çok mutlu etti. O akşam da sahibinin yanına gitti ve tekrar hasta olduğunu, çalışamayacağını söyledi. Sahibi de çaresiz yine eşeği sabana koştu.

GÖRGÜ TAHSİLİ BOZAR! /BEKİR AKKAYA

Yaşlı ve tecrübeli insanlarla sohbet etme ve onların tecrübelerinden yararlanma en kolay ve ucuz olmasına rağmen, günümüzde en çok ihmal ettiğimiz bir durumdur. Hani derler ya “ günümüzde rağbet güzel ile zenginedir.” Oysa en çok sıkıntı ve zor durumda kalanlar belki de güzel ve zenginlerdir. Belki diyorum. Çünkü ben zenginlik ve güzellikten mahrum olduğum için pek sıkıntı çeken birisi değilim. Burada ben zenginliği ve güzelliği aynı zamanda şan, şöhret, makam ve mevki içinde kullanıyorum.
Kumru’da herkesin tanıdığı, sevdiği ve saydığı Azmi Amca ile geçen hafta uzun bir sohbet yaptık. Konuşmanın bir yerinde Azmi Amca “Görgü tahsili bozar.” Dedi. Bu cümleye bağlı olarak anlattıkları belki de çoklarına göre yenilir yutulur cinsten değildi. Ve her anlattıklarının sonunda insanlardan örnekler vererek “ GÖRGÜ TAHSİLİ BOZAR.” Dedi. Eğer Kumru’yu tanıyorsanız o halde sözünü ettiğim Azmi Amca’yı mutlaka tanıyorsunuzdur. Ben yine de söyleyeyim; Azmi Gürgezoğlu. Çok yararlandığım bu sohbetten dolayı kendisine teşekkür ediyor ellerinden öpüyorum…
Burada kullanılan görgü kelimesinin, görgüsüzlük olduğunu cümleden anlamak mümkündür. Azmi Amca’nın kastettiği “görgü” kelimesinden ben

PİJAMA YOK, PANTOLUN AL! /Bekir AKKAYA

Fatih Sultan Mehmet’e atfen anlatılan hikayeyi bilirsiniz. Hani şöyle bir tebdili kıyafetle günün ilk saatlerinde alışverişe çıkmış. Önüne ilk çıkan bakkala girmiş. “Bakkal Efendi bana bir miktar zeytin verir misin?” Bakkal Efendi zeytini paketlemiş. Fatih Sultan Hazretleri;” bir de ekmek” deyince “Aman müşterim, komşu bakkal hiç siftah yapmadı, ekmeği de oradan alın.” Demiş. Ve padişah her gittiği bakkaldan aldığı bir şeyin ikinci ihtiyacını isteyince komşu siftah yapsın diye diğerine göndermiş. Ve padişah “böyle halkla İstanbul’un fethi gerçekleşir” diyerek hemen fetih hazırlıklarına başlamış. Yazılanlara göre olayın geçtiği yer Edirne, olayın zamanı, İstanbul fetih edilmeden önce…
Sizi bilmem ama ben şahsen bir dükkandan aldığım bir şeyi, diğer dükkana göstermemeye gayret ediyorum. Aman komşu satıcılar kendilerinden alışveriş yapmadığıma darılmasınlar diye…Hatta çoğu kez kendilerinden değil de başkalarından alışveriş yapılan yakınlarına kızan insanlara şahit olmuşumdur. Dükkanı kaldırsanız, “aman kardeş, diğer komşu satıcılar

İnanılmaz Gerçek /Bekir AKKAYA

(Mavitürk) Mail grubu’ndan Murat İnce tarafından “alıntı” diye kaynak gösterilen bir yazı geldi. Yazı beni çok etkiledi. Sizlerin de ilgisini çekeceğine inandığım bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Amerikan Adlî Tıp Derneğinin 1994’te San Diego da tertiplenen ödül yemeğinde dernek başkanı Don Harper Mills, aktardığı acayip bir ölüm olayındaki adlî komplikasyonlarla dinleyicilerini şaşkına çevirmişti. Kaderin adaletine dair ince bir nükte taşıyan bu yaşanmış öykü, sanırız sizleri de hayrete sevk edecektir. 23 Mart 1994 te Ronald Opus un cesedini inceleyen adlî tabip, onun kafasından yediği kurşunla öldüğü sonucuna vardı. Müteveffa, on katlı bir binanın tepesinden, intihar niyetiyle aşağıya atlamıştı. (Umutsuzluğunu, geride bıraktığı bir notta açıklıyordu.) Ancak, dokuzuncu katın önünden geçerken pencereden gelen bir kurşun başına isabet etmiş, hayatı bu kurşunla sona ermişti. Apartmanın

Şenliklerimiz "Geleneksel"miş! /Bekir AKKAYA

Şenliklerimiz "Geleneksel"miş! "Beni anlamıyor!" sitemi kelime ve kavramları kullanmamaktan değil, kullanılan kavram ve kelimelerin ne anlama geldiğinin bilinmemesindendir. Aynı dili konuşsak da, aynı kelime ve kavramlardan farklı anlamlar çıkarabiliyoruz. Cahilde olsak, çok bilmiş havalarına da girsek bu tür ukalalığı "bana göre" sözünü kaynak diye etrafımızdakilere dayatmaya çalışıyoruz. Oysa, bir konudan söz ederken, ilgili konunun olmazsa olmazlarını ortaya koyup, işin uzmanlarınca bilinen kelime ve kavramların orijinaline bağlı kalınması, olmazsa olmaz bir yöntem olmalıdır. Desteksiz "bana göre, sana göre" çekişmesi "sapla samanın birbirine karışması"na neden olur ki, buna bağlı olarak arzu edilen bir sonuçta hiçbir zaman ortaya çıkmaz. Bu yüzden de tartışmalar ya kavga ile ya da dargınlıkla sona erer. Geçen haftaki "Şenliğe Hayır" yazım üzerine olumlu ve olumsuz enteresan tepkiler aldım. Bana gelenlerden bir tanesi epey ilgimi çekti. Gelen mesaj kısaca aynen şöyle " Gelenekleşmiş bir şenliğin

Rızasız nikahtan saadet olmaz! /Bekir AKKAYA

Geçen hafta sizlere Kumru Ziraat Odası’nın üyesi olduğumu ifade etmiştim. Yine ilgili yazıda Ziraat Odalarının 15/5/1957 tarihli ve 6964 sayılı Ziraat Odaları Kanunu ile kurulduğunu, görev ve yetkilerini ayrıntılı bir şekilde ilgili kanundan alarak aynen yazmıştım. Ve yazımın sonunda da “bir çiftçi olarak Kumru Ziraat Odası tarafından bu görev ve yetkilerin ne kadarının gerçekleşip gerçekleşmediğini öğrenmek istiyorum.” İfadesini kullanmıştım. Bu hafta Kumru’da en üst düzey Ziraat Odası yöneticisi ile tam olmasa da görüşme imkânımız oldu. İlgili kanunla ifade edilen görev ve yetkiler Kumru’da tam olarak uygulandığını söylemek mümkün değil. Bunu söylerken, Odanın olabilmesi için kurumlar arası zorunlu kanuni işlerden söz etmiyorum. Benim gibi üreticinin “Doğrudan Gelir Desteği” alabilmek için yılda bir

Bilgece Yaşamakmış! /Bekir AKKAYA

Kişisel gelişim uzmanlarınca önerilen bazı kitap isimlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. “Anlaşarak Mutlu Yaşayın, Bilgece Yaşamak, Hayata Gülümse, Her İnsan Hükümdardır, Kocanızın Başarısı Sizin Elinizde, Mutluluk ve Başarı Yolları, Yaşam Coşkusu, Yürek Bilekten Güçlüdür, Babalık Coşkusu, Çocuk Kalbi, Ev İşlerini Savaşa Dönüştürmeyin, Sinirlerinize Hakim Olun, İnsan Denen Meçhul, Olumlu Yaşama Sanatı, Etkili Dinleme, Başarılı İnsanın Karar Anı, Cesaret ve Fazilet Mücadelesi, vs…” Öğrendiklerimizle ilişkilerimiz arasında yüzde yüz bir çelişkiyi her gün yaşıyoruz. Ya bu kitaplar yalan ya bizde bir terslik var…Okudukça saldırıyor, öğrendikçe batıyoruz… Fiskos içersinde debelenen bir iş yeri. Dedikodu üreten bir fabrika ya da sokak…Kimin eli kimin cebinde belli değil…Öğrendikçe kibirleniyor, bilgilendikçe hırsa biniyoruz… Özden söz edenlerin aksine, söze cila çekiyoruz.

İsimsiz Müfessire Son Cevap! /Bekir AKKAYA

Geçen hafta , uzun bir mesajla ilgili görüşlerimi belirtmiştim. “Hayırdır İnşallah” yazısı üzerine bir müfessir efendi “haset” kelimesine takılmış ve hasetle ilgili ne kadar ayet varsa bir bir sıralamış desteksiz bir şekilde ayetleri tefsire kalkışmıştı. Önceki yazımda ben bu müfessir efendiye göndermelerde bulunmuş, kendilerine yararlı olur düşüncesi ile bazı çelişkililerini ve açık hatalarını belirtmeye çalışmıştım. İlk yazıdaki çelişkileri bu hafta bitirmeye çalışacağımı da yazımın sonunda ifade etmiştim. Yine eynı mantık ve büyük ihtimal resmi bir ip numarası ile müfessir efendi on sayfalık bir yazıyı bir kitaptan aynen alarak, kes-kopyala-yapıştır yöntemiyle göndermeyi sürdürmüştür. Öncekinden

Abraham Lincon ve Mutlak İrade /Bekir AKKAYA

Geçen hafta sizlerle Paulo Coelho’nun “Simyacı”adındaki kitabın önemli cümlelerini paylaşmaya çalışmıştım. Şimdilerde ise “Bilinmeyen Bir Bilgi” adında Mehmet Ali Şadoğlu’nun bir kitabını okumaya çalışıyorum. “Bilinmeyen Bir Bilgi” adındaki 536 sayfalık kitap, bir Hıristiyan olan Paulo Coelho’nun “Simyacı”adındaki kitabın sayfa 86’daki şu cümlenin bir özeti gibi. “Kimse bilinmezden korkmamalı, çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir. Hayat hikâyemizle (korku) dünya tarihinin aynı el tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman bu korku

Belediye Kültür Bölümü Oluşturulsun! /Bekir AKKAYA

Kumru Belediyesinin Yayla şenlikleriyle ilgili karar hala tartışılıyor. Önceki haftalarda yazdığımız kararı destekleyen yazıya binaen olumlu ve olumsuz epey tepki aldım. Oysa ben ilgili yazıda şenliğin bu şekilde yapılmasının doğru olmadığını, sanatçı denilen CD'den okuyanlara verilen paranın yanlış olduğunu vurgulamıştım. Yayla veya diğer şenlikler için ilk yapılması gereken Kumru Belediyesi kendi bünyesinde bu tür etkinlikler için bir bölüm oluşturmalıdır. Belediye Kültür Bölümü ilçede yapılacak her türlü etkinlikte lokomotif görevi yapmalıdır. Bana göre yayla şenliklerimizin en büyük eksikliği programsız ve amaçsız yapılmasından kaynaklanan düzensizliklerdir. Yapılan etkinlikler sonunda insanlarda olumsuzluklar öne çıkıyorsa, akabinde yakınmalar oluyorsa demek ki olumlu bir durum olmamıştır. Böyle bir durumda yapmamak ve o kadar parayı boş yere harcamak bize göre en doğru yoldur. Daha önceden söz ettiğimiz gibi Kumru İlçesi'nin mutlaka kültürel ve folklorik bir haritası ortaya çıkarılmalıdır. Şenlikte

Kadavra'da Ölümü Aramak! /Bekir AKKAYA

Geçenlerde, Can Dündar'a ait olan slayt eşliğinde bir yazı okudum. Yazı ölmeden önce ölmeyi ve öldükten sonra olabilecekleri konu almış. Aynı yazının bir başka türünü ben "Zafer Dergisin'de çok önceleri "Kabus" başlığı altında okumuştum. O yazı ile bu yazı arasında pek bir fark yok. Her ikisi de öldüğünüzü düşünerek kabre girene dek ve kabirde olabilecek ihtimalleri, yaşamanızı bir an için düşünmeye sevk eden bir yazı. Tasavvufta da "rabıta" denilen eylemin bir bölümü "öldüğünü farz etme" eylemi üzerine kuruludur. Yani bizim dilde " ölmeden önce ölme" denilen eylem… Bu günlerde ben Mary Roach'ın "Kadavra" adlı kitabını okumaya çalışıyorum. Kitap kadavraların yaşantılarını anlatıyor. Bizim dildeki kadavranın karşılığı ölmüş insan bedenleri. Kadavralar doktorların okuduğu okullarda hayatlarını sürdürüyor. Neticede bir ameliyatı öğrenme canlı bedende olamayacağına göre, ölmüş bedenlerde bu kesip biçme işini yapmak tıpta da gelişmeyi sağlıyor. Ne Can Dündar'ın yeni yazısı ne de

Acilde, Beş Gün Beş Gece!/ Bekir Akkaya

Bir çok kitapta kıyamet sahneleri anlatılırken “Mahşer anında hiç bir kimse, hiç bir kimseye yardım edemeyecek ve her kes kendi başının çaresine bakacak” ifadeleri sık sık tekrarlanır. Bu cümleyi yüzlerce kez okuduğum halde gözlerimi yumar fakat bir türlü canlandıramaz ve yaşadıklarımla ilişkilendirir ne anlama geldiğini anladığımı zannederdim. Ve anlamadığı Samsun Tıp Fakültesi Acil bölümünde beş gün beş gece kaldığımda farkına vardım. Büyük ihtimal büyük hastanelerin bu bölümleri 24 saat aralıksız bu şekildedir. Allah kimseyi düşürmesin ama ölümlü insan için son çare olarak sevenleri tarafından ulaştırılan bir yer hastanelerin acil bölümleri.
Siz bulunduğunuz yerlerde sağlık ve sıhhatiniz olduğu sürece gerek olumlu veya olumsuz durumlardayken buralarda emin olun aralıksız bir can pazarı yaşanıyor. Hastalar sedyelerde taşınırken hasta yakınları bütün yıkılmışlıkları ve çaresizlikleri ile doktorlardan bir ümit haberi bekliyor. Ölenler ve taşınanlar yeni gelen ambulanslar kimseyi ilgilendirmiyor.

HALKIN YOĞUN BASKISI VAR! /BEKİR AKKAYA

İnanarak yapmadıklarımıza mutlaka bir kılıf bulma noktasında son derece yetenekliyizdir. “Neden?” sorusuna önceden hazırlanmış cevaplarımız vardır. Ne var ki, aynı cevapları, çok sayıda insan kullanınca pekte inandırıcılığı kalmamaktadır.
Mesela bana “Neden yazıyorsun?” diye bir soru sorsalar benim cevabım hazırdır. Büyük bir ihtimal “- Yazılarımı okuyan insanların yazmam gerektiği konusunda çok büyük bir baskı var. Bu yüzden de okuyucularım için yazıyorum.” Diye cevap veririm.
Geçen bir başkan adayına televizyonda “ Neden aday oldunuz?” diye bir soru soruldu. Verdiği cevap yaklaşık benim verdiğim cevap gibi idi. Başkan adayı “ Halkın üzerimde çok yoğun baskısı vardı. Onları kıramazdım.” Diye cevap verdi.
Oysa ilgili kişi yaşadığı yerde aday olmamıştı. Emin olun seçileceği yerde halkı da pek tanımıyordu. Sözünü ettiği halk nasıl bir baskı yapmıştı ki, onları kıramamak gibi böyle bir sorumluluk altına girmişti. Bu söz doğru ise aynı yerleşim biriminde birden çok

Bu Kader Başka Kader /Bekir AKKAYA

Zaman zaman yazılmayan ya da söylenmeyen bir şey kaldı mı acaba diye düşünüyorum. Benim şahsi inancım kalmamıştır. Neden tekrar edilir sorusuna ise kişinin kendi söylemesinin önemindendir diye aklımdan geçer.
Sayısız öğüt ve nasihatleri her gün dinlediğimiz ya da başkalarına aktarmamıza rağmen hiç kimse kendine yönelik olarak bir atasözünü bile okumaz. Ne hikmetse farklı uygulama ve davranışları eleştirir ve doğrusunu dillendirsekte kendi yaptıklarımız karşı tarafta aynı olumsuz bir yaklaşıma neden olacağını aklımızdan bile geçirmeyiz.
Toplumda farklı görünme ve kendinin farklı olduğunu ima etmeye yönelik uğraş veren bir çok bilmişe kendi kategorisine göre bir üst sınıfa koyduğu biri tarafından aşağılamaya yönelik en ufak bir davranış çok büyük bir yanlış olarak tarif edilebilir. Oysa aynı yanlış kendi yaşam şekline dönüşmüş olmasına rağmen.
Kişinin durduğu yerin önemi kadar,

Doktor Bize Bir Çare! /Bekir AKKAYA

Bu hafta Mavi Türk Haber grubundan gelen tıp ilminin pek ilgilenmediği hastalıklarımız yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Biz “kırk bir kere maşallah” denilmesi için kırk birini yazdık. İsterseniz hastalıklarımızın sayısını siz daha da çoğaltabilirsiniz… 1-Kardan adama tekme atma veya bozmaya çalışma hastalığı, 2-Yeni atılmış bir betona basma ve isim yazma hastalığı, 3-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapma hastalığı, 4-En iyi arabayı ben kullanıyorum zannetme hastalığı, 5-Kar topunun içine buz koyma hastalığı, 6-Cep telefonu kullanımının yasak olduğu ortamlarda ille de görüşme yapma hastalığı, 7-Belediyenin duraklara koyduğu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastalığı, 8-Kumsalda deve güresi yapma hastalığı, 9-Şahin marka arabayı, Doğan görünümlü yapma hastalığı, 10-Ağaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim bas harfi kazıma hastalığı, 11-Derslerini çalışıp sınıfını geçenleri inek sanma hastalığı, 12-Mesleğimizdeki unvanımızı İngilizce olarak söyleme hastalığı, 13-Tik olan insanların tikleri ile uğraşma hastalığı, 14-İskambil kağıtlarından kule yapan birinin kulesini bozmaya çalışma hastalığı, 15-Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşma hastalığı, 16-Reklam için duvarlara veya panolara yapıştırılan afisleri yırtma hastalığı, 17-Tuvalet duvarlarını defter sanma hastalığı, 19-Trafikte bizi geçen bir araç mutlaka yakalayıp onu geçmeyi ilke sayma hastalığı, 20-Sinyal verir vermez şerit değiştirip, kazaya sebebiyet verdiğimizde “sinyal verdik görmüyon”mu?” deme hastalığı,

“Şah ve Mat “ /Bekir AKKAYA

Hayatlarında sürekli başarısız olanlara öğüt olması açısından satranç oyunu ile insan yaşantısı üzerine birkaç söz söylemek istiyorum.
Satranç genelde siyah beyaz olmak üzere 16 taş ve 64 kare bir alanda oynanan bir oyundur. İki oyuncudan biri siyah taşları diğeri ise beyaz taşları seçer. Genel kural oyuna başlarken beyaz kare sağ tarafta olması gerekir. Kura ile belirlenen beyaz taş sahibi oyuna ilk başlayan oyuncu olur.
Sekiz piyon taşların en önünde olup oynama esnasında dik çıkıp çapraz yer değiştirir. Dama oyunundan farkı yeme zorunluluğu yoktur. Genelde zeki insanların oynadığı oyun diye adlandırılan satrançta en güçsüz taşlar piyonlar olup sekiz tanedir. Böyle olmasına rağmen oyunun ilerleyen bölümlerinde en güçlü taş olan vezirlik makamına kadar yükselebilen tek taş yine piyondur.
Taşların biri siyahta diğeri de beyazda bulunan satrançta ikide fil vardır. Piyondan güçlü olan filler çapraz gider ve çapraz yer. Bütün taşlar rakibin yediği taşın olduğu yere oturur. 64 karenin en baş karelerinde iki oyuncunun iki kalesi vardır. Kaleler dik gider ve dik yerler. Vezirden sonra en önemli taşlardır. Onun hemen yanında iki at mevcuttur.

Kumrulular, Soner Arıca Caddesi'nin ismini değiştirdi

Kumrulu esnaf ve vatandaşların talebi üzerine, pop müzik şarkıcısı Soner Arıca'nın adının verildiği caddenin ismi "Şehitler Caddesi" olarak değiştirildi.Belediye Başkanlığına dilekçe ile müracaat eden vatandaşlar,
ilçedeki caddelerden birine "Şehitler Caddesi" adının verilmesini talep etti. Bayrağa ve vatana sevgilerini ifade etmek isteyen vatandaşlar, "Soner Arıca Caddesi"nin adının değiştirilmesini önerdi.
Vatandaşlar dilekçelerinde

Kumrulular İstanbul’da Çoştu! /Bekir AKKAYA

Geçen hafta, Merkezi İstanbul-Bağcılar’da 1998 yılında kurulan Kumrulular Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğinin Geleneksel Kumrulular Piknik Şölenine katıldım. Kurulduğundan bu yana çok güzel hizmetlere imza atan Kumrulular Derneği şöleninde 20.000’in üzerinde Kumruluların piknik şöleni kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi. Dernek yönetiminde bulunan Mali Müşavir Mustafa Çaya ile birlikte Maltepe-Başıbüyük Köyünde bulunan çamlık alanına, sabah namazı gittiğimizde alan çoktan dolmuş, kadın-erkek çolçocuk sabah kahvaltısı için tüplerini yakmaya çoktan başlamışlardı. Dernek Başkanı Celalettin Dervişoğlu ve yönetim ilgili alanı bir günlüğüne 1.800YTL’ye kiralamışlar. İstanbul’da ikamet eden Kumrulu dostum Metin Dinç bizlere “Başıbüyük Köyünde Kumrulu 180 hane bulunduğunu, kendisinin de burada oturduğunu” söyleyince hayretimi gizleyemedim. Sağlam kaynaklara göre İstanbul’da yaşayan Ordulular nüfus çokluğunda dördüncü sırada imiş. Verilen bilgiye göre İstanbul’da yaşayan Kumrulular, şu anda Kumru’da yaşayan köy ve ilçede bulunan nüfustan çok fazla imiş. Şenlik alanındaki kalabalığı görünce söylenin doğru olduğu kesin. Şenliğe katılan Kumrulular benim tahminim 25.000’in üzerinde… Kumru’dan ve gerekse Ankara’dan da şenliğe katılımın yüksek olduğunu ve bu yıl şenliğin geçen yıllara oranla çok kalabalık olduğu daha önceki yıllarda şenliğe katılanların ortak görüşü.

Yüz Yılın İyilik Harekatı (Deniz Feneri) /Bekir AKKAYA

Cumartesi günü Samsun Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonunda Yüz Yılın İyilik Harekatı olarak adlandırılan Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin Seminerine katıldım. Bir günlük seminerde benim gibi Samsun, Amasya, Giresun, Sinop, Tokat ve Ordu gönüllüleri davet edilmişti. Seminerin amacı; gönüllülerce tanışma, gönüllüleri bilgilendirme, derneği tanıtım ve kısa adı “Sisnet” olan Sosyal İnceleme Sistemleri hakkında bilgilenme olarak belirtilen seminer bütün gönüllüler açısından son derece faydalı oldu. Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Kurumsal İletişim Müdürü Recep Koçak ve Sisnet sorumlusu Devrim Depeli’nin verdiği bilgiler daha çok gönüllülere özel olmasına rağmen derneğin yaptığı yardımlar bizleri bile hayretler içersinde bıraktı. “Küçük Şey Yoktur” adlı iki kitap okumuştum. Bir derneğin yaptığı yardımlar, örnek alınması

Kumru Canavarı Haberimiz ve Yorumlar / Bekir AKKAYA

Her şey, koyun güden çobanın “koyunlarımı canavar parçaladı, canavarı gözlerimle gördüm” demesi ile başladı.
2 koyunun parçalanmış olması bile belde halkını inandıramadı. Birkaç gün sonra ise beldenin tam ortasında geçen derenin hemen yakınındaki ormanda homurtu sesleri belde halkını ayağa kaldırdı. Durum Belediye Başkanı Hüseyin Yanar’a bildirilerek başkanla birlikte meraklı köylüler kazma ve küreklerle ormana yürüdüler. Ormana yakınlaştıkça çoğalan homurtu sesleri bir parça köylüleri korkutmuş olsa da dalga geçenlerde yok değildi. Bir anda gördüklerinden şaşkına dönen belde halkı sağa sola kaçmaya başladı. Büyük bir gürültüyle ormandan uzaklaşmaya çalışan "Canavar" karşılarındaydı. Üç katlı bir ev büyüklüğünde bir ejderha gibi dört ayağının üstünde çalılıkları yaslaya yaslaya yürüyordu. Kuyruğu bedeninden biraz büyük yaklaşık on metre kadardı. Hiçbir can kaybı olmadan canavarı bütün belde halkı çobanın söylediği gibi kendileri görmüştü.
Üç gün sonra aynı ormana giden vatandaşlar canavarın yavruları ile karşılaştılar. Başkan Hüseyin Yanar’ın talimatı ile korumaya alınan yavru canavarlara “Yukarı Damlalı Canavarı” adı verildi. Ancak

Kumrulular Pikniği'nden İzlenimler /Bekir AKKAYA

Merkezi- İstanbul’da bulunan ve 1998 yılında kurulan Kumrulular Derneğinin Maltepe-Başıbüyük Köyü piknik alanında yapılan “Kumrulular Piknik Şöleni”nden söz etmiş ve şölene katılan Kumruluların sayısının da 25.000 kadar olduğunu söylemiştim. Önceki haftadan devamla izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya devam etmek istiyorum… Yılda bir kez yapılan piknik şöleni, katılan Kumruluların sayısı ile değerlendirilecek olunursa Dernek faaliyeti olarak mükemmel bir organizasyon. Derneğin kuruluş amacı yönünden değerlendirilecekse, pek amaca yönelik bir piknik şöleni olduğunu söylemek mümkün değil. Neticede insanlar birey olarak vakit buldukça İstanbul ya da Ankara’da da olsa pikniğe çıkar kafasına göre çalar oynarda… Bu tür bir araya gelmelerde sadece insanlar tek tek değil toplu olarak bir araya gelip, toplu bir eğlence oluşturmuş olur. Bu toplu bir araya gelişi dernek üstlendiği için, dernek sadece ön plana çıkmış olur. İki dernek tüzüğü hazırlayarak, ilgili derneklerin kurulmasına kadar yoğun çaba gösteren biri olarak, tüzüklerde yazılan amaçların hayata geçirilmesinin o kadar kolay olmadığını yakinen biliyorum. İki kez de İstanbul’daki Kumrulular Derneğinin tüzüğünü

Ömür yılla değil, verimlilikle ölçülmelidir İşte İsmet Erçal/Bekir AKKAYA

DEĞİŞMEYEN GERÇEK Dizleri üstünde yaşamaktansa, ayakları üstünde ölmek yeğdir.*****Emiliano Zapata Doğum ve ölüm. Yaratılan tüm varlıklar için değişmeyen bir kanun. Canlılık dediğimiz yaşamada bu ikisinin arasında geçen süredir. Ruhların "evet Rabbimizsin" dediği ilk yaratılma hadisesinden kıyamete kadar geçen süre ise inanç boyutundaki bir zaman dilimidir. Zaman ise sırlarla dolu bir kavram olup, yaşama süresi ise kişinin inancına göre farklı bir anlam kazanmaktadır. Mesela "atmış yaşında vefat etti" cümlesi bizim takvimlerimizle ve de bizde oluşan zaman dilimi ile çok sınırlı kalmaktadır. Oysa ahiret inancı olan biri için ölümle hayat sınırlı olmayıp, doğumla da başlamış değildir. Bir şeyin varlığı ise kimsenin inanmaması ile de yok olması mümkün değildir. RUH VE BEDEN İLİŞKİSİ Ruhla bedenin bir arada oluşu doğumla başlamaktadır. Ruh ise çok önceden yaratılmıştır. Bedenle ruhun bir araya gelişi ile

Kumru'da misafir olmak /Bekir Akkaya

Uzun yıllar Kumru’da görev yapmış ve şu anda Fatsa’da öğretmen olarak çalışan Manisalı Değerli Dostum Özgür Seyrek, Kumru’ya ilk geldiğindeki duygularını ve geldikten sonraki izlenimlerini anlatırken “ Kumru gerçekten son derece şirin bir yer. Gelmeden önceki korkularım tamamen boşuna imiş” dedikten sonra, bir yakınının Kumru’ya geldiğinde Pazar yerinde dolaşırken karşılaştığı bir olayı bizlere şu şekilde nakletmişti. “ Ziyaret için bir yakınım yanıma gelmişti. Kumru’nun haftası olan Çarşamba günü pazar yerinde dolaşırken, yoğurt satan Kumrulu bir teyzeye: “ Ben yoğurt almak istiyorum ama üzerimde para yok, şu yoğurt bakracını benim için ayır da yarım saat içersinde gelir alırım.” Der. Kumru’lu Teyze : “ Evladım sen yoğurdu götür, parayı sonra getirirsin. deyince Misafir : “Ama teyze benim kabım da yok, siz bir kenara bırakın ben yarım saat içersinde gelirim, hem kabımı getirir hem de parayı” diye cevap verir. Kumru’lu Teyze : “Sen bakracı al, yoğurdu da götür. Gelecek hafta ben yine

IŞIĞA DOĞRU /Bekir AKKAYA

Geçenlerde bilge bir dost bana “en çok sevdiğin hayvan
hangisidir?” diye sordu. Ben de aklıma gelen ilk hayvanı söyledim.
Sonra “ikinci derecede sevdiğin hayvan hangisidir?” dedi. Ben
de söyledim. Bana öyle ilginç bilgiler verdi ki hayretler içersinde
kaldım. Aldığımız bilgiler şimdilik biz de saklı kalsın. Ancak, sevilenle
- seven arasında tahmin edemeyeceğiniz kadar sırlarla dolu bir ilişki
olduğunu aramızda geçen sohbetten anlamış oldum.Aslı Müezzinoğlu internette tanışıp
uzun zamandır görüştüğüm aynı zamanda bizim sitenin de yazarı. İki gün
önce bana sitede yayınlamam için “IŞIĞA DOĞRU” başlıklı bir
yazı gönderdi. Sitede yayınlamayı sonraya bırakıp, önce sizlerle paylaşmak
istedim. Kendisine buradan teşekkür ediyor, yazı ile sizleri baş başa
bırakıyorum.
“Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban
tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru
yerleştiriyorlar.

HIRSLARIMIZ DA SARHOŞ EDER! /Bekir AKKAYA

Bir yazar için yazılarının okunmasından daha keyifli bir durum olamaz. Her ne kadar TSE damgalı bir yazar olmasak ta zaman zaman yazdıklarımız beklenenden çok takdir topluyor. Buda tabi ki bizlere büyük keyif veriyor.
Geçen Ankaralı Turgut’un Kumru Erecek Yaylasına gelip “CD’mi Ankara’da unuttum.” diyerek sahneye çıkmaması üzerine, yazdığım yazı hayli kabul gördü. Yüzlerce insan gerek Internet yoluyla ve gerekse telefonla bizlere teşekkürlerini bildirdi. Burada yazdığımız yazıları aynı zamanda Kumru org ve Kent Haber Kumru internet sitelerinde de yayınlayarak okuyucularımızla paylaşmaya çalışıyoruz. Kent Haber’de yayınlanan “CD” konulu yazıyı üç günde 227 kişi okudu. Bu vesile ile ben de herkese teşekkür ediyorum.
İlgili yazı ve yazdıklarımızla ilgili bazı hususları ve düşüncelerimi sizlere paylaşmak istiyorum. Bir kere ben yazılarımı kesinlikle siyasi ve kişisel hesaplar üstüne yazmıyorum. Eğer yazılarımda bir siyasilik veya bir kişisellik görenler bilsinler ki büyük bir yanılgı içersindedirler. Yayla üzerine yazılan yazımızda sadece bunlardan biridir. Yayla şenliklerinin sadece bu yıl yapılmadığını, sadece de yayla şenliklerinin Kumru’ya has bir durum olmadığını bilmeyenimiz yoktur.

Cazgır Kadir Korgancı İle -Röportaj /Bekir AKKAYA

- Bize kendinizi tanıtır mısınız? Cazgır Kadir Korgancı : “-Korganlıyım. Asıl mesleğim terziliktir. Biraz da hocalık var. - Cazgırlık nasıl bir şey, bize bu konuda bilgi verir misiniz? -Cazgır Kadir Korgancı : “- Güreşe meraklıyım. Birkaç kez de Kırk pınara gittim. Bizim yöremizde çok güreş yapılır. Kırkpınarda cazgırları görünce beni çok etkiledi. Baktım sahayı şenlendirenler cazgırlar ve ben bu işi yapabilirim dedim. 25 yıldır da yapıyorum. -Kursa gittiniz mi? Cazgır Kadir Korgancı : Hayır gitmedim ama bu bir yetenek işi. Ve ben de bu var. -Ücret alıyor musunuz? Cazgır Kadir Korgancı : “Tabi ki alıyorum. Ancak ben davet edildiğimde gidiyorum. -Fizme Bayramına davet edildiniz mi? Cazgır Kadir Korgancı : “ Tabi ki. Ama ben davet edilmesem de buraya gelirdim. Buraya gelenlerin hiç birisi de davetli değiller. Benim dedem de geliyordu Fizmeye bu şenliğe. Çocukken ben de geliyordum. -Bazı maniler söylüyorsun ve güreşçilerin isimleri ile uyumlu hale getiriyorsun. Nasıl oluyor bu? Cazgır Kadir Korgancı : -

Kurtlar Vadisinde Tasavvuf.../Bekir AKKAYA

Eski ismi ile Radyo Gül, yeni ismi ile Radyo Avrupa’ya geçen hafta canlı telefon bağlantısı ile bağlanarak “Kurtlar Vadisi Irak” filmi ile ilgili görüşlerimi bir saate yakın belirtmeye çalıştım. Radyoda belirttiğim filmle ilgili düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Film ve dizilerle aram olmamasına rağmen arkadaşların daveti üzerine Ordu’ya giderek bu filmi geçen hafta izleme imkânım oldu. Kurtlar Vadisi dizisini baştan sona hiç izlemedim. Fakat bu filmde benim dikkatimi çeken bir husus var ki beni hayli düşünmeye sevk etti. Basından takip ettiğim kadarıyla bu hususa her ne kadar bazı olumsuz gözle bakan eleştirmenler olsa da pek kimse olumlu yönünü düşünerek kalem oynatmadı.
Kardeşinin intikamını almak için yola

HOCANIN İŞİ ZOR! /Bekir AKKAYA

Herkesin bildiği bir Nasrettin Hoca fıkrası ile bu yazıma başlamayı düşünüyorum. Fıkra şu, “Hoca’nın evine hırsız girmiş. Feryat içersinde derdini paylaşacak birilerini arıyor. Ama nerde! Herkes : “ –Hocam suç sende!” Kimi kapıya daha iyi kilit vursaydın, kimi evi boş bırakmasaydın, kimi eşyalarını daha uygun bir yere saklasaydın”. Gibi sözlerle Hocayı sürekli suçlarlar. Hoca bunalmış bir vaziyette “ Tamam da dostlar bu hırsızın hiç mi kabahati yok?” diye sıkıntısını anlatmaya çalışır.
Şu cümleye birlikte göz atalım. “Bir şahsın insanlık ve mürüvveti, dost ve ahbaplarına karşı yakınlığı ve bu yakınlığında devamıyla kabildir. Onlara yakınlık gösterilmeden mürüvvetten dem vurmak, mücerret bir iddiadır.”
Cümle bitmiş gibi gözükse de aslında cümle bitmiş değil. Söylenen söz çok açık ve net. Eğer yukarıdaki sözde aynı düşünceyi paylaşıyorsak cümlenin devamına göz atmak yararlı olur.
Cümle aynen şöyle devam ediyor; “ Onlara karşı iyiliklerimizi onların bize olan iyiliklerine bağlamak ve yer yer o iyilikleri keserek onları cezalandırmak da ham ruhluluk ve hakikate ermemişliğin ifadesidir.” Ve ilgili cümle şöyle bitiyor. Vicdanında huzura ermiş kamil kimseler ne ettikleri iyilikleri başa kakarlar, ne de gördükleri alakasızlıktan şikayet ederler.
Başlangıçta bir şekilde oluşan beraberlikler, zamanla anlamlaşarak kendiliğinden yararlı ve zararlı bir hukuka dönüşür. Evlilikler bu süreçlerden sadece bir tanesidir. Eğer evlenme ile noktalanan beraberlikte siz eşinize “tamam biz evliyiz ama, ben istediğim gibi yaşarım

BEN FİRDEVS’E VERECEM! /BEKİR AKKAYA

1978 yılında rehber öğretmenimiz Ramadan Gökten; “kendimize örnek alacağımız şahıslarda şu vasıflara bakılmalıdır.”diyordu. Bunlar ; 1. Yaşayışı, 2. Çevresi ( arkadaş,aile), 3.Geçmişi, 4. Onu destekleyen basın 5. İcraatı , 6. Yetiştirdiği nesil, 7. Yazılı veya ortaya koyduğu eserleri.” O günden bugüne epey zaman geçti. O notlarımı ben tekrar okudum. O günleri yaşayanlar çevrelerine bakarlarsa“büyük bir fark olduğunu” görürler.
Katılırsınız veya katılmazsınız şahsen ben hayatın her alanında büyük bir yozlaşma olduğuna inanıyorum. Ya da ben çağa ve zamana ayak uyduramıyorum. O yıllarda yaşanılan siyasi boyuttaki hadiseler bu yazının konusu değildir. O günlerde hayatın her alanında bir derinlik söz konusu idi. Yaz aylarında geldiğimiz köylerimizde bile aynı güzellik yaşanıyordu. Biz “samalık hayadı” denilen yerde toplanır, ağabeylerimizin konuşmalarını büyük bir hayranlıkla dinler, onlar gibi olmayı hayal ederdik.
1969 yılında okuduğumuz köydeki ilkokula iki gazete girer ve öğretmenlerimiz sayesinde hem de bu gazeteleri sınıfta yarışırcasına okurduk.

İNSANLARI GÖZETLE-ME! /BEKİR AKKAYA

Birey olarak her birimiz çileli ve sıkıntılı bir hayat yaşıyoruz. Huzur ve mutluluk denilen yaşantıya ulaşmak için çekmediğimiz, katlanmadığımız hiç bir anımız yok gibi.
Hele biraz daha diyerek aradığımız huzur ve mutluluğu hep geleceğe erteliyoruz. “Bulduk” dediğimiz anlarda ise sarhoşluk süremizin bitmesi ile sınırlı. Ne zaman ayılıp gerçekle karşı karşıya gelince aynı tas ve aynı hamamla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.
İki dostun bir araya gelişinde söylenilen birkaç cümleye birlikte göz atalım.
-Efendim yaptıklarımdan hiç tat alamıyorum. Üstelik şimdi bir işim de var.”
- Evi de yaptırdım çoluk çocuğu da

Şehitler ölmez /Bekir Akkaya

Türk Eğitim Sen Fatsa Temsilciliği ve Karadeniz Haber Postası Gazetesi işbirliği ile düzenlenen “Çanakkale Şehit Ve Gazilerini Anma Programı”na katılmamdan dolayı son derece mutlu oldum. Hasret Düğün Salonu'nda gerçekleşen program, tarih bilinci açısından son derece başarılı ve bilgilendiriciydi.
Program başlamadan önce salon tamamen doldu. İki saat kadar süren program, baştan sona nefesler kesilerek izlendi. Fatsa Türk Eğitim Sen Şube Başkanı Eğitimci - Yazar İhsan Akyol, tarih bilincine işaret ederek Çanakkale’nin tarihimizdeki önemine değindi. 90 yıl öncesi ile bugünkü durumu karşılaştırarak o ruhtan uzak durmanın sakıncaları üzerinde durdu. Salonu dolduran davetliler, 1915 yılında yapılan Çanakkale Savaşı'nı sinevizyon gösterisi eşliğinde tekrar yaşadılar; Kahraman askerlerimizin yazdığı inanılmaz destanı tekrar okudular. Teşekkürler Türk Eğitim-Sen, Teşekkürler tüm katkı yapanlar…
Cuma günü ise Kumru Çok

BAĞCIYI DÖVELİM Mİ? /BEKİR AKKAYA

Her birimiz “Kuş dili ile konuşma” ifadesini günlük hayatta zaman zaman kullanırız. Bu ifadenin ben anlatılmak istenilen şeyin açık bir dille anlatılmasının mümkün olmadığı zamanlarda kullanıldığını düşünürüm. Ben bu kez “kuş dili ile yazma” denemesi yapacağım. Başara bilirsem ne mutlu, başaramazsam …………….
Geçenlerde “asıl niyeti, niyet eden bilir.” Türünden bir yazı kaleme almıştım. Yine aynı düşüncede olduğumu buradan itiraf etmeliyim. Her birimiz üzüm yemek niyeti ile yola çıkıp bavcıyı dövenlere mutlaka şahit olmuşuzdur. İşte ben o yazımda hayatın her safhasında sürekli bağcı dövenlere ve bunu alenen yapanların niyetlerini sorgulamak istedim.
Yunus Emre “Yaratılanı sev yaratandan ötürü.” Dese de bu cümle ayet olmadığına göre benim bu cümleye itirazım var. Ve ben insan türü dışındaki tüm varlıkları sevsem de, insanın her türünü sevmek zorunda değilim. Seversem de şartsız ve koşulsuz sevmeye gayret gösteririm. Sevdiğim ve gönül verdiğim insanlarda bazı özelliklerin bulunmasına özen gösteririm.
Çocuklarıma hep yalan konuşmamalarını özellikle söylerim. Suçların ve günahların en önemli kaynağının, gerçeğin gizlenmesinde olduğunu düşünürüm. Yalan konuşmamayı prensip haline getiren ve tüm çevresine bunu öğütleyen kim olursa olsun o kişiye sonsuz saygı ve sevgi duyarım.
İnsanda benim aradığım en önemli özelliklerden biri de kul hakkına riayet etmesi, haramdan uzak durmasıdır. Başkalarına zarar vermediği sürece bireysel

Halka Siz Mi Bağışladınız? /Bekir Akkaya

Yerel yönetimlerin en önemli görevlerinden biri de, çevre düzenlemelerine gereken itinayı göstererek, gerekirse kanuni yetkilerini kullanarak bazı haksızlıklara geçit vermemektir.
Vatan Gazetesi’nde Ahmet Vardar ” Kaldırımlar kimin için yapılıyor? Bir yandan belediyeler kaldırımlarınızı yaptık diye vatandaştan para isterler, diğer yandan birileri babalarının malı imiş gibi kaldırımları işgal ederler. Bu işgali yapanlar ya esnaf, ya bakkal ya da özel araçlarını bırakan vatandaşlar... Sokaktaki bazı bakkal manav ve satıcı beyefendiler kaldırımları işgal ettikleri için vatandaşlar sokaktan yürümek zorunda kalıyor. Vatandaş her an bir trafik kazası tehlikesi ile karşı karşıya. . Özellikle okulların açık olduğu zamanlarda onlarca çocuk çaresiz sokağın ortasından geçiyor. Bizde bazı esnaflar dükkanla birlikte önündeki kaldırımı da kiraladıklarını düşünüyorlar. Bu yüzden de mallarını, arabalarını rahatça dükkanın önündeki kaldırıma koyuyorlar. Kendi mallarıymış gibi kullanıyorlar. Kimisi de halı veya giyecek sergileyip keyif yapıyorlar. Bazıları işi abartıp bu kaldırımlara sandalye atarak, arkadaşlarıyla saatlerce sohbet ediyorlar.” Ahmet Vardar demek bizim Kumru’daki sokaktan geçti…
Giresun Gazetesi’nde Mustafa Dağ’da şöyle yazdı geçenlerde. “Giresun’da kaldırımların Büyük bir bölümünü büfeler,sebzeciler,meyveciler,bakkallar, manavlar işgal etmiş. Yürüyebilene aşk olsun. Kaldırımlar kimler için yapılıyor? Yayalar için mi? Yoksa seyyarlar,manavlar,tezgahlar ve büfeler için mi? Kaldırımı yenilemek ve onarmak yetmez, önemli olan yayanın

Yazarları Dinlemek/ Bekir AKKAYA

Okuma alışkanlıkları olanlar, yazarları okur da dinleme imkanını pek bulamazlar. Okuyucu için bir yazarı dinlemek ya da onun yazdığı bir kitabı imzalattırmaktan daha anlamlı bir şey olamaz. Geçen hafta Kumru’lu okuyucular böyle bir imkanı yakaladılar. Kumru Etüt Eğitim Merkezinde düzenlenen “YAZARLARLA TANIŞMA TOPLANTISI”ndan son derece yararlandım. Etüt Eğitim Merkezi İdarecisi Şükrü Mat Beyefendiden aldığım bilgiye göre toplantıya katılanlar; 1. Ali Burhan : Zaman Gazetesi Çocuk Bölümü Editörü ve Muhabir. ESERLERİ : Yıldızlı Atlas, Çocuklar İçin Hikayeler, Ormandaki Bisiklet vs. 2. Salih Zengin : Zaman Gazetesi Çocuk Bölümü Editörü ve Muhabir. ESERLERİ : Çok Mavi Hikayeler, Şişkonun Bütün Adamları. 3. Gökhan

SEÇİMİN ASIL GALİBİ “BERABER YÜRÜMEK!” /BEKİR AKKAYA

Geçen yazımızın bir yerinde“gerçek ve samimi dostları ve sevenleri ayırmak, samimi dostlarla gönül adamlarıyla seviyeyi yükseltmek lazım.” Demiştik. Ben şahsen bu inancımı hiç yitirmiyorum. Ve aynı düşüncede israrlı olduğumu buradan tekrar ilan etmek istiyorum.
Çok heyecanlı ve herkesin bir şekilde iştirak ettiği bir seçimi geride bıraktık. Bu seçimin asıl galibi “ BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA” sözü. Bu seçimin asıl başarısı bu sözdeki incelik ve anlam. Ve ben inanıyorum ki, bu sözün ilk söylendiği ruh her nerede olursa, sadece seçim değil her türlü başarı kendiliğinden oluşacak ve hangi şartlar olursa olsun bu söz mutlaka kazanacaktır. Kaybetmenin de asıl sonucu bana göre bu sözdeki sırda saklı.
Ben burada parti, başkan veya herhangi bir şeyi kastetmiyorum. Bu sözdeki derin anlamdan söz ediyorum. Hangi parti veya başkan bu söze riayet etti ise zaten başarıyı yakalamış, hedefine de bir şekilde ulaşmış olacaktır. İnsanların bir araya gelerek oluşturduğu topluluk bu sözdeki asıl anlama riayet ederse başarılı olmaması için hiçbir neden yoktur.
Başarıyı bireyde arayanlar bu seçimde

“Ben Bilirim” Mahcubiyeti Artırır! /Bekir AKKAYA

“Gurbani” adında birinin gönderdiği “SAADET, bu işkencene ne zaman son vereceksin?” mesajı üzenine ilk kez yazma konusunda zorlandım. “Rant paylaşma” konusuna başladım “işkence” kelimesi aklıma geldi. Her meseleyi klasik bir mantıkla çözeceğini düşünerek diğer yöntemleri yok sayma gafletinde bulunarak hata üstüne hata işlemeyi alışkanlık haline getirmenin nedenlerini yazmayı düşündüm bundan da vaz geçtim. Bu yazı işkence olmasın diye “Ben Bilirim” sözünün açıklaması da değildir. Baktım ki olmuyor ben de günü kurtarmak adına Kazak Abdal’ın